• Ana Sayfa
  • Gizlilik politikası
  • Görüş & Analiz Gönder
  • Newsletter
Serbest Görüş
  • Haberler
    • All
    • Bilim ve Teknolji
    • Dünya
    • Ekonomi
    • Kültür - Sanat
    • Politika
    • Spor
    • Yaşam
    TR724 HABER

    KULİS | İmamoğlu’na siyasi yasak gelirse AKP’nin İBB adayı İsmet Yıldırım olabilir

    ABD-İran Gerilimi Altını Uçurdu! Fiyatlarda Dikkat Çeken Yükseliş

    ABD-İran Gerilimi Altını Uçurdu! Fiyatlarda Dikkat Çeken Yükseliş

    TR724 HABER

    İSTANBUL | En kısa mesafe servis ücreti 40 bin TL’ye çıkıyor

    TR724 HABER

    Enerji KİT’lerine dev bütçe aktarımı: 7 ayda 195,9 milyar TL

    Moderna’nın kanser aşısı sonuçları olumlu geldi: Hisseleri ikiye katlandı!

    Moderna’nın kanser aşısı sonuçları olumlu geldi: Hisseleri ikiye katlandı!

    ‘Suç’ unsurları raflarda duruyor!

    ‘Suç’ unsurları raflarda duruyor!

    Trending Tags

  • İnsan Hakları
    Jandarma karakolunda işkence: İki kişi öldürüldü; biri karakol bahçesine gömüldü

    Jandarma karakolunda işkence: İki kişi öldürüldü; biri karakol bahçesine gömüldü

    DEM Partili Kamaç: Diyanet’in 19 dilli yayınında Kürtçe yok!

    DEM Partili Kamaç: Diyanet’in 19 dilli yayınında Kürtçe yok!

    ‘Mansur Yavaş her şart altında aday’

    Adliye binalarımız güzel ama adalet var mı?

    Batman’da sert müdahalede bulunan polisler hakkında soruşturma başlatıldı

    Batman’da sert müdahalede bulunan polisler hakkında soruşturma başlatıldı

    Esenyurtlular kayyıma tepkili: Hukuksuzluk ve adaletsizliktir

    Esenyurtlular kayyıma tepkili: Hukuksuzluk ve adaletsizliktir

    En Yakınındaki İsim Konuştu: Mansur Yavaş Esenyurt'taki Mitinge Neden Katılmadı?

    En Yakınındaki İsim Konuştu: Mansur Yavaş Esenyurt’taki Mitinge Neden Katılmadı?

    Trending Tags

  • 15 Temmuz
    Akın Öztürk: Başta Hulusi Akar olmak üzere 15-20 kişi konuşmazsa bu iş açığa çıkmaz

    Akın Öztürk: Başta Hulusi Akar olmak üzere 15-20 kişi konuşmazsa bu iş açığa çıkmaz

    Akın Öztürk: 15 Temmuz önlenirdi ama 2 buçuk saat refleks göstermediler

    Akın Öztürk: 15 Temmuz önlenirdi ama 2 buçuk saat refleks göstermediler

    ”15 Temmuz gazisi” nasıl yakalandı? Kabinden çıkmaya ikna edilmesi yaklaşık 20 dakika sürdü

    ”15 Temmuz gazisi” nasıl yakalandı? Kabinden çıkmaya ikna edilmesi yaklaşık 20 dakika sürdü

    Tel Aviv’de taciz şüphesiyle gözaltına alınan Türk görevli ”15 Temmuz gazisi” çıktı

    Tel Aviv’de taciz şüphesiyle gözaltına alınan Türk görevli ”15 Temmuz gazisi” çıktı

    Ertesi gün ne yapacaklardı? Ben Serhat Telli, 15 Temmuz günü yaşadığım olayları anlatmak istiyorum

    Ertesi gün ne yapacaklardı? Ben Serhat Telli, 15 Temmuz günü yaşadığım olayları anlatmak istiyorum

