NECİP F. BAHADIR | YORUM
Zafer Partisi lideri Ümit Özdağ Bafra’da parti toplantısındaydı. Salona baktı ve “Sanıyorum içimizde CHP ilçe başkanı da var…” dedi. Zannı boşuna değildi, CHP’nin ilçe başkanı da gelmişti Özdağ’ı dinlemeye… Özdağ konuğuna “Hangi CHP’densiniz?” diye sordu. O anın görüntülerini sosyal medyada izledim. Özdağ’ın hem kendisi hem salonda bulunanlar gülümsedi.
Bu soru siyasetin ve bir dönemin özeti gibi… Günün sorusu buydu; hangi CHP veya kimin CHP’si? Ve fakat birkaç gün sonra anlamını yitirecek.
Rahmetli Muhsin Yazıcıoğlu’nun, “Madrid’de kalanlar da olur.” sözünü hatırladım. 7 arkadaşı ANAP listelerinden Meclis’e girmişti. Esat Bütün bir seçimlik katıldığı ANAP’ı benimsedi, ayrılmadı, orada kaldı. BBP zaten bir avuç insandı. Yazıcıoğlu üzüldü. Kendisine sorulduğunda “Herkes gemiye binmez, Madrid’de kalan da olur.” dedi.
Yolda dökülenlere siyasette sık rastlanır. CHP’de durum böyle… Merhum Yazıcıoğlu’nun tabiriyle Madrid’de kalanlar da olacak! Gönlü Özgür Özel’in partisinden yana olsa da CHP’den kopamayacak.
Sonunda ‘dananın kuyruğu’ koptu. Sürpriz mi? Kesinlikle değil. ‘Yol ayrımı’ kaçınılmazdı. Yargı kararıyla CHP’ye dönen Kemal Kılıçdaroğlu ‘kopuşu’ durdurabilirdi. Fakat kılını kıpırdatmadı. Belki de misyonu bu… Ondan beklenen CHP’yi felç etmek… Yatalak durumuna getirmek. Yoksa AKP yargısından Kılıçdaroğlu lehine karar çıkar mıydı?
‘Mutlak butlan’ hukuki bir karar değil. Tamamen Erdoğan’ın ‘oyun planı’ kapsamında gerçekleşti. Bu gerçeği toplumun her kesimi, sokakta insan bile fark etti.
Bu yargı eliyle bir ‘siyasi mühendislik’ çalışması… 31 Mart akşamı Saray’da neler döndüğünün ayrıntısına vakıf değilim. Fakat Erdoğan’ın çok öfkelendiği çılgına döndüğünü kestirebiliyorum. Hele İstanbul’a kaybetmek kolay kabulleneceği bir durum değil.
Ekrem İmamoğlu’nun elinden geri alabilmek için her yolu denedi. Devlet imkanlarını sonuna kadar kullandı. Partisini seferber etti ve kendisi de aday gibi çalıştı. İlçelerde mitingler yaptı. Sonuç ise ‘hüsran ve bozgun’ oldu. İstanbul geri gelmemek üzere elinden gitti.
O gecenin öfkesi İmamoğlu ve CHP’ye idi. Kulaklarımla duymadım ama söyle bir cümlenin ağzından çıktığına eminim; “Bunu sizin yanınızda bırakmam. Hesabını sorarım!”
Zaten seçimden hemen sonraki günlerde muhalefeti ‘topal ördek’ diye tanımlamamış mıydı? Çalıştırmayacaktı muhalif belediyeleri ve bunu da büyük oranda başardı…
31 Mart’tan Erdoğan’ın çıkardığı sonuç da ders de bu… İmamoğlu’nun 35 yıllık diplomasını iptal ettirdi. Yüreği soğumadı. Silivri’de dört duvarın arasına, 12 metrekarelik hücreye gönderdi. Sonra sıra CHP’ye geldi. Aylar önce de mesajını verdi. Ağzındaki baklayı çıkarmadı fakat hissettirdi.
O baklanın CHP kurultayı olduğunu burada size haber vermiştim. “Ben demiştim söylemiştim!” hiç sevmedim cümle ama tutamadım kendimi. Meramımı anlatmak istedim.
İstanbul’u kaybetmeyi hazmedemedi!
Erdoğan düştüğü yerden kalkmanın hesaplarını yapacağı yerde, CHP’ye yöneldi. Özgür Özel gibi bir ‘çömezin’ başında bulunduğu CHP, yılların ‘yenilmez armadası’ AKP’yi nasıl geçebilirdi? Özel veya İmamoğlu kimdi ki! Öyle ya; karşılarında ‘dünya lideri’ vardı!
Erdoğan gibi bir lider için bunu hazmetmek, sineye çekmek kolay mı? Demokrasiyi içselleştirememiş biri olduğunu defalarca ispatladı. Demokrasi o kazanırsa iyidir; yoksa kötü… CHP’nin ‘mutlak butlan’ süreci böyle başladı. Erdoğan aklınca ‘siyasi mühendislik’ yaptı. Oysa daha önce kendisi ve partisi bu tip masa başı mühendislik hesaplarının hedefi olmuştu.
