NECİP F. BAHADIR | YORUM
Yeğeni ‘cinayet şüphesini’ bir kaç kez dile getirdi. Savcılığa ‘suç duyurusunda’ da bulundu. Fakat yargı harekete geçmedi. Bekledi… Ciddiye mi almadı yoksa üzerine gitmesi istenmedi mi? Alihan Kuriş ve ekibine yönelik operasyondan sonra ‘cinayet dosyası’ yeniden ivme kazandı. Savcı, Arif Ahmet Denizolgun’un ‘kabrinin açılmasına’ karar verdi. Adli Tıp uzmanları incelemek üzere naaştan örnekler aldı. AKP medyası da Alihan Kuriş’i ‘olağan şüpheli’ ilan etmekte gecikmedi. Düşene vurmak bir AKP politikası… Malum ‘Kurtlukta düşeni yemek kanundur…’
Yeğeni Süleyman Fatih Denizolgun’un da iddiası bu yöndeydi. Fakat aile içi kavga söz konusuydu. Alihan Kuriş’in grubun başına geçmesini kabullenemedi. Sadece Kuriş’e de değil, Arif Ahmet Denizolgun’a da itirazları vardı. Araları açıktı. Yeğen bugün ‘amcacığım’ diyerek Denizolgun’u sahiplenirken sosyal medyadan ancak ‘eski fotoğrafları’ paylaşabilmekte… Yeni fotoğraf paylaşamaz çünkü bir araya gelerek fotoğraf karesinde buluşmaları mümkün değildi. Aralarındaki kavganın ‘husumet’ boyutunda olduğunu söylemek abartı olmaz.
Bilirkişi Prof. Nevzat Alkan’ın raporu kesin ve kati hükme varamamış olsa da ‘cinayet şüphesini’ ciddileştirdi.
“Ağız ve burnunun kapatılması suretiyle kasten öldürülmüş olma ihtimalinin mevcut bulgular ve otopsi sırasındaki ileri derecedeki çürüme dikkate alındığında bilimsel ve objektif olarak dışlanması mümkün değil…”
Denizolgun’un ölümü kayıtlara ‘beyin kanaması’ olarak geçmişti. Şimdi başka bir ‘ihtimal’ ortaya çıktı. Ağzı ve burnu kapatılarak nefessiz bırakma… Ve göğüs bölgesine de muhtemelen dizle baskı uygulama… Bilirkişinin söylediği bu…
Peki bir boğuşma olmuş mu? Yakından tanıyanlar bilir, Denizolgun atletik ve iri yarı fiziğe sahipti. Ata biner, yüzmeye giderdi. Eğer bir bayılma söz konusu değilse bir kaç kişiyle başa çıkması pekala mümkündü. İlk otopside ‘boğuşmanın izleri’ olması gerekmez mi? Vardı da gözardı mı edildi? Deliller örtüldü mü? Üzerine gidilsin istenmedi mi? Yukarıdan bir el mi karıştı işin içine?
Alihan Kuriş’i dışlamıyorum elbette… Ama Kuriş ailede arasının en iyi olduğu kişiydi. Siyasi duruşu nedeniyle Ankara’nın da öfkesini çekmiş, canını sıkmıştı. Eğer bir cinayetten söz edilecekse çok yönlü düşünmek ve soruşturmak icap eder.
Bir ‘zehirlenme olasılığı’ da mümkün. Bilirkişinin raporunda yer aldı; ‘Denizolgun’un dokularında ve çürüme sıvılarında baryum, arsenik, kadmiyum, civa ve nikel gibi ağır metallere rastlandı…’
Bu metaller ne düzeydeydi?