    15 Temmuz’u kimin yaptığı sonuçlarında gizli

    15 Temmuz’u kimin yaptığı sonuçlarında gizli

  • Kürt Meselesi
    Aynı yerde 3 kaza: Yurttaşlar yolu trafiğe kapattı

    Aynı yerde 3 kaza: Yurttaşlar yolu trafiğe kapattı

    Kemiklerin bulunduğu Newala Qesaba’da yol yapım çalışmaları başladı

    Kemiklerin bulunduğu Newala Qesaba’da yol yapım çalışmaları başladı

    Îdir’de halk buluşması: Süreci barışa ulaştıracağız

    Îdir’de halk buluşması: Süreci barışa ulaştıracağız

    Beştaş Validebağ savunmasıyla buluştu: Ortaklaşma zeminleri yaratmalıyız

    Beştaş Validebağ savunmasıyla buluştu: Ortaklaşma zeminleri yaratmalıyız

    İHD: Göçmen düşmanlığının normalleştirilmesine izin vermeyeceğiz

    İHD: Göçmen düşmanlığının normalleştirilmesine izin vermeyeceğiz

    Negatif barıştan pozitif barışa

    Negatif barıştan pozitif barışa

    Trending Tags

  • Görüş & Analiz
    Askeri vesayetten Erdoğan vesayetine: Demokrasinin çöküşü

    Askeri vesayetten Erdoğan vesayetine: Demokrasinin çöküşü

    Afrika kadın futbolunda güç dengeleri değişiyor

    Afrika kadın futbolunda güç dengeleri değişiyor

    Necip F. Bahadır

    Alihan Kuriş’in büyük suçu!

    Evet, ben bir Süleymanlıyım!

    Evet, ben bir Süleymanlıyım!

    FIFA’da savaş Infantino’dan çok daha büyük

    FIFA’da savaş Infantino’dan çok daha büyük

    Darbeci Erdoğan!

    Darbeci Erdoğan!

No Result
View All Result
  • Haberler
    • All
    • Bilim ve Teknolji
    • Dünya
    • Ekonomi
    • Kültür - Sanat
    • Politika
    • Spor
    • Yaşam
    TR724 HABER

    KULİS | İmamoğlu’na siyasi yasak gelirse AKP’nin İBB adayı İsmet Yıldırım olabilir

    ABD-İran Gerilimi Altını Uçurdu! Fiyatlarda Dikkat Çeken Yükseliş

    ABD-İran Gerilimi Altını Uçurdu! Fiyatlarda Dikkat Çeken Yükseliş

    TR724 HABER

    İSTANBUL | En kısa mesafe servis ücreti 40 bin TL’ye çıkıyor

    TR724 HABER

    Enerji KİT’lerine dev bütçe aktarımı: 7 ayda 195,9 milyar TL

    Moderna’nın kanser aşısı sonuçları olumlu geldi: Hisseleri ikiye katlandı!

    Moderna’nın kanser aşısı sonuçları olumlu geldi: Hisseleri ikiye katlandı!

    ‘Suç’ unsurları raflarda duruyor!

    ‘Suç’ unsurları raflarda duruyor!

    Trending Tags

  • İnsan Hakları
    Jandarma karakolunda işkence: İki kişi öldürüldü; biri karakol bahçesine gömüldü

    Jandarma karakolunda işkence: İki kişi öldürüldü; biri karakol bahçesine gömüldü

    DEM Partili Kamaç: Diyanet’in 19 dilli yayınında Kürtçe yok!

    DEM Partili Kamaç: Diyanet’in 19 dilli yayınında Kürtçe yok!

    ‘Mansur Yavaş her şart altında aday’

    Adliye binalarımız güzel ama adalet var mı?

    Batman’da sert müdahalede bulunan polisler hakkında soruşturma başlatıldı

    Batman’da sert müdahalede bulunan polisler hakkında soruşturma başlatıldı

    Esenyurtlular kayyıma tepkili: Hukuksuzluk ve adaletsizliktir

    Esenyurtlular kayyıma tepkili: Hukuksuzluk ve adaletsizliktir

    En Yakınındaki İsim Konuştu: Mansur Yavaş Esenyurt'taki Mitinge Neden Katılmadı?

    En Yakınındaki İsim Konuştu: Mansur Yavaş Esenyurt’taki Mitinge Neden Katılmadı?

    Trending Tags

  • 15 Temmuz
    Akın Öztürk: Başta Hulusi Akar olmak üzere 15-20 kişi konuşmazsa bu iş açığa çıkmaz

    Akın Öztürk: Başta Hulusi Akar olmak üzere 15-20 kişi konuşmazsa bu iş açığa çıkmaz

    Akın Öztürk: 15 Temmuz önlenirdi ama 2 buçuk saat refleks göstermediler

    Akın Öztürk: 15 Temmuz önlenirdi ama 2 buçuk saat refleks göstermediler

    ”15 Temmuz gazisi” nasıl yakalandı? Kabinden çıkmaya ikna edilmesi yaklaşık 20 dakika sürdü

    ”15 Temmuz gazisi” nasıl yakalandı? Kabinden çıkmaya ikna edilmesi yaklaşık 20 dakika sürdü

    Tel Aviv’de taciz şüphesiyle gözaltına alınan Türk görevli ”15 Temmuz gazisi” çıktı

    Tel Aviv’de taciz şüphesiyle gözaltına alınan Türk görevli ”15 Temmuz gazisi” çıktı

    Ertesi gün ne yapacaklardı? Ben Serhat Telli, 15 Temmuz günü yaşadığım olayları anlatmak istiyorum

