KCK Yürütme Kurulu Üyesi Zübeyir Aydar, Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ne ilişkin konuştu. Aydar, hükümetin istenilen adımları atmadığını vurgulayarak yasal statünün çoktan netleşmiş olması gerektiğini söyledi. Bahçeli’nin açıklamalarına işaret eden Aydar, ‘Konuşmak ve temennilerle süreç yürümüyor. Bütün bu tecrübe şunu göstermiştir: Palyatif (geçici çözüm) tedbirlerle bu tür sorunlar çözülmez. Bu işe herkesin samimiyetle yaklaşması lazım. Başkan Apo’un bu süreci götürebilmesi için de statüsü belirlenmelidir. Bu statünün de hukukileşmesi, kanunlaşması ve kararlaşması gerekiyor’ ifadelerini kullandı
Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın Şubat 2024’teki çağrısının üzerinden bir buçuk yıl geçmesine karşın süreçte somut adım atılmaması, “süreç donduruldu” tartışmalarını yeniden gündeme getirdi. Tartışmalar sürerken Devlet Bahçeli 7 maddelik “yol haritası” açıkladı. Yaşanan gelişmelere dair KCK Yürütme Kurulu Üyesi Zübeyir Aydar, Mezopotamya Ajansı’nın (MA) sorularını yanıtladı. Aydar; Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın üzerindeki tecridin sürdüğünü, hükümetin beklenen yasal düzenlemeleri hayata geçirmediğini ve örgüt olarak üstlerine düşeni fazlasıyla yerine getirdiklerini vurguladı.
Aydar’ın MA’ya verdiği söyleşinin tam metni şöyle:
Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ne dair Kürt Özgürlük Hareketi başta olmak üzere birçok kesim tarafından ‘süreç donduruldu’ denildi. Siz buna dair neler söylemek istersiniz?
Yasal statünün şimdiye kadar netleşmiş olması gerekirdi. Başkan Apo, şu anda Amed’te halkın arasında olmalıydı. Eğer hükümet elini çabuk tutmuş olsaydı biz bu röportajı online değil yüz yüze yapardık.
20 aydır bir diyalog süreci var, bu uzun bir süre oldu. Bu süre içerisinde birçok şey yapıldı. Özellikle örgüt bu konularda herkesten daha fazla adımlar attı. Hükümet hiçbir şey yapmadı demeyiz ama istenilen şekilde adım atmadı. Meclis’te bir komisyon kuruldu. Bu komisyon, raporunu bize göre geç verdi. Bayram ve diğer birçok şeyi öne sürerek “kanuni-hukuki aşamaya geçeceğiz” denildi. Daha sonra 27 Şubat’ın yıl dönümünde Başkan Apo tarafından yapılan “biz yeni bir sürece yani ikinci aşamaya geçiyoruz bu da hukuki ve yasal aşamadır” denilerek bu şekilde isimlendirildi. Fakat o bayram bitti, yeni bir bayram daha geldi. Yine bayramdan sonra diyorlar. Bu yaklaşımı doğru ve yerinde bulmuyoruz. Başkan Apo’yla 27 Mart’ta yapılan görüşmede konuşulanlardan sonra normalde Nisan ayında bu kanunların komisyona gelmesi gerekirdi. Ve Mayıs ayında da bu kanunlaşma olmalıydı. Ortada henüz kanun yok ama konuşmalar var.
Başkan Apo’yla uzun süre diyalog olmadı. Halen avukatlar ve heyet istediği zaman gidemiyor. Bunun dışında basın, akademisyenler, siyasi çevreler hiç biriyle görüşemedi. Bütün bunlara baktığımızda Başkan Apo üzerindeki tecridin hala devam ettiğini görebiliyoruz. Bu haliyle bu iş nereye kadar gidecek? Erdoğan, “hayırlı işlerde insanın elini çabuk tutması lazım” diyor. Tamam, elimizi çabuk tutalım. Biz örgüt olarak elimizi çabuk tuttuk. Başkan Apo’nun açıklamasından iki gün sonra ateşkes ilan ettik. İki ay sonra kongremizi topladık ve fesih kararı aldık. Daha sonra sembolik bir grup silah yaktı. İki ay sonra güçler sınır dışına çekildi. Bütün bunları yaptık ve üzerinden 20 ay geçti. Bundan normalde şimdiye kadar sonuç alarak uygulamalarla ilgili konuşmalıydık. Yasal statünün şimdiye kadar netleşmiş olması gerekirdi. Başkan Apo, şu anda Amed’te halkın arasında olmalıydı. Eğer hükümet elini çabuk tutmuş olsaydı biz bu röportajı online değil yüz yüze yapardık. Bu anlamda bizim cenahımızda gecikmeyle ilgili bir durum söz konusu değil. Sayın Erdoğan, hayırlı işlerde insanın elini çabuk tutması lazım diyorsa, varsın elini çabuk tutsun. Elini tutan yok. Biz buna varız.
