Kategori: Kürt Meselesi

Serbest Görüş Kürt meselesi ve bu konudaki gelişmeleri derinlemesine inceleyen analizler ve haberler içermektedir. Kürt sorununa dair tarihsel ve güncel perspektifleri ele alarak, bölgesel ve uluslararası etkileri hakkında bilgi sunar. Sitemizde Kürt topluluklarının ve Türkiye’nin karşı karşıya olduğu sosyal, politik ve ekonomik dinamiklere dair kapsamlı içerikler bulabilirsiniz.

  • Bakırhan: Kürtlerle barış Türkiye’ye refah getirir

    Bakırhan: Kürtlerle barış Türkiye’ye refah getirir


    ANKARA – Partisinin dayanışma yemeğinde konuşan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, “Kürtlerle barış Türkiye’ye refah getirir” dedi. 

     

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Ankara Yenimahalle İlçe Örgütü, ilçe merkezindeki bir salonda dayanışma yemeği düzenledi. Etkinliğe DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan’ın yanı sıra Ankara il eşbaşkanları, sivil toplum örgütü temsilcileri ve çok sayıda yurttaş katıldı.

     

    Tuncer Bakırhan, Türkiye ve bölgeye dair önemli mesajlar verdi. Türkiye’nin tarihsel bir süreçten geçtiğine dikkati çeken Bakırhan, tekçi ve mezhepçi rejimlerin hem halklarına hem de bölgeye zarar verdiğini belirtti.

     

    ‘TÜRKİYE BÖLGENİN EN GÜÇLÜ ÜLKESİ OLABİLİR’

     

    Bakırhan, “Ortadoğu’daki tekçi rejimler sadece gitmekle kalmıyor, halklarına emperyalist müdahaleleri de beraberinde getiriyor. Bu rejimler kendi halklarına büyük kötülükler yapıyor. En büyük zenginlik artık maddi kaynaklar değil. Eğer öyle olsaydı Irak, İran, Suriye gibi ülkeler dünyanın en refah ülkeleri olurdu” dedi.

     

    Bakırhan, otoriter rejimlerin kaynaklarını halk için değil, muhalefeti bastırmak için kullandığını vurgulayarak Türkiye’nin bundan ders çıkarması gerektiğini söyledi: “Türkiye, stratejik coğrafyasında yaşanan krizlerden ders alırsa, demokratik bir cumhuriyete dönüşebilir. Sayın Öcalan’ın barış ve demokratik toplum çağrısı da buna işaret ediyor. Bu çağrı, iktidara büyük bir fırsat sunuyor. Tekçilikten, inkârcılıktan vazgeçin. Hep birlikte demokratik bir Türkiye inşa edebiliriz.”

     

    ‘4 TRİLYON LİRA YOKSULLARA HARCANMALI’

     

    Ekonomik kaynakların savaş politikaları yerine halka yönlendirilmesi gerektiğini dile getiren Bakırhan, “Bu ülkenin her metrekaresindeki insanlar çatışma olmadan bir arada yaşayabilmeli. Kaynaklar İHA’ya, SİHA’ya değil; emekçiye, öğrenciye, kadına harcanmalı. Türkiye Kürtlerle toplumsal barışı kurarsa, dünyanın en gelişmiş ülkelerinden biri olabilir” diye konuştu.

     

    ‘SAYIN ÖCALAN UMUTLU’

     

    Bakırhan, Öcalan’la yapılan son görüşmeye de değinerek, “Heyetimiz Sayın Öcalan’la görüştü. Kendisi umutlu olduğunu, iyi şeyler olacağına inandığını ve hazırlıkları olduğunu ifade etti. Eğer samimiyetle yaklaşılırsa Türkiye daha önce görmediği bir demokrasiye kavuşabilir” dedi.

     

    ‘MÜCADELEMİZ YALNIZCA KÜRTLER İÇİN DEĞİL’

     

    Bakırhan, konuşmasının son bölümünde toplumun tüm kesimlerine seslendi: “Bu ülkede sadece Kürtler değil, 85 milyon insan demokrasiyle buluşmalı. Soma gibi katliamlar yaşanmasın, Alevi yurttaşlarımız inançlarını özgürce yaşasın, öğrenciler parasız, özgür üniversitelerde okuyabilsin diye mücadele ediyoruz. Bu mücadele Türkiye’nin tamamı için, iyilik ve refah içindir.” Son olarak tüm halkları DEM Parti çatısı altında ortak mücadeleye davet eden Bakırhan, “40 yıldır her türlü bedeli ödeyerek yürüttüğümüz bu onurlu mücadele; Türküyle, Kürdüyle, kadınıyla, Alevisiyle ortak bir demokratik Türkiye hedefindedir” dedi.

     

     

    Kaynak: Mezopotamya Ajansı.
    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • DEM’li Tuncer Bakırhan: “Biz CHP’nin eylemci kitlesi değiliz, bizim başka bir meselemiz var”

    DEM’li Tuncer Bakırhan: “Biz CHP’nin eylemci kitlesi değiliz, bizim başka bir meselemiz var”


    DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, son yaşanan gelişmelere ilişkin dikkat çeken bir çıkış yaptı. Bakırhan, “Biz CHP’nin eylemci kitlesi değiliz. Bizim partimizin böyle bir şeyi yok. Biz eleştiririz bu kararı ama bizim kendi, başka bir meselemiz var, bu meseleyi de aşan. Biz toplumsal barışı örgütlemeye çalışıyoruz.” dedi.

    İki gündür Avrupa’da temaslarda bulunan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, İstanbul Belediyesine yönelik operasyon ile Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanmasına yönelik tepki gösterdi. “Bu yapılanları asla kabul etmiyoruz, halkın meşru demokratik tepkilerini destekliyoruz. Ayrıca bütün bu kayyımların atanmasın, operasyonlar yapılmasın, Ekrem İmamoğlu ve arkadaşlarımız tutuklanmasın diye Barış ve Demokratik Toplum zeminini yaratmaya çalışıyoruz.” ifadelerini kullanan Bakırhan, sosyal medya hesabından yapılan paylaşımda şu ifadelere yer verildi:

    İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne yönelik operasyonların ve Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanma girişiminin bu çağrıya zarar verdiğini belirterek, hukuksuz girişimleri asla kabul etmediğimizi ifade ettik. Yaptığımız ziyaretler ve görüşmelerde şu mesajı tüm açıklığıyla paylaştık…

    Kayyım darbelerine, siyasi operasyonlara ve demokrasiye yönelik bu saldırılara karşı duruyoruz. İktidar, halkın iradesine yönelik saldırılara karşı geliştirilen demokratik tepkileri kriminalize etmek yerine halkın taleplerine kulak vermeli ve iradesine saygı duymalıdır.