    Ertesi gün ne yapacaklardı? Ben Serhat Telli, 15 Temmuz günü yaşadığım olayları anlatmak istiyorum

    15 Temmuz’u kimin yaptığı sonuçlarında gizli

    15 Temmuz’u kimin yaptığı sonuçlarında gizli

  • Kürt Meselesi
    Aynı yerde 3 kaza: Yurttaşlar yolu trafiğe kapattı

    Aynı yerde 3 kaza: Yurttaşlar yolu trafiğe kapattı

    Kemiklerin bulunduğu Newala Qesaba’da yol yapım çalışmaları başladı

    Kemiklerin bulunduğu Newala Qesaba’da yol yapım çalışmaları başladı

    Îdir’de halk buluşması: Süreci barışa ulaştıracağız

    Îdir’de halk buluşması: Süreci barışa ulaştıracağız

    Beştaş Validebağ savunmasıyla buluştu: Ortaklaşma zeminleri yaratmalıyız

    Beştaş Validebağ savunmasıyla buluştu: Ortaklaşma zeminleri yaratmalıyız

    İHD: Göçmen düşmanlığının normalleştirilmesine izin vermeyeceğiz

    İHD: Göçmen düşmanlığının normalleştirilmesine izin vermeyeceğiz

    Negatif barıştan pozitif barışa

    Negatif barıştan pozitif barışa

    Trending Tags

  • Görüş & Analiz
    Askeri vesayetten Erdoğan vesayetine: Demokrasinin çöküşü

    Askeri vesayetten Erdoğan vesayetine: Demokrasinin çöküşü

    Afrika kadın futbolunda güç dengeleri değişiyor

    Afrika kadın futbolunda güç dengeleri değişiyor

    Necip F. Bahadır

    Alihan Kuriş’in büyük suçu!

    Evet, ben bir Süleymanlıyım!

    Evet, ben bir Süleymanlıyım!

    FIFA’da savaş Infantino’dan çok daha büyük

    FIFA’da savaş Infantino’dan çok daha büyük

    Darbeci Erdoğan!

    Darbeci Erdoğan!

No Result
View All Result
Serbest Görüş
No Result
View All Result
Home Görüş & Analiz

Askeri vesayetten Erdoğan vesayetine: Demokrasinin çöküşü

SG by SG
20 Ağustos 2026
in Görüş & Analiz
0
Askeri vesayetten Erdoğan vesayetine: Demokrasinin çöküşü


AK Parti’nin 2002-2007 arasındaki “altın çağ” olarak nitelendirilen ilk dönemi, ekonomik büyüme ve demokratik reformlarla umut vaat ediyordu. Ancak bu reformlar, askerî vesayetin tasfiyesinden sonra beklenen kurumsallaşmış demokrasiyi değil, Recep Tayyip Erdoğan’ın şahsında cisimleşen otokratik bir sistemi doğurdu. Bu dönüşümde Kemalist kurumların direnci, Erdoğan’ın karizmatik ve narsisistik liderlik özellikleri ile 2023 ve hilafet ideallerinin belirleyici rolü var. Liberal entelektüellerin ve uluslararası düşünce kuruluşlarının Erdoğan’ın gerçek niyetlerini görememesindeki yanılgı da tartışılıyor. 

AYDOĞAN VATANDAŞ | YORUM 

AK Parti 2002 yılında iktidara geldiğinde, Türkiye’de ve yurt dışında pek çok entelektüel, partinin demokratikleşme konusundaki taahhütlerini umut verici buluyordu. AK Parti iktidarının “altın çağı” olarak nitelendirilen ilk dönemi, genel hatlarıyla 2002-2007 yıllarını kapsıyordu. Bu döneme; yüksek ve kapsayıcı ekonomik büyümenin yanı sıra asker-sivil ilişkilerinin köklü biçimde yeniden düzenlenmesinden Kürt vatandaşların dil ve kültür hakları dâhil azınlık haklarının tanınmasına kadar uzanan önemli demokratik reformlar damgasını vurdu.

Bu başlangıçtaki yüksek performans, Gülen Hareketi de dâhil olmak üzere Türk entelektüellerinde, AK Parti’nin zamanla Türkiye’deki yönetim sisteminin bütün antidemokratik unsurlarını ortadan kaldıracağı yönünde belirli bir güven oluşturdu. AK Parti hükümeti 2009-2011 yılları arasında, Türk Silahlı Kuvvetlerinin siyasete müdahalesini engelleyecek ve Türkiye’nin geçmişte yaşadığı türden askerî müdahalelerin önünü kesecek hukuki bir çerçeveyi başarıyla oluşturdu. Ancak ortaya çıkan sonuç, beklendiği gibi kurumsallaşmış bir demokrasi değil, Recep Tayyip Erdoğan’ın şahsında cisimleşen, ileri derecede kişiselleşmiş bir otokrasi oldu.

