• Ana Sayfa
  • Gizlilik politikası
  • Görüş & Analiz Gönder
  • Newsletter
Serbest Görüş
  • Haberler
    • All
    • Bilim ve Teknolji
    • Dünya
    • Ekonomi
    • Kültür - Sanat
    • Politika
    • Spor
    • Yaşam
    İngiliz devinden Türkiye Raporu: Yıl Sonu Dolar Hedefini 50 liraya Çıkardı

    İngiliz devinden Türkiye Raporu: Yıl Sonu Dolar Hedefini 50 liraya Çıkardı

    Doğa yürüyüşünde gördü, hayatı değişti! Doğadan toplaması yasak, bahçede yetiştirmesi servet değerinde….

    Doğa yürüyüşünde gördü, hayatı değişti! Doğadan toplaması yasak, bahçede yetiştirmesi servet değerinde….

    İsrail Ordusu Alarma Geçti: Kaçak Sayısı Artıyor

    İsrail Ordusu Alarma Geçti: Kaçak Sayısı Artıyor

    Tr724 Haber Merkezi

    90 milyar avroluk dev kredinin ilk ödemesi haziranda; AB, Ukrayna’ya 3,2 milyar avro aktaracak

    Evin İlyasoğlu yazdı : Yeni kitap, yeni çocuk

    Evin İlyasoğlu yazdı : Yeni kitap, yeni çocuk

    Aydın’ın yeşil altını için 600 km yol katediyorlar

    Aydın’ın yeşil altını için 600 km yol katediyorlar

    Trending Tags

  • İnsan Hakları
    Jandarma karakolunda işkence: İki kişi öldürüldü; biri karakol bahçesine gömüldü

    Jandarma karakolunda işkence: İki kişi öldürüldü; biri karakol bahçesine gömüldü

    DEM Partili Kamaç: Diyanet’in 19 dilli yayınında Kürtçe yok!

    DEM Partili Kamaç: Diyanet’in 19 dilli yayınında Kürtçe yok!

    ‘Mansur Yavaş her şart altında aday’

    Adliye binalarımız güzel ama adalet var mı?

    Batman’da sert müdahalede bulunan polisler hakkında soruşturma başlatıldı

    Batman’da sert müdahalede bulunan polisler hakkında soruşturma başlatıldı

    Esenyurtlular kayyıma tepkili: Hukuksuzluk ve adaletsizliktir

    Esenyurtlular kayyıma tepkili: Hukuksuzluk ve adaletsizliktir

    En Yakınındaki İsim Konuştu: Mansur Yavaş Esenyurt'taki Mitinge Neden Katılmadı?

    En Yakınındaki İsim Konuştu: Mansur Yavaş Esenyurt’taki Mitinge Neden Katılmadı?

    Trending Tags

  • 15 Temmuz
    Akın Öztürk: Başta Hulusi Akar olmak üzere 15-20 kişi konuşmazsa bu iş açığa çıkmaz

    Akın Öztürk: Başta Hulusi Akar olmak üzere 15-20 kişi konuşmazsa bu iş açığa çıkmaz

    Akın Öztürk: 15 Temmuz önlenirdi ama 2 buçuk saat refleks göstermediler

    Akın Öztürk: 15 Temmuz önlenirdi ama 2 buçuk saat refleks göstermediler

    ”15 Temmuz gazisi” nasıl yakalandı? Kabinden çıkmaya ikna edilmesi yaklaşık 20 dakika sürdü

    ”15 Temmuz gazisi” nasıl yakalandı? Kabinden çıkmaya ikna edilmesi yaklaşık 20 dakika sürdü

    Tel Aviv’de taciz şüphesiyle gözaltına alınan Türk görevli ”15 Temmuz gazisi” çıktı

    Tel Aviv’de taciz şüphesiyle gözaltına alınan Türk görevli ”15 Temmuz gazisi” çıktı

    Ertesi gün ne yapacaklardı? Ben Serhat Telli, 15 Temmuz günü yaşadığım olayları anlatmak istiyorum

    Ertesi gün ne yapacaklardı? Ben Serhat Telli, 15 Temmuz günü yaşadığım olayları anlatmak istiyorum

    15 Temmuz’u kimin yaptığı sonuçlarında gizli

    15 Temmuz’u kimin yaptığı sonuçlarında gizli

  • Kürt Meselesi
    Gülistan Kılıç Koçyiğit: Barışın hukuka ihtiyacı var

    Gülistan Kılıç Koçyiğit: Barışın hukuka ihtiyacı var

    Helin Ümit: Önder Apo’nun hukuki ve yasal durumunun netleşmesi lazım

    Helin Ümit: Önder Apo’nun hukuki ve yasal durumunun netleşmesi lazım

    Bakırhan Agirî’de: Esnaf talep ve önerilerini iletti

    Bakırhan Agirî’de: Esnaf talep ve önerilerini iletti

    Basın meslek örgütleri: Tutuklu gazeteciler serbest bırakılsın

    Basın meslek örgütleri: Tutuklu gazeteciler serbest bırakılsın

    Lucy Rodríguez Gangura: Süreçte en zaruri adım Öcalan’ın özgürlüğüdür

    Lucy Rodríguez Gangura: Süreçte en zaruri adım Öcalan’ın özgürlüğüdür

    Meral Danış Beştaş: Abdullah Öcalan’ın statüsünün bir an önce kabul edilmesi gerekiyor

    Meral Danış Beştaş: Abdullah Öcalan’ın statüsünün bir an önce kabul edilmesi gerekiyor

    Trending Tags

  • Görüş & Analiz
    Arafat duası… 

    Arafat duası… 

    Hocaefendi’nin iktidara yönelttiği başlıca eleştiriler (1)

    Hocaefendi’nin iktidara yönelttiği başlıca eleştiriler (1)

    Zencani ‘sahalara’ döndü, ‘yeni Zarrab’ kim?

    Zencani ‘sahalara’ döndü, ‘yeni Zarrab’ kim?

    Necip F. Bahadır

    AKP Türkiyesi’nden ibretlik manzaralar!

    Kadir İnanır: Kaybetmenin asaleti

    Kadir İnanır: Kaybetmenin asaleti

    Zilhicce’nin ilk on gününde ibadet etmek, Allah yolunda cihat gibi faziletlidir

    Zilhicce’nin ilk on gününde ibadet etmek, Allah yolunda cihat gibi faziletlidir

No Result
View All Result
  • Haberler
    • All
    • Bilim ve Teknolji
    • Dünya
    • Ekonomi
    • Kültür - Sanat
    • Politika
    • Spor
    • Yaşam
    İngiliz devinden Türkiye Raporu: Yıl Sonu Dolar Hedefini 50 liraya Çıkardı

    İngiliz devinden Türkiye Raporu: Yıl Sonu Dolar Hedefini 50 liraya Çıkardı

    Doğa yürüyüşünde gördü, hayatı değişti! Doğadan toplaması yasak, bahçede yetiştirmesi servet değerinde….

    Doğa yürüyüşünde gördü, hayatı değişti! Doğadan toplaması yasak, bahçede yetiştirmesi servet değerinde….

    İsrail Ordusu Alarma Geçti: Kaçak Sayısı Artıyor

    İsrail Ordusu Alarma Geçti: Kaçak Sayısı Artıyor

    Tr724 Haber Merkezi

    90 milyar avroluk dev kredinin ilk ödemesi haziranda; AB, Ukrayna’ya 3,2 milyar avro aktaracak

    Evin İlyasoğlu yazdı : Yeni kitap, yeni çocuk

    Evin İlyasoğlu yazdı : Yeni kitap, yeni çocuk

    Aydın’ın yeşil altını için 600 km yol katediyorlar

    Aydın’ın yeşil altını için 600 km yol katediyorlar

    Trending Tags

  • İnsan Hakları
    Jandarma karakolunda işkence: İki kişi öldürüldü; biri karakol bahçesine gömüldü

    Jandarma karakolunda işkence: İki kişi öldürüldü; biri karakol bahçesine gömüldü

    DEM Partili Kamaç: Diyanet’in 19 dilli yayınında Kürtçe yok!

    DEM Partili Kamaç: Diyanet’in 19 dilli yayınında Kürtçe yok!

    ‘Mansur Yavaş her şart altında aday’

    Adliye binalarımız güzel ama adalet var mı?

    Batman’da sert müdahalede bulunan polisler hakkında soruşturma başlatıldı

    Batman’da sert müdahalede bulunan polisler hakkında soruşturma başlatıldı

    Esenyurtlular kayyıma tepkili: Hukuksuzluk ve adaletsizliktir

    Esenyurtlular kayyıma tepkili: Hukuksuzluk ve adaletsizliktir

    En Yakınındaki İsim Konuştu: Mansur Yavaş Esenyurt'taki Mitinge Neden Katılmadı?

