AHMET KURUCAN | YORUM
Bu hafta sonu aylardır görmediğim eski bir eğitimci dostumu ziyaret ettim. Meslek hayatına öğretmen olarak başlamış, sonra dershanelerde, okullarda, farklı eğitim kurumlarında çalışmış, ömrünü çocuklara ve eğitime adamış bir insan. Biraz içine kapanmış gibiydi ama zihni hâlâ capcanlıydı. Okuyor, izliyor, dinliyor, notlar alıyor, yeni eğitim modelleri üzerine çalışıyormuş.
4 saate yakın sohbet ettik. Amerikalılar “catch up” diyorlar. Görüşemediğimiz zaman diliminde neler yaptığımızı, çocuklarımızın durumunu, ortak dertlerimizi ve daha birçok şey konuştuk. Sohbetin bir yerinde, “Learning Management System” dedi. Türkçe tercümesi “Öğrenme Yönetim Sistemi.” Benim aşina olmadığım bir kavram. Hatta itiraf edeyim ilk defa duydum. Meğerki eğitim dünyasında sıkça konuşulan kavramlardan biriymiş.
Ben bunu önce teknoloji merkezli bir şey zannettim. Dijital platformlar, online dersler, yapay zekâ destekli eğitim vs… Ama öyle değilmiş. Bilgi aktarımının eğitim olarak görülmemesini ifade ediyormuş.
Bilgi aktarımını yapan kim? Okulda öğretmen. Bu yeni sistemde öğretmenin görevi ve rolü öğrenciye bilgi aktarma değil çocuğun merakını uyandırmak, öğrenme sürecini yönetmek ve onun kendi kendine öğrenmesini mümkün hâle getirmekmiş.
“İyi de eğitim adına paradigmal bir değişim bu. Öyle değil mi?” diye sordum. “Evet!” dedi ve eğitimi şöyle tarif etti: “Eğitim; uygun ortamda, öğretmenin rehberliğinde öğrencinin merakını uyaran ve onun kendi kendine öğrenmesini temin eden sistemin adıdır.”
“Erken gelmişiz dünyaya!” diye şaka yaptım. Ne güzel değil mi? Bir eğitim tanımı düşünün ki, içinde ezber yok. Baskı yok.
Sürekli konuşan öğretmen yok. Öğrenciyi pasif alıcı hâline getiren klasik sınıf düzeni yok. Öğretmen merkezciliği yok. Bilgiyi boca etmek yok. Öğrenciyi sınava göre şekillendirmek yok.
Ne var? Merak var. Öğrenmeyi öğrenmek var. Çocuğun zihinsel keşfi var.
“Bu sistem içinde “multi-tasking” yok.” dedi. Hatta bunun büyük ölçüde bir şehir efsanesi olduğunu söyledi. “Multi tasking ne?” dedim. “Çoklu öğrenme sistemi.” dedi. Bir günde matematik, fizik, kimya, tarih vb dersleri arkası arkasına almak. Yani bizim ortaokul, lise ve üniversite yıllarındaki eğitim sistemimizi anlatıyordu. Biz öyle okumuştuk. Sabah matematik, ardından tarih, sonra fizik, arkasından İngilizce, sonra kimya. Zihnimiz sürekli kanal değiştiriyordu.
“İnsan zihni aynı anda birçok şeye odaklanamaz. Gerçek öğrenme yoğunlaşma ister.” dedi. Sonra ilginç bir örnek verdi.
Dedi ki: “Bir öğrenci bir dönemde toplam 12 günlük matematik eğitimi alacaksa, bunu her güne bölüp birer saat vermek yerine, 12 gün boyunca yoğun biçimde sadece matematik çalıştırın. Çocuk o alanın içine girsin, zihni oraya yerleşsin, orada yaşasın. Sonra başka derse geçsin.”
İlk anda bana sıra dışı geldi. Ama düşününce hak vermemek zor. Zihin sürekli kanal değiştirmiyor. Bir konunun üzerinde uzun süre odaklanıyorsunuz ve derin düşünmeye başlıyorsunuz.
Bir şey daha söyledi. “Bu sistemde ev ödevi yok. Ders okulda öğrenilir. Eve ödev gönderilmez.”
Bitmedi. İlave cümlesi de şuydu: “Anne babanın görevi ebeveynlik yapmaktır, öğretmenlik değil.” dedi.
Kendi çocuklarımın ev ödevleri ile uğraştığım zamanlarımı hatırladım. Ödevleri takip etmek, biraz gevşeyince baskı yapmak, daha genel bir ifadeyle şefkat ve disiplin arasında sıkışıp kalmak. Halbuki biz anne babayız; çocuğumuzla ilişkilerimizi sevgi merkezli bir zemine oturtmalı, onunla hoşça vakit geçirmeli, ilgi alanına göre basket oynamalı, futbol oynamalı, bisiklet binmeli, örgü örmeli, gitar çalmalıyız.
Biz ne yapıyoruz? Performans baskısı. Ödevini bitir, imtihanına çalış vs. Böyle olunca çocuklarımız anne babalarını ödevlerini kontrol eden insanlar olarak görmeye başlıyor. Aile içindeki doğal ilişki pedagojik baskıya dönüşüyor.
Doğrusu sohbet boyunca şunu düşündüm: Bizim çocukluğumuzun eğitim anlayışıyla bu sistem arasında gerçekten çok büyük fark var. Biz bilgiyi depolamayı marifet sanıyorduk. Şimdi ise bilgiye ulaşmanın değil, bilgiyi yönetmenin ve anlamlandırmanın önemli olduğu bir sistemle karşı karşıyayız. Belki de geleceğin başarılı insanları en çok bilenler değil; doğru soruyu sorabilenler olacak.
Daha başka noktalara da temas etti o sistemle alakalı ama bu kadarı yeter. Bunlar çok önemli bilgiler ve sizinle paylaşmak istedim. Bizden geçti artık ama belki yeni anne babaların işine yarar.
Kaynak: Tr724
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***





![Tr724 [Haber Merkezi]](https://serbestgorus.com/wp-content/uploads/2026/05/CHPden-Erdogana-Trump-tepkisi-Neyin-karsiligi-bu-sozler-butlanin-mi-360x180.jpg)