Türkiye’nin demokratikleşme sürecinde AK Parti’nin ve liderliğinin nerede yanlış yaptığı hâlâ cevaplandırılması gereken önemli bir sorudur. Partinin 2002-2007 yılları arasındaki performansı yalnızca bir vitrin düzenlemesi miydi? Erdoğan ve çevresindeki dar oligarşik kadro, gizli ve gerçek gündemlerini hayata geçirmek için elverişli zamanı mı bekliyordu? Aslında hiçbir zaman demokrat olmadılar mı? Yoksa Erdoğan, İslam dünyasının “halifesi” olmak gibi mesiyanik bir misyona sahip olduğu düşüncesine mi kapılmıştı? Bu yazıda bu sorulara cevap arayacağım.

Kemalist kurumların direnci

AK Parti iktidarının kurumsallaşmış bir demokrasi geliştirememesinin, Kemalist kurumların Türk siyasal sistemi üzerindeki geleneksel vesayetinden kaynaklandığı ileri sürülmektedir. Bu görüşe göre AK Parti liderliği, ülkeyi daha ileri bir demokratik düzeye taşıma konusunda istekli olsun ya da olmasın, Kemalist kurumların değişime gösterdiği dirençle karşılaşmış ve bu direnç tarafından engellenmiştir.

Güçlü devlet-zayıf toplum karşıtlığı da kurumsallaşmış bir demokrasinin önündeki önemli engellerden biri olarak değerlendirilmektedir. Türkiye’nin seküler modernleşme yolunu, iktidardaki siyasal seçkinlerin önderliğinde güçlü ve homojenleştirilmiş bir ulus yaratmaya öncelik vererek izlediği ileri sürülür.

Bu yaklaşıma göre Türkiye’nin yönetim sistemi, güçlü devlet ve zayıf toplum modeli üzerine kurulmuştur. Bu yapı, kurumsallaşmış bir demokrasinin oluşmasının önündeki en büyük engellerden biridir. Yönetenlerle yönetilenler arasında, yönetilenleri baskılayan tek yönlü bir ilişki kurulmuştur. Bu tarihsel pratiğin sonucu olarak Türk toplumu, devlet denetiminden bağımsız ve özerk bir alan oluşturmayı hiçbir zaman başaramamıştır.

Özetle, tepeden inmeci ve iddialı seküler modernleşme anlayışı hiçbir zaman sivil hakların ya da sivil toplumun güçlendirilmesini öncelemediği için, Türk siyasal sistemi 1946’da çok partili hayata geçildikten sonra bile liberal ve demokratik bir nitelik kazanamamıştır.

Erdoğan yanılgısı

Pek çok akademisyen, Türkiye’nin AK Parti iktidarından elde ettiği sonucun aslında en başından beklenmesi gereken sonuç olduğunu ileri sürmüştür. Bu görüşe göre AK Parti’nin Türk demokrasisini geliştireceğini düşünmek temel bir hataydı.

AKP’nin Türkiye’yi ileriye taşıyacağını varsaymak, Fransa’da Le Pen’in demokrasiyi geliştireceğini düşünmekten farksızdı. Sağ-sol eksenine yerleştirildiğinde AKP, kutsal bir misyona sahip olduğuna ve sonsuza kadar iktidarda kalacağına inanıyordu. Bunların hiçbiri demokrasiyle bağdaşmaz.

Liberal entelektüellerin Erdoğan’ın gerçek niyetlerini görememesinin başlıca nedeni, askerî vesayetin ve yargı gibi diğer seküler kurumların etkisizleştirilmesinin demokrasiyi güvence altına almaya yeteceğine inanmalarıydı. Oysa yetmedi.

Bu kurumların geçmişte işleyen bir demokrasi meydana getiremediği doğruydu; ancak onların zayıflatılmasının kendiliğinden bir demokrasi doğuracağını düşünmek yanlıştı.

Erdoğan yanılgısına yalnızca Türk liberallerinin ve dindar demokratların kapılmadığını özellikle vurgulamak gerekir. Önde gelen bazı uluslararası düşünce kuruluşları da Türk demokrasisinin geleceğini öngörmekte başarısız oldu.

Andrew Arato, liberal entelektüellerin kendi askerî vesayet karşıtlıkları nedeniyle Erdoğan’ın eylemlerinin ardındaki mantığı görememelerini bir ölçüde anlaşılır bulur. Bu kişiler, Anayasa Mahkemesinin 1970’li yıllardan itibaren askerî-bürokratik yapılarla zaman zaman karşı karşıya geldiğini göz ardı ederek Mahkemeyi yalnızca askerî vesayetin bir aracı olarak gördüler.