    En Yakınındaki İsim Konuştu: Mansur Yavaş Esenyurt’taki Mitinge Neden Katılmadı?

    Trending Tags

  • 15 Temmuz
    Akın Öztürk: Başta Hulusi Akar olmak üzere 15-20 kişi konuşmazsa bu iş açığa çıkmaz

    Akın Öztürk: Başta Hulusi Akar olmak üzere 15-20 kişi konuşmazsa bu iş açığa çıkmaz

    Akın Öztürk: 15 Temmuz önlenirdi ama 2 buçuk saat refleks göstermediler

    Akın Öztürk: 15 Temmuz önlenirdi ama 2 buçuk saat refleks göstermediler

    ”15 Temmuz gazisi” nasıl yakalandı? Kabinden çıkmaya ikna edilmesi yaklaşık 20 dakika sürdü

    ”15 Temmuz gazisi” nasıl yakalandı? Kabinden çıkmaya ikna edilmesi yaklaşık 20 dakika sürdü

    Tel Aviv’de taciz şüphesiyle gözaltına alınan Türk görevli ”15 Temmuz gazisi” çıktı

    Tel Aviv’de taciz şüphesiyle gözaltına alınan Türk görevli ”15 Temmuz gazisi” çıktı

    Ertesi gün ne yapacaklardı? Ben Serhat Telli, 15 Temmuz günü yaşadığım olayları anlatmak istiyorum

    Ertesi gün ne yapacaklardı? Ben Serhat Telli, 15 Temmuz günü yaşadığım olayları anlatmak istiyorum

    15 Temmuz’u kimin yaptığı sonuçlarında gizli

    15 Temmuz’u kimin yaptığı sonuçlarında gizli

  • Kürt Meselesi
    Gülistan Kılıç Koçyiğit: Barışın hukuka ihtiyacı var

    Gülistan Kılıç Koçyiğit: Barışın hukuka ihtiyacı var

    Helin Ümit: Önder Apo’nun hukuki ve yasal durumunun netleşmesi lazım

    Helin Ümit: Önder Apo’nun hukuki ve yasal durumunun netleşmesi lazım

    Bakırhan Agirî’de: Esnaf talep ve önerilerini iletti

    Bakırhan Agirî’de: Esnaf talep ve önerilerini iletti

    Basın meslek örgütleri: Tutuklu gazeteciler serbest bırakılsın

    Basın meslek örgütleri: Tutuklu gazeteciler serbest bırakılsın

    Lucy Rodríguez Gangura: Süreçte en zaruri adım Öcalan’ın özgürlüğüdür

    Lucy Rodríguez Gangura: Süreçte en zaruri adım Öcalan’ın özgürlüğüdür

    Meral Danış Beştaş: Abdullah Öcalan’ın statüsünün bir an önce kabul edilmesi gerekiyor

    Meral Danış Beştaş: Abdullah Öcalan’ın statüsünün bir an önce kabul edilmesi gerekiyor

    Trending Tags

  • Görüş & Analiz
    Arafat duası… 

    Arafat duası… 

    Hocaefendi’nin iktidara yönelttiği başlıca eleştiriler (1)

    Hocaefendi’nin iktidara yönelttiği başlıca eleştiriler (1)

    Zencani ‘sahalara’ döndü, ‘yeni Zarrab’ kim?

    Zencani ‘sahalara’ döndü, ‘yeni Zarrab’ kim?

    Necip F. Bahadır

    AKP Türkiyesi’nden ibretlik manzaralar!

    Kadir İnanır: Kaybetmenin asaleti

    Kadir İnanır: Kaybetmenin asaleti

    Zilhicce’nin ilk on gününde ibadet etmek, Allah yolunda cihat gibi faziletlidir

    Zilhicce’nin ilk on gününde ibadet etmek, Allah yolunda cihat gibi faziletlidir

No Result
View All Result
Serbest Görüş
No Result
View All Result
Home Kürt Meselesi

Helin Ümit: Önder Apo’nun hukuki ve yasal durumunun netleşmesi lazım

SG by SG
20 Mayıs 2026
in Kürt Meselesi
0
Helin Ümit: Önder Apo’nun hukuki ve yasal durumunun netleşmesi lazım


Kürdistan Özgürlük Hareketi üyesi Helin Ümit, ‘Sürecin yürütücü gücü Önder Apo, Sürecin sağlıklı yürütülmesi için Önder Apo’nun hukuki ve yasal durumunun netleşmesi lazım’ dedi 

Kürdistan Özgürlük Hareketi üyesi Helin Ümit, Medya Haber televizyonunda yayınlanan Özel Program’da konuştu. Helin Ümit, Mayıs ayında yaşamını yitiren devrimci öncüleri, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’a dair statü tartışmaları ile yaşanan kadın katliamlarına ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Mayıs ayının hem Türkiye devrim mücadelesi ve halkların mücadelesinde hem de Kürdistan’da yürütülen mücadelede önemli bir ay olduğunu belirten Helin Ümit, “Her günü hemen, hemen dolu, her gününde şehitler verdiğimiz bir ay oluyor. O anlamıyla gerçekten Mayıs ayına bakarken, Mayıs ayını yaşarken şehitler gerçekliği üzerinde yoğunlaşmak, onlarla yaşamak, onların bize açtığı yolda anlamlı, doğru ve güzel yürümeyi başarmak gerekli. Ben bu vesileyle başta Mayıs ayı şehitlerimiz olmak üzere tüm mücadele şehitlerimizi, tüm demokrasi ve özgürlük şehitlerini saygı, minnet ve bağlılıkla anıyorum bir kez daha. Anılarına bağlılığımızın gereği Türkiye’de demokrasi mücadelesini yükselteceğimizi, Kürdistan’ın özgürlük statüsünü sağlayacağımızın sözünü bir kez daha yineliyoruz. Herkesin bildiği, halkımızın bildiği, Türkiye halklarının daha fazla bilmesi gereken Haki Karer gerçekliği var. Biliyorsunuz 18 Mayıs Haki Karer yoldaşın şehadet tarihi oluyor. Bu neden önemli? Haki Karer gerçekliğine tekrar, tekrar yoğunlaşmak, tekrar, tekrar anlamak, Önder Apo’yu ve PKK gerçekliğini anlamak için önemli. Şimdi evet Türkiye’de yürüyen bir süreç var. Herkes yeniden işte tarihsel olarak Türk-Kürt ilişkilerini tanımlamaya, yeniden anlamlandırmaya çalışıyor. Fakat bundan işte yıllar önce önderlik ve Haki Karer arkadaşın ilişkisinde gerçekleşen bir Türk-Kürt ilişkisi vardır. Ve bu PKK’ye damgasını vurmuştur. Kürdistan Özgürlük Hareketi’ne damgasını bu tarihsel ittifak mı diyeyim, tarihsel yoldaşlık, yol arkadaşlığı vurmuştur.

‘Türkiye halklarının özgürlüğü Kürdistan devrimci mücadelesinden geçer’

Türkiye devrim liderleri darbe yedi biliyorsunuz ondan önce Deniz Gezmiş onların idamı var, Mahir Çayan onların katliamı var, İbrahimlerin şehadeti var. Türkiye devrim önderleri, Türkiye devrimci hareketi öndersiz kaldı. Böyle bir atmosferde Önder Apo şunu teklif ettiğini ifade etti. İşte ‘siz de bir Türkiye mücadelesi için grup kurabilirsiniz’ dediğini ifade etti. Fakat dikkat edin hem Haki Karer hem Kemal Pir arkadaş Kürdistan mücadelesinde ısrarcı oldular. Bugün vesilesiyle bunun çok iyi anlaşılması lazım. Bunu Kürt halkı açısından söylüyorum ama özellikle de Türkiye’de özgürlük, demokrasi isteyen, sosyalizm mücadelesi yürütenler açısından da çok iyi anlaşılması gerektiğini düşünüyorum. Çünkü neden? Haki Karer arkadaş gerçekten şunu gördü, bunun çok iyi anlaşılması lazım. Türkiye halklarının kaderi de Kürdistan’dan geçer. Türkiye halklarının özgürlüğü Kürdistan devrimci mücadelesinden geçer. Kürdistan yok sayıldıkça, Kürtler inkar edildikçe Türkiye özgür olamaz. Türk halkı özgür olamaz. Haki Karer yoldaşın gerçekliği üzerinde ne kadar yoğunlaşsak o kadar aslında bizi hakikate, doğruya daha fazla götürür ve önümüzde nasıl demokrasi ve özgürlük mücadelesinde sonuç almak istiyorsak yol hakkımızı doğru belirleriz. Bu Türkiye halkı açısından özellikle Türk halkı açısından, şimdi şovenizmin merkezi haline getirilmiş olan Karadeniz toplumu açısından çok önemli. Bu vesileyle bu gerçekliğe bir daha dikkat çekmek istedim” ifadelerini kullandı.