    Halkın iradesinin gasp edilmemesi; demokratik siyaset yürütenlerin, gazetecilerin, akademisyenlerin, muhaliflerin, Ekrem İmamoğlu ve arkadaşlarının tutuklanmaması için mücadele ediyor; barış ve demokratik toplum zemininin güçlenmesi için çalışıyoruz.

    Biz CHP’nin eylemci kitlesi değiliz

    Medya Haber’e konuşan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanmasının ardından başlayan sokak eylemlerine ilişkin konuştu. Bakırhan, “Biz CHP’nin eylemci kitlesi değiliz. Bizim partimizin böyle bir şeyi yok. Biz eleştiririz bu kararı ama bizim kendi, başka bir meselemiz var, bu meseleyi de aşan. Biz toplumsal barışı örgütlemeye çalışıyoruz.” dedi.

    Kent uzlaşısının başka bir şey olduğunu, İmamoğlu’nu desteklemediklerini anlatan Bakırhan, “Bizim bunları aşan ciddi bir yoğunluğumuz var. Biz barışı toplumsallaştırmaya çalışıyoruz. İmamoğlu ile mücadeleyi bizim üzerimizden yürütmesinler biz İmamoğlu’nu desteklemedik, kent uzlaşısı başka bir şeydir.” ifadelerini kullandı.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • DEM Partili Kamaç: Diyanet’in 19 dilli yayınında Kürtçe yok!

    DEM Partili Kamaç: Diyanet’in 19 dilli yayınında Kürtçe yok!


    ANKARA – Diyanet’in sanal platformlarda 19 dilde yayın yaptığını belirten DEM Partili Mehmet Kamaç, “Bunlar arasında Kürtçe yok” diyerek tepki gösterdi. 

     

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Sözcüsü Ayşegül Doğan, Meclis’te görüşülen 2025 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanun Teklifi kapsamında söz aldı.

     

    Ayşgül Doğan, Cumhurbaşkanını temsilen Meclis’te bulan Cevdet Yılmaz’ı Kürtçe selamlamak istediğini söyledi ve Meclis’i yöneten MHP Meclis Başkanvekili Celan Adan’a buna engel olup olmayacağını sordu. Adan, “Deyin deyin” diyerek, Kürtçe selamlamaya engel olmayacağını ve mikrofonu kapatmayacağını ifade etti. Ayşegül Doğan, daha sonra Yılmaz’a Kürtçe olarak “Hoşgeldiniz” dedi. Ayşegül Doğan’ın mikrofonu kapatılmadı Kürtçe sözleri Meclis tutanaklarına, “…” şeklinde ifadeler ile yer aldı.

     

    ‘İLETİŞİM KURAMAYAN İLETİŞİM BAŞKANI’

     

    İletişim Başkanlığı bütçesine işaret ederek sözlerini sürdüren Ayşegül Doğan, “Türkiye’nin en çok izlenen, en çok reyting yapan televizyon kanalından yani buradan yapılması gereken şey susmak, ağzımızı bantlamak, gözümüzü kapatmak, kulaklarımızı tıkaçla tıkamak ve böyle bir protesto etmek İletişim Başkanlığını. Çünkü İletişim Başkanlığının tam olarak Türkiye’de kurulduğu günden beri yaptığı şey bu. Hiçbir zaman İletişim Başkanı lütfedip buraya gelmez, komisyona gelmez, doğrudan sorularımıza yanıt vermez her nedense iletişim kuramayan birisi nasıl İletişim Başkanlığı yapar, o da ayrı bir mesele” diye konuştu.

     

    İletişim Başkanı’nın “Hakikat hiçbir şey, algı her şey” desturuyla hareket ettiğini belirten Ayşegül Doğan, “İletişim Başkanlığı basın özgürlüğüne Türkiye’de nasıl bir katkıda bulunmuş? 2024 Dünya Basın Özgürlüğü Endeksi’ne göre Türkiye, 180 ülke içerisinde kaçıncı sizce? 179’uncu değil ama 158’inci sırada yer alıyor” dedi.

     

    ‘AYETTE GİZLİ BİR İBARE Mİ VAR?

     

    Diyanet İşleri Başkanlığı’na değinen DEM Partili Mehmet Kamaç da, Kürtçe’nin Cami’de de yasak olduğunun altını çizdi. Kamaç, “Allah aşkına, bunu dinin hangi yerine sığdırıyorsunuz? Bakın, kimi yerlerde imamlar Kürtçe vaaz verdikleri için KHK’yle ihraç edildiler yani bunun size yüzlerce örneğini verebiliriz. Diyanet dijital platformlarda ‘Din nedir?’ sorusunu ya da cevabını verirken 19 dilde yayın yapıyor Sayın Cumhurbaşkanı Yardımcısı bu 19 dilin içinde ne var biliyor musunuz? Almanca var, Arnavutça var, Çince var, Danca var, Felemenkçe var, Fince var, her şey var ama bir tek Kürtçe yok. Ya, bunu bir tek bir şekilde açıklayabilirsiniz; ya gerçekten Kürtler bu dini Diyanetten daha iyi biliyor ya da Diyanet Rum Suresi’nin 22’nci ayetinde ya ‘Bütün diller Allah’ın ayetleridir.’ dediğinde ‘Kürtler hariçtir’ diye bir gizli ibare vardır ya da bunun içinde gerçekten bir asimilasyon politikasını aramak gerekiyor” diyerek, tepki gösterdi.

     

    ÖRNEK İLE YASAĞA TEPKİ GÖSTERDİ

     

    Kürtçe’ye dönük yasağa tepkisini sürdüren ve bir örnekle durumu açıklayan Kamaç, “Diyelim ki benim dedem ve Cumhurbaşkanı dedesi camiye gidiyor, hutbeye gidiyorlar, namazlarını kılıyorlar, dönüyorlar. Cumhurbaşkanın dedesi çat pat Türkçe biliyor fakat benim dedem tek bir kelime bilmiyor. Camiden çıkışında benim dedem soruyor Cumhurbaşkanın dedesine, diyor ki: ‘Yahu, imam ne dedi?’ Şimdi o da anlamamış ama şimdi anlamadığını da belirtmek istemiyor. Diyor ki: ‘Vallahi imam dedi ki: ‘Türkçe bilmeyenler cennete giremez.’ Olay burada bitti mi? Bitmiyor. Benim dedem evine gidince kapıyı çalıyor, eşi kapıyı açıyor. Dedem iki gözü iki yaşlı içeri giriyor. Hanımı soruyor, diyor ki: ‘Yahu, Bey, ne oldu?’ ‘Vallahi hiç sorma, imam bugün camide vaaz verirken demiş ki: ‘Vallahi Türkçe bilmeyenler cennete giremez.’ diyor. O da demiş ki: ‘Ya, çok fazla içerlenme. Sonuçta yaşıyorsun, öğrenirsin birkaç kelime.’ Demiş ki: ‘Ya, ben kendime ağlamıyorum ki Hazreti Muhammed Türkçe bilmiyordu, ben ona ağlıyorum.’ demiş” ifadelerini kullandı. 