Oysa Mahkeme, AK Parti’nin tezlerini destekleyen çeşitli kararlar vermişti. Örneğin 2007’deki toplantı yeter sayısı kararı, kısa süre sonra cumhurbaşkanlığı için referanduma izin veren başka bir kararla dengelenmişti. Mahkeme ayrıca, oldukça yakın bir oylama sonucunda da olsa, 2008’de AK Parti’yi kapatmayı reddetmişti.

Liberaller, özellikle hegemonik bir partinin varlığı söz konusuyken, Türk siyasal sisteminde Anayasa Mahkemesinin ve genel olarak yargının önemli birer denge ve denetleme unsuru olduğunu anlayamadılar.

Clifford Anderson, Erdoğan’ın asıl amacının kuvvetler ayrılığını ihlal edecek biçimde yargıyı yürütmenin denetimi altına almak olduğunu vurgulamıştı. Anderson’a göre AK Parti, diğer partilerin ya da devlet organlarının denetimi olmaksızın devleti kendisine tabi kılmıştı.

Arato’ya göre AK Parti liderleri ve pek çok liberal entelektüel Anayasa Mahkemesini düşman olarak görmeyi sürdürürken, 2010 referandumu kuvvetler ayrılığının bir ayağını, yani yargıyı ele geçirme girişimiydi.

Arato, pakette yer alan bazı cazip düzenlemelerin aslında bir vitrin işlevi gördüğünü; asıl hedefin bir tür hiper başkanlık sistemi yaratmayı amaçlayan yekpare bir proje olduğunu ileri sürer. Bu proje, anayasa değişiklikleri üzerinde denetim yetkisi kurmuş olan yargı başta olmak üzere, yeni sistemin önündeki bütün engelleri ortadan kaldırmayı hedefliyordu.

Aynı projenin daha sonra gerek anayasa değişikliği yoluyla gerekse fiilî bir hiper başkanlık sistemi kurularak hayata geçirilmeye çalışıldığı artık açıkça görülmektedir.

Erdoğan’ın karizması ve siyasal sistemin hilafet ve Osmanlıcılık üzerinden yeniden inşası

Türkiye’de kurumsallaşmış bir demokrasinin önündeki bütün sistemik engellerin yanı sıra, Erdoğan’ın kişilik özelliklerinin ve liderlik tarzının da siyasal sistemin dönüşümünde hayati bir rol oynadığını özellikle ileri sürüyorum.

Aylin Görener ve Meltem Ucal, Margaret Hermann’ın geliştirdiği Liderlik Özellikleri Analizi’ni kullanarak Erdoğan’ın söylemini ve liderlik tarzını incelemiştir. Araştırma, Erdoğan’ın kanaatlerine son derece sıkı biçimde bağlı ve tercihlerinde katı olduğunu; yalnızca görmek istediğini görme eğiliminin ise diplomasinin inceliklerini kavramasını ve uluslararası ilişkilerin çetin sularında başarıyla yol almasını engellediğini ortaya koymuştur.

Araştırma ayrıca Erdoğan’ın ikili karşıtlıklar üzerinden düşünme eğiliminin, siyaseti doğru ile yanlış, adil ile zalim, kötüler ile mağdurlar arasında bir mücadele olarak görmesine yol açtığını göstermektedir.

Erdoğan’ın analiz sonucunda aldığı puanlar, onun siyasete “misyoner” ya da “tebliğci” denilebilecek bir yönelimle yaklaştığını ortaya koymaktadır. Bu liderlik tarzı; çevresel sınırlamalara meydan okuma eğiliminin, yeni bilgilere kapalılığın ve ilişki odaklılığın birleşiminden doğmaktadır.

İrfan Arık ve Cevit Yavuz, Erdoğan’ın karizmatik lider özellikleri taşıdığını belirtmektedir. Ancak bu, Türk demokrasisi açısından mutlaka iyi bir haber değildir. Tarihsel veriler, otoriter eğilimlerin karizmatik bir kişilikle birleşmesinin büyük ihtimalle diktatörlüğe kapı araladığını göstermektedir.

Örneğin Lewis, karizmatik liderlerin “kutuplaştırılmış saldırganlık” yoluyla takipçilerinin hayal kırıklıklarını ve önyargılarını sıklıkla nasıl büyüttüklerini ortaya koymaktadır.

António Costa Pinto, Roger Eatwell ve Stein Ugelvik Larsen’e göre her faşist diktatör, kendisini “olağanüstü” kılan birtakım kişisel yeteneklere sahip olmak zorundadır:

“Bu liderlerin, sahip oldukları nitelikleri ‘anlayacak’, ‘takdir edecek’ ve onlarla bağ kuracak takipçilere ihtiyaçları vardır. Ayrıca bu olağan dışı yetenekleri gerekli kılan ya da sorunlara yeni çözümler uygulanabilmesi için rejimin yeniden yapılandırılmasına yönelik bir ‘çağrı’ oluşturabilecek bir durum veya olay bulunmalıdır.”

