Irkçı saldırıda katledilen Dedeoğulları ailesinin yakını Erol Şan, katliam öncesi yapılan tüm başvurulara rağmen önlem alınmadığını belirterek, katliamın arkasındaki organizasyonun ve ihmaller zincirinin açığa çıkarılmasını istedi
Qers’in merkeze bağlı Güdeli köyünden 1980’li yıllarda Konya’ya göç eden Dedeoğulları ailesinden 7 kişinin ırkçı saldırıyla katledilmesi beşinci yıldönümüne girdi. Aile, 12 Mayıs 2021 tarihinde komşularından 35-40 kişilik grubun saldırısında darp edildi ardından 30 Temmuz’da tetikçi Mehmet Altun tarafından evlerinde uğradıkları saldırıda katledildi. Saldırıda baba Yaşar, anne İpek ve çocuklardan Serap, Serpil, Barış, Sibel ile Metin Dedeoğulları katledildi.
Aileden geriye, yurtdışında yaşayan Çetin Dedeoğulları tek hayatta kaldı.
Yargılananlar tahliye oldu
Yürütülen soruşturma kapsamında açılan davada, tetikçi Mehmet Altun hakkında 7 kez ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verildi. 12 Mayıs’ta gerçekleşen saldırıya dair açılan ancak katliam davası ile birleştirilmeyen davadan tutuklanan tüm failler ise kısa süre sonra tahliye edildi. Avukatların katliamda ihmal ve sorumluluğu bulunan devlet kurumlarına karşı açtığı davada mahkeme tarafından reddedildi.
12 Mayıs’taki ilk saldırının ardından aile, can güvenliklerinin olmadığı gerekçesiyle birçok kez devlet kurumlarına başvuruda bulunmalarına rağmen hiçbir önlem alınmadı. Saldırı döneminde korunmayan ve 7 kişinin katledildiği ev siyaha boyanırken, şimdilerde kapıda bekletilen polis aracı ve bekçiler tarafından kimlik kontrolü yapıldıktan aile üyeleri boş eve alınabiliyor.
Silah eğitimi mi gördü?
Ailenin Konya’da yaşayan yakınlarından Erol Şan, acılarının hala ilk günkü gibi taze olduğunu belirtti. 12 Mayıs’taki saldırının ardından aileler arasında barışı sağlamaya çalıştıklarını söyleyen Şan, saldırganların görüşmeyi kabul etmeyip, tehditlerini sürdürmeleri üzerine Dedeoğulları ailesinin yetkili kurumlara başvurduğuna dikkati çekti. Erol Şan, “Çocuklardan Serap, CİMER’e yazmış, emniyet müdürlüğüne şikayette bulunmuş ama bunların hiçbir dikkate alınmamış. Akabinde de katliam gerçekleşti. Çok acı bir olaydı. 7 kişi öldürüldü ama tek bir kişi ceza aldı. Bunu kabul etmiyoruz. Bu kişi, İzmir’de, Eskişehir’de, Ankara’da, Konya’da, lüks otellerde kalmış bilhassa eğitim görmüş olduğu değerlendiriliyor. Kimler tarafından eğitim gördü? Nasıl eğitim gördü? Silah eğitimi mi gördü? Silahı nereden temin etti? Mermileri nereden temin etti? Bunların cevaplandırılmasın istiyoruz” diye belirtti.
‘5 yıl geçti ama…’
Katliamın ardından 12 Mayıs’taki saldırıya karışan 8-10 kişinin gözaltına alındığını ancak bu kişilerin katliamla bağının sorgulanmadığına işaret eden Erol Şan, “Bir bozulup bir onanan yargı süreci sonunda 7 kişinin katledilmesinden dolayı bir kişi ceza aldı. Bu karar ne bizi, ne kamuoyunu, ne de insanlığı tatmin etmedi. Katliamın üzerinden 5 yıl geçti ama hala aynı acı hissediyoruz” dedi.
Bu katliamı bir kişi organize edemez
Katliamın ırkçı saiklerle gerçekleştiğini dile getiren Erol Şan, “Dönemin İçişleri Bakanı, olayı kedi-köpek meselesi gibi yansıtmaya çalıştı bu kesinlikle yanlıştır. Aile için ‘bu Kürtler Kars’tan gelmiş’ deniliyormuş. Rahmetli Yaşar abim için ‘koca Kürt’ diye lakap takmışlar. Hatta tutuklandıktan sonra tahliye edilen Lütfü Keleş, cezaevinde ailesiyle yaptığı telefon görüşmesi sırasında ‘Kürtler uslandı mı’ cümlesini kullanıyor. Bu kesinlikle bir kişin tek başına organize edebileceği bir katliam değildir. Bu adam işsiz güçsüz biriydi. Bu arabayı nerden temin etmiş, silahı nerden bulmuş? Katliam yapmaya gelirken telefonunu Bozkır köyünde bırakıyor HTS’de ortaya çıkmasın diye. Bu katliamı bir kişi organize edemez” diyerek, gerçeklerin ortaya çıkarılmasını istedi.
O kanlar silindi, ev siyaha boyandı
Dedeoğulları ailesinin evinin önünde bekleyen bekçileri her gördüklerinde acılarının tazelendiğini dile getiren Erol Şan, şöyle devam etti: “Katliam öncesi yapılan başvurular görmezden geliniyor. Tüm çabalara ve isyanlara rağmen önlem alınmadı. Şimdi boş bir evi beklemenin bizce bir mantığı yoktur. Ev zaten bomboş, siyaha boyanmış. Oraya her gittiğimizde, o bekçiyi, o polisi gördüğümüzde acımız yenileniyor. Bu önlem alınmış olsaydı, o polisler, o bekçiler orada olmuş olsaydı belki bu katliam olmazdı. Belki de şu anda biz de bunu konuşmamış olacaktık. Orada tedbiren durduklarını söylüyorlar ama biz bunu ‘tedbir’ olarak değerlendirmiyoruz. Katliamın tüm yönleriyle araştırılmayıp, organize eden faillerin cezasızlık politikalarıyla korunması benzer saldırıları tekrarlatacaktır. Bu dava Türkiye genelinde olabilecek katliamlar için bir emsaldir. O ev, müze olarak kalmış olsaydı belki Konya’daki Mevlana’ın müzesini unuttururdu insanlara. Orada yedi kişi katledilmişti. O kanlar silindi, ev siyaha boyandı. Her yıl 30 Temmuz’da da anma gerçekleştiriyoruz burada. Canımız sağ olduğu müddetçe de onları anmaya da devam edeceğiz” dedi.
Haber: Sema Bingöl / MA
Kaynak: Yeni Yaşam Gazetesi
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***




































