Adalet Komisyonu toplantısında görüşülen kanun teklifine dair söz alan DEM Parti, teklifin sürecin ilk adım olduğunu ve devam etmesi gerektiğinin altını çizdi
Barış ve Demokratik Toplum Süreci kapsamında Meclis Adalet Komisyonu’na sunulan “Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesi” kanun teklifinin görüşmeleri bitti. Komisyon, teklifi kabul etti.
Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Adalet Komisyonu üyeleri Zülküf Uçar, Onur Düşünmez ve Newroz Uysal Aslan yasanın maddelerine ilişkin söz aldı.
Zülküf Uçar, kanun teklifinin kendileri açısından Kürt halkının varlık mücadelesi ve devletin dönüşüm ihtiyacının kesiştiği tarihsel bir aralık olduğunu belirterek, “Bu aralık bizce demokrasi ve özgürlükler lehine zengin bir alandır. Asıl olan bundan sonra bu alanı ortak bir iradeyle işlemek ve ortak gelecek rayına aktarmaktır. Bu anlamda her birimiz önemli bir sorumluluğu sırtlamış bulunuyoruz. Bu kanunu bir taahhüt kanunu olarak görmek gerekir. Türkiye’nin demokratik geleceğini taahhüt eden bir metin. Kürt halkının tüm varlığı ve haklarıyla hukuk dairesine alınmasını taahhüt eden bir metin. Bu metin hukukun üstünlüğü, ifade özgürlüğü ve demokratik toplum tahayyülüne yükselen merdivenlerin ilk basamağıdır” ifadelerini kullandı.
‘Devam edecek olan yasalar bu stratejik sürecin can suyu olacaktır’
Kanunun bütünleşmeyi eksiksiz bir şekilde desteklemesi gerektiğine dikkat çeken Zülküf Uçar, “Bütünleşme arayışının rasyonel ve doğal dinamiklerinin bir gereği olarak istisna hükümleri metinden çıkarılmalı, metin herkesi kapsayacak şekilde revize edilmelidir. Büyük sorumlulukların alındığı tarihin bu dinamik aralığında, nihai çözüme kadar sürekli yasal faaliyet içinde olmak sürecin ana karakteri olmalıdır. Devam edecek olan yasalar bu stratejik sürecin can suyu olacaktır. Bugün örülen ilk basamaktan hemen sonra ikinci basamak için adım atmamız gerekmektedir” ifadelerine yer verdi.
‘Yorum farklılıklarına sebep olabilir’
Barışın boşluk tanımayacağını belirten Uçar, “Tüm bu sorunların çözümü her birimizin ahlaki ve hukuki sorumluluğudur. Bilindiği gibi beşeri yaratımlarda mükemmellik asla ulaşılamayan bir idealdir. Elbette bu kanun da mükemmel değildir ancak tarihidir. Bu tarihi niteliğinin de bir gereği olarak bazı eksikleri hemen burada tamamlayabiliriz. Öncelikle üçüncü maddedeki belirsiz muhtevayı daha belirgin hale getirmemiz gerekmektedir. Buna, maddenin mevcut halinde yer alan ‘örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen kasten öldürme suçu’ kavramının sınırlarını netleştirmekle başlayabiliriz. Çünkü bilindiği gibi genel ceza hukuku ilkeleri suçun tipikliğine uygulandığında onun bileşeni haline gelir ve bu husus uygulamada ciddi yorum farklılıklarına sebep olabilir” diye konuştu.
Teklifin maddelerine dair risklere yer veren Uçar, devamla şunları söyledi:
“Bir diğer husus ise müsadereye ilişkin. Soruşturma ve kovuşturma aşamasında müsadere kurumuna başvurmak masumiyet karinesinin ağır ihlali olacaktır. Bu sebeple müsaderenin bu madde kapsamından çıkarılması, kanunun hukuka uygunluğu ve tutarlılığı bakımından önemlidir. Ayrıca müsadereye konu varlıkların ‘eşya ve mal varlığı’ şeklinde geniş yoruma açık kavramlarla tanımlanması da kanunun genel ruhuna uygun değildir. Bu eksikliğin de giderilmesi gerekmektedir. Madde metninde revize edilmesi gereken bir diğer konu ise üçüncü fıkrada yer almaktadır. MGK kararının yayınlanmasından önce işlenmiş olup yayınlandıktan sonra başlatılan soruşturmalar kurulun iznine bağlanıyor. Ancak 6 aylık başvuru süresi dikkate alındığında uygulamada önemli risklere kapı aralandığı açığa çıkıyor. 6 aylık süre geçtikten sonra kurulun izniyle açılacak olan bir soruşturmada bu kanun kapsamında işleyen herhangi bir güvence olmayacak. Hukuk devleti ilkesiyle uyumlu olmayan bu sorunun da çözülmesi gerekir. Bizim bu fıkraya ilişkin önerimiz, 9’uncu maddede öngörülen sürenin öğrenme tarihinden başlamasıdır. Bu eksiklikleri tamamladığımız takdirde kanunu amacına ve ruhuna uygun bir forma ulaştırmış olacağız”
‘Bir başlangıç’
Ardından söz alan Onur Düşünmez ise kanun teklifinin çözümün kapısını aralayan hukuki bir adım olduğunu belirtti. “Bu yasa bir başlangıçtır” diyen Düşünmez, “Bugün atılan adımın kıymeti bundan sonra gelecek adımların önünü açmasındadır. Burada bulunan herkesin, hangi siyasi görüşe sahip olursa olsun, halkların kaderinin söz konusu olduğu böyle bir meseleye sağduyu ile yaklaşması gerekir. Bu mesele kısa vadeli siyasi hesapların, dar partisel çıkarların, günü kurtarma reflekslerinin çok üzerindedir. Acılar üzerinden siyaset üretmenin, yaraları rekabet aracı haline getirmenin kimseye faydası yoktur” ifadelerine konuştu.