Yaklaşık 2 aydır Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan ile herhangi bir görüşme yapılmadı. DEM Parti kaynakları da yakın zamanda görüşmenin gerçekleşeceğini duyurdu. Siz bu görüşmeme haline dair neler söylemek istersiniz?
Başkan Apo halen İmralı’da. Cezaevi içinde eve benzer bir şeyler yapmışlar ama Başkan Apo oraya da taşınmamış. Aileden birilerinin ve DEM Parti heyetinin zaman zaman gidip gelmiş olması önemlidir. Ama bu tecritin kalktığı anlamına gelmiyor. Meclis Komisyonu da bir sefer gitti ama bu süreci yürütebilecek konumda olmadığını gösteriyor. En baştan beri söylediğimiz gibi; bu süreci ancak Başkan Apo yürütebilir. Sürecin bir tarafı olan hükümetin, bütün olanakları olacak ama sürecin baş müzakerecisi, kurucu önder ve hareketi birebir temsil eden bir irade olarak gördüğümüz Başkan Apo ise tecrit altında olacak. İstediği kişiyle görüşmeyecek, belge, bilgiye, telefon, internete ulaşamayacak. Sekreteryası olmayacak, arkadaşları yanında olmayacak. Şimdi süreç bu şekilde yürüyebilir mi? Önder Apo’nun da bu işi yürütebilecek konuma gelmesi lazım. Ve kendi heyetiyle sekreteryasını oluşturabilmesi lazım. Örgüt silah bıraksın diyorlar. Şimdi gerillalarla kim görüşecek ve onları ikna edecek? Bütün bu konularda Başkan Apo’nun rahat hareket etmesi lazım bu nedenle atılacak adımların başında bu gelir. Bu pratik adım atıldıktan sonra arka arkaya bütün düzenlemeler yapılabilir.
Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ne dair Murat Karayılan’ın ‘duraklama’ açıklaması sonrasında Devlet Bahçeli ve Tayyip Erdoğan görüşme gerçekleştirdi. Ardından Bahçeli 7 maddelik bir yol haritası açıkladı. Bahçeli’nin 7 maddelik yol haritasına dair neler söylemek istersiniz?
Meseleyi tek başına bir güvenlik boyutuna indirgememek lazım. Bu anlamda Bahçeli’nin çabalarını değerli buluyoruz ve bunları daha fazla geliştirmesini istiyoruz. Ancak meselenin içeriğinin müzakere edilerek doldurulması gerekir.
Sayın Bahçeli, başından beri bu işin içinde. Meclis’te ilk adımı o attı. Sonraki açıklamaları da yerindeydi, bazı açıklamaları da Türk halkında şaşırtıcı da geldi. Sayın Bahçeli ilk açıklamasında “örgütü feshetsin, gelsin mecliste silahsızlanma çağrısını yapsın. ‘Umut hakkı’ndan yararlansın” diyordu. Başkan Apo, bütün bu üzerine düşenleri yaptı. Daha sonra Sayın Bahçeli, “Kuş tek kanatla uçmaz” demişti. Son açıklamalarda da ona benzer atıflar yaparak devletin de yasal alanda adım atması gerektiği söylenmişti. Yaptığı son açıklamada dile getirdiği kurucu önder ve siyasallaşma koordinatörü söylemleri de yerindeydi. Yani Bahçeli, sürecin barış süreci ve siyasallaşma olarak ele alınması gerektiğini belirtiyor. Biz, Barış ve Demokratik Toplum Süreci demiştik, Bahçeli de, “Barış Süreci ve Siyasallaşma” diyor. Diğerleri halen “terörsüz Türkiye” söylemini kullanıyor ama o yerinde bir belirleme değil. Mesele çok büyük. Mesele Kürt halkının varlık, yokluk, hukuk içinde olma yani tanınma meselesidir. Böyle ele alınması lazım.