     

    TUTANAKLARDA AYETTE YER VERİLMEDİ

     

    Kamaç, Kürtçe yasağına karşı bir ayet de okudu. Ancak Meclis, tutanaklarda ayete yer verilmedi. Tutanaklarda, Kamaç’ın, “İbrahim Süresi’nin 4’üncü ayetikerimesini okudu” şeklinde ifadeye yer verildi. Kamaç, daha sonra ayetin Türkçe halini de okudu. Kamaç’ın okuduğu ayet ve konuşması şöyle: “ ‘Biz hiçbir kavme kendi dilinden başka bir dille peygamber göndermedik.’ Ya, Allah bütün kavimlere kendi dilleriyle peygamber gönderiyor ama siz, Kürt halkına kendi dilleriyle bir imam göndermiyorsunuz. Bununla bitti mi? Bu ülke bir inançlar mozaiğidir; bu ülkede yaşayan Museviler var, İseviler var, azınlıkların hakları var. Diyanet bütçesini konuşurken sadece Sünni Müslüman’ın meselesini konuştuğumuzda siz bu meseleyi, bu sorunu çözmüş olmuyorsunuz.

     

    YOK SAYILIYORLAR

     

    Bu insanlar; İseviler, Museviler bu ülkede vergi vermiyorlar mı? Onların neye inanacaklarına kendilerinin karar vermesi gerekmiyor mu? Peki, onların kiliselerinde onlara ayin yaptıran, onlara ibadet yatıran insanların maaşlarının da olması gerekmiyor mu ya da onların hizmetlerinin verilmesi gerekmiyor mu? Bu yok sayılıyor, zaten burada bir şey yok. Ezidiler, bu ülkenin hakikaten en kıymetli inanç gruplarından biridir ve bir halktır. Bakın, 2014 yılında Ezidiler o katliamla karşı karşıya gelirken, hâlen bu ülkede bile Ezidilerin kaçırılan kızları, kadınları köleleştirilirken Diyanet İşleri Başkanlığı eğer çıkıp tek bir cümle kurmuyorsa Sayın Cumhurbaşkanı Yardımcısı, bu Diyanet tartışmalı bir Diyanettir; bunu tartışmamız gerekiyor.

     

    ÖZERK OLMASI LAZIM

     

    Diyanetin özerk olması gerekiyor; o cübbenin iliksiz olmasının da temel sebebi o, özerk olmalı. Siz, Diyaneti iktidarın emrine verirseniz sonuçta Diyanet gelir, iktidardan emir alarak iş yapar, birileri de şatafat üzerinden, Audi üzerinden, şu bu üzerinden Diyanetin şahsiyetiyle oynar, oysa çok önemli bir kurum, bunun farkındayız.”

     

    ‘ALEVİ KÖYLERİNE CAMİ YAPILIYOR’

     

    Milletvekili Celal Fırat da Diyanet İşleri Başkanlığı’nın Alevilere başta olmak üzere tüm farklı inançtaki topluluklara her türlü saldırı, bakı ve sindirme politikasına devam ettiğini söyledi. Fırat, “Diyanet geçmişte olduğu gibi kanun yerine fetvalar veriyor, yöneticilerinin yaptıkları hata ve zulümlere de din adına bahaneler uydurmaya devam ediyor. Cumhuriyet tarihi boyunca uygulamalar hiç değişmediği gibi, Alevi köylerine cami yapılıyor, cemevleri yasaklanıyor. Alevilerin, inanç ve ritüelleri asimilasyona uğratılıyordu. Biz Alevilerin hiç bir inançsal ritüelindeki kimlik, inanç, cinsiyet, siyasi görüş ayrılığı beyanı ve iması yokken sizin bu acımasızlığınızı elbette ki tarih yazacaktır. Diyanet İşleri Başkanlığının toplumun sadece bir kesimine yönelik faaliyet yürütmesi asla kabul edilemez” dedi.

     

    ‘HALKIMIZIN SOFRASINDAN GELİYOR’

     

    Diyanetin eliyle Alevi toplumun yolundan ayırmak istendiğine işaret eden Fırat, şöyle konuştu: “Düşünsel, sosyal, politik gelişimi süreçlerine müdahale etmek, geçmişte olduğu gibi bugün de faşizmdir. Sayın milletvekilleri, 2025 yıl için teklif edilen 130 milyar liralık bütçe nereden gelecek? Derin yoksulluk yaşayan, halkımızın sofrasından, alın terinden gelecek. İş, Diyanet olunca biraz insaf demek, haram mı helal mi diye sormak gerekiyor. Harcadığınız devasa bütçeyi sadece temsil ettiğinizi söylediğiniz inanç kesim için ödüyorsunuz; inananı, inanmayana, Alevi’si Şii’si, Şafi’si Hristiyan’ı, Musevi’si Ezidi’si gibi Diyanetin hiç temsil etmediği farklı inanç mensuplarının alın terinden alınan vergilerle 140 bin personelin, 89 bin caminin giderlerini karşılıyorsunuz.

     

    SURİYE’DEKİ ARAP ALEVİLER’E BASKI

     

    Cihatçı terörist yapı HTŞ’nin Şam’ı ele geçirmesiyle devam eden süreç bölgede yeni trajedileri, korku ve kaygıları beraberinde getirmiştir. Özellikle Arap Alevileri toplumu ile diğer azınlıklar üzerindeki tehditler kaygı vericidir. Suriye’de radikal selefiler dışındaki çoğu kesimler katledilme korkusu yaşıyor. Savaş halklara zulümdür, o topraklar kana, gözyaşına doymuştur. Suriye’deki Arap Alevilere yönelik baskı ve zulme karşı çıkmak en başta milyonlarca Alevi’nin yurttaşı olduğu ülkemize düşer. Gelin, hep beraber bu ülkenin bütün sorunlarını, meselelerini diyalogla oturup konuşarak, muhabbet ederek çözelim diyor, Hak yardımcımız, Hızır yoldaşımız olsun.” 