2023 hedefinin ve hilafetin idealleştirilmesi

Erdoğan ile Ahmet Davutoğlu’nun çeşitli yazı ve konuşmalarında, AKP’nin girişimlerinin Türkiye’yi Cumhuriyet’in kuruluşunun yüzüncü yılı olan 2023’te küresel bir aktöre dönüştüreceğine inandıkları görülmektedir.

AKP’nin Cumhuriyet’in kurucu sembollerine karşı tutumu göz önüne alındığında, 2023 hedefi ve vizyonu, devletin ve milletin yeni kimliğinin yeniden üretilmesiyle bağlantılıdır. Devlet inşası, yöneticileri, kurumları ve vatandaşları olan siyasal bir yapının geliştirilmesini ifade ettiğine göre AKP’nin 2023 vizyonu, “tasavvur edilmiş bir gelecek projeksiyonunun” milleti harekete geçirmek ve yüz yıl önce ihtişamını kaybetmiş “Büyük Türkiye”yi yeniden yaratmak için nasıl kullanıldığını gösteren önemli bir işarettir.

Bu vizyon, yalnızca hayal edilmiş bir geleceğe yapılan yolculuk değil, aynı zamanda görkemli Türk kolektif kimliğinin kaybedildiği geçmişe dönüş yolculuğu olarak da değerlendirilmelidir.

Vizyon incelendiğinde, güçlü bir toplum, sivil haklar ya da kurumsallaşmış bir demokrasi hakkında hiçbir şey vaat etmeden “Büyük Türkiye”yi yeniden inşa etmeyi amaçladığı açıkça görülmektedir.

Yaşar Büyükanıt, Tayyip Erdoğan’la birlikte görülüyor…

Lider ile takipçi arasındaki ilişki tek yönlü değildir; her iki taraf da birbirini tanımlar ve biçimlendirir. Başka bir deyişle liderler, takipçileri olmadan varlık gösteremezler. Erdoğan’ın takipçileri söz konusu olduğunda ise bunların önemli bir bölümünün onu “halife” olarak gördüğü açıktır.

Maria Chang’e göre habis narsisizm; ulusal yenilgi, ekonomik kriz ya da başka ve çoğunlukla daha güçlü bir grubun boyunduruğu altına girme gibi kolektif travmalarla başlar. Böyle bir yenilgi, milletin kendisini ve tarihini sorgulamasına yol açar ve bunun sonucunda toplumun geneline yayılan bir güvensizlik duygusuyla belirsiz ve zayıf bir kolektif kimlik ortaya çıkar.

Chang, narsisistik milliyetçiliğin, tehdit altında ya da kaygılı hisseden bireylerin kendi başlarına düşünme yükünden kaçmalarını sağlayan “kolektif bir fanteziye sıçrayış” işlevi gördüğünü savunur.

Örneğin Sevr Antlaşması’nın aşağılayıcı sonuçları, hilafetin kaldırılması ve Osmanlı İmparatorluğu’nun çöküşü, geride parçalanmış ve yaralanmış bir Türk milleti bıraktı. Bu acılı tarih, son on yılda AKP liderliği tarafından hem söylemsel bir unsur hem de telafi mekanizması olarak hatırlatılıp kullanılmıştır.

Örneğin Abdurrahman Dilipak, Erdoğan’ın 2018 seçimlerini kazanmasıyla hilafetin yeniden kurulacağını söylemiştir.

Dilipak, Kanada’da katıldığı bir konferansta, Erdoğan’ın bir sonraki yıl cumhurbaşkanlığını kazanması hâlinde halife olacağını ve bin odalı Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nın odalarında görev yapan hilafet temsilcilerinin bulunacağını ileri sürmüştür.

Hilafetin Türkiye Büyük Millet Meclisine taşındığını söyleyen Dilipak, Erdoğan’ın yeniden cumhurbaşkanı seçilmesinin, farklı İslam ülkelerindeki Müslüman bölgelerden danışmanlar ataması anlamına geleceğini savunmuştur. Bu kişiler, bin odalı sarayda hilafet bölgelerinin temsilcileri olarak görev yapacak ve İslam Birliği’ni oluşturmakla görevlendirileceklerdi.

Bu görüşleri dile getiren yalnızca Dilipak değildir. İktidardaki Adalet ve Kalkınma Partisinin yönetim kurulu üyelerinden Suat Önal da Facebook hesabında, “Erdoğan 2023’te halife olacak ve Allah nurunu onun üzerine saçacak” diye yazmıştır.

