15 Temmuz’un üzerinden on yıl geçti ama kritik sorular hâlâ cevapsız. Darbe sonrası OHAL ve KHK’larla devlet yeniden yapılandırıldı, on binlerce kişi ihraç edildi. 2017’de parlamenter sistem sona erdi, kuvvetler ayrılığı zayıfladı. Hukuksuz operasyonların hedefi Gülen Hareketi’nden CHP’ye kaydı. Bugün asıl mesele artık sadece “O gece ne oldu?” değil, “Türkiye neye dönüştü?” sorusudur.
İDRİS GÜRSOY | YORUM
15 Temmuz’un üzerinden on yıl geçti. Aradan geçen zamana rağmen o geceye ilişkin birçok kritik soru hâlâ cevap bekliyor.
Darbe hazırlıkları neden önceden engellenemedi? Devletin farklı kurumlarının sorumluluğu neden bütün yönleriyle araştırılmadı? TBMM’de kurulan araştırma komisyonunun raporu neden kamuoyuyla paylaşılmadı? Komisyonun dinlemek istediği kritik isimler neden ifade vermedi? O geceye ilişkin çelişkiler neden bağımsız ve şeffaf biçimde ortaya konulamadı?
Bu soruların cevabı yalnızca geçmişi ilgilendirmiyor. Çünkü 15 Temmuz’un karanlıkta kalan yönleri aydınlatılmadan, sonrasında yaşanan siyasal dönüşümü de bütün yönleriyle anlamak kolay değildir. Ancak on yıl sonra o gece ile birlikte, o gecenin ardından kurulan düzeni de konuşmak gerekiyor.
Büyük dönüşüm
20 Temmuz 2016’da olağanüstü hâl ilan edildi. Ardından Kanun Hükmünde Kararnamelerle devlet yeniden yapılandırıldı. Birkaç gün içinde on binlerce kişi kamudan ihraç edildi. Yüzlerce okul, üniversite, dernek, vakıf, medya kuruluşu ve şirket kapatıldı ya da devletin kontrolüne geçti.
Tasfiyelerin kapsamı ve hızı, hazırlıkların önceden yapıldığı yönündeki tartışmaları da beraberinde getirdi.
2017 anayasa değişikliğiyle parlamenter sistem sona erdi. Cumhurbaşkanlığı Hükûmet Sistemi yürürlüğe girdi. Yürütme yetkisi büyük ölçüde tek elde toplandı. Kuvvetler ayrılığı zayıfladı. Yargının bağımsızlığına duyulan toplumsal güven önemli ölçüde aşındı. Türkiye, yalnızca yönetim sistemini değiştirmedi; devletin güç dengeleri de köklü biçimde yeniden şekillendi.
Hedefler değişti, yöntem değişmedi
İlk yıllarda operasyonların odağında Gülen Hareketi vardı. Ardından Kürt siyasi hareketi… Gazeteciler… Akademisyenler… Sivil toplum kuruluşları… Bugün ise benzer uygulamaların ağırlıklı olarak CHP’ye yöneldiği görülüyor.
İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanmasıyla başlayan süreç, çok sayıda CHP’li belediyeye yayıldı. Seçilmiş belediye başkanları görevden uzaklaştırıldı, tutuklandı veya haklarında adli süreçler başlatıldı. Bazı belediyelerde yönetimler belediye meclislerinde yapılan seçimlerle değişti.
Hukukun ölçüsü
Hukuk devletinde kamu görevlileri hakkında suç işlendiği iddiası varsa elbette soruşturma açılmalıdır. Hiç kimse hukukun üstünde değildir. Ancak hukuk devletinin gerçek güvencesi yalnızca soruşturma açılması değil, hukukun herkese eşit uygulanmasıdır.
Bugün bu ilke bakımından kamuoyunda ciddi tartışmalar yaşanıyor. Bir yandan, hazırlanan infaz düzenlemelerinin PKK hükümlülerini kapsayacağı konuşuluyor. Diğer yandan, şiddet içeren bir eyleme katıldıklarına dair somut fiil isnadı bulunmayan Gülen Hareketi mensupları yıllardır terör suçlamasıyla cezaevinde bulunuyor. Aynı dönemde seçilmiş belediye başkanları, terör veya örgüt bağlantılı suçlamalarla tutuklanıyor ya da görevlerinden uzaklaştırılıyor.
15 Temmuz’un önemli sorusu artık sadece “O gece ne oldu?” değildir. Aynı zamanda “O geceden sonra Türkiye neye dönüştü?” sorusudur.
Kaynak: Tr724
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***





