     

    Kaynak: Mezopotamya Ajansı.
    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Tabip odaları: Kayyımlar  Kürt sorunu çözümsüzlüğünün sonucu

    Tabip odaları: Kayyımlar Kürt sorunu çözümsüzlüğünün sonucu


    AMED – Amed’de açıklama yapan bölge Tabip Odaları, “Kayyımlar, Kürt sorununun çözümsüzlüğünün bir sonucudur. Kürt sorununu demokratik ve barışçıl yollardan çözmek istemeyenler, laikliğe ve bilime karşı çıkanlar, sağlıkta çeteleşmelere de zemin hazırlamaktadır” dedi. 

     

    Türk Tabipler Birliği (TTB) Merkez Konsey üyeleri ve bölge tabip odaları ile sağlıktaki bölgesel eşitsizlikler, sağlıkta ticarileşme, bölgede yaşanan anti demokratik uygulamaların toplum sağlığına etkilerinin masaya yatırıldığı bir toplantı yaptı. Çand Amed Kültür ve Kongre Merkezi’nde yapılan toplantı ardından basın açıklaması yapıldı. Açıklamayı Amed Tabip Odası Başkanı Dr. Veysi Ülgen okudu. 

     

    1980’li yıllarda 12 Eylül Askeri Darbesi sonrası getirilen “sağlıkta özelleştirme politikaları”nın yeni bir aşamaya geçtiğine dikkat çeken Ülgen, “Kapitalist sağlığın parçaları olan “sağlıkta özelleştirme” ve ‘sağlıkta ticarileşme’ artık ‘sağlıkta çeteleşme’ ile de kendisini yoğun bir şekilde ortaya koymaktadır. 

    Yıllardır süren sağlıktaki kapitalist saldırılar, insan sağlığı üzerinden kuralsız para kazanma ve kar hırsı, usulsüzlükler, kirli ilişkiler ve çeteleşmeye dönüşmüştür. Ülkemizde hayatın her alanına gittikçe daha da nüfuz eden ve iktidarla iç içe hâl almış çeteler, kolay para kazanma alanı olarak gördükleri sağlık sektöründe de artık çekinmeden ve saklanmadan ortaya çıkmıştır. Yenidoğan servislerinden başlayarak, artık gizlenemeyen çeteleşmenin sağlığın her alanında bulunduğunu biliyoruz” dedi. 

     

    ‘İKTİDAR ÇETELEŞMEYİ BESLEMEKTEDİR’

     

    Sağlıkta dönüşüm politikaları sağlık alanındaki eşitsizlikleri de derinleştirdiği kaydeden Ülgen, “Kamusal sağlık hizmetinin de performans, mesai dışı ödeme ve taşeron hizmetler uygulamalarıyla özelleştirilmiş olması bunda önemli bir rol oynamaktadır. Kamuda hizmet alamayan insanlarımız özele gitmek zorunda kalmaktadırlar. Böylelikle özel sektör kamu kaynaklarıyla beslenmektedir. Nitekim özel sektörün son 20 yıldaki gösterdiği büyüme dikkat çekicidir. Sağlık, her zamankinden daha fazla iktidarların etki alanına girmiş ve sistemin kirli çarklarına bulaşmıştır. Sağlıkta çeteleşme yalnızca ticarileşmeden kaynaklanmamaktadır. Otoriter, tekçi ve antidemokratik anlayış şeffaflık, adalet ve hesap verebilirlik mekanizmalarını yok ederek çeteleşmeyi beslemektedir” diye belirtti. 

     

    İktidarın ayrımcı ve tekçi anlayışının ve uygulamalarının bölgede çok daha yakıcı halde yaşandığının altını çizen Ülgen, “Kadınlar, çocuklar, anadilini kullanamayanlar, göçmenler ve azınlıklar her türlü şiddete ve ayrımcılığa maruz kalmaktadır. Bölge halkının anadilinde sağlık hizmeti alamaması, sağlık hakkına erişimin önündeki önemli engellerden biridir. Başta Kürtçe olmak üzere bölgede konuşulan dilleri bilen hekim ve sağlık çalışanı sayısının belirgin olarak azalmasına neden olmaktadır” ifadelerini kullandı. 

     

    KAYYIMLARA TEPKİ

     

    Yeniden devreye konulan kayyım uygulamasına da tepki gösteren Ülgen, “Pandemi dönemindeki tecrübeler kayyımın halk sağlığına yönelik bir tehdit olduğunu göstermiştir. Halkın iradesine yönelik bir darbe girişimi olan kayyımların yaptığı hiçbir açıklama halk nezdinde kabul görmediği gibi aşı tereddütünü artırmıştır. Ancak, Tabip Odalarının yöneticileri tarafından Kürtçe ve Türkçe yapılan çağrı ve açıklamalar halk tarafından kabul görmüş ve Kürt illerinde özellikle Amed başta olmak üzere bölgede aşılama oranları ciddi artış göstermiştir. Kayyımlar, Kürt sorununun çözümsüzlüğünün bir sonucudur. Kürt sorununu demokratik ve barışçıl yollardan çözmek istemeyenler, laikliğe ve bilime karşı çıkanlar, sağlıkta çeteleşmelere de zemin hazırlamaktadır. Halk iradesine dayatılan kayyımlara da karşı duracak ve nerede olursa olsun savaşa karşı barışı savunarak, ‘savaş bir halk sağlığı sorunudur’ demeye devam edecektir” dedi. 

     

     

     

     

    Kaynak: Mezopotamya Ajansı.
    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Batman’da sert müdahalede bulunan polisler hakkında soruşturma başlatıldı

    Batman’da sert müdahalede bulunan polisler hakkında soruşturma başlatıldı

    Batman Valiliği, belediyeye kayyım atanmasının ardından ilde başlayan protestolara sert müdahalede bulunan polisler hakkında soruşturma başlattı.

    Valiliğin açıklaması şöyle:

    “Batman’da güvenlik kuvvetlerine taş atan ve fiziki saldırıda bulunan gruba müdahale sonrası, gözaltına alma işlemleri yapılırken polis memurlarının tutum ve davranışlarıyla ilgili idari soruşturma başlatılmıştır. Kamuoyuna saygıyla duyurulur.”

  • DEM Parti’den Ahmet Özer Yorumu: Bu Ne Perhiz Bu Ne Lahana Turşusu

    DEM Parti’den Ahmet Özer Yorumu: Bu Ne Perhiz Bu Ne Lahana Turşusu

    Türkiye’de son dönemde bir taraftan Kürt sorunu tartışılırken, diğer taraftan Esenyurt Belediye Başkanı Ahmet Özer ‘terör örgütü üyeliği’ iddiasıyla tutuklandı. Konuya ilişkin yeni bir açıklama yapan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, “Halkın iradesiyle seçilen Esenyurt Belediyesine kayyım atanması ‘Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu?’ dedirtiyor” dedi.

