Donald Trump savaşı durdurdu ama savaşın sebeplerini ortadan kaldıramadı. İran nükleer silah geliştirmeyeceğini kabul etti; ABD de yaptırım rahatlığı vaat etti. Ama nükleer stoklar, füze programı ve bölgedeki vekil güçler hâlâ masada. Trump’ın kendi tabanı bile bu anlaşmanın Obama döneminin nükleer mutabakatından farkı olmadığını söylüyor. İsrail memnun değil. Asıl zor müzakereler bundan sonra başlıyor. Orta Doğu’da ateşkes var; ama barış yok.
ADEM YAVUZ ARSLAN | YORUM
ABD Başkanı Donald Trump hayli sıra dışı bir doğum günü yaşadı.
Hem Beyaz Saray’ın bahçesinde kafes dövüşü organize edip binlerce taraftarıyla gövde gösterisi yaptı hem de İran savaşının ‘bittiğini’ anons eden uzlaşmayı duyurdu. Gerçi İran tarafı ‘Trump’a doğum günü hediyesi vermemek için’ anlaşmayı hemen imzalamadı ama taraflar bir mutabakata varıldığını teyit etti.
Mutabakata göre İran nükleer silah geliştirmeyeceğini ve nükleer faaliyetleri konusunda yeni müzakerelere girmeyi kabul ederken, ABD de bazı yaptırımların hafifletilmesi ve İran’ın dondurulmuş varlıklarına erişimi gibi başlıklarda esneklik göstermeyi değerlendiriyor.
Anlaşma ayrıca Hürmüz Boğazı’ndaki gerilimin düşürülmesini, karşılıklı saldırıların durdurulmasını ve önümüzdeki yaklaşık 60 günlük süreçte daha kapsamlı bir nükleer ve güvenlik anlaşmasının müzakere edilmesini öngörüyor. Ancak İran’ın zenginleştirilmiş uranyum stokları, füze programı ve bölgedeki vekil güçleri gibi en kritik konuların büyük bölümü henüz çözüme kavuşmuş değil.
Peki ama anlaşma gerçekten Trump’ın iddia ettiği gibi bir ‘zafer’ mi yoksa sadece ‘çıkış yolu’ mu?
Sadece Washington’da değil dünyanın her yerinde benzer sorular var: Trump gerçekten İran’la bir anlaşma mı yaptı, yoksa sadece çıkış kapısı mı arıyor?
Çünkü Beyaz Saray’ın büyük bir diplomatik başarı olarak sunduğu mutabakata yakından bakıldığında, ortada ne kapsamlı bir barış anlaşması ne de ‘İran sorunu’nu kökten çözen bir formül var. Daha çok, savaşı durdurmak için hazırlanmış bir ara formül, bir nefes alma molası ve belki de tarafların masayı devirmeden konuşmaya devam etmesini sağlayacak bir çerçeve bulunuyor.
Savaşın başındaki hedefler nereye gitti?
Hatırlayalım… Amerika ve İsrail savaşa girerken kamuoyuna oldukça iddialı hedefler sundu. İran’ın nükleer programı durdurulacaktı. Tahran’ın bölgedeki nüfuzu kırılacaktı. Devrim Muhafızları ciddi şekilde zayıflatılacaktı. Hatta rejim değişikliğine kesin gözüyle bakılıyordu. Aradan geçen aylar sonunda ortaya çıkan tablo ise farklı. İran rejimi hâlâ ayakta. Bırakın bitmesini, Devrim Muhafızları etkisini artırdı. Tahran yönetimi masaya oturmuş olsa da teslim olmuş değil. Nükleer program tamamen ortadan kaldırılmış değil.
Bu durumda doğal olarak pek çok uzman soruyor: “ABD savaşı mı kazandı, yoksa sadece savaşın maliyetlerinden kurtulmaya mı çalışıyor?”
Beyaz Saray koridorlarında konuşulanlara bakılırsa, Trump’ın önceliği artık zafer ilan etmekten çok çatışmayı sona erdirmek. Çünkü savaş uzadıkça maliyet büyüyor. Amerikan kamuoyu yeni bir Orta Doğu bataklığı istemiyor. Petrol piyasaları tedirgin. Kongredeki destek zayıflıyor. Sonbahardaki ara seçimler yaklaşırken Trump’ın siyasi hesapları da değişiyor. Bu nedenle Washington’da birçok kişi mutabakatı ‘barış anlaşması’ değil, ‘kontrollü çıkış stratejisi’ olarak görüyor.
