Kuzey İrlanda’daki barış süreci deneyimini anlatan Martina Anderson, müzakereye geçişin mücadeleden vazgeçmek değil, mücadeleyi siyasal alana taşımak anlamına geldiğini belirtti
IRA saflarından demokratik siyaset mücadelesine uzanan hikayesiyle Martina Anderson, Kuzey İrlanda deneyimini Kürt Özgürlük Hareketi ile paylaşarak barış süreçlerinde siyasal hazırlığın önemine dikkat çekti. Anderson, 1998’de imzalanan Hayırlı Cuma Anlaşması sonrasında yaşanan deneyimlerden hareketle, mücadeleye nasıl ciddi biçimde hazırlanılıyorsa barışa da aynı ciddiyetle hazırlanılması gerektiğini söyledi.
Kuzey İrlanda’da yaklaşık 30 yıl süren çatışmalı dönemin ardından 1998’de imzalanan Hayırlı Cuma Anlaşması ile silahlı çatışmadan müzakere ve demokratik siyasete geçiş süreci başladı. Barışın inşası, toplumsal güvenin oluşturulması ve geçmişle yüzleşme ise uzun yıllara yayıldı.
Genç yaşta IRA’ya katılan ve Britanya’da 13 yılı aşkın süre cezaevinde kalan Martina Anderson, JINNEWS’ten Melek Avcı’ya Kuzey İrlanda’nın çatışmadan müzakereye uzanan deneyimini anlattı.
‘Müzakere etmenin mücadeleden vazgeçmek değildir’
Ayrımcılık, eşitsizlik, çatışmalar ve devlet şiddetinin damgasını vurduğu bir toplumda büyüdüğünü belirten Martina Anderson, cumhuriyetçi mücadeleye katılma nedenini şöyle anlattı:
“Benim için cumhuriyetçi mücadeleye katılmak, bu koşullara karşı direnmek ve özgürlük, eşitlik ve adalet temelinde başka bir İrlanda’nın mümkün olduğuna inanmak anlamına geliyordu.”
Kuzey İrlanda deneyiminde müzakere etmenin mücadeleden vazgeçmek anlamına gelmediğini vurgulayan Martina Anderson, siyasal liderlik ve eğitimin önemine dikkat çekerek şunları söyledi:
“Burada kilit nokta siyasal liderlik ve siyasal eğitimdi. İnsanların, müzakerelerin bir taktik olduğunu, mücadelenin başka bir alanını oluşturduğunu anlaması gerekiyordu. Sinn Féin; aktivistlerle, tutsaklarla ve toplumla kapsamlı bir şekilde görüşmeler yürüttü, izlenen stratejiyi anlattı ve bu değişimi insanlara yalnızca ilan etmek yerine, onların da bu değişim sürecine dahil olmasını sağladı.”
‘Güven inşası hala sürüyor’
Toplumun barış sürecine duyduğu güvenin somut adımlar ve kurumsal güvenceler üzerinden inşa edildiğini söyleyen Martina Anderson, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Güven bir gecede inşa edilmedi ve birçok açıdan bu süreç hâlâ tamamlanmış değil. Güveni eylemlerinizle inşa edersiniz: Verilen sözleri yerine getirerek, güvenilir kurumlar oluşturarak, haklara saygı göstererek ve insanların kendi yaşamlarında somut bir değişim olduğunu görebilmelerini sağlayarak. Bir barış süreci yalnızca kişilere duyulan güvene dayanamaz; insanların güvenebileceği yapılara ve güvencelere ihtiyaç vardır.”
‘Silahların susması son nokta değildir’
Devlete dahil olmak ile devleti demokratikleştirmek arasındaki ayrıma da dikkat çeken Martina Anderson, cumhuriyetçiler açısından hedefin mevcut statükoya entegre olmak değil, siyasal koşulları değiştirmek olduğunu belirtti.
Silahların bırakılmasının barış süreçlerinde çoğu zaman son nokta olarak ele alınmasına dair konuşan Martina Anderson, çatışmanın ortaya çıkmasına neden olan sorunların çözülmesinin önemine işaret ederek şöyle devam etti:
“Hayır, elbette. Silahlı çatışmanın sona ermesi, barışla aynı şey değildir. Eşitsizlik, ayrımcılık, adaletsizlik ve siyasal dışlanma varlığını sürdürüyorsa, çatışmaya yol açan nedenler de ortadan kalkmış değildir. Silahların susması barış için bir alan açar. Açılan o alanın ise siyasal ve toplumsal dönüşümle doldurulması gerekir.”
Türkiye’deki süreç
Türkiye’de Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın çağrısıyla Kürt meselesinin barışçıl ve demokratik çözümüne ilişkin yürütülen sürece dair değerlendirmelerde bulunan Martina Anderson, Kuzey İrlanda deneyiminin doğrudan Türkiye’ye uyarlanamayacağını ancak süreçten çeşitli dersler çıkarılabileceğini belirtti.