Helin Ümit, değerlendirmesinin devamında da şunları belirtti:

“Biliyorsunuz Kürdistan’da grup aşaması şekillenip Kürdistan’a dönüş kararı ilk alındığında yorganını alıp ilk Kürdistan’a giden öncü kişilik Haki Karer arkadaştır. Şimdi de ‘pozitif devrim aşaması’ diyoruz, ‘inşa aşaması’ diyoruz, ‘demokratik komünal toplumu kurmak’ diyoruz. Böyle bir hamlesel süreçte Haki Karer gibi herkesin elindekini bırakıp gerçekten demokratik toplum inşasına yönelmesi ve Kürdistan’ı, Türkiye’yi demokratik komünal değerler etrafında örgütlemesi temel görev oluyor. Bir bunu böyle söyleyebilirim. Tabii Dörtler’in günü aynı zamanda. Büyük Diyarbakır zindan direnişinde Necmi Öner, Eşref Anyık, Mahmut Zengin, Ferhat Kurtay öncülüğünde Diyarbakır karanlığına karşı kendisini bir ateş topu yapan bir Dörtler gerçekliği var. Dört yoldaşın sırt sırta vererek kendisini bir ateş topuna çevirmesi bugün bile bize hakikate nasıl ulaşacağımıza dair örnek teşkil ediyor, önümüzü aydınlatıyor. Kolektif güç olmayı, birlikte hareket etmeyi, düşmana birlikte darbe vurmayı, yoldaşlığı büyüterek aslında kendini güçlendirmeyi ve ışık olmayı ifade ediyor. Bu vesileyle bu büyük eylemcileri de, bu insanüstü iradeyi gösteren büyük eylemcileri de tekrar saygıyla selamlıyorum. Kürdistan’da zindan direnişi sadece zindanları aydınlatmadı. Kürdistan üzerindeki karanlığı parçaladı. O yüzden bu büyük insanlık abideleri asla unutulamaz. İçinde bulunduğumuz dönemde de daha fazla şöyle söyleyebilirim, zindan gerçekliği, zindan direnişi, bunun açığa çıkardığı değerler üzerinde yoğunlaşmak ve bunları hikayeleştirmek, filmleştirmek, romanlaştırmak, her birini tek tek anlatmak, gelecek nesillere aktarmak, daha kalıcı hale getirme görevimiz var. 19 Mayıs Halil Çavgun arkadaşın şehadet yıldönümü, Hilvan direnişinin sembol ismi asla unutulamaz. O gün başlayan mücadele halen devam ediyor. Zindanlarda direniş devam ediyor, Türkiye halklarıyla mücadele birlikte devam ediyor, Judendratlara, işbirlikçi, hainlere karşı mücadele devam ediyor, hakikat savunuculuğu devam ediyor. Şehitler yaşıyor. Şehitler ölmez sloganı sadece bir slogan değil, hakikatin kendisi oluyor. O anlamıyla Mayıs ayı böyle bir ay.

‘Onlara layık yürüyüşçüler olmayı sürdüreceğiz’

İsmi geçen büyük şehitlerimiz dışında büyük kadın şehitlerimiz var bu ayda. Hozan Mizgin var, 11 Mayıs’ta şehit düşen. Halen herhalde onun sesinde dinlediğimiz türkülerin duygusuyla yürüyoruz. Hala onu aşan böyle bir şey çıktığını söyleyemem. Niye öyledir diye ben hep kendime sordum. Hozan Mizgin’in sesi neden bu kadar etkileyicidir? Çünkü seslendirdiği hakikati sonuna kadar yaşıyor. 

Gülçiya Gabar arkadaşın şehadet ayı, Mayıs ayı. Heval Gülçiya bu hareketin, kadın hareketinin, kadın komutanlaşmasının geliştirdiği en nadide arkadaşlardan bir tanesidir. Leyla Agirî arkadaşla da biz birlikte kaldık, Önderlik sahasında kaldık. Serhat’tan gelmişti o zaman. Kürt kadınının sembol isimlerinden bir tanesi olduğu, yokluğunu her adımda hissettiğimiz arkadaşlardan bir tanesi. Yakın zamanda kaybettiğimiz Sırrı Süreyya Önder’in şehadet tarihi, onu da biliyorsunuz gerçekten hem bu süreç hem bundan önceki süreçlerde Türkiye ve Kürdistan halklarının özgür yaşamına yürekten inanan bir yurtseverimiz oldu, onun da yokluğunu çok hissediyoruz. Daha adını saymadığım Kasım Engin, Mehmet Karasungur daha adını saymadığım onlarca yüzlerce devrimci var. Bu yolda onlara layık yürüyüşçüler olmayı sürdüreceğimizi belirtebilirim.

‘Tecrit devam ediyor’

Önder Apo ile 27 Mart’ta bu yana görüşme olmuyor. Buna biz iki ay diyebiliriz, iki aydır Önderlikle görüşme olmuyor. Önder Apo’nun avukatlarından Cengiz Yürekli de değerlendirmişti. ‘Tecrit devam ediyor’ demişti. Gerçekten bir kez daha açığa çıktı ki; ne kadar süreci tartışsak da aslında İmralı’daki durumda değişen bir durum yoktur. Tecrit devam ediyor. Şöyle söyleyebilirim, bu durum elbette ki bizde kaygı yaratıyor. Şöyle değerlendirmek belki çok sağlıklı değil, güven güvensizlik gibi değerlendirmek. Siyasi mücadelelerde güven güvensizlik kavramları biraz tehlikeli kavramlar. Fakat yine de söyleyeyim, güvensizlik yaratıyor. Önder Apo ile iki aydır hiçbir görüşmenin olmaması, hiçbir bilgi almayışımız, Önder Apo’nun Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nin içindeyken görüşmelerin bu şekilde kesilmesi elbette ki güvensizliği derinleştiren bir durum oluyor. Sürece evet temkinli yaklaşıyoruz. Dikkatli olmaya çalışıyoruz, anlamaya çalışıyoruz, hata yapmamaya çalışıyoruz. Bir halkın kaderi söz konusu, bir halkın 50 yıldır yürüttüğü mücadelenin varacağı liman mı diyeyim, varacağı menzil söz konusu olan, öyle basit bir şeyden bahsetmiyoruz. Bu yüzden temkinli yaklaşıyoruz. Bu gelişmeler, bu son iki aydır yaşanan Önder Apo ile görüşmelerin kesilmesi, heyetlerin gidiş gelişinin durması, bizdeki bu temkinli yaklaşımın ne kadar yerinde olduğunu aslında açığa çıkaran bir gerçeklik oluyor. Daha fazla dikkat etmek gerektiği de anlaşılıyor. Şöyle söyleyeyim, niye böyle oluyor? Ne yapılmak isteniyor? Önder Apo’nun temsil ettiği iradeyi herkes biliyor. 27 yıldır mutlak tecrit koşullarında, esaret altında Önderlik bir duruş sergiledi. Ve bu sıradan ele alınabilecek, işte ‘Önder Apo bir zindandaydı, kaldı, direndi’ denilemeyecek kadar görkemli bir mücadele süreci.

‘Önder Apo’ya yaklaşım sürece yaklaşımdır’

Türkiye Devleti ile 50 yıldır kavgamız var. Biz de tanıyoruz. O anlamıyla şunu söyleyebilirim, bu yöntem Önder Apo ile görüşmelerin kesilmesi, Önder Apo üzerinde uygulanan tecrit, süreci daha fazla gerecek bir tutumdur. Sürecin sağlıklı ilerlemesini isteyen, Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nin sağlıklı ilerlemesini isteyen ve gerekli adımların atılmasını isteyenlerin her şeyden önce Önder Apo’ya yaklaşımlarını düzeltmeleri, düzenlemeleri gerekiyor. Bunu böyle söyleyebilirim. Mesela şöyle demek istemiyorum, bilinçli olarak planlandığını da söylemek istemiyorum ama biraz şantajcı bir pozisyona düşüyor Türk devlet yetkilileri. İşler yolunda gitmeyince İmralı’ya gidişlerin durdurulması, Önderliğin kamuoyuna hitap etmesinin, ulaşmasının engellenmesi, hareketiyle ilişkilerin arasına girilmesi gibi bir pozisyona girilmesi Türk devlet yetkililerini şantajcı pozisyona itiyor ki bu kimseye bir şey kazandıracak bir durum değildir. Bunun böyle bilinmesi lazım. Dediğim gibi bunun çok planlanarak yapıldığını söylemek istemiyorum ama sonuçta açığa çıkan tablo bu oluyor.