    Türkiye’de bir yandan MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin terör örgütü PKK lideri Abdullah Öcalan’a ‘örgüte silah bıraktırma’ çağırısıyla başlayan süreç, bir yandan da Esenyurt Belediye Başkanı Ahmet Özer’in ‘terör örgütüne üye olma’ iddiasıyla tutuklanarak yerine kayyım atanması konuşulurken, DEM Parti cephesinden Özer’in tutuklanmasına ilişkin yeni bir açıklama geldi.

    DEM Parti'den Ahmet Özer Yorumu: Bu Ne Perhiz Bu Ne Lahana Turşusu - Resim : 1

    DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, Halkların Demokratik Kongresi’nin (HDK) 13. Genel Kuruluna katılarak gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu. Bakırhan, tutuklamanın Türkiye’de Kürt meselesine ilişkin tartışmaların yapıldığı bir dönemde olduğunu hatırlatarak, “Halkın iradesiyle seçilen Esenyurt Belediyesine kayyım atanması ‘Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu?’ dedirtiyor” dedi.

    DEM Parti'den Ahmet Özer Yorumu: Bu Ne Perhiz Bu Ne Lahana Turşusu - Resim : 2

    ORTA DOĞU’DAKİ KRİZİ İŞARET ETTİ

    Bakırhan açıklamasında, Kürt sorununun çözümünde diyalog ve demokratik yöntemlerin önemini vurgulayarak, “Ortadoğu’daki krizden etkilenmemek için Türkiye’nin toplumsal barışı sağlaması, en başta da Kürt meselesini diyalogla çözmesi gerekiyor” ifadelerini kullandı.

    DEM Parti'den Ahmet Özer Yorumu: Bu Ne Perhiz Bu Ne Lahana Turşusu - Resim : 3

    Çözüm sürecinin tek taraflı açıklamalarla yürümeyeceğinin altını çizen Bakırhan, Bir süreç varsa tarafları vardır. Bu sürecin diğer taraflarının da görüş ve önerileri Türkiye toplumu tarafından bilinmeli” dedi.

    İktidarın tehdit dilini terk etmesi gerektiğini belirten Bakırhan, “Daha kapsayıcı, saygılı ve olgun bir siyasi dilin benimsenmesi gerekiyor. Aksi halde bu tartışmalar, bir süreç başlamadan sona ermek durumunda kalabilir” dedi ve kayyım atamalarının tartışmaları baltaladığını belirtti.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Esenyurtlular kayyıma tepkili: Hukuksuzluk ve adaletsizliktir

    Esenyurtlular kayyıma tepkili: Hukuksuzluk ve adaletsizliktir


    İSTANBUL – Esenyurt Belediyesine kayyım atanmasına tepkili olan ilçe sakinleri, kayyıma karşı daha fazla direniş gösterilmesi gerektiğini ifade etti.

    İstanbul’un Esenyurt ilçesinde 31 Mart yerel seçimlerinde “Kent Uzlaşısı” ile belediye başkanlığı görevine seçilen Ahmet Özer, 30 Ekim’de gözaltına alındıktan sonra tutuklandı. Özer’in yerine ise, İstanbul Vali Yardımcısı Can Aksoy kayyım olarak atandı. Esenyurt Belediyesi, Türkiye’nin en büyük ilçesi. Ayrıca İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nden (İBB) sonra kentin en büyük bütçeli belediyesi, Kürt ve sığınmacı göçmen nüfusunun yoğun olduğu bir merkez. İlçe sakinleri, Özer’in tutuklanması ve yerine kayyım atanmasına tepkili. 

     

    ‘AMASYALI’YIM VE ÖZER’İN ARKASINDAYIM’

     

    Ali Emirel, Esenyurt halkının kayyıma karşı gerçekleşen mitingde tepkisini gösterdiğini belirterek, “Ülke bu haldeyken, çocuklar hastanelerde öldürülürken gündemi değiştirmek için ellerinden geleni yapıyorlar. Ahmet Özer’in sonuna kadar yanındayız. Ben Amasyalıyım. Bize polis tarafından yapılan muameleyi şiddetle kınıyorum. Mitinge kendi irademi aramak için gittim ve polislerin bize yapmadığı kalmadı” dedi.

     

    CHP’YE ELEŞTİRİ

     

    Yakup Manduz, iktidarın istediği her muameleyi yaptığını ve buna sessiz kalınmasına tepki göstererek, “Halk olarak Esenyurt’ta olanları dün de gördük bugün de görüyoruz. Yağmalanıyor ve berbat ediliyor. Baştakiler sessiz kalıyor. Özellikle CHP’yi burada suçluyorum. CHP’nin bu işe el atması lazım. Sessiz kalmaması lazım. Kayyumlara karşı direnmelidir. Yüzde 50 onunsa yüzde 50 de CHP’nindir. CHP niye bu konuda sessiz kalıyor? Esenyurt meydanında kime sorsan içi dolmuştur. Baştakiler istediğini alıyor, istediğini işkenceden geçiriyor, istediğini hapse atıyor ve istediği muameleyi yaptırıyor. Bu sefer de halk suçlu duruma düşüyor. Halka öncülük yapılırsa bu halk çok şey yapar. Ama öncü yok. Van örnektir. Van’da da çok uğraştılar ama alamadılar. Çünkü Van halkı çok direnç gösterdi. Dirençli oldu ve belediyesini geri aldı” diye belirtti. 

     

    İbrahim Özgökçe, Özer’in yanında olduklarını ve ona yapılan haksızlığın bütün Esenyurt halkına yapıldığını söyledi. Özgökçe, kardeş halkların her zaman Özer’in yanında olacağını belirterek, “Dualarımız her zaman onunla olacak. Bizler birini seçiyoruz onlar hemen saldırıyor” dedi. 

     

    ÖZER’E DESTEK 

     

    Seçimlerde oyunu Özer’e o veren Ekrem Özer, kayyımın demokrasiye karşı bir uygulama olduğunu ve etik olmayan bir politika olduğunu kaydetti. Özer, kayyım atanmasını ve Özer’in tutuklanmasının bir algı operasyonu ile yapıldığını belirterek, “Bu yapılan sindirme politikasıdır. Sayın başkanın hiçbir eksik ve yanlış uygulaması yoktur. Politikanın kirli yüzünü ortaya çıkarmak amaçlı bir tavrı olduğundan dolayı başkana böyle bir şey yaptılar. Çok güzel çalışmaları vardı. Esenyurt ilçesini dünyada örnek gösterebilecek bir yönetim sistemiyle yönetmeye başlamıştı. Haksızlıkla, demokrasinin içinde yer almayan bir anlayışla belediyeye kayyım atılmıştır. Bu durumu kınıyorum” ifadelerini kullandı. 

