12’nci Yargı Paketi’ne ilişkin konuşan HDK Eşsözcüsü Meral Danış Beştaş, ‘Nefreti yayan, ayrımcılığı derinleştiren, kadınların kazanılmış haklarını ortadan kaldırmayı hedefleyen, var olan hukuksal düzlenmenin daha da gerisine düşürmeyi amaçlayan bir paketle karşı karşıyayız. Bu nedenle tabii ki herkesin buna karşı çıkması gerektiğini düşünüyoruz’ dedi
Adalet Bakanlığı’nın hazırladığı 12’nci Yargı Paketi, yargılamaların hızlandırılması ve çeşitli usul düzenlemeleri gerekçesiyle gündeme getirilse de toplumda büyük tepki çekiyor. Uzun süredir infaz düzenlemesi ve demokratikleşme adımları beklenirken, onun yerine kadınların, çocukların, LGBT+ların haklarını kısıtlayabilecek düzenlemelerin yer almasından dolayı pakete büyük bir tepki var. DEM Parti, Meclis’e 12’nci yargı paketi yerine bir an önce çerçeve yasanın gelmesi gerektiğini ve gelecek paketlerin de süreci destekleyecek ve çözüm geliştirecek paketler olması gerektiğini belirtiyor. 12’nci Yargı Paketi’nde yer alan maddeleri, pakete yönelik eleştirileri Halkların Demokratik Kongresi (HDK) Eşsözcüsü Meral Danış Beştaş değerlendirmelerde bulundu.
12’nci Yargı Paketi iktidar tarafından “yargı reformu” olarak sunuluyor. Sizce bu paket gerçekten yargıdaki kronik sorunlara (örneğin dava yoğunluğu veya makul sürede yargılanma hakkı gibi) çözüm getiriyor mu, yoksa başka amaçlar mı taşıyor?
AKP, yasa yaparken hep böyledir. Her meselede yargı reformu, yargı paketi, çözüm paketi diyerek, kamuoyuna sunuyor. Aslında bir propaganda çalışmasıdır. Öyle reform, olumlu yönde bir değişimden adaletsizliği giderici bir içerikten söz etmek mümkün değil. Ancak pakette bazı bölümlerde kimsenin karşı çıkamayacağı hususlar da bulunuyor. Bu son pakette de böyle hem iyi hem olumsuz düzenlemeleri bir arada pakete koyup, kamuoyunun tepkisini minimize etmeye çalışan bir akıl var. Çocukların silaha erişiminin kısıtlanması ya da engellenmesi, çocukların dijital şiddet konusunda kimi önlemlerin alınması gibi olumlu birkaç öneri var. Ama totalde çocuklara yönelik düzenlemeler, cezayı ağırlaştırma, sanki meseleyi çözecekmiş gibi bir yaklaşım da söz konusu. Genel olarak aslında kazanılmış haklara, kadınların haklarına göz diken, bunları geri almaya çalışan bir anlayışla hazırlandığını söyleyebiliriz. Reform ya da o diğer açıklamalar tamamen iktidarın kendi propagandasından ibarettir.
Paket henüz yasalaşmamışken ve çerçeve yasa çıkmamışken iktidarın bu kadar ısrarcı olmasının arkasında ne görüyorsunuz?
Çerçeve yasa bu bir ay içinde kesinlikle çıkması gerekiyor. Bu yasanın çok geciktiği konusunda zaten genel bir yaklaşımımız, ısrarımız ve mücadelemiz var. Bu da biliniyor. Bu konudaki düşüncelerimizi her fırsatta, her zeminde sadece söyleyen değil, bu konuda aynı zamanda mücadeleyi de büyüten, diplomasiyi de yürüten bir yaklaşımımız var. Meclis’te birçok yasa görüşülmeye devam ediyor. Çevreyle, rutin gündemlerle ilgili yasa teklifleri görüşülüyor. Şimdi yargı paketi geliyor. Meclis tabii ki kesintisiz çalışıyor. Farklı yasalar da gelebilir ama öncelik çok önemlidir. O da çerçeve yasadır. Türkiye’nin gelecek 10 yıllarını, 100 yılını etkileyecek bir bu yasa çıkmamışken, iktidar bu konuda taslağını oluşturmamışken 12’nci Yargı Paketi’nin gündeme getirilmesi tabii ki doğru bir yaklaşım değil. Öncelik mesele de çözüm de Barış ve Demokratik Toplum Süreci’dir. Bunu yasanın içeriğiyle ilgili olarak da söylüyorum. Çünkü bu 12’nci Yargı Paketi adaletsizliği gidermiyor, sorunlara çözüm olmuyor. Çözüm çerçeve yasadır, çözüm demokratikleşme yasalarıdır, çözüm adım atmaktır. Bu paketle var olan düzenlemelerden geriyi giden düzenlemeler getiriliyor. Bu da demokratikleşme açısından, demokratik toplum inşası açısından da oldukça sıkıntılı bir tablo ortaya koyuyor.