Ölümüne bir etkisi oldu mu? Bilirkişi ‘veriler yetersiz’ dedi ve objektif bir değerlendirmenin mümkün olmadığını söyledi. Eğer bir ‘cinayet şüphesi’ söz konusuyla ‘zehirlenme’ ihtimali gözardı edilemez. Rahmetli Turgut Özal’ın naaşında da ‘zehirli metallere’ rastlanmıştı. Fakat AKP iktidarı üzerine gitmek yerine üstünü örtmeyi yeğlemişti. Zehirle ölüm bu toprakların aşinası olduğu bir yöntem…
Denizolgun’un ölümünde ‘cinayet şüphesi’ ciddileşti. Adı üzerinde ‘bilirkişinin tespiti’ bu. Bir komplo teorisi değil. Yargı olayı tüm yönleriyle aydınlatabilecek mi? AKP yargısının şöyle bir zaafı var; Olayı aydınlatmak yerine olağan şüpheli diye işaretlenen kişi veya kişilerin üzerine yıkmak…
Adalet Bakanı Akın Gürlek, Muhsin Yazıcıoğlu olayını anlatırken “F.tö izleri’ arayacağız” dedi. Bakış açısı bu… Sen vakayı tüm yönleriyle çöz veya aydınlat kim varsa ortaya çıkar zaten… Burada da amaç Denizolgun’un ölümünü Alihan Kuriş’in üzerine yıkmak gibi…
Bilirkişinin tespitlerine itiraz edenler de var. Hukuk adamı İzzet Özgenç bunlardan biri… X‘ten paylaştığı mesajında şöyle dedi; “Alınan örnekler üzerinden ölüm sebebinin tespit edilememiş olmasına rağmen örneğin kişinin havasız bırakılarak öldürüldüğü yönündeki bilirkişi tarafından yeni bir şüpheden söz edilmesi yapılan soruşturma sürecinde bir zorlamanın etkili olduğunun açık kanıtıdır…”
Özgenç gibi bir ismin ‘zorlamadan’ söz etmesi yabana atılamaz. Eğer bu zorlama Alihan Kuriş’e kadar uzanacaksa ne olay aydınlanır ne de adalet tecelli eder. Evet maalesef böyle bir ihtimal dışlamak mümkün değil.
Ben ‘cinayet şüphesini’ ciddiye alıyorum. Arif Ahmet Denizolgun’a husumet besleyenlerin sayısı hiç de az değildi. Ve ağırlıklı olarak da siyasi kesimdendi. Çünkü Denizolgun AKP ve Erdoğan’a çok keskin ve sert tavır koydu. Erdoğan direk gruba müdahale etti. İki kardeşin arasını açmakla kalanı, grup içinden de hatırı sayılır oranda adam devşirdi. Tüm müdahalelerine rağmen ne Arif Ahmet Denizolgun’u ne de grubu AKP’leştirebildi. Alihan Kuriş dayısının siyasi çizgisini aynen sürdürdü. AKP trolleri grubun 31 Mart’ta Ekrem İmamoğlu’na oy verdiğini diline doladı. Sanki suç imiş gibi…
Kuriş operasyonunun da temel dinamiğinde siyaset olduğu inkar edilemez gerçek. AKP’ye uzak durduğu ve tavır koyduğu için operasyonun muhatap oldu. Nasıl gruba operasyonun nedeni siyaset ise Denizolgun’un şüpheli ölümü de siyaset dışlanmadan soruşturulmalı…
Bu mümkün mü?
Mevcut şartlar olası değil elbette. Oraya bir soru işareti koymak da gerekiyor. Eğer bilirkişinin dediği ‘cinayet şüphesi’ gerçekse olağan şüpheli Alihan Kuriş ile sınırlanamaz. Ve işin içinde iş olduğu gerçeği de…
Mevzu sığ değil çok derin… Yargı nereye kadar gidebilir? Alihan Kuriş’in ötesine aşabilir mi? Kırmızı çizgiyi kaldırıp atabilir mi? Çok zor…
Arif Ahmet Denizolgun’nun yakın çevresine siyaseti işaret ederek ‘Bu adamlar beni öldürecek’ dediği ortaya çıkarsa… Ne olur? Yargı yeni bir dosya açabilir mi? Sadece Süleyman Fatih Denizolgun’a değil, kız kardeşi Gülderen Hanım’a da sorulsa… ‘Kimden şüpheleniyorsunuz?’ diye… Fatih Süleyman’ın tanıklığından daha kıymetli ve muteberdir.
Bir ipucu yakalama ihtimali hiç de az değil. Tehlikeli sulara girdiğimin farkındayım. Ama mevzu derin ve netameli… Belki bugün değil ama yarın yani AKP sonrası bazı gerçeklerin ortaya çıkması bana sürpriz olmaz. “Arif Ahmet Denizolgun’u kim neden öldürdü?” sorusu ‘olağan şüpheli’ diye Alihan Kuriş’in üzerine gitmekten daha anlamlı…
Ve fakat üzerinde duran yok…
Kaynak: Tr724
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***





