     

    ‘KABUL ETMİYORUZ’

     

    Akif Yılmaz, kayyımın haksızlık, hukuksuzluk ve adaletsizlik olduğunu belirterek, “Özer’e yapılan bu hukuksuzluğu Esenyurtlular olarak kabul etmiyoruz. Kürt olduğu için kayyım atadılar. Halklar olarak bu hukuksuzluğa karşıyız. Halk tarafından sevilen bir başkandı. Gençlerle, yaşlılarla herkesle hep kol kolaydı ve yan yanaydı. Onu dört gözle bekliyoruz” dedi.

     

    İsmini vermek istemeyen bir yurttaş ise tepkisini şöyle dile getirdi:  “Daha da hizmet edecekti. Tutuklayıp içeri attılar. Hiçbir suçu ve hatası da yoktur. Bu ülkede ya terörist oluyorsun ya da FETÖ’cü. Herkese ceza veriyorlar.” 

     

    Kaynak: Mezopotamya Ajansı.
    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • En Yakınındaki İsim Konuştu: Mansur Yavaş Esenyurt’taki Mitinge Neden Katılmadı?

    En Yakınındaki İsim Konuştu: Mansur Yavaş Esenyurt’taki Mitinge Neden Katılmadı?

    Türkiye, Esenyurt Belediye Başkanı Ahmet Özer’in tutuklanmasını konuşurken, ABB Başkanı Mansur Yavaş’ın Esenyurt’taki mitinge katılmaması dikkat çekmişti. Yavaş’ın eski basın danışmanı konuya ilişkin yaptığı açıklamada, Mansur Yavaş’ın DEM Parti’den rahatsız olduğuna dikkat çekerek, “”Mansur Yavaş bu mitinge rahatsızlık duyduğu için katılmadı” dedi.

    Esenyurt Belediye Başkanı Ahmet Özer’in tutuklanarak, yerine kayyım atanmasının ardından kamuoyundan büyük tepki yükselirken, CHP Esenyurt’a adeta çıkarma yaptı. CHP’li belediye başkanlarına Esenyurt’a gelmeleri yönünde çağrı yapılırken, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş düzenlenen mitinge katılmadı.

    TV100’de Gürkan Hacır’ın sunduğu Taksim Meydanı programında konuşan Mansur Yavaş’ın eski basın danışmanı Volkan Memduh Gültekin, dikkat çeken açıklamalarda bulundu. Gültekin konuya ilişkin açıklamasında, “Mansur Yavaş bu mitinge rahatsızlık duyduğu için katılmadı. Bunu da kendisi açıklıyor. Cumhuriyet Bayramı’nı kutlamayanlar, Milli Takım kazandığında sevinmeyenlerle bir arada olmam diyor” ifadelerini kullandı.

    ‘CENAZE GİBİ GEREKÇELER ÖNE SÜRMÜŞ OLABİLİR AMA…’

    Gültekin, mitinge, ‘cenaze’ gerekçesini sunarak Mansur Yavaş ile ilgili şunları söyledi:

    “Mansur Yavaş’ın buraya katılmamasını rahatsızlık olarak görüyorum. Mansur Yavaş bu mitinge rahatsızlık duyduğu için katılmadı. Bunu da kendisi açıklıyor. Cumhuriyet Bayramını kutlamayanlar, Milli Takım kazandığında sevinmeyenlerle bir arada olmam diyor. Ne DEM Parti’nin tabanı ile ilgili bir sorundan bahsediyoruz, ne de Kürt vatandaşlarla ilgili bir sorundan bahsediyoruz.

    En Yakınındaki İsim Konuştu: Mansur Yavaş Esenyurt'taki Mitinge Neden Katılmadı? - Resim : 2

    ‘DEM PARTİ’DEN RAHATSIZ’

    Bir kurumsal kimlik olarak DEM Parti’den rahatsız olduğunu, Cumhuriyet Bayramını kutlamayanlarla bir araya gelmem diyor. Siyasi nezaketen cenaze gibi gerekçeler öne sürülmüş olabilir. Ama mitinge katılmamasının nedeni budur. Bu nedenle açıklamasında siyasi değil, hukuki gerekçelerden bahsediyor.

    Mansur Yavaş siyasi geleneği olan, siyasi çizgisi olan, bu çizgiyle partiye davet edilen, bu çizgiyle bu partiye gönül verenlerle yoldaşlık yapmış, yüzde 60 oy alarak farklı siyasi görüşlere ulaşmış birisi.”

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Erdoğan, Bahçeli’nin ‘Öcalan’ çıkışı için sessizliğini bozdu: ‘Faydalı olacağı kanaatindeyiz’

    Erdoğan, Bahçeli’nin ‘Öcalan’ çıkışı için sessizliğini bozdu: ‘Faydalı olacağı kanaatindeyiz’


    Cumhuriyet’in 101. yılına özel Beştepe’deki Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde “29 Ekim Özel” programı düzenlendi. Cumhurbaşkanı Erdoğan programda açıklamalarda bulundu.

    Erdoğan, Bahçeli’nin Öcalan ile ilgili açıklamalarına ilişkin ilk kez konuştu: “Cumhur İttifakı ortağımızın öncülüğünde son dönemde ortaya konan yaklaşımların bu geniş arka plan ışığında önyargısız olarak değerlendirilmesinin daha faydalı olacağı kanaatindeyiz. Bu yaklaşım kadim devlet aklının, binlerce yıldan süzülüp gelen irfanının gereğidir.”

    Erdoğan’ın açıklamaları satır başlarıyla şöyle:

    ‘İÇ CEPHEMİZİ GÜÇLENDİRECEĞİZ’
    “Cumhuriyetimizin ilanının 101. yıldönümü kutlu olsun. Milli mücadelenin başkomutanı Cumhuriyetimizin banisi Gazi Mustafa Kemal Atatürk başta olmak üzere istikbal ve istiklalimizin inşasında emeği olan kahramanlarımızın her birini saygıyla yadediyorum. Bin yıldır bu toprakları vatanımız olan tescillemek için canlarını feda eden tüm şehit ve gazilerimizi rahmetle anıyorum. İster üniformalı ister TUSAŞ’taki olduğu gibi üniformasız olsun hayatları pahasına mücadele eden kahramanlarımıza şükranlarımı sunuyorum.