‘Kürt Özgürlük hareketi sorumlulukları yerine getirdi’

Böyle bir belirsizlikten peki kim yararlanmak isteyebilir, niye böyle oluyor? Şimdi bazı kesimler tabii şöyle tartışıyorlar, işte ‘Kürt Özgürlük Hareketi süreci dondurdu, adım atmıyor’ ve benzeri değerlendirmelerde bulunanlar var. Fakat aslında yine bu işle ilgilenenler çok iyi biliyorlar ki Kürt Özgürlük Hareketi üzerine düşen bütün sorumlulukları yerine getirdi geçen süre boyunca. Hiç kimsenin, hiçbir hareketin yapamayacağı şeyler çok kısa bir sürede yapıldı. Ortadoğu’nun son 50 yılına, aslında 100 yıla damgasını vuran bir hareket örgütsel varlığını sonlandırdı. PKK kendisini feshetti. Bundan daha büyük bir olay olabilir mi? Gerçekten bence bu işle ilgilenenler bunu biliyorlar ama bir özel savaş var, halen bir oyun var. Yoksa mesela PKK örgütsel varlığına son vermiş, silahlı mücadele stratejisi sonlanmış. Silahlı mücadele stratejisinden vazgeçirdiği ve koşulları oluşursa demokratik siyaset ve hukuksal mücadeleye geçireceği belirtilmiş. Bunun için 30 arkadaşımız silahlarını yakmış. Aslında yapılması gereken her şey yapılmış. 12. PKK Kongresi’nde iki karar aldık. Biri işte PKK’nin örgütsel varlığının sonlandırılması, biri de silahlı mücadele stratejisinin değiştirilmesi. Fakat her iki kararı bir şeye bağladık. Önder Apo’nun özgür yaşar ve çalışır olmasına, Önder Apo’nun bu süreci yürütür konumda olmasına bağladık. Şunu dedik, bu hem örgütsel fesih, örgütsel sonlandırmanın tamamlanmasını Önder Apo yapabilir. O yapabilir. Ancak o örgütsel sonlanma bir şeye dönüşürse tamamlanabilir. Bu dönüşümü biz yapamayız, bunu başından beri söyledik.

‘Önder Apo sürecin başında olmalı’

Nasıl ki PKK’nin kurucusu Önder Apo ise, PKK’nin teorik, zihinsel, stratejik, taktik çizgisi Önder Apo tarafından belirlenmişse, ondan sonrası açısından da ancak Önderlik yapabilir. Önderlik olmazsa biz dönüşemeyiz. Bu isteyip istememekle ilgili bir durum değil. Bunu bence mantıklı düşünen, gerçekten biraz sağlıklı düşünen herkes anlar. Biz Önder Apo’ya katılmışız, Önder Apo’nun militanlarıyız. Ancak onun ortaya koyacağı yine teorik, paradigmatik, örgütsel, stratejik, taktik çerçeveye dahil olabiliriz. Şimdi demokratik strateji ve hukuk stratejisini Önder Apo koydu. Biz böyle havayı koklayarak Önderlik’in ne dediğini anlayamayız. Ya da bir sihirli küremiz yok. Bakalım Önderlik ne demiş, kahve falına bakamayız mesela. Acaba bu mu şu mu? Böyle olamaz. Bu yüzden Önder Apo’nun kesinlikle bu sürecin başında olması lazım, silahlı mücadele stratejisi açısından da öyle.

50 yıldır bu coğrafyada, şuna inandık, herkes bilsin bunu. Silahlı mücadeleyle sonuca gideceğimize inandığımız için silah kullandık. Yoksa şundan dolayı değil ki işte silahı çok seviyorduk, gözümüz döndü. Başka bir yaşam imkanı mı? Böyle değil. Silahlı mücadele stratejisiyle Kürdistan’da statüyü sağlayabileceğimizi, Türkiye’yi demokratikleştirebileceğimizi, Türkiye’deki baskıcı, faşist, gerici odakları yıkabileceğimizi inandığımız için silah kullandık. Şimdi bunun yerine ikame edilen demokratik siyaset stratejisi ve hukuku, Önderliğimiz bize anlatmadan, kavratmadan, bizi buna göre yapılandırmadan, işte şey söyleniyor, bunun için söylüyorum diyor ki zihinsel olarak silahı bırakmadılar. Sanki böyle bir hap var, biz onu içeceğiz, kafamızdaki o silah mefhumu silinecek. Böyle bir şey olabilir mi? Bu kadar bilim dışı, bu kadar mantık dışı yaklaşım olabilir mi? O anlamıyla bu sürecin bütün gerekliliklerini aslında 2026 yılının başına geldiğimizde, Ocak ayında artık biz sürecin önünü açacak, iyi niyet adımları diyebileceğimiz güven verici tüm adımları attık.

Buna karşılık bu sorunu çözmek isteyen bir devlet gerçekliği varsa, bir siyasi irade varsa, gerekli adımların atılması gerekirdi. Bunun da başında Önder Apo’nun fiziki olarak özgür yaşar ve çalışır koşullara gelmesi vardı. Fakat dikkat edin, umut hakkını bile devreye koymuyorlar. Umut hakkı ki, bizim talebimiz umut hakkını aşan bir hak. Şöyle değil, Önder Apo bir siyasi tutukluydu, yatarını yattı, böyle değil. Bu değil. Ama zaten uygulanması gereken AİHM kararlarının bile uygulanmadığı bir gerçeklik söz konusu. Şimdi o uygulanmasın diye de bir sürü yine dolap çevriliyor. Mesela Haziran ayında normalde Avrupa Konseyi Bakanlar Kurulu’nun Önderliğin durumunu gündeme alması gerekiyordu. Yine alavere dalavere çevirdiler. Muhtemelen içinde bulunduğumuz süreci de gerekçe göstererek o görüşmeler ertelendi. Bu kabul edilemez bir şey.

‘İmralı Ada Hapishanesi lağvedilmeli. Önder Apo fiziki olarak özgür olmalı’

Herkes biraz samimiyetten, güvenden bahsediyor da bunun neresinde samimiyet vardır, bilemiyorum. Hangi söylemin altını kazıtsan içinden altından başka bir şey çıkıyor. O anlamıyla ben herkesi sorumluluğa davet ediyorum. Sürecin sağlıklı yürütülmesi için Önder Apo’nun hukuki ve yasal durumunun netleşmesi lazım. Buna göre de çalışır hale gelmesi lazım. Yoksa evet şimdi süreç dondu donmadı, sürecin geldiği nokta bu. Çünkü sürecin yürütücü gücü Önder Apo. Onun devrede olmadığı, onun çalışmadığı, onun sesinin duyulmadığı, onun hareket eder hale gelmediği bir ortamda süreç müreç durumu ortada olmaz. Bu bağlamda bir şey daha ekleyeyim bu soru kapsamında. Şimdi hep bu teyit, tespit, tartışmalar oluyor ya. Bizim açımızdan da bu iki aylık süreç biraz aslında karşımızdaki devleti böyle teyit ettiğimiz bir süreç oldu diyebilirim. Onlar hep deniliyor ya işte ‘kaç tane silah bırakıldı’ diye bizim açımızdan bu da onların testi oldu. Önder Apo’nun pozisyonu, durumu. Ve şu sonucu çıkardığımızda bir kez daha ben böyle vurgulu altını çizmek istiyorum. Daha önce şöyle tartışmalar vardı. Biraz tartıştık da biz kendi içimizde de tartıştık hareket, yoldaşlar topluluğu olarak. Hani İmralı Önderliğin İmralı’da kalması durumu, güvenlik nedeniyle olur olmaz. Önder Apo’nun da bu konuda keskin böyle şeyleri yok. Zaten Önder Apo kendi durumunu değil de halkın durumunu, mücadelenin durumunu, bu sürecin durumunu önceliyor. Fakat ben şöyle bir sonuca ulaştığımızı söyleyebilirim. Hani diyorduk aşamalı olarak Önderliğin pozisyonu belki değişebilir. Değil. Sürecin doğru yürümesi için diyorlar ya çok popüler bir deyim gömleğin düğmelerini doğru iliklemek lazım. İlk düğme Önderliğin fiziki özgürlüğü.  Şöyle olamaz, İmralı’da kalsın, İmralı’da adada kaldığınızı düşünün, hep çocukken sorarlar ya çocukken gençken bir adada tek başına kaldığını bir düşünün. Ve hasmınızla birlikte kalıyorsunuz. Bu koşullarda olamaz.  O yüzden kesinlikle İmralı Ada Hapishanesi lağvedilmeli. Önder Apo fiziki olarak özgür olmalı. Bu olmadan nasıl eşit özgür ilişki çalışma olacak. Bu olursa sağlıklı şeyler olur. Diğer formüller sıkıntılı formüller. Çıkardığımız bir sonuç budur.