Taslakta suça sürüklenen çocuklara yönelik cezaların üst sınırının 18 yıla çıkarılması, ebeveyn ihmali nedeniyle ağır cezalar gibi düzenlemeler var. Çocuk adaleti açısından bu değişikliklerin çocukları korumaktan ziyade cezalandırmayı öne çıkardığını düşünüyor musunuz?
Urfa, Maraş’ta çocuk katliamları yaşandı. Akran saldırılarıyla çocuklar katledildi. İktidar da cezaların ağırlaştırılmasının caydırıcı olacağını varsayıyor. İktidar kamuoyuna da ‘Biz bu konuda çalışıyoruz. Çözüm arıyoruz’ mesajı vermek istiyor. Çocukların suç işlemesinin önlenmesi sadece cezaların ağırlaştırılması ya da anne-babaya ağır cezalar vermesiyle çözülemeyeceği açıktır. Yani bu eğitimden sosyal, dijital ortamdan tutalım silah erişimine kadar çok geniş bir skalada değerlendirilmesi gereken meseleler var ve bunun hazırlığının çok daha güçlü yapılması gerekiyor. Çocuk hakları savunucularının, çocuk kurumlarının bu konuda görüşlerinin alınması, uluslararası deneyimlerin izlenmesi ve nihayetinde Türkiye’deki şu anda var olan tablonun buna uygun bir şekilde tartışılması gerektiğini düşünüyoruz. Yani bu haliyle bu paket kesinlikle var olan ihtiyacı karşılamaktan uzak. Çocukları korumayan, sosyal devletin sorumluluklarını yerine getirmeyen, silaha erişmeyi engellemeyen bir pakettir. İşsizliğin, yoksulluğun, açlığın bu kadar büyüdüğü bir ortamda bu tip palyatif çözümlerle bu suçlar önlenemez.
Nafaka konusunda (süresiz nafakanın sınırlandırılması, minimum 5 yıl gibi) ve boşanma hukukundaki değişiklikler kadınların ekonomik güvenliğini nasıl etkiler? AYM’nin nafaka kararını da dikkate alarak, bunun kadınlara yeni bir saldırı olduğunu söyleyebilir misiniz?
Nafaka bu paketin en can alıcı konularından bir tanesi. Kamuoyunda ‘Nafaka mağdurları var’ söylemi kesinlikle mesnetsiz ve gerçek değil. Bir kere nafaka her şeyden önce yoksulluğa düşen tarafa nafaka veriliyor ve genellikle bunlar kadınlar oluyor. Kadınlar ekonomik bağımsızlığa sahip değil, işsizlik, istihdam edilme sorunu var. Kadınlar ‘Gideceğim bir yerim yok, geçinemiyorum’ diye izah ediyor. Kadına yönelik şiddet bu kadar yüksekken, kadın işsizliği bu kadar yaygın ve ciddiyken, kadın kırımı üst düzeydeyken, şiddet bu kadar artmışken, çocuklar istismar edilirken, ülkede tek sorun nafakaymış gibi bir gündemin yaratılması kesinlikle iyi niyetli değildir. Bu, kadınların kazanılmış haklarını geri alma girişimidir, gasp etme girişimidir. Tıpkı İstanbul Sözleşmesi’nden çekildiği gibi şimdi de kadınların nafaka hakkı gasp ediliyor.
Nafakaların zaten yüzde 50’ye yakını ödenmiyor. Erkekler boşanma sırasında mallarını başkalarının adına yapıyor, sigortalarını değiştiriyorlar. Yani birçok hileli yöntem de kadınların nafakasının ödenmediği bizzat rakamlarla ortada. Yüzde 47’nin üstünde nafakalar ödenmiyor. Ortalama nafaka miktarı bin 179 TL’dir. Böyle bir rakamla hiç kimse mağdur olmaz. Sadece bu düzenlemeyi meşrulaştırmak için bu açıklamaları yapıyor. AKP iktidarı maalesef kadınların gerek sosyal, gerek siyasal, gerek ekonomik yaşamda birey olarak varlıklarını ve mücadelelerini reddeden bir yerde duruyor. Bugüne kadar mücadeleyle elde edilen hakların budanması için de her şeyi yapıyorlar. Türkiye’de kadın hareketi, Kürt kadın hareketi, bir bütün olarak bu düzenlemeye karşı sözünü, sesini ve tepkisini ortaya koyuyor, mücadelesini yürütüyor. Biz kesinlikle bunu kabul etmiyoruz ve her zeminde buna karşı direneceğiz. Bu taslak, özünde kadınlara yönelik doğrudan bir saldırıdır, hak gaspıdır ve kadınların haklarını ellerinden alma girişimidir.