    Serbest Görüş:

    Biz milletçe bir oldukça ne terör örgütleri ne de onları elinde tutan odaklar başarılı olamayacaklardır. İç cepheyi sağlam tutukça, ne terör örgütleri ne de onları besleyip üzerimize salan şer güçleri emellerine ulaşamayacaktır. Nevzuhur devletlerin köksüz toplumların küresel teröristlerin anlamadığı bir hakikat var. Bu hakikat Türkiye Cumhuriyeti’nin bizim binlerce yıllık devletler silsilemizin son temsilcisi olduğu. Onlar sanıyorlar ki bu milletin devleti sadece 101 yıllık geçmişe sahiptir. Cumhuriyetimiz 101 yıl önce yeni bir devlet olarak değil yeniden başlangıcın sembolü bir rejim olarak kurulmuştur.

    ‘CUMHURİYETİMİZİN KİMİ HATALI TERCİHLERİ DE OLMUŞTUR’
    Ordumuz başta olmak üzere devletimizin omurgasını oluşturan kurumlarımızın binlerce yıl ötesine uzanması bu hakikatin en açık ifadesidir. Cumhuriyetimizin elbette kimi eksikleri olmuştur. Hatta kimi hatalı tercihleri de olmuştur. Ama bunların hiçbiri tevarüs ettiğimiz köklü tarihi, zengin medeniyeti, insani değerleri gölgelemeye yetmez. Bu millet maruz kaldığı tüm saldırıların üstesinden gelerek küllerinden yeniden doğmayı başarmış asil millettir. Bugün küllerimizin değil sahip olduğumuz imkanların ve azmin üzerinde yükseldiğimiz döneme giriyoruz. Yeniden ve daha güçlü bir başlangıcın arifesindeyiz. Allah’ın izniyle yokluklar içinde yürüttüğümüz milli mücadeleyi nasıl zaferle taçlandırdıysak bu mücadeleyi başarıya ulaştıracağız. Türk milleti kadar kaderini devletiyle beraber görmüş başka bir millet yoktur. Ezelden beri her şeyin fani olduğuna inanan milletimiz sadece devletini ebed müddet tahayyül etmiştir.

    Bizim için Asya Hun devletinden Göktürklere, Uygurlulardan Karahanlılara, Selçuklulardan Osmanlılara uzanan koskoca tarihin istisnasız tamamı birdir, bütündür ve milletimize aittir. Anadolu’ya geldiğimizde de burada yaşayan insanların tamamını şefkat ve adaletle kucaklayarak kendimizden ayrı görmedik. Geçtiğimiz yüzyılın başlarında yaşanan acı hadiselerin hiçbirinin sebebi milletimiz değildir. Emperyalistlerin yalanlarına, tahriklerine kapılan bin yıllık komşularımız kendi hırslarının ve hatalarının bedelini ödemiştir. Cumhuriyetimizin sınırları içindeki her bir insanı adil ve eşit vatandaşlar kabul etme süreci biraz sancılı geçmiş olabilir ama nihayetinde bunu da başardığımızı düşünüyorum.

    ‘ÖNYARGISIZ DEĞERLENDİRİLMESİNİN FAYDALI OLACAĞI KANAATİNDEYİZ’
    Dünyada ve bölgemizde tarihi gelişmelerin yaşandığı siyasi ve ekonomik yeniden yapılanma sürecinin kapılarının aralandığı dönemdeyiz. 85 milyon hep birlikte Türkiye Yüzyılı vizyonu etrafında bütünleşmemiz önemli ve hayati hale gelmiştir. Ülke ve millet olarak siyasi, sosyal, ekonomik sorunları hızla çözmemiz şarttır. Cumhur İttifakı ortağımızın öncülüğünde son dönemde ortaya konan yaklaşımların bu geniş arka plan ışığında önyargısız olarak değerlendirilmesinin daha faydalı olacağı kanaatindeyiz. Bu yaklaşım kadim devlet aklının, binlerce yıldan süzülüp gelen irfanının gereğidir. Hazreti Mevlana’nın ifadesiyle, yeni şeyler söylememiz gereken, sorunları görmezden gelen değil, kararlı irade ortaya koyup çözmemiz gereken bir iklime girdik. Aksi halde, nevzuhur devletlerden ve toplumlardan bir farkımız kalmaz. Hiç uzağa gitmeye gerek yok. Milli mücadele tek başına bu halkın en zor şartlarda bile neler yapabileceğinin en güzel timsalidir. Aziz milletim, değerli misafirler, milli mücadelede asker sayısı, ekonomik güç, silah, teçhizat, ulaşım ve istihbarat imkanları bakımından üstün olan taraf işgalcilerdi. Ama Allah’ın nusret ve inayetiyle zaferi kazanan biz olduk.

    Serbest Görüş:

    ‘HİÇBİR ZORLUK BİZİ YOLUMUZDAN ALIKOYAMAYACAK’
    Birlikte rahmet, ayrılıkta azap vardır emri gereğince, milli mücadelede hiç kimse yan yana yürüdüğü arkadaşına Türk mü, Kürt mü, Alevi mi, Sünni mi olduğunu sormadı. Ülkenin dört bir yanındaki illerimizin temsilcileri Ankara’da buluşup, Büyük Millet Meclisi’nde omuz omuza verdi birlik oldu. Sakarya’da, Dumlupınar’da, Maraş’ın, Urfa’nın, Antep’in, İzmir’in işgalden kurtuluşunda hep bu ruhla düşmanı mağlup ettik. Bakınız, burada milli mücadele dönemine ait bir hatırayı sizlerle özellikle paylaşmak istiyorum. Yunan işgal kuvvetlerinin ilerleyişinden dolayı ordumuzun Sakarya’nın doğusuna çekilmesi gündeme gelmiştir. Birçok kişi de endişelere sebep olan bu fikri tartışmak üzere meclis gizli oturumla toplandı. Fevzi Paşa, ordunun rahatça manevra yapmasını sağlamak için meclisin Kayseri’ye taşınmasını teklif ediyor. Meclis açıldığından beri hiç söz alıp konuşmamış yemin merasiminden başka kürsüye çıkmamış olan Dersim mebusu Diyat Ağa elini kaldırdı. Oturum başkanının davetiyle kürsüye gelen Diyat Ağa meclisi süzdü ve lafım kısadır dedi. Biz buraya kaçmaya mı geldik yoksa kavga ederek ölmeye mi? diye sordu. Meclis alkıştan yıkılırken tartışma o cümleyle sona erdi. İşte böyle, çelikten bir iradeyle kazandığımız milli mücadele dünyada pek çok toplumun istiklal umudunu da yeşertmiştir. Cumhuriyetimizi kurarak çıktığımız yeni yol, zaman içinde mazlum milletlerin bağımsızlıklarını kazanmalarına giden kapıları açmıştır. Bugün de bir asır önce meclis kürsüsünde yaşanan iklimi yeniden hissediyor, aynı şeye inanıyor, aynı şeyi söylüyoruz. Yine bir asır önce olduğu gibi dünyanın dört bir yanındaki kardeşlerimizin umudunu yaşatacak, azmini bileyecek, inancını kökleştirecek tarihi bir duruş sergiliyoruz. Şunun bilinmesini isterim, hiçbir zorluk bizi yolumuzdan alıkoyamayacak.