‘Önder Apo’nun statüsü Kürt Halk Önderi’

Statü tartışmaları var. Şu anda gündemde de var. Bahçeli, yazı değil ama belli ki bir rapor hazırlatmış. Yol haritası çerçevesinde hazırlattı. 11 sayfalık 7 maddelik bir rapor hazırlatmıştı. Onu yayınladı. O tartışmanın 5 Mayıs’taki tartışmanın devamı olarak böyle bir taslak önümüze geldi. Öncelikle şunu söyleyeyim tabii. Hareketimiz yoldaşlar topluluğu olarak yayınlanan o belgeyi kolektif olarak oturup tartışmadık. Yakın zamanda yoldaşlar olarak tartışılır ve resmi bir açıklama da gelir. Fakat ben ilk elden bazı şeyleri söyleyebilirim bu rapora ilişkin de, bu tartışmalara ilişkin de. Öncelikle bu statü kavramı üzerine bir şeyler söylemek istiyorum tabii. Statü, aynı kavramları kullanıyoruz ama aynı şeyleri mi anlıyoruz mesela hani o önemli. Hangi kavramı neyi nerede kullandığımız önemli. Statü, Türkçe sözlüğe baktım, bellidir karşılığı bir kişinin toplumdaki konumu ve saygınlığı. Statü bunu oluşturuyor. Statü kavramının karşılığında bu yazıyor.

Buradan yola çıkarak şunu söyleyeceğim. Önder Apo’nun bir statüsü var, Kürt halk önderi. 60 milyon Kürdün Önderi. Önder Apo, Kürdü mezardan çıkartarak kendi farkına vardıran önderlik gerçekliği demek. Evet, 50 yıl önce de Kürt vardı. Bazı yerlerde Kürt varlığı can çekişir tarzda da olsa varlığını ifade etmek istiyordu. İsyanlar yapıyordu. Ben demiyorum Önder Apo Kürdü yarattı. Fakat modern dönemin özgür Kürt kişiliğini açığa çıkartan Önder Apo’dur. Ve 60 milyon Kürt 4 parça Kürdistan’da, yurt dışında, Japonya’da, Çin’de her yerde şu anda kendi farkında olarak yaşıyor. Bunun önderliği Önder Apo. Bu anlamıyla şöyle bir durum yok. Kimse Önder Apo’ya sen şusun diyemez, böyle bir statü tartışması yürütmüyoruz. Önder Apo Kürt halkının özgürlük önderliğidir. Ve bu Önderlik demokratik, ekolojik, kadın özgürlükçü paradigmayla birlikte yerelden evrensele ulaşan bir genişleme sağlamıştır. O anlamıyla halkların önderidir, kadınların önderidir, demokratik toplum önderliğidir.

Diyeceksiniz peki nedir bu statü, niye statü istiyorsunuz? Biz bu statünün yasallaşmasını istiyoruz. Bu statünün hukukileşmesini istiyoruz. Meşru olan, bilinen, bilindiği için de muhatap alınan. Bugün Türk devleti Önder Apo’yu niye, neden muhatap aldı? Şunu Türk devleti çok iyi biliyor ki, 60 milyon Kürt dinamiğini etkileyen, birebir, belki böyle örgütlerle yönlendiren anlamda söylemiyorum. Ama maddi ve manevi anlamda yönlendiren, etkili olan, herkesin kalbinde olan kişi Önder Apo’dur. Bunu Türk devleti biliyor. Türkiye açısından bunu daha da yakıcı biliyor. Bu yılki Newroz kutlamaları, daha dün değil, daha üzerinden bir ay, bir buçuk ay geçti. Newroz bir referandumdu, Kürt halkı öyle bir, o kadar görkemli bir Newroz ortaya koydu ki, aslında Önder Apo’nun kendisi açısından siyasi irade olduğunu ve kendisini temsil ettiğini ortaya koyan bir irade koydu.

‘Önder Apo’nun çağrıları açıktır’

Şunu söylemek istiyorum, bunlar bilindiği için aslında Önder Apo’yla şu anda bir süreç yürütülmeye çalışılıyor ve doğru yapılıyor evet, başka hiç kimse bu kadar Kürde söz dinletemez, Kürt hareketine kimse başka söz geçiremez. Evet, bu doğru yapılıyor. Fakat bunu şöyle bir şeye sıkıştırmamak lazım. Mesela şu anda işte Devlet Bahçeli’nin hazırladığı dediğim gibi rapor mu diyelim, yazı mı diyelim, yol haritası mı diyelim, yedi maddelik, hızla okudum, böyle kelime oyunu yapmaya gerek yok. Böyle örtülü bir şekilde Önderliğin esaretinin sürdürüleceğini kabul ettirmeye çalışmak çok samimi bir tutum değil. Mesela o belgede bu var. İşte sanki böyle nasıl bir hava verilmiş, hareketin feshinde yer alsın zaten tasfiye kelimesi çok kullanılıyor, öyle bir şey olabilir mi? Kabul edilebilir mi? Beklenti bu mudur? Bu içinde bulunduğumuz sürecin ruhuna aykırı. Mesela Mehmet Uçum’un bunun açıklamaları daha da şey, daha da uç. Statü tartışmaları sonlanmalı, asla olmamalı falan filan vesaire bu minvalde değerlendirmeler yapıyor. Ben şöyle söyleyeyim, bu sürecin ruhu açıktır. Önder Apo’nun çağrısında, çağrılarında açıktır. Ortaya koyduğu manifestoda da açıktır. Aynı belgeleri okuyoruz, onlar da okuyorlar. Şimdiye kadar eğer üzerinden bir yıla aşkın bir süreç geçti, Önderliğin Barış ve Demokratik Toplum çağrısı ve gelişmeler. Devlet kanadından ciddi bir itiraz gelmediğine göre Önderliğin değerlendirmeleri, analizleri demek ki kabul görüyor, karşılık görüyor. Yoksa herhalde kabul edilmezdi. Hayır sen yanlış diyorsun, yanlış yönlendiriyorsun denilirdi. Neydi mesela bu sürecin ruhu? Tarihi Türk-Kürt İttifakı’nın güncellenmesi. Şimdi bu yaklaşım, bu kadar basitleştirme ve sürecin teknik yürütülmesine indirgeme sürecin ruhuna çok uygun değil. Niye uygun değil?

Türkiye’nin, ben de bir Türkiyeli olarak şöyle söyleyebilirim. İki büyük sorunu var karşısında, iki büyük sorun var. Başka sorunlar da var. Türkiye’de başka büyük toplumsal sorunlar da var ama iki temel, şu anda yakıcı sorun var. Bunlardan bir tanesi dış nedenlerden kaynaklanıyor. Dünyadaki değişim süreci, bölgedeki savaş süreci, Türkiye’nin etrafındaki ateş çemberi, değişen dinamikler, bunlar Türkiye’de bir değişimi zorunlu kılıyor. Şöyle söyleyeyim, Önder Apo, Barış ve Demokratik Toplum Manifestosu’nda Osmanlı sultanlarını örnek vererek, yanlış hatırlamıyorsam Yavuz Selim’i örnek vererek şunu söylüyor. Diyor ki, Yavuz Selim savaşa çıkacağı zaman annesi ona diyor ki, oğlum sen savaşa çıkacaksın ama kendini nasıl savunacaksın, etrafında bu kadar tehlike var, risk var. O zaman Yavuz Selim’in annesine verdiği cevap, diyor ki anne ben Kürtlerden kendime bir kale yaptım.

‘Demokratikleşmeyen Türkiye şiddet üretir’

Şimdi bu diyalektik, Selçuklu sultanlarında da var, Osmanlı sultanlarında da var, Türklerin Anadolu’ya girişleri, Anadolu’da yurt edinmeleri. Aslında bir Kürt-Türk ittifakına dayalı olarak gelişiyor, Selçuklularla başlıyor bu. Sonra Osmanlılarda devam ediyor, böyle bir tarihsel ittifak var, bin yıllık bir geçmişi var bunun. Bu son yüzyılda aslında dış oyunlarla, milliyetçilikle, ulus devletçilikle bu tarihsel ittifak bozuldu. Yüzyıldır Kürtler ve Türkler hep bir çatışma iklimine itiliyor. Şimdi bölgede böyle bir değişim dalgası varken Türkiye’nin yeniden kendi ayarlarına dönmesi lazım. Türkiye’nin varlık ayarı, Türk toplumunun bu coğrafyada kalma ayarı Kürtlerle kuracağı ittifaka bağlı. Bu Kürtler açısından da bir anlamda geçerli. Kürdistan tarihine baktığımızda da Kürtler, Medlerden başlayarak aslında Anadolu’da bulunan güçlerle hep ittifak halinde ayakta kalıyorlar. Uzatmak istemiyorum, tarihe atıfta bulunmamın nedeni şu. Öyle bir yol ayrımındaki Türkiye aslında Kürtlerden bir kale mi yapacak yoksa Kürtler tarafından kuşatılacak mı karar vermesi lazım. Bu tehdit değil, dört tarafı Kürdistan şimdi bu kadar kendi hakikatinin farkına varmış, 50 yıl öncesinin ya da Cumhuriyet kurulurkenki Kürt yok artık, Kürtler bir modernleşme süreci yaşadı, bir demokratik ulus süreci yaşadı. Önder Apo’nun öncülüğünde, milliyetçileşmeden kendi varlıklarının farkına vardılar. Ama kendi farkındalar yani, kimlik ve varlıklarını istiyorlar. Şimdi bu bir Kürt-Türk ittifakıyla yeniden güncellenecek mi? Güncellenmeyecek. Mesele burada.