Asıl zor kısım şimdi başlıyor
Mutabakatın en dikkat çekici yönü, çözülmesi gereken temel sorunların büyük bölümünü geleceğe bırakması. İran nükleer silah üretmeyeceğini söylüyor. Fakat İran bunu zaten yıllardır söylüyordu. Asıl mesele başka. Yüzde 60’a kadar zenginleştirilmiş uranyum stokları ne olacak? Gelişmiş santrifüjler sökülecek mi? Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’nın denetimleri ne kadar kapsamlı olacak? Gizli tesisler konusunda nasıl bir mekanizma kurulacak? Bugün Washington’da bu soruların hiçbirinin net cevabı yok.
Bu nedenle herkesin ittifak ettiği konu net: “Kolay kısmı bitti, zor kısmı şimdi başlıyor.” Önümüzdeki 60 günlük müzakere süreci aslında savaşın değil, diplomatik mücadelenin yeni başlangıcı olabilir.
MAGA’da huzursuzluk büyük
İlginç olan şu ki Trump’a yönelik en sert eleştiriler Demokratlardan değil, Cumhuriyetçi saflardan geliyor.
Özellikle İran konusunda yıllardır sert çizgiyi savunan isimler ortaya çıkan çerçevenin kendilerine ‘tanıdık’ geldiğini söylüyor. Onlara göre bugün konuşulan birçok madde, Trump’ın 2018’de büyük gürültüyle terk ettiği Obama dönemindeki nükleer anlaşmayı hatırlatıyor. Muhafazakâr çevrelerin temel itirazı şu: İran rejimi yerinde duruyor. Balistik füze programı çözülmedi. Bölgedeki vekil güçler konusu belirsiz. Buna karşılık Tahran yaptırım rahatlaması elde ediyor.
Bu nedenle bazı Cumhuriyetçiler soruyor: “Trump, yıllarca eleştirdiği anlaşmanın farklı isimle yeniden masaya gelmesine mi razı oldu?” Bu soru önümüzdeki günlerde Beyaz Saray’ın iç siyaset gündeminde daha fazla yer tutacak gibi görünüyor.
İsrail memnun değil
Washington’daki tartışmaların bir diğer boyutu da İsrail. Tel Aviv’in beklentisi çok daha farklıydı. İsrail güvenlik çevreleri İran’ın nükleer kapasitesinin tamamen ortadan kaldırılmasını, füze programının ciddi şekilde sınırlandırılmasını ve Devrim Muhafızları’nın bölgesel ağlarının dağıtılmasını istiyordu. Mevcut mutabakat ise bu hedeflerin hiçbirini tam olarak gerçekleştirmiyor. Bu nedenle Washington’daki uzmanlar önümüzdeki haftalarda gözlerini yalnızca Tahran’a değil, Tel Aviv’e de çevirmiş durumda.
Çünkü anlaşmanın kaderini belirleyecek aktörlerden biri de İsrail olacak. Eğer İsrail yönetimi mevcut çerçevenin kendi güvenlik beklentilerini karşılamadığı sonucuna varırsa, süreç yeni krizlere açık hale gelebilir.
Savaş durdu ama savaşın sebepleri duruyor
Sonuç olarak Washington’da bugün hâkim olan görüş oldukça net. Ne Beyaz Saray’ın anlattığı gibi tarihi bir diplomatik zafer söz konusu. Ne de anlaşmanın tamamen çökeceği düşünülüyor. Daha gerçekçi değerlendirme şu: Trump savaşı durdurmayı başardı ama savaşın sebeplerini ortadan kaldıramadı. İran’ın nükleer programı, bölgesel nüfuzu, İsrail’in güvenlik kaygıları ve yaptırımların geleceği gibi temel başlıklar hâlâ masada duruyor.
Herkes bunun nihai bir anlaşmadan çok zor geçecek bir sürecin başlangıcı olduğuna hemfikir. Fakat belki de asıl soru şu olmalıydı: Amerika askeri yöntemlerle değiştiremediği İran davranışını diplomasiyle değiştirebilecek mi?
Şu an Washington’da bu sorunun cevabını bilen kimse yok.
Kaynak: Tr724
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***


![Tr724 [Haber Merkezi]](https://serbestgorus.com/wp-content/uploads/2026/06/Strazburgda-adalet-arayisi-5-buyuk-bulusma-24-Haziranda-360x180.jpg)


