Basın açıklamasına katılmanın dahi terör suçu kapsamında değerlendirildiğini ve suç tanımının muğlaklığına dikkat çeken Düşünmez, devamla şunları söyledi:
“Dolayısıyla kanun metninde yalnızca terör suçlarından birinin işlenmesi şeklinde genel bir ifadeye yer verilmesi uygulamada kanunun öngörmediği ağır sonuçlar doğurabilecektir. Örneğin farklı bir örgüt istinadıyla ya da demokratik haklarını kullandığı gerekçesiyle 3713 sayılı Kanun kapsamında soruşturulan veya yargılanan bir kişi bu nedenle kanundan faydalanma hakkını kaybedebilecektir. Bu çerçevede önerimiz 5. maddenin 2. fıkrasında yer alan ‘erteleme süresi içerisinde terör suçlarından birinin işlenmesi’ ibaresinin ‘erteleme süresi içerisinde cebir ve şiddet içeren terör suçlarından birinin işlenmesi’ şeklinde değiştirilmesidir. Böyle bir değişiklik hem kanunun amacıyla uyumlu olacak hem de uygulamada ortaya çıkabilecek hak kayıplarını önleyerek daha adil, ölçülü ve öngörülebilir bir düzenleme sağlayacaktır.”
‘Pozitif barışın inşasına geçiş’
Sonrasında konuşan Newroz Uysal Aslan ise 100 yıllık Kürt sorununun savaş ve çatışmalarla geçtiğine ve bu sürecin ardından hukuk ve demokrasi aşamasına geçildiği tarihi bir döneme girildiğini belirtti. Newroz Uysal Aslan, “Cumhuriyetin 2. yüzyılında bu kanun, Kürtlerin cumhuriyete katılımı açısından tarihseldir. Bu tarihsellik sadece silahların susmasıyla sınırlı değildir. Tarihselliği, negatif barıştan pozitif barışın inşasına geçiştedir. Meclis Komisyonu da raporunda bu kanunu geçici bir kanun olarak tanımlamış ve yasal düzenlemelere ihtiyaç olduğunu belirtmişti. Kanunun 3’üncü ve 6’ncı maddelerinde cezanın ertelenme süresi çok uzundur. Oysa kanunun amacı çatışma sürecini siyaset zeminine taşımaktır. Ancak bu sürenin uzun tutulması, demokratik siyasete katılımla çelişmektedir. Koşullu salıverilmesine bir yıldan az kalan tutukluların ertelemesiz veya en fazla 3 ay ertelenerek tahliye edilmesini talep ediyoruz. Özellikle hasta tutuklular ve 30 yıllık tutuklular için. Silahların ortadan kaldırılmasından ve siyasetin önünün açılmasından bahsettiğimiz bir dönemde, demokratik siyaset alanı genişletilmelidir” diye belirtti.
‘Takipçisi olacağız’
Kadınların sürecin öznesi olması gerektiğini vurgulayan Newroz Uysal Aslan, kurulacak tüm komisyon ve heyetlerde kadınların eşit temsiliyetinin sağlanması önerisinde bulundu. Geri dönüş ve entegrasyon süreçlerinde yer alan kadınların siyasi katılımlarının hukukla güvence altına alınması gerektiğini söyleyen Newroz Uysal Aslan, devamla şunları söyledi:
“Kadın özgürlük mücadelesi ve ‘jin jiyan azadî’ felsefesi, toplumsal barışın teminatıdır. Kadınların yer almadığı bir süreç toplumsallaşamaz. Bu gerçek göz ardı edilmemelidir. Söylediğimiz her söz 100 yıllık bir hafızaya sahiptir. Mezarı bulunmayan kayıplar, 17 bini aşan faili meçhul cinayetler, yakınlarını kaybeden aileler, yakılan köyler, tahliye edilmeden yaşamını yitiren hasta tutuklular, tek bir sözünden dolayı gözaltına alınıp tutuklananlar… HEP’ten DEP’e ve oradan DEM Parti’ye uzanan bir siyasi hafıza vardır. Bu sözlerimiz de söz konusu hafızaya olan sorumluluğumuzdur. Çektiği acılara rağmen barışta ısrar eden halkımız ve halkımızın çektiği acıları başka hiçbir halk çekmesin diye barışta ısrar edeceğiz; geleceğin hukukunu inşa etmek için mücadelemizi sürdürecek ve demokratik adımların takipçisi olacağız.”
Konuşmalar ardından diğer maddelere dair görüşmeler yapıldı.
Maddeler üzerinde yapılan konuşmalar sonrasında teklif kabul edildi.
ANKARA
Kaynak: Yeni Yaşam Gazetesi
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***



