‘Demokratikleşme sorununun kalbi Kürt sorunu’ 

Diğer ikinci büyük sorun ne? İç sorun. Büyük Kürdistan mı diyeyim, Kürdistan’ın en önemli demografik parçası ve coğrafik olarak da Türkiye sınırları içerisinde. Bunu yok sayarak, şimdi mesela Kürdistan yok, Kürdistan’ın statüsü yok, bu tür şeyleri. Ama coğrafik olarak var, halk olarak Kürtler var. Bunu tanıyorum ama ülkesini tanımıyorum, bunu tanıyorum ama adını tanımıyorum, bunu tanıyorum ama dilini tanımıyorum. Bunu böyle sulandırmamak lazım. Şimdi ikinci sorun dediğim şey şu, Türkiye’nin kendi iç demokratikleşme sorunu. Kürtlerle barışamayan bir Türkiye, demokratikleşme sorunlarının hiçbirini aşamaz. Yüzyıllık Cumhuriyet tarihi bize bunu defalarca gösterdi. Ne kadın sorunu, ne ekonomik sorun, ne işte diplomasideki sorunlar, ne sosyal kriz hiç biri aşılmadı krizler giderek derinleşti. Bakın bugün Türkiye’de çok ciddi bir siyasi, sosyal, kültürel kriz var. Bunun da altında kesinlikle demokratikleşme sorunu yapıyor. Demokratikleşme sorununun kalbi Kürt sorunu. Bu çözülmeden Türkiye’de demokratikleşme gelişemez. Demokratikleşmeyen Türkiye, şöyle söyleyeyim, iç çatışma, şiddet üretir. Aile içine kadar üretiyor. Bakın bugün Türkiye’de kadın katliamı o kadar fazla ki, çocuklar Gangstere döndü. Türkiye’de silahlanma oranı aslında çok yüksek. Ve bu, bu savaş nedeniyle oluyor. Başka sorunlarını tartışamıyor Türkiye. O yüzden böyle daha sağduyulu ve sağlıklı düşünmek ve yaklaşmak gerekli. Onu söyleyebilirim bu statü tartışmaları bağlamında. Bu çerçeveden bakılması lazım.

‘Sürece yaklaşımları böyle bir gönülsüzlük teşkil ediyor’

Devlet Bahçeli’nin bu süreç içerisinde aldığı inisiyatifi başından beri anlamlı gördük. Onu öyle söylemek istiyorum. Önder Apo da öyle gördü. Öyle değerlendirdi. O anlamıyla, söylediklerine katılırız, katılmayız o anlamda söylemiyorum. Onun ortaya koyduğu bir proje var. Evet, bizim de bir projemiz var. Önder Apo bunu söyledi. ‘Demokratik entegrasyon sürecindeyiz’ dedi. Aslında işte o Şubat ayından itibaren, açıklamalar yapıldı. Önder Apo açıklama yaptı. İmralı Heyeti açıklama yaptı. Demokratik entegrasyon sürecine giriyoruz dedi. Demokratik entegrasyon süreci için Önder Apo’nun bir planı var. Fakat şöyle olamaz. Tek yönlü dayatmalarla bu süreç yürüyemez. Önder Apo’nun ortaya koyduğu bir planı da değerlendirmek, o çerçevede yürütmek gerekli. Devlet Bahçeli’nin dediğim, onun planı var ama hareket olarak, bizim de var, Önder Apo’nun da var. Onu anlatmak istiyorum. Şunu söyleyeceğim; mesela dönem, dönem böyle sürecin tıkandığı noktalarda belli ki inisiyatif verilmiş kendisine, rol oynuyor. Fakat giderek ağırlığı kalmıyor Bahçeli’nin. Ben onu söylemek istiyorum. Söylüyor fakat pratikte bir gelişme olmuyor. Bu da beklentileri düşürüyor. Aslında tersinden etki yapıyor. Onu söyleyebilirim. Belli ki evet iktidarın ortağı fakat siyasi iradede çok fazla bir payı yoktur. Siyasi iradenin gelişmesinde, ortaya konulmasında. Ya da, böyle değilse, ya konuştuğu doğru değil. Nasıl söyleyeyim? Ya konuşurken bir şey var, bir oyun kuruyor. Ya da konuştuktan sonra yaptıramıyor. Böyle bir şey var, böyle bir sorun var. Onu anlatmak istedim. Benim görebildiğim kadarıyla esas yer şu anda AKP cenahındadır. Esas siyasi iradeyi temsil eden AKP ve Erdoğan’ın kendisidir. Onların tutumu ise çok daha geri. Sürece yaklaşımları böyle bir gönülsüzlük teşkil ediyor.

‘Politika bir irade’

Evet, son dönemde sistematik olarak Erdoğan’ın açıklamaları oldu, süreci geliştireceğiz, vazgeçmeyeceğiz vesaire oldu. Fakat söylem düzeyinde kalıyor. Bunun için söylüyorum. Politika söz kurma sanatı değil sadece. Politika bir irade. Politika alanı, karar alanı. Şimdi onu göremiyoruz. O yüzden bunları söylüyorum. Yoksa söylem düzeyinde son dönemlerde Ömer Çelik ve işte AKP içerisinde bir kanadı dışında bırakırsak, Erdoğan’ı esas alırsak belli böyle bir söylem düzeyinde bir şey var. Fakat hiçbir adım yok. Bu da oyalama ve zamana yayma politikasının iktidarın bir politikası olduğunu, bundan beklenti içerisinde olunduğunu, aslında bölgedeki savaşın gidişatını görerek adım atmak istediklerini, süreci de araçsallaştırdıklarını hissettiriyor. Öyle açığa çıkıyor. Fakat şeyi söyleyebilirim, zaman çok hızlı ilerliyor. Zamanında yapılmayan şeyler daha sonra tersine dönebiliyor. Mesela Erdoğan istese sadece kararnamelerle bile bazı şeylerin önünü açabilirdi. O yetkisi vardı. Herhalde başkanlık sistemleri buna uygundur. Her konuda her türlü kararnameyi alıp uygulayabiliyorlar. Statü tartışmaları açısından şöyle toparlayayım. Evet, Önderliğimizin statüsünün yasal ve hukuki karşılığının olması lazım. Bu olmadan süreç ilerleyemez. Ve bu şöyle değil. Bu geçici yasalar, işte böyle muğlak belirlemelerle değil. Evet, Önder Apo bir halkın önderidir. Bir hareketin önderidir. Çünkü buna vurgu yapılmış. Herhangi bir etnik ve toplumsal yapının temsili olarak kabul edilemez gibi. Böyle bir şey olabilir mi? Bahçeli’nin sunduğu 7 maddelik şeyde böyle bir ibare vardı. Bunlar kabul edilebilecek hususlar değildir. Onu söylemek istiyorum. Fakat tartışmak lazım, görüş almak lazım. Bunu söyleyerek şunu demek istemiyorum, tartışılmasın, önü kapatılsın o anlamda bir şey ifade etmiyorum. Ama bizim bu konuda durduğumuz noktanın da Önder Apo’nun siyasi ve hukuki statüsünün tanınması, özgür, yaşar ve çalışır koşullara ulaşması, başta da söylediğim gibi içinde bulunduğumuz değişim ve dönüşüm sürecini bu çerçevede Önder Apo’nun yönetip yönlendirmesi gerekir diyorum.