    ‘SİNSİ OYUNLARA YENİLMEYECEĞİZ’
    Milletçe ve devletçe dünyada ve bölgemizde oynanan oyunlar karşısında kaçmayacak, geri adım atmayacak, karanlık senaryolara teslim olmayacak, sinsi oyunlara yenilmeyeceğiz. Tam tersine, onurlu ve dirayetli duruşumuzdan taviz vermeden, kendimize yakışır şekilde mücadeleye devam edeceğiz. Sınırlarımızın güvenliğiyle yetinmeyecek bölgemizin ve dünyanın huzuru, mazlumların felahı için çalışmaktan vazgeçmeyeceğiz. Siyasi, sosyal ve ekonomik tüm hedefleriyle Türkiye Yüzyılı’nı mutlaka ama mutlaka hayata geçireceğiz.

    ‘GELİN BİRLİKTE İNŞA EDELİM’
    Cumhuriyetimizin 101. yıldönümünde bu ahde 85 milyon vatandaşımızın her birinin canı gönülden katıldığına inanıyorum. Buradan köken, inanç, mezhep, meşrep, siyasi ve ideolojik farklılık ayırt etmek sizin yüreği bu ülke ve bu millet sevgisiyle çarpan herkese, tüm vatandaşlarıma samimiyetle sesleniyorum. Gelin Türkiye Yüzyılı’nı birlikte inşa edelim. Gelin, son iki asırdır dünyada yaşanan büyük dönüşümleri kaçırmamıza yol açan farklılıklarımızı Türkiye Yüzyılı’nın inşasının harcı, tuğlası, demiri haline getirelim. Gelin hünkârım Hacı Bektaş’tan aldığımız ilhamla bir olalım, iri olalım, diri olalım, kardeş olalım, hep birlikte Türkiye olalım.”

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • “Çözüm süreci” Suriye’ye mi ulaştı? “Türkiye ile aramızda arabuluculuk yapılıyor”

    “Çözüm süreci” Suriye’ye mi ulaştı? “Türkiye ile aramızda arabuluculuk yapılıyor”


    Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) komutanı Mazlum Kobani, TUSAŞ saldırısını ve Devlet Bahçeli’nin çağrısıyla başlayan süreci değerlendirdi.

    Fransız AFP haber ajansına konuşan Kobani, uluslararası koalisyonun tansiyonu düşürmek için girişim başlattığını söyledi. Kobani, “Şu anda bizimle Türkler arasında siyasi ve askeri diyaloğa başlamak için arabuluculuk yapılıyor” dedi.

    SDG’nin omurgasını, Suriye’deki Kürt Demokratik Birlik Partisi’nin (PYD) silahlı kanadı Halk Koruma Birlikleri (YPG) oluşturuyor.

    Ankara, YPG’nin PKK ile aynı örgüt olduğunu söylüyor. Kobani Türkiye tarafından “terörden arananlar isimler” arasında kırmızı listede yer alıyor. Kobani AFP röportajında 23 Ekim’de Ankara’daki TUSAŞ tesislerine düzenlenen saldırıyla ilgili de konuştu.

    “ANKARA’DAKİ SALDIRIYLA HİÇBİR BAĞLANTIMIZ YOK”

    BBC Türkçe’de yer alan habere göre SDG komutanı, Ankara’dan gelen açıklamalara dair “iç inceleme” başlattıklarını söyleyerek PKK’lıların Türkiye’ye Suriye üzerinden girdiği iddialarını reddetti.

    Kobani “Ankara’daki bu saldırıyla hiçbir bağlantımız yok” dedi. “Bizim savaştığımız bölgeler Suriye toprakları içinde.”

    Cumhurbaşkanı Erdoğan, saldırganların “Suriye’den bir sızma hareketi” ile Türkiye’ye girdiklerini söylemişti.

    PKK’nın üstlendiği saldırıda beş kişi hayatını kaybetti.

    İçişleri Bakanlığı iki saldırganın kendilerini patlatarak öldüğünü duyurdu.

    Serbest Görüş:

    KOBANİ: ABD BİZİ YETERİNCE SAVUNMUYOR

    PKK’nın 23 Ekim saldırısı sonrası Türkiye, Irak ve Suriye’deki hedeflere hava saldırıları düzenledi.

    Mazlum Kobani, Türkiye’nin saldırılarında 15 sivilin ve iki “savaşçının” öldürüldüğünü söyledi.

    Milli Savunma Bakanlığı, bunların “askeri hedeflerin” vurulduğunu ve sivillerin zarar görmemesi için her türlü tedbirin alındığını vurguluyor.

    Suriye İnsan Hakları Gözlemevi’ne göre vurulan yerler arasında fırınlar, tahıl ambarların ve enerji santralleri de var.

    Türkiye ile diyalog kurarak sorunları çözmeye hazır olduklarını söyleyen Kobani, bunun olabilmesi için saldırıların durması gerektiğini söyledi.

    Kobani, ABD’nin liderliğini yaptığı koalisyonu Kürt güçlerini yeteri kadar savunmadığı için eleştirdi. Bunun “zayıf göründüğü” yorumunu yaptı.

    SDG komutanı, Donald Trump’ın başkan seçilmesi halinde, kendilerine verilen desteğin zayıflayacağı tahminini de yaptı.

    ABD’nin Suriye’de halen 900 kadar askeri bulunuyor.

    ABD ve Türkiye’nin Mazlum Kobani hakkındaki yaklaşımları taban tabana zıt.

    ABD Kobani’yi, iş birliğiyle IŞİD’i yenmiş SDG’nin meşru bir komutanı, önemli bir müttefik olarak görüyor.

    Türkiye ise yıllardır YPG’nin PKK ile aynı örgüt olduğunu savunuyor. Dolayısıyla YPG ve SDG’nin komutanlarını da terörist olarak görüyor.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***