HASAN CÜCÜK | HABER PORTRE
Aralık 2022’de İspanya Futbol Federasyonu, Katar Dünya Kupası’nın ardından Luis Enrique ile yollarını ayırıp yerine Luis de la Fuente’yi getirdiğinde ülkede ortak bir soru yankılanıyordu:
“Luis de la kim?”
Gazeteler, futbol yorumcuları ve sosyal medya aynı ifadeyi kullanıyordu. Çünkü göreve getirilen isim, futbol kamuoyu için neredeyse bilinmeyen bir teknik adamdı.
Üstelik öz geçmişi de eleştirileri haklı çıkaracak kadar zayıf görünüyordu. De la Fuente’nin A takım düzeyindeki son teknik direktörlük deneyimi 2011 yılına dayanıyordu. Deportivo Alavés’i İspanya 3. Ligi’nde yalnızca 11 maç çalıştırmış, ardından görevine son verilmişti.
Bu nedenle federasyonun kararı “vizyonsuz”, “iddiasız” ve “risk almaktan kaçınan” bir tercih olarak değerlendirildi. Avrupa şampiyonlukları ve bir Dünya Kupası bulunan İspanya’nın böylesine önemli bir görevi bu kadar tecrübesiz görünen bir isme emanet etmesi birçok kişiye göre büyük bir kumardı.
Aradan geçen yıllar ise bütün önyargıları yerle bir etti.
Dallas’ta oynanan Dünya Kupası yarı finalinde Fransa’yı 2-0 mağlup eden İspanya, yalnızca finale yükselmedi; Avrupa futbolundaki güç dengelerinin de değiştiğini ilan etti.
Didier Deschamps, Fransa’yı 2018’de dünya şampiyonluğuna taşımış, 2022’de de finale çıkarmıştı. Ancak son iki büyük turnuvada yarı finalde karşısına çıkan isim aynıydı: Luis de la Fuente. Önce EURO 2024’te, ardından Dünya Kupası’nda… Her iki mücadeleden de galip ayrılan taraf İspanya oldu.
Gazetedeki küçük ilan hayatını değiştirdi
Peki birkaç yıl önce kimsenin tanımadığı bir teknik adam, nasıl dünya futbolunun zirvesine çıktı?
Aslında her şey başarısızlıkla başladı. Alavés’ten ayrıldıktan sonra De la Fuente uzun süre iş bulamadı. Yaklaşık iki yıl boyunca hiçbir kulüpten teklif almadı.
Bir gün gazetenin arka sayfalarında küçücük bir ilan dikkatini çekti. İspanya Futbol Federasyonu, altyapı milli takımlarında çalışacak antrenörler arıyordu.
Telefonu kaldırıp eski hocası Inaki Sáez’i aradı. Bu görüşme, önce İspanya U19 Milli Takımı’nda geçici bir görevin, ardından ise hayatının en büyük fırsatının kapısını açtı.
Sessiz bir yükseliş
Luis de la Fuente, altyapıda geçirdiği yıllar boyunca kendisini sonuçlardan çok oyuncu geliştiren bir teknik adam olarak kanıtladı.
2015’te U19 Avrupa Şampiyonluğu, 2019’da U21 Avrupa Şampiyonluğu ve Tokyo Olimpiyatları’nda gümüş madalya kazandı. Bugün İspanya’nın bel kemiğini oluşturan Mikel Merino, Dani Olmo, Mikel Oyarzabal, Fabián Ruiz, Unai Simón, Rodri ve Pedri gibi yıldızların gelişiminde onun imzası bulunuyor.
Bu nedenle A Milli Takım’ın başına geçtiğinde oyuncular için yabancı biri değildi. Onlar, yıllardır birlikte çalıştıkları teknik adamı bir baba figürü olarak görüyor, ona koşulsuz güven duyuyordu.
Bu güven bugün de devam ediyor. De la Fuente’nin aldığı bazı cesur kararlar başka bir teknik adamın elinde kriz olurdu.
Premier Lig’in en formda kalecilerinden David Raya kulübünde Arsenal’ın bir numarası olsa da İspanya’nın değişmez kalecisi Athletic Bilbao’nun file bekçisi Unai Simón. Barcelona’nın yıldızı Pedri ise Dünya Kupası’nın çeyrek finali ve yarı finalinde yedek kulübesinde oturdu. Buna rağmen takım içinde en küçük bir huzursuzluk yaşanmadı.
Çünkü De la Fuente’nin yönetim anlayışı tek bir düşünce üzerine kurulu:“Milli takım bir ailedir.”
Tiki-Taka’nın sonu
Luis de la Fuente’nin en büyük değişimi ise sahada yaşandı. Yıllarca İspanya denildiğinde akla gelen tiki-taka futbolu, kısa paslarla topa hükmetme anlayışıydı. De la Fuente bu geleneği tamamen değiştirdi.
Eskiden İspanya topa sahip olmanın ustasıydı. Bugün ise topsuz oyunun en güçlü takımı. Modern futbolun giderek daha fazla koşu ve baskı üzerine kurulmasıyla birlikte İspanya da dünyanın en etkili pres takımlarından birine dönüştü.
Topu kaybettikleri anda saniyeler içinde geri kazanıyor, rakibe nefes alacak alan bırakmıyorlar. Fransa’nın yıldız hücum üçlüsü Kylian Mbappé, Ousmane Dembélé ve Michael Olise, yarı finalde neredeyse hiç etkili olamadı. Sebebi bireysel performans düşüklüğü değil, İspanya’nın bitmek bilmeyen baskısıydı. Topu kazandıklarında ise geçmişte olduğu gibi uzun süre dolaştırmak yerine çok daha dikine ve hızlı hücum ediyorlar.
“Luis de la kim?”den futbol tarihine
Luis de la Fuente yönetimindeki İspanya son 37 milli maçını kaybetmedi. Bu seriyle İtalya’nın tarihi rekorunu yakalayan deneyimli teknik adam, Avrupa Şampiyonası ve Dünya Kupası finallerinde henüz tek bir yenilgi bile yaşamadı.
Şimdi ise önünde yeni bir fırsat bulunuyor. İspanya, Dünya Kupası’nı kazanması hâlinde hem Avrupa’nın hem de dünyanın son şampiyonu unvanını aynı anda taşıyacak.
Bir zamanlar “Luis de la kim?” diye küçümsenen teknik adam ise artık yalnızca İspanya’nın değil, dünya futbolunun en saygı duyulan isimlerinden biri olarak gösteriliyor.
Kaynak: Tr724
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***





