‘Diyalog gerçek ve samimi olmalı’
Martina Anderson, böylesi bir süreçte diyaloğun gerçek ve samimi olması, siyasal hedeflerin açık biçimde ortaya konulması ve hakların demokratik katılımla birlikte merkeze alınması gerektiğini söyledi:
“Diyalog gerçek ve samimi olmalı, siyasal hedefler açık biçimde ortaya konulmalı, haklar ve demokratik katılım sürecin merkezinde yer almalı ve sürecin devamlılığını sağlayacak güvenilir mekanizmalar oluşturulmalıdır. Kadınlar da doğrudan temsil edilmelidir. Yalnızca gözlemci olarak değil, hem müzakereleri hem de bu müzakereler sonucunda ortaya çıkacak toplumu şekillendiren karar alıcılar olarak sürecin içinde yer almalıdırlar.”
Barış toplumun süreci haline gelmeli
Bir barış sürecinin geri döndürülemez noktaya gelmesine toplumsal sahiplenmenin önemine işaret eden Martina Anderson, şöyle devam etti:
“Silahsızlanma önemlidir ancak toplumun süreci sahiplenmesi nihayetinde çok daha güçlüdür. İnsanlar barışın kazanımlarını kendi yaşamlarında deneyimlediğinde, barış sürecinde oluşturulan kurumları savunduğunda ve demokratik siyasetin değişim yaratabileceğine inandığında, barışı tersine çevirmek çok daha zor hale gelir. İşte o zaman barış artık yalnızca müzakereyi yürütenlere ait olmaktan çıkar ve toplumun barışı haline gelir.”
‘Kadınlar deneyimlerini taşımalı’
Silahlı mücadeleden cezaevine, cezaevinden demokratik siyasete uzanan kendi deneyiminden hareketle Türkiye’deki kadınlara da mesaj veren Martina Anderson, mücadele biçimi değişse de kadınların siyasal rollerinin sona ermemesi gerektiğini vurguladı.
Martina Anderson, silahlı mücadeleden gelen kadınların deneyimlerini yeni siyasal alana taşımaları gerektiğini belirterek sözlerini şöyle tamamladı:
“Silahlı mücadeleden gelen kadınlara şunu söylemek isterim: Mücadelenin biçimi değişti diye hiç kimsenin size siyasal rolünüzün sona erdiğini söylemesine izin vermeyin. Cesaretinizi, deneyiminizi, örgütlenme gücünüzü ve liderliğinizi yeni siyasal alana taşıyın ve bu alanın şekillenmesinde mutlaka yer almakta ısrar edin. Mücadelenizin içinde yer alan ve aktif rol üstlenen kadınlara da şunu söylemek isterim: Masadaki yerinizi talep etmeye devam edin. Çünkü kadınlar yalnızca barışın kurulmasına katkı sunmamalı; barışın nasıl bir barış olacağını da belirlemeli, buna karar vermelidir. İşte Jin, Jiyan, Azadî – Kadın, Yaşam, Özgürlük tam da burada anlam kazanıyor.”
Martina Anderson kimdir?
1962’de Kuzey İrlanda’nın Derry kentindeki Bogside bölgesinde doğan Martina Anderson, genç yaşta IRA içerisinde yer aldı. 18 yaşında tutuklanan ve müebbet hapis cezası alan Martina Anderson, İngiltere’deki cezaevlerinde 13 yılı aşkın süre kaldı ve 1998’de Hayırlı Cuma Anlaşması kapsamında serbest bırakıldı.
Tahliye edildikten sonra Sinn Féin içerisinde aktif siyasete yönelen Martina Anderson, 2007’de Kuzey İrlanda Meclisi’ne seçildi ve 2011-2012 yıllarında Kuzey İrlanda hükümetinde bakan yardımcısı olarak görev yaptı. 2012’de Avrupa Parlamentosu’na seçilen Martina Anderson, 2020’ye kadar parlamenter olarak görev yaptı.
2020-2021 yıllarında yeniden Kuzey İrlanda Meclisi’nde görev alan Martina Anderson, 2021’den itibaren Sinn Féin’in Avrupa temsilcisi olarak çalıştı. Günümüzde ise partinin Eğitim ve Siyasi Gelişim Birimi’nin koordinatörlüğünü yürütüyor; ayrıca 2026’da yayımlanan otobiyografisi Choosing the Struggle ile yaşamını ve siyasi mücadelesini anlattı.
HABER MERKEZİ
Kaynak: Yeni Yaşam Gazetesi
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***




