‘Kendi hukukumuzu açığa çıkarmalıyız’

Demokratik siyaset ve barışın dili eylemdir. Belirli eylemsellikler gelişiyor ama bunları yeterli görmemek lazım. Şöyle söyleyebilirim, bu kadar kritik, hassas, değişim ve dönüşüm sürecine kader tayin edici bir süreçte başta Bakurê Kürdistan olmak üzere dört parça Kürdistan’ın aslında ayakta olması lazım. Her gün bir eylem yapmak lazım. Her vesileyle bir araya gelmek lazım. Eylemi sadece bir yere protesto etmek anlamında da söylemiyorum. İnşa eylemleri, böyle aktif bir şey içerisinde olmak gerekli. Ben bu eylemleri düşünürken hep şu geldi aklıma, şöyle düşündüm biraz da. Çünkü bir süredir kendi içimizde de tartışıyoruz. Çeşitli çevrelerden de gelen eleştiriler var bize. Onları da göz önünde tutarak söylüyorum. Beklentide kalma, beklentili olma, harekete geçmeme, karşı taraftan bekleme şeklinde böyle eleştiriler var. Bir yere kadar hak da veriyoruz, veriyorum ben, öyle söyleyebilirim. Beklemek aslında özgür insan tutumu değil, öyle söylemek isterim. Özgür insanlar, özgür toplumlar bir yerlerden bir şeyler beklemezler. Şöyle bir benzetme de yapabilirim; mesela beklemek bir köle insan özelliği diyebilirim. Dışarıdan beklemek, başka iradelerden beklemek, onların kendisine bir şey vermesini istemek, talep etmek. Bir nevi aslında dilenmek. Şimdi Önder Apo’nun ortaya çıkardığı özgür toplum böyle olamaz. Önder Apo’nun ortaya çıkardığı özgür toplum bekleyen değil, yaratan toplumdur. Oluşturan toplumdur. İnşa eden toplumdur. İnşa etme eğilim aslında yaratma eğilimidir. O yüzden ben şey söylemek istiyorum. Evet, tamam, demokratik siyaset kapsamında iktidar ve devlet odaklarıyla mücadele ederken, hak ve hukuk mücadelesini vermek, bunun için hakkı olanı istemek bir eylem biçimidir. Bunu anlıyorum. Hukuki anlamda bunu daha fazla da yapmalıyız. Kendi hukukumuzu açığa çıkarmalıyız. Kendi hukuksal haklarımızı yaratmalıyız. Ama bundan öteye demokratik toplumu ne kadar örgütlersek, ne kadar örgütlü toplum olursak, o kadar aslında istediğimiz her şeye ulaşabiliriz. İstediğimiz her şeyi yaratabiliriz.

‘Kendisi oluşturan ve inşa eden bir noktaya getirebilmeli’

Örneğin mesele dil, değil mi? Kürdistan’da Kürtçe konuşmak belki resmi olarak yasak değil ama fiili olarak yasak. Bunu nasıl ortadan kaldıracağız? Devletten isteyerek bunu yapamayız. Zaten mevcut devlet diyor ki, tam olarak öyle değil ama resmi kurumlarda diyor ki, ‘Türkçe dışında başka bir dil konuşulamaz.’ Biz önce öyle yapacağız ki, önce Kürtçe konuşacağız ki, işte tabelalarımızı Kürtçe, Türkçe yazacağız. Ne bileyim işte, önce biz bunu yapacağız ki diğerini geliştirebilelim. Örneğin mesela komün örgütlerini, sosyalistçe yaşamak istiyoruz, eşit özgür yaşamak istiyoruz. Bunun için, bunun kurumlarını biz kooperatif örgütleyeceğiz. Birlikte yaşam komünleri örgütleyeceğiz. Sağlık komünü örgütleyeceğiz. Bir yerlerden bir şey beklemeyi, kendi iradeni, yaşamını bir güç odağına bağlayarak ona muhtaç olmayı ortadan kaldıracağız ki, iradeniz açığa çıksın. O yüzden şeyi söylemek istiyorum içinden geçtiğimiz bu hassas, kritik dönemde çok daha yoğun olarak Önder Apo’nun fiziki özgürlüğü, statüsü için eylemlere girişelim, daha kitlesel eylemlilikler yapalım, bir araya gelelim, birbirimizi bilinçlendirelim. Eylem aynı zamanda bilinçlendiren bir aktivite. Bununla sınırlı kalmayalım. Gerçekten bu dönemi pozitif devrim temelinde, demokratik toplumu inşa edeceğimiz bir döneme çevirelim ki, Önderliğimiz gerçek anlamda özgür olsun. Kürt toplumu ne kadar örgütlü ve eylemli olursa, Önder Apo o kadar özgür olur. Böyle bir diyalektik vardır. Çünkü o halkın kendisidir. Kadınlar, gençler, büyük şehitlerimizin emekleriyle açığa çıkan bu yurtsever topluluk, toplum, bunu bilmeli. Devletten talep etmek yerine, kendisi oluşturan ve inşa eden bir noktaya getirebilmeli.

‘Türkiye’nin demokratikleşmesine zemin olacak bir hale getirelim diyorum’ 

Ben bu temelde yeniden ortaya çıkan eylemsellikleri selamlıyorum. Daha fazla da dediğim gibi sürdürmek lazım. Özellikle kadınlar açısından çok önemli eylem halinde olabilmek. Çünkü eylem dediğim gibi bilinçlendiren bir, yan yana getiren, güçlendiren, irade kazandıran, kişinin ve toplumun sınırlarını açığa çıkartan, güç sınırlarını deşifre eden bir gerçekliğe sahip. O temelde bu eylemlerin sürdürülmesi gerekir. Eylemler barış için adım at başlığıyla yürütüldü. Barış için herkesi adım atar hale getirelim. Sadece iktidar ve devleti değil. Kapı komşumuzu, Türkiyeli insanları, Türkiye toplumunu. Mesela şimdi Türkiye’de, İstanbul’da, İzmir’de, Manisa’da, Karadeniz’de barış için eylemler olsa ne kadar etkili olur. Türkiye toplumunun da içinde yer alacağı, sadece Kürdistan değil. Böyle bu düşüncelerimizi gerçekten demokratik cumhuriyete, Türkiye’nin demokratikleşmesine zemin olacak bir hale getirelim diyorum.

‘Kadına yönelik şiddet evrensel bir sorun’

Kadına yönelik şiddet, katliam, saldırılar evrensel bir sorun. Sadece Türkiye’de yaşanan sorunlar değil. Önder Apo Barış ve Demokratik Toplum Manifestosu’nda bize bu konuda yeni bir ufuk açtı. Kastik katil tanımlamasıyla, kastik katilin toplumsallığın oluşmasından hemen sonra bir yarılmayla açığa çıktığını ve günümüze kadar da sistematik olarak kadın varlığına dönüp bir şiddet politikası ürettiğine, köleleştirme politikası ürettiğine dikkat çekti. Bunun daha fazla araştırılması ve anlaşılması gerekiyor. Çünkü oradaki yarılma, kastik katilin açığa çıkması, sonra giderek devlet ve iktidar yapılanması olarak günümüze kadar derinleşerek kendi hattını oluşturuyor. Şimdi karşımızda gördüğümüz bu gerçeklik, devlet ve iktidar çerçevesinde bir kastik katil oluşumu aslında. İsmine devlet demek, ismine başka bir şey demekle bu gerçeklik değişmiyor. Sadece üstü örtülmüş oluyor. Bu anlamıyla günümüz dünyasında gerçekten kadın kırımı diyebileceğimiz bir noktaya varan, kadın soykırımına varan bir gerçeklik var. Genel anlamda bunu söylüyorum. Fakat Türkiye’de bizim karşı karşıya kaldığımız başka boyutlar var. Özellikle Kürdistan’daki kadın katliamlarında, kadın cinayetlerinde şunu görüyoruz biz. Özel savaş mekanizmalarının, Kürdistan’daki özgürlük dinamiğini ortadan kaldırmak için bilinçli olarak Kürt genç kadınlarına, Kürt kadınlarına yöneldiği bir durum görüyoruz. Şimdi mesela şunu söyleyebilirim; hem Gülistan Doku cinayetinde hem Rojin Kabaiş cinayetinde ya da katliamında yine sadece bu iki genç kadının katledilme durumları yok. Buna benzer asker, polis kökenli ya da devlet kurumlarında yer alan erkeklerin yer aldığı olaylar çok fazla aslında. Hepsi belki katliamla belki sonuçlanmıyor, kimi tacizle, tecavüzle, kimi eve kapatmayla. Bu da bir kadın ölümü.