Benzer biçimde, iktidar yanlısı A Haber kanalının eski danışmanlarından Atılgan Bayar, 2013 yılında Erdoğan’ı İslam dünyasının halifesi olarak tanıdığını ve kendisine biat ettiğini yazmıştır.

Erdoğan’ın takipçilerinden yazar Beyhan Demirci de yakın tarihli bir paylaşımında Erdoğan’ın halife ve Allah’ın yeryüzündeki gölgesi olduğunu belirtmiştir. Bazı takipçileri daha da ileri giderek, “Erdoğan halife olduğuna göre yolsuzluktan elde edilen parayı siyasal amaçları için kullanma hakkına sahiptir” gibi ifadeler kullanmıştır.

Duke Üniversitesinden Dr. Mona F. Hassan, Hilafetin Kaybı: 1258 ve 1924 Travmaları ve Sonrası başlıklı doktora tezinde, pek çok Müslüman hükümdarın en yüce unvan kabul edilen “halife” sıfatıyla itibarını artırmaya çalıştığını belirtmektedir.

Daha önce de yazdığım gibi: “Tahttan indirilen Osmanlı Halifesi Abdülmecid’in iddialarının ve Mekke Şerifi Hüseyin’in açık emellerinin yanı sıra; Mısır Kralı Fuad’ın, Afganistan Emiri Emanullah Han’ın, Yemen İmamı Yahya’nın, Necid Sultanı İbn Suud’un, Fas Sultanı Yusuf bin Hasan’ın, Haydarabad Nizamı’nın, Libyalı Şeyh Ahmed es-Senusi’nin, Fas Rif bölgesinden Emir Muhammed bin Abdülkerim el-Hattabi’nin ve hatta Mustafa Kemal’in dahi halifelik makamına talip olduğu ileri sürülmüştür.”

Erdoğan’ın Şubat 2018’de, “Türkiye Cumhuriyeti, Osmanlı’nın devamıdır” dediğini de hatırlatmak gerekir.

Erdoğan sözlerini şöyle sürdürmüştü: “Türkiye Cumhuriyeti de tıpkı birbirinin devamı olan önceki devletlerimiz gibi Osmanlı’nın devamıdır.”

Erdoğan ayrıca şu açıklamayı yapmıştı: “Elbette sınırlar değişmiştir. Yönetim biçimleri değişmiştir… Ama öz aynıdır, ruh aynıdır, hatta pek çok kurum aynıdır.”

1980’li yıllardan bu yana Erdoğan’la birlikte çalışan Kadir Mısıroğlu da katı laiklik karşıtı tutumunu sürdürmüştür. Mısıroğlu, Türkiye’nin Suriye ve Irak’a yaptığı askerî müdahalelerin Erdoğan’a Osmanlı İmparatorluğu’nu yeniden kurma ve kendisini halife ilan etme imkânı sağlayacağını iddia etmiştir.

İslam Kültürü, Bilimi ve Eğitimi Destekleme Fonu Başkan Yardımcısı Ali Vyacheslav Polosin’e göre: “Erdoğan, Ortadoğu’da popülerlik kazanmak ve ardından bunu bütün dünyaya yaymak ümidiyle hilafet imgesini ve geleneksel İslami değerleri kullandı.”

Polosin bunu şöyle açıklamaktadır: “Erdoğan cumhurbaşkanı olduktan sonra reklam ve tanıtımlarda kendisini yalnızca Türkiye Cumhuriyeti’nin cumhurbaşkanı olarak değil, Kur’an okuyan ve sanki etrafına bir nur yayıyormuş gibi görünen biri olarak konumlandırmaya başladı. Özellikle Türkiye’nin bu konudaki büyük tarihsel tecrübesi de düşünüldüğünde, bu görüntü bir cumhuriyet cumhurbaşkanından ziyade halifenin, yani gerçek müminlerin hükümdarının imgesidir. Dolayısıyla bu yöndeki iddialar bütünüyle temelsiz değildir.”

Metodolojik açıdan bakıldığında bir İslam devleti kurma düşüncesi pek çok Müslümana son derece cazip gelebilir. Ancak gerçekte bu, insanların sorunlarını çözmeyebilir. En iyi kuralları hazırlayıp onları yozlaşmış insanların eline verdiğinizde, o kurallar da yolsuzluğun ve yozlaşmanın aracı hâline gelir.

Hilafetin cazibesi, pek çok Müslümanın kendi durumunun ve ahlaki gerçekliğinin üzerini örten bir perdeye dönüşmektedir.

Erdoğan kendisini İslam dünyasının yeni halifesi ilan etmiş değildir. Ancak eylemleri, gelecekte yaşanabileceklerin habercisi olabilir.