Bu yola sapmaması gerekirdi. ‘Siyasi mühendislik’ hesaplarının istenen sonucu vermeyeceğini bilmesi gerekirdi. Toplumun bu tip müdahalelere ters karşılık verdiğini en iyi o bilirdi. Son sözü her zaman Ankara’da ‘siyaset ağları’ değil halk söylerdi. Erdoğan ve partisi dünün mazlumuydu bugünün zalimi oldu. Geçmişin masumuydu, bugünün kudretlisi oldu. 28 Şubat sürecinde siyasi mühendislik çalışmalarının hedefiydi. 31 Mart sonrası ise bizzat Erdoğan’ın kendisi ‘siyaset mühendisliğine’ soyundu. Eskiden daha ince ve nazik taktikler izlenirdi. Herkes fark edemezdi. Erdoğan ‘bodoslama’ daldı, filin camcı dükkanına girmesi gibi… Ne taktik ne siyaset… Kaba ve banal yöntemler kullandı.
İlk hedefi neydi; CHP’yi birincilik kürsüsünden düşürmek… Bunu başardı. Kemal Kılıçdaroğlu kendisine biçilen misyonu yerine getirdi. CHP ana muhalefet olmaktan çıktı. Özgür Özel ile birlikte hareket eden milletvekili sayısı 100’e yaklaştı. Kılıçdaroğlu’nun CHP’si belki grup bile kuramayacak. Yani 20 milletvekilinin altında kalacak.
Ne hazin bir son…
Siyasetçiden her şey beklenir, bana sürpriz olmaz, fakat Kılıçdaroğlu’nun bu acınası hallere bile isteye düşeceğini hiç tahmin etmezdim. Etrafında kendisini uyaracak hiç kimse yok mu? Ailesi de mi feda etti kendisini? Oğlunun karsı çıktığını bir ara duymuştuk…
Mayıs seçimlerinin ilk turunu kaybettiğinde darmadağın oldu. Tedavi olması gerekiyordu. Tek başına sokağa salınmaması gerekiyordu. O haliyle gitti Ümit Özdağ’la ikinci tur görüşmesi yaptı. Türk siyasetinin bugüne kadar gördüğü en rezil ‘uzlaşma metnine’ imza attı. Normal ve sağlıklı biri değildi çünkü.
Ben uzaklardan gördüm çevresi veya ailesi bunu fark edemedi mi? Kılıçdaroğlu genel başkanlık koltuğunu kurultayda değil, mayıs seçimlerinin ilk turunda kaybetti. Bırakın koltuğu kendisini de kaybetti. Bugün bazılarının eski Kılıçdaroğlu’nu araması boşuna değil.
Kılıçdaroğlu kendisini feda mı etti?
Tabii Erdoğan’a bir oyun kurmuyorsa… Sağ gösterip sol vurmuyorsa… CHP’nin adam olmayacağını o da gördü. Arkasına aldığı rüzgarlara rağmen ne kendisini seçtirebildi ne de partisini… Özgür Özel ve arkadaşlarını daha büyütmek için kendisini feda etmiş olamaz mı?
Kemal Kılıçdaroğlu (bi ihtimal) gördü; burası, CHP ‘baba ocağı’ falan değil bir ‘ölü evi’, siyasi zaferler ancak yeni partiyle mümkün… Erdoğan ve AKP’nin yaptığı gibi… Böyle düşünmüş olamaz mı? Mümkün ama zayıf ihtimal… Yine de ‘bu şıkkı göz ardı etmemek lazım’ derim.
Kendisi 80’inine merdiven dayamış. Yarını yok. Bundan sonra neyin kavgasını verecek? Arınmaymış? Kirli eller temiz eller operasyonu yapabilir mi? Eğer bir arınmadan söz edilecekse ülkenin AKP’den Erdoğan ve ailesinden arınması gerekir. Erdoğan ve AKP ülke için en büyük sorun… Sokaktaki vatandaş da bunun farkında…
Burada sürekli ‘toplumsal muhalefetten’ söz ediyorum… Bir ülke gerçeği bu… Siyasi muhalefetin çok önünde… Özgür Özel’in arkasına aldığı rüzgar da bu… Yoksa Özel’in kendi rüzgarı falan yok. Bahtı ve tahtı yaver gitti. Doğru zamanda, doğru yerde durdu. Üstelik tam doğru da duramadı. Ama toplum değil mi ki Erdoğan’ın iktidarını al aşağı etme potansiyeli taşıyor, Özel’in yamukluğunu ve kamburunu görmezden geldi.
Toplum Erdoğan’ın kim gönderecekse onun arkasına geçmeye hazır. Erdoğan’ın tasallutundan kurtaracak birilerini arıyor. İmamoğlu ve Özel de şu an en elverişli siyasi adres… Yarın bir başkası çıkar oraya yönelir. Toplumun Erdoğan’dan kurtulmak için gözünü kararttığını görmemek için kör olmak lazım. Siyasi ömrünü tamamladı. Sihir, hokus pokus da bir yere kadar…
Erdoğan’ın siyasi mühendislik çalışması istediği neticeyi verdi mi, hesabı tuttu mu?
Tek hedef CHP idiyse ‘evet’, orayı felç etti. ‘Güçlü rakip çıkmasını engellemek’ ise durum farklı… CHP’de dananın kuyruğu koptu. Ama dana ölmedi. Kuyruğu Kılıçdaroğlu’nun elinde kaldı. Dana Özgür Özel’le birlikte… Bunu da Özel’in yanında bırakmayabilir, başına türlü türlü çoraplar örmek isteyebilir. Fakat sonuç alamaz. Rakip Özel falan değil toplumun kendisi… Halk tarafından artık istenmediği gerçeğini kabul etmek zorunda… Eğer çare arayacaksa buna arasın… Artık yeni bir halk mı getirir yoksa kendisine başka bir halk mı arar ve bulur…
Bilemem!
Kaynak: Tr724
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***



