Şimdi en uç olan noktayı, ortadan kaybolan, cenazesi bile bulunmayan genç kadınları tartışıyoruz. Bu vahşet o düzeydedir ama genç bir kadının ruhunun öldürülmesi de bir katliam. İşte şunu unutmadık, ‘Kürt kızları dağa çıkacağına fahişe olsun’ diyen bir zihniyet var Türk devlet gerçekliğinde, mevcut iktidar gerçekliğinde. Bunları düşünürken hep aklıma Gladio geliyor, Türklerin Gladiosu geliyor. İşte bir dönemin JİTEM’i. Mesela ne oldu bunlara, Türk Gladiosu’na ne oldu? Devlet içerisinde yapılanmış bu kirli odaklara ne oldu? Tasfiye mi edildiler, yargılandılar mı, yüzleşmeler mi oldu? Bunların hiçbiri yoktur. Bakın Gladio örgütlenmesi işte Sovyet bloğuna karşı Amerika’da oluşturulan bir şey oldu. Amerika eliyle yürütüldü ve birçok ülkede aslında örgütlendirildi. İtalya’da örgütlendi, İspanya’da örgütlendi, Türkiye’de örgütlendirildi. Fakat çeşitli zamanlarda bu adını saydığım devletler bu yapılarla yüzleştiler. Deşifre ettiler, yargıladılar, mahkemelere çıkardılar. Fakat Türkiye’de böyle bir süreç yaşanmadı. Türkiye’de Kürt halkına karşı, devrimcilere karşı, sadece Kürtlere karşı da değil, komünistlere, sosyalistlere karşı yürütülen Gladio savaşı sahiplerine ne oldu mesela? Bunlar yargılandılar mı, mahkemeye mi çıkarıldılar, hangi hesap görüldü kamuoyuna? Bunların hepsi duruyor. Türkiye’de bir yüzleşme süreci gerekiyor. Kadınlara yönelik, tüm kadınlara yönelik şiddet politiktir. Ama işte Kürdistan’da genç kadınlara yönelik saldırılar kesinlikle özel savaş merkezli ve devlet içerisindeki odaklarla hesaplaşma olmadan da aydınlatılamayacak bir gerçeklik. O yüzden Akın Gürlek diye bir Adalet Bakanı geldi şimdi iş başına. Türkiye’de mesela ben şeyi hatırlıyorum, 2000’li yıllarda AKP’nin iktidara geldiği dönemi hatırlıyorum. En fazla işte adalet duygusuyla geldiler, topluma adalet getireceklerini vaat ettiler. Buna inandı toplum ve iktidara taşıdı. Fakat gelinen aşamada Türkiye toplumunda kesinlikle adalet duygusu yok oldu. Türkiye’de hukuk yok oldu.

‘Her kadının bir komünü olmalı’

Şimdi Akın Gürlek AKP’yi aklamaya çalışıyor. AKP döneminde yapılan, ne diyorlar, hukuk dışı, toplum dışı, insanlık dışı, böyle bir hava yaratarak, eski dosyalara ama Kerboran davasının şeyini kapattılar öyle. Yine Kürdistan Özgürlük Hareketi’ne yönelik suçları, yüzleşme yok, örtbas etme var. Ben şunu çok rahatlıkla söyleyebilirim bu vesileyle. Başta kadın cinayetleri, kadın katliamları, kadına yönelik sistematik özel savaş saldırıları olmak üzere Kürdistan’daki savaş suçlarıyla yüzleşmeden Türkiye’de herhangi bir gelişme olmaz. O yüzden hakikatlerle yüzleşmek lazım. Şu söylemle hiçbir şey değişmez. ‘Terörsüz Türkiye diyelim, bütün bu sürecin bütün günahını da Kürt hareketine atalım.’ Böyle bir şey mümkün değildir. Burada böyle bir oyun var. Oysa kesinlikle yüzleşme gerekiyor. Mesela bu Gülistan Doku davasını, Rojin Kabayış davasını, Narin davasını ele aldığımızda içinde bulunduğumuz dönemden, süreçten, yürütülen mücadeleden, Kürdistan gerçekliğinden, Kürdistan’ın statüsünden bunlardan bağımsız ele alamayız. Bunlardan kopuk değil. O yüzden bu mücadeleyi yürütürken de onu iyi bilmek lazım. Türkiye’de demokratikleşme olmadan, demokratikleşme adımları atılmadan, yüzleşme olmadan, yüzleşme olmadan da demokratikleşme olmayacak. Kürdistan’da Türk devletinin Kürt halkına karşı işlediği suçlar açığa çıkmalı. Bunların bir muhasebesi yapılmalı. Ancak doğru temelde ilişkiler böyle gelişebilir. Yoksa şimdi derler ki sürecin bütün yükünü Önder Apo’nun üzerine yıkarak, herkes Önder Apo’dan bekliyor. Bu böyle olacak bir şey değildir. Bu sorunu da Kürdistan’daki kadınların özgürlük sorunu ve katliamlara karşı direnişte ancak bu şekilde ele alınırsa bir yere oturabilir. Ben bu vesileyle şeyi de söyleyebilirim; bu katliamlar bize bir kez daha kadının öz savunmasının güçlü olması gerektiğini, kadının hem örgütlenerek hem çeşitli yol ve yöntemler bularak kesinlikle kendi savunmasını geliştirmesi gerektiğini ortaya koyuyor. Şöyle diyerek bu sorunuzu tamamlayayım.

Her kadının bir komünü olmalı. Komün, kadın komünleri kadınların aynı zamanda öz savunması olacaktır. Bir araya gelen, birbirini tanıyan, birlikte yaşayan, birlikte hareket eden, birlikte mücadele eden kadınlar kendi güvenliklerini sağlayabilirler. Onun dışında herhangi bir iktidar, devlet, egemen erkek ilişkisi kadınları koruyamaz. Bu işte Rojin Kabayiş ve Gülistan Doku davalarında da görüldüğü gibi, gerçekliğinde de görüldüğü gibi açığa çıkmıştır. Devlet kadını korumaz. Devlet, egemen erkek aklının oluştuğu, katılaştığı ve yapısallaştığı bir alandır. Onun içerisine girmeye çalışan kadın ya ona benzeşir, erkekleşen kadın olur ya da ona sığınmaya çalışan kadın da yine erkeğin denetiminde ve kucağında olur. Böyle bir diyalektiği bilerek yaklaşımı göstermek ve kadının kendi özgürlük alanlarını kurması başta genç kadınlar olmak üzere en acil, ertelenemez ihtiyacımız oluyor, görevimiz oluyor. 15 Mayıs Kürt Dil Bayramı idi. Bugün vesilesiyle birkaç kelime Kürtçe ifade etmek istiyorum; tüm Kürt halkı için dil varlığımızdır, dil kimliğimizdir, bunun için de yaşamımızı Kürtçe sürdürmeli, Kürtçe konuşmalıyız. Bu temelde Kürt halkının Kürtçe Dil Bayramı’nı bir kez daha kutluyorum. Aynı zamanda sadece Kürt halkı değil eğer birlikte yaşayacaksak Türkiye halkı da Kürtçe öğrenmeli. Nasıl ki Kürtler Türkçe öğreniyorsa birlikte yaşamak için Türkiye halkının da Kürtçe öğrenmesi gerekir. Kürtçe güzel bir dil. Bu temelde bir kez daha tüm Kürt ve Kürdistan halkının Kürtçe Dil Bayramı’nı kutluyorum.”

HABER MERKEZİ

Kaynak: Yeni Yaşam Gazetesi
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

ShareTweet
Previous Post

Doğa yürüyüşünde gördü, hayatı değişti! Doğadan toplaması yasak, bahçede yetiştirmesi servet değerinde….

Next Post

İngiliz devinden Türkiye Raporu: Yıl Sonu Dolar Hedefini 50 liraya Çıkardı

Related Posts

Gülistan Kılıç Koçyiğit: Barışın hukuka ihtiyacı var
Kürt Meselesi

Gülistan Kılıç Koçyiğit: Barışın hukuka ihtiyacı var

20 Mayıs 2026
Bakırhan Agirî’de: Esnaf talep ve önerilerini iletti
Kürt Meselesi

Bakırhan Agirî’de: Esnaf talep ve önerilerini iletti

20 Mayıs 2026
Basın meslek örgütleri: Tutuklu gazeteciler serbest bırakılsın
Kürt Meselesi

Basın meslek örgütleri: Tutuklu gazeteciler serbest bırakılsın

20 Mayıs 2026
Lucy Rodríguez Gangura: Süreçte en zaruri adım Öcalan’ın özgürlüğüdür
Kürt Meselesi

Lucy Rodríguez Gangura: Süreçte en zaruri adım Öcalan’ın özgürlüğüdür

20 Mayıs 2026
Meral Danış Beştaş: Abdullah Öcalan’ın statüsünün bir an önce kabul edilmesi gerekiyor
Kürt Meselesi

Meral Danış Beştaş: Abdullah Öcalan’ın statüsünün bir an önce kabul edilmesi gerekiyor

20 Mayıs 2026
34 yıldır babası için adalet mücadelesi veriyor: Gerçek barış yüzleşme ile olur
Kürt Meselesi

34 yıldır babası için adalet mücadelesi veriyor: Gerçek barış yüzleşme ile olur

20 Mayıs 2026
Next Post
İngiliz devinden Türkiye Raporu: Yıl Sonu Dolar Hedefini 50 liraya Çıkardı

İngiliz devinden Türkiye Raporu: Yıl Sonu Dolar Hedefini 50 liraya Çıkardı

  • Ana Sayfa
  • Gizlilik politikası
  • Görüş & Analiz Gönder
  • Newsletter

No Result
View All Result
  • Ana Sayfa
  • Gizlilik politikası
  • Görüş & Analiz Gönder
  • Newsletter