HASAN CÜCÜK | ANALİZ
Dünya futbolu son bir aydır tarihinin en ciddi krizlerinden birini yaşıyor. Ancak FIFA Başkanı Gianni Infantino etrafında başlayan tartışma, artık yalnızca İsviçreli başkanın yönetim tarzıyla sınırlı değil. Krizin merkezinde, FIFA’nın gelecekte nasıl yönetileceği ve gücün başkan ile konfederasyonlar arasında nasıl paylaşılacağı sorusu bulunuyor.
UEFA, Concacaf ve AFC, Infantino’ya karşı ortak bir cephe oluşturmuş durumda. Üç konfederasyon, geçen hafta yayımladıkları mektupla Infantino’yu “aldatma” ile suçladı ve kendisini küresel futbol ailesinin üzerinde konumlandırdığını savundu. Artık onun FIFA’yı yönetmeye devam etmesine güvenmediklerini açıkça ortaya koyuyorlar.
Tartışmanın bir diğer önemli başlığı ise FIFA’nın Dünya Kupası üzerinden oluşturmak istediği yeni ekonomik model. FIFA’nın altın yumurtlayan tavuğu Dünya Kupası’nın kısmen özelleştirilmesini öngören FIFA Forward Enterprise (FFE) projesi, özel yatırımcıların sisteme dahil edilmesiyle FIFA gelirlerinin artırılmasını hedefliyordu.
Infantino FFE sürecinden duyduğu üzüntüyü dile getirse de projeyi tamamen rafa kaldırmış değil. Daha önemlisi, başkanlıktan ayrılacağına dair herhangi bir işaret vermiyor.
Dolayısıyla muhaliflerin önündeki görev artık sadece 10 yıldır FIFA’yı kendi çizgisinde yöneten Infantino’yu koltuğundan indirmek değil. Asıl mesele, 211 üye ülkeyi Infantino sonrasında kurulacak yeni güç modelinin daha iyi olduğuna ikna etmek.
106 oy nereden çıkacak?
Kriz artık büyük ölçüde seçim matematiğine dönüşmüş durumda.
Birkaç hafta öncesine kadar Infantino son derece güçlü görünüyordu. FIFA’nın 211 üyesinden yaklaşık 200’ünün, İsviçrelinin 2031’e kadar devam edecek yeni bir dönem için yeniden seçilmesini desteklediği belirtiliyordu.
Ancak tablo değişmeye başladı. Bazı ülkeler desteğini geri çekti. UEFA, Concacaf ve AFC’nin ise Infantino mücadeleyi kaybettiğini kabul etmezse ortak bir aday üzerinde çalıştığı görülüyor.
FIFA başkanlığı için 211 ülkenin en az 106’sının oyunu almak gerekiyor. UEFA, Concacaf ve AFC’ye bağlı ülkelerin toplam oy sayısı ise 136. İlk bakışta bu rakam muhalifler için yeterli görünüyor. Fakat futbol siyaseti bu kadar basit değil.
Çünkü başkanı konfederasyonlar değil, ulusal federasyonlar seçiyor. Her ülkenin bir oyu var ve ekonomik, siyasi ve stratejik çıkarları birbirinden farklı.
Meksika, Concacaf’ın Infantino karşıtı çizgisine rağmen İsviçreliyi destekleyeceğinin sinyalini verdi. Asya’da Endonezya, Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri de benzer bir tutum sergiliyor. Buna karşılık Yeni Zelanda, Okyanusya Futbol Konfederasyonu’nun Infantino yanlısı çizgisinden ayrıldı.
Bu nedenle mücadeleyi sadece kıtaları iki ayrı renge boyayarak değerlendirmek yanıltıcı. Asıl soru, seçim günü geldiğinde iki tarafın kaç ulusal federasyonu kendi yanında tutabileceği.
Asya kilit bölge
Bu denklemde AFC, yani Asya Futbol Konfederasyonu, kritik bir konumda. AFC Başkanı Şeyh Salman, Infantino karşıtı cepheyle aynı çizgide. Ancak Asya’nın yekpare bir blok olduğu söylenemez. Kıtada Infantino’yu destekleyen önemli federasyonlar da bulunuyor.
Bu noktada Suudi Arabistan özel önem taşıyor. Son yıllarda dünya futbolunun en etkili aktörlerinden biri haline gelen ülke, Infantino ile yakın ilişkiler geliştirdi ve 2034 Dünya Kupası’na ev sahipliği yapacak. Aynı zamanda Avrupa futboluyla yatırımlar, kulüp sahiplikleri ve ticari ortaklıklar üzerinden güçlü bağlara sahip.
Riyad’ın tercihi bu nedenle yalnızca bir oyun ötesinde anlam taşıyor. Suudi Arabistan’ın Asya’daki diğer federasyonlar üzerindeki etkisi de seçim matematiğini değiştirebilir.
Üstelik Suudi futbolunda yönetim değişikliği yaşanmak üzere. Yeni federasyon başkanı ağustos ayının ilerleyen günlerinde göreve başlayacak. Bu değişim, ülkenin FIFA krizindeki siyasi çizgisini de etkileyebilir.