Bahçeli’nin yedi maddelik açıklamasının içeriği için aynı şekilde düşünmüyoruz. Ama orada ortaya koyduğu yol haritası tartışılabilir. O metin üzerinde tartışılması gereken bir metin meselenin tek başına silahsızlanmayla sınırlandırılması kabul edilemez. Mesele örgütün elindeki silahların nasıl alınması değil. O silahların niye ele alındığının sebeplerinin ortadan kalkması lazım. Bu insanlar niye silahlanmak zorunda kaldılar? Bu insanlar neden dağa çıkmak zorunda kaldılar? O nedenlerin ortadan kaldırılması lazım bu da Kürt sorununun çözümdür. Yani Kürtlerin hukuk içine alınması lazım. Bu şekilde Kürtler, Türkler ve diğer halklar arasında hak, hukuk ve eşit vatandaşlık temelinde katılım olacak. Herkesin kimlik ve kültürüne saygı duyulacak. Bizim istediğimiz, sorunun bin yıllık kardeşlik hukuku temelinde çözülmesidir. Bu nedenle meseleyi tek başına bir güvenlik boyutuna indirgememek lazım. Bu anlamda Bahçeli’nin çabalarını değerli buluyoruz ve bunları daha fazla geliştirmesini istiyoruz. Meselenin içeriğinin müzakere edilerek doldurulması gerekir.
Bahçeli, açıklamasında Abdullah Öcalan’ın ‘koordinatör’ olması gerektiğini söyledi ancak aynı zamanda mahkumiyetinin de devam edeceğini kaydetti. Aynı Bahçeli, süreç başında ‘Umut Hakkı’nın uygulanmasını dile getiriyordu. Bahçeli’nin bu söylemlerini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Bin yıllık kardeşlik deniyor ya bizim bu hukuku yeniden her şeyiyle oturup konuşmamız lazım. Kolay olduğunu söylemiyorum ama zamanı gelmiştir. Biz ve şu an ki Türkiye yönetimi çözmezse kim çözecek?
Bahçeli de herkes de biliyor ki Başkan Apo özgür olmadan süreç bu biçimiyle yürümez. Örgütü feshedip silahları bırakacaksın ama halen cezaevine kalacaksın. Bu mantıklı, hukuki ve vicdani değildir. Bu büyük bir sorundur. Bu sorun bugünün sorunu değil. Son 200 yılın yani 100 yıldan fazlası Osmanlı’yla 100 yıldan fazlası Cumhuriyet’le sorunlu geçen bir sorundur. 1806’dan beri bu uğurda kan dökülmüştür. Bu anlamda sorunun ağır bir sorun olduğunu hepimiz idrak etmeliyiz. Bu mesele birkaç kişinin silah kuşanıp ve bırakması olayı değil. Bin yıllık kardeşlik deniyor ya bizim bu hukuku yeniden her şeyiyle oturup konuşmamız lazım. Kolay olduğunu söylemiyorum ama zamanı gelmiştir. Biz ve şu an ki Türkiye yönetimi çözmezse kim çözecek? Biz hazırız, onların da hazır olması lazım. Bu nedenle cezaevlerindekilerin çıkması, dağdakilerin, yurt dışındakilerin özgürce dönüp kendi kimlik ve kültürleriyle siyaset yapma hakkının tanınması lazım. Ben Bahçeli’nin bu konuları bildiğini ve bunları gördüğünü düşünüyorum. Zaten karşı cenah içinde en olumlu çıkışları yapan da odur. Bu yönüyle Tayyip Erdoğan’ın da o çizgide hareket etmesini temenni ediyoruz.
Kürt Halk Önderi Abullah Öcalan’ın statüsü için Kürdistan ve Türkiye’nin birçok şehrine etkinlikler ve yürüyüşler düzenlendi. Abdullah Öcalan’ın statüsü ne anlama geliyor ve Kürtler için neyi ifade ediyor?
Statü bu işi yürütebilme statüsüdür. Bahçeli, “Barış süreci ve siyasallaşma koordinatörü” diye ortaya koyuyor ya bu bir statüdür. Yani devlet tarafından da farklı komisyonlar öneriyor. Bu yönüyle meselenin çözülmesi için Başkan Apo’nun statüye sahip olması ve bunun hukuki bir zemine oturtulması lazım. Konuşmak ve temennilerle süreç yürümüyor. Bütün bu tecrübe şunu göstermiştir: Palyatif (geçici çözüm) tedbirlerle bu tür sorunlar çözülmez. Bu işe herkesin samimiyetle yaklaşması lazım. Başkan Apo’un bu süreci götürebilmesi için de statüsü belirlenmelidir. Bu statünün de hukukileşmesi, kanunlaşması ve kararlaşması gerekiyor. Bahçeli de söylüyor, “Hükümet cenahında netlik henüz yok, biz fiili yapalım ama hukuki ismini koymayalım.” Bence çekilmeye gerek yok, iş yapacaksak ciddi yapalım. Bu 20 ay içinde işin yüzde 90’dan fazlasını yapmış olabilirdik. Zemin uygundur. Temennimiz karşımızdakilerin farklı siyasal beklentiler ve seçim beyanlarına takılmadan ülke gerçeklerine göre hareket etmeleridir. Buna da Başkan Apo’nun statüsünden başlanması gerekiyor.
*Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi, Haziran “umut hakkı”nı gündemine alması gerekiyordu. Ancak toplantının gündemleri arasında yer almıyor. Komitenin bu kararını nasıl değerlendiriyorsunuz? Bakanlar Komitesi’nin “umut Hakkı”nı gündemine alması için herhangi bir eylem, etkinlik, planlamanız var mı?
Halkımız ve herkes şunu bilmeli: Bir diyalog var ama bu diyalog uzaktan ve hareketsiz seyrederek sonuca gitmez. Biz bir mücadele hareketi ve örgütüyüz. Mücadeleyi tek başına şiddetle değil demokratik mücadeleyle her düzeyde yükselterek sokakları doldurmamız lazım. Sesimizi bütün dünyaya duyurmamız lazım.
Avrupa Konseyi, insan haklarının temel olan bir sözleşmeyle kurulmuş. Türkiye de bunun kurucu katılımcılarından bir tanesi. Türkiye, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin tarafıdır ve sözleşmeyi imzalamıştır. 2014’ten beri Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi “umut hakkı” ile ilgili Türkiye’den talepte bulunuyor. Türkiye bu talebi henüz yerine getirmiş değil. Avrupa Konseyi de 10 yıl sonra yani 2024 Eylül ayında gündemine alarak Türkiye’ye bir yıllık süre verdi. “Bu süre içinde düzenleme yapın” dendi. 2025 Eylül’e gelindiğinde Türkiye düzenleme yapmamıştı, bunun üzerine yeniden Haziran 2026’ya kadar süre verdi. Başkan Apo’nun da içinde olduğu “Gurban grubu” halen gündemde değil şimdi gündem oluşturuluyor. Fakat o gündem değişmez diye bir şey yok. Şuan Kürt kurumları, insan hakları kurumları, bizler bu çerçevede bir başvuruda bulunduk. Bu yönde çabalarımız var. 22 Haziran’dan itibaren konsey toplantısı var, orada gündeme gelmesi için tartışma ve ilişkiler yürütüyoruz. Fakat Türkiye’nin “Biz bir barış süreci yürütüyoruz, bu süreç sonunda bu sorunlar hal olacak. Gündeme almanıza gerek yok” yönündeki bazı beyanlarda bulunduğunu duyuyoruz
Ama mesele şu: Avrupa Konseyi iki yıldır bunu gündemine alarak süreler vermiş ve bu süreleri de ona göre yeniden gündemine alması lazım. Bu yönde çabalarımız var. Tek başına müracaat ve görüşmelerle değil. Aynı zamanda 10 Haziran’da Avrupa genelinde etkinlikler de var. Kuzey Kürdistan’da da geçen hafta her tarafta barış sürecine yönelik etkinlikler vardı. Barış süreci aynı zamanda bir demokratik mücadele sürecidir. Halkımız ve herkes şunu bilmeli: Bir diyalog var ama bu diyalog uzaktan ve hareketsiz seyrederek sonuca gitmez. Biz bir mücadele hareketi ve örgütüyüz. Mücadeleyi tek başına şiddetle değil demokratik mücadeleyle her düzeyde yükselterek sokakları doldurmamız lazım. Sesimizi bütün dünyaya duyurmamız lazım. Diplomatik, siyasi ve kitlesel çabalar içinde olmalıyız. Bunun bir tarafı da Avrupa Konseyi’ne yöneliktir. Avrupa’da bulunan Kürdistanî kurumlar bu yönde plan ve proje sahibidirler. Haziran ayı aynı zamanda bu yönde bir etkinlik ayı olacak.
Haber: Habibe Roza Arpa / MA
Kaynak: Yeni Yaşam Gazetesi
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***





