DEM Parti olarak pakete karşı ortak mücadele çağrısı yaptınız. Muhalefet ve sivil toplumla nasıl bir iş birliği öngörüyorsunuz? Kadın Meclisi’nin tepkisi bu paketin “nefret siyaseti” olduğunu söylüyor; somut olarak ne bekliyorsunuz?
Nefreti yayan, ayrımcılığı derinleştiren, kadınların kazanılmış haklarını ortadan kaldırmayı hedefleyen ve mevcut hukuksal düzenlemelerin daha da gerisine düşmeyi amaçlayan bir paketle karşı karşıyayız. Bu nedenle tabii ki herkesin buna karşı çıkması gerektiğini düşünüyoruz. Bunun demokratik bir protesto şeklinde, her türlü yöntemle yapılabileceği görüşündeyiz. Halkların Demokratik Kongresi olarak da buna karşı duruşumuzu zaten ifade ettik ve buna devam edeceğiz. Bu paketin geri çekilmesi için çalışmaya devam edeceğiz. Kadın kurumları da insan hakları kurumları da bu konuda oldukça kararlı bir şekilde bir direnç içindeler. Önümüzdeki günlerde daha ayrıntılı ilişkilerimiz olacak. AKP kanadı, yaydığı bir haberde çocuklarla ilgili bölümün paketten çıkarılacağını servis etti. Zaten şöyle bir tablo var. İktidar kamuoyunun nabzını tutup ona göre yeni bir yol haritası veriyor genelde. Birçok acil çözüm bekleyen sorun varken bunu en öne koymasını bir tercih, bir öncelik olduğunu herkesin görmesi gerekiyor. Oysa toplumun öncelikleri var, halkların öncelikleri var.
Sorunlu yasaların geri çekilmesi yerine sorunları çözecek yasaların Meclis’te görüşülmesi için hep birlikte basınç uygulamalıyız. Demokratik muhalefeti büyütmeliyiz ve muhalefetin ortaklaşacağı zeminleri arttırmalıyız.
Peki sizce 12’nci Yargı Paketi nasıl olmalıydı? Paketin içinde hangi düzenlemeler olmalıydı?
Yani bir kere infazda büyük bir adaletsizlik ve eşitsizlik var. “Covid-19 düzenlemesi” tutuklu-hükümlüleri ayrıştırdı. Bu konuda çok ciddi bir talep var. İnfazda eşitlik düzenlemesi olmalıydı. Siyasi mahpusların infaz süresi 4’te 3’ü oranında iken diğer tutuklular için bu oran yarı yarıyadır. İnfaz yakılmaları, tahliye engellemeleri hâlâ devam ediyor. Hasta mahpuslara yönelik çok ciddi sorunlar devam ediyor. Tüm hasta tutsaklar bir an önce özgürlüğüne kavuşmalı ve bunun için bir düzenleme yapılmalı. AİHM ve AYM kararları tereddütsüz bir şekilde uygulanması gerekiyor. Figen Yüksekdağ, Selahattin Demirtaş, Ali Ürküt, Alp Altınörs, Zeynep Kahraman, Pervin Oduncu, Can Atalay’ın cezaevinde kalması için hiçbir hukuki sebep yok ama cezaevindeler. Yine kayyumlar hâlâ sürüyor. Kayyumlar geri çekilmeli belediye başkanları görevlerine dönmeli. Gazetecilerin tutuklanmasından vazgeçilmeli. Düşünce ve ifade özgürlüğü konusunda ileri adımlar atılmalı. Demokratikleşme yönünde yasaların çıkması gerekiyor. Bu konularda mesela çok acil ve ivedi düzenlemelere ihtiyaç var. İlla 12’nci yargı paketi olacaksa bunlar olmalıdır. Süreci, demokratikleşmeyi, özgürlüğü geriye götürecek düzenlemelere değil, Türkiye’nin demokratikleşmesine katkı sunacak, Kürt sorununun çözümünü kolaylaştıracak şeyler olmalıdır. Yoksa günü, dönemi kurtaracak paketlerle sorunlar çözülmez.
Dönem, Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nde demokratikleşmenin ivme kazanacağı bir dönemidir. Bu konuda hem siyasi hem idari hem de yasal olarak süreci geriye götürecek adımlara değil, ileriye götürecek adımlara ihtiyaç var.
Kaynak: Yeni Özgür Politika Gazetesi
Kaynak: Yeni Yaşam Gazetesi
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***





