Dolayısıyla kritik soru sadece Suudi Arabistan’ın kimi destekleyeceği değil, kaç Asya ülkesini kendi tarafına çekebileceği. Suudilerin Infantino’nun yanında kalması Şeyh Salman’ın isyanını zayıflatabilir. Tersi yöndeki bir tercih ise 106 oy barajının aşılmasını sağlayabilir.
Önümüzdeki aylarda ne olacak?
Önümüzdeki birkaç ay, her iki tarafın da ne kadar güçlü bir ittifaka sahip olduğunu gösterecek.
5 Eylül’de Polonya’da başlayacak Kadınlar U20 Dünya Kupası ilk önemli sınavlardan biri. Turnuvada altı Avrupa ülkesi yer alıyor. UEFA’nın boykot tehdidi böylece teorik olmaktan çıkıp somut bir krize dönüşebilir.
Ancak bunun UEFA açısından da riski büyük. Fransa ve İngiltere katılım konusunda UEFA kadar kesin bir tavır sergilemiyor. Büyük ülkeler ortak cepheden ayrılırsa UEFA’nın Infantino karşıtı birlikteliği zayıflayabilir.
Muhaliflerin bir diğer büyük sorunu ise güçlü ve kabul gören bir başkan adayı bulmak. Adaylık süresi 18 Kasım’da sona erecek.
Bu belki de mücadelenin en zor kısmı. Çünkü FIFA üyelerinin bir bölümü Infantino’nun yönetiminden rahatsız olsa bile onun yerine ne geleceğini bilmeden değişimden çekinebilir.
Infantino ile birlikte sistemin mali ve siyasi bedelini biliyorlar. Fakat aynı zamanda FIFA’dan gelen artan mali desteklerin ve ekonomik fırsatların da farkındalar.
Bu nedenle UEFA’nın tercihi, mücadelenin mart ayındaki seçimde çözülmesi yerine Infantino’nun daha önce geri adım atmasını sağlamak olabilir. Bunun için bir sonraki hamle güven oylaması olabilir.
UEFA, Concacaf ve AFC 43 ülkeyi olağanüstü bir toplantı ve güven oylaması talebi etrafında birleştirebilirse, Infantino’nun başkanlığı seçimden önce de ciddi biçimde tartışmaya açılabilir.
43 ülkeyi bir araya getirmek, 106 ülkenin Infantino’ya karşı oy vermesini sağlamaktan çok daha kolay. Ancak burada da temel sorun değişmiyor: Muhalifler sadece Infantino karşıtlığını örgütlemekle yetinemez, onun yerine ne koyacaklarını da göstermek zorunda.
Krizden çıkış için üç senaryo
Mevcut tablo üç temel senaryoya işaret ediyor.
İlk senaryo, Infantino’nun krizi atlatıp mart ayında yeniden seçilmesi. Bu, İsviçreli başkan için büyük bir kişisel zafer olur. Ancak UEFA, Concacaf ve AFC mevcut sert tutumlarını sürdürürse, bu zafer FIFA içindeki bölünmeyi daha da derinleştirebilir.
İkinci senaryo, Infantino’nun seçimden önce baskılar veya güven oylaması sonucunda görevinden ayrılması. Fakat bunun gerçekleşmesi için öncelikle FIFA’nın nasıl yönetileceğine ilişkin geniş kabul gören bir model oluşturulması gerekiyor. En az 106 ülkenin, tercihen daha fazlasının destekleyeceği bir güç dengesi kurulmadan Infantino sonrası döneme geçmek kolay görünmüyor.
Üçüncü senaryo ise mart ayında açık bir seçim yarışı yaşanması ve Infantino’nun kaybetmesi.
Özellikle birinci ve üçüncü senaryolar, FIFA içinde kazananlar ve kaybedenler arasında ciddi bir bölünme yaratabilir.
Bu nedenle Infantino karşıtı konfederasyonların önündeki mesele, sadece onu yenebilecek bir aday bulmak değil. Dünya futboluna inandırıcı bir alternatif sunmak.
Son dönemde başkanlık yetkilerinin paylaşılması, rotasyon sistemi ve yeni denetim mekanizmaları gibi modeller üzerinde çalışıldığına ilişkin haberler var. Ancak futbol dünyasının güçlü aktörleri arasındaki pazarlıkların nereye varacağı henüz bilinmiyor.
Kesin olan şu: FFE krizi, başlangıçta hedeflenen projeden çok daha büyük bir tartışmayı tetikledi.
Infantino kalsa da gitse de artık FIFA’nın önünde cevaplanması gereken temel bir soru var:
Dünya futbolu, güçlü bir başkanın merkezinde şekillenen mevcut sistemle mi devam edecek, yoksa Infantino’nun 10 yıllık döneminin ardından FIFA yeni bir güç düzenine mi geçecek?
Asıl mücadele artık Infantino’nun geleceğinden daha büyük. Mesele, FIFA’nın gelecekte kimin tarafından değil, nasıl yönetileceği.
Kaynak: Tr724
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***





![Tr724 [Haber Merkezi]](https://serbestgorus.com/wp-content/uploads/2026/08/Guney-Afrikadaki-gocmen-krizi-SADC-Zirvesinin-gundeminde-360x180.jpg)