Türk devletinin, kurucu ve biçimlendirici bir fail olarak toplumun şekillendirilmesinde her zaman belirleyici rol oynadığını unutmamak gerekir. Devletin bu kurucu rolü geçmişte seküler bir dünya görüşü doğrultusunda yerine getirilirken, bugün bu rolün AKP liderliğine ve özellikle Erdoğan’ın kendisine geçtiği görülmektedir. Devletin yeni misyonu, artık dindar bir nesil yetiştirmek olarak tanımlanmaktadır.

Bu durum, Erdoğan’ın “Yeni anayasa milletimizin değerleriyle uyumlu olacak” sözlerinin de açıkça gösterdiği üzere, “kurucu devlet” anlayışının “toplum mühendisliği” boyutunun ortadan kalkmadığına işaret etmektedir.

Atatürk kendisini milletin kurtarıcısı, bir bakıma yarı tanrısal bir figür olarak görmüş; seküler devlet aygıtı da buna uygun davranmıştı. Erdoğan ve bürokrasisi de kendi devletlerini, toplumlarını ve hatta kendi mitlerini inşa etme kudretine sahip olduklarına inanıyor görünmektedir.

Erdoğan’ın otoriter karizması ve narsisistik kişilik özellikleri, Türkiye’yi demokratik bir lider olarak değil, “tartışılmaz tek lider” olarak yönetmeye istekli olduğunu göstermektedir. Eldeki veriler, narsisistik kişilik özellikleri taşıyan otoriter ve karizmatik liderlerin diktatörlüğe yönelme eğiliminde olduklarını ortaya koymaktadır.

Erdoğan’ın 2023 hedefinin ve hilafeti yeniden diriltme arzusunun yalnızca kendi iktidarını idealleştirmek amacıyla değil, rejimin yeniden yapılandırılmasını sağlayacak “çağrı”yı oluşturmak üzere formüle edildiğini kuvvetle ileri sürüyorum.

Sonuç

AK Parti döneminde askerî vesayetin siyasal sistemden tasfiye edilmiş olmasına rağmen Türkiye, demokratik bir devlet hâline gelmesini engelleyen çeşitli tarihsel ve yapısal yetersizliklere sahipti.

Erdoğan’ın Türk ordusunu siyasal sistemin dışına çıkarma çabası demokrasiyi kurumsallaştırmayı değil, kendi arzuları doğrultusunda otokratik bir sistem kurmayı amaçlıyordu.

Dolayısıyla Türkiye’nin yıllardır yaşadığı süreç, 2023 hedefinin ve hayalî bir hilafet geleceğinin idealleştirilmesi üzerinden Türk siyasal kurumlarının “karizmatikleştirilmesi”, daha doğru bir ifadeyle “Erdoğanlaştırılması” olmuştur. Bu süreç yalnızca demokratik kurumlara zarar vermekle kalmamış; Türkiye’nin iç ve dış politikasında da köklü kırılmalara yol açmıştır.

Demokrasinin önündeki sistemik engeller nedeniyle, yakın gelecekte Türkiye’de ortaya çıkacak olan şey kurumsallaşmış bir demokrasi değil, iktidarın seçkinler arasında el değiştirmesi olacaktır.

 

Kaynak: Tr724
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

Tags: askeri vesayetdiktatör erdoğanErdoğanotoriter rejimler
ShareTweet
Previous Post

Enerji KİT’lerine dev bütçe aktarımı: 7 ayda 195,9 milyar TL

Next Post

İSTANBUL | En kısa mesafe servis ücreti 40 bin TL’ye çıkıyor

Related Posts

Afrika kadın futbolunda güç dengeleri değişiyor
Görüş & Analiz

Afrika kadın futbolunda güç dengeleri değişiyor

19 Ağustos 2026
Necip F. Bahadır
Görüş & Analiz

Alihan Kuriş’in büyük suçu!

18 Ağustos 2026
Evet, ben bir Süleymanlıyım!
Görüş & Analiz

Evet, ben bir Süleymanlıyım!

18 Ağustos 2026
FIFA’da savaş Infantino’dan çok daha büyük
Görüş & Analiz

FIFA’da savaş Infantino’dan çok daha büyük

17 Ağustos 2026
Darbeci Erdoğan!
Görüş & Analiz

Darbeci Erdoğan!

16 Ağustos 2026
25 yılın hikâyesi: Ne dedi, ne yaptı?
Görüş & Analiz

25 yılın hikâyesi: Ne dedi, ne yaptı?

14 Ağustos 2026
Next Post
TR724 HABER

İSTANBUL | En kısa mesafe servis ücreti 40 bin TL’ye çıkıyor

  • Ana Sayfa
  • Gizlilik politikası
  • Görüş & Analiz Gönder
  • Newsletter

No Result
View All Result
  • Ana Sayfa
  • Gizlilik politikası
  • Görüş & Analiz Gönder
  • Newsletter