- AKP Ankara Milletvekili ve Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi Türk Delegasyonu Başkanı Yıldırım Tuğrul Türkeş, Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Mehmet Uçum’un AİHM ve AİHS’ye ilişkin açıklamalarına sert tepki gösterdi. Türkiye’nin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nden çekilmesi ihtimalini “deli saçması” olarak nitelendiren Türkeş, Avrupa ile oluşturulan hukuki ve siyasi birikimin ortadan kaldırılmak istenmesini “tam anlamıyla bir akıl tutulması” sözleriyle eleştirdi. Türkeş, Osman Kavala ve benzeri davaların Türkiye’nin kendi hukuk sistemi içerisinde çözülebileceğini de söyledi.
AKP Ankara Milletvekili ve Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi Türk Delegasyonu Başkanı Yıldırım Tuğrul Türkeş, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) Osman Kavala dosyasındaki son kararının ardından Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Mehmet Uçum’un yaptığı açıklamalara karşı çıktı.
Türkeş, 29 Ağustos 2026 tarihli “Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları özelinde Türk hukuk politikası üzerine basın açıklaması” başlıklı değerlendirmesinde, Türkiye’nin gerektiğinde Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nden (AİHS) çekilebileceği yönündeki tartışmaları eleştirdi. Açıklamasında “Türkiye’nin hukuk burcunda akıl tutulması” üst başlığını kullanan Türkeş, tartışmanın “en hafif tabirle bilinçsizce” geliştirildiğini savundu.
Türkiye’nin 70 yılı aşkın süredir Avrupa Konseyi üyesi ve AİHS’ye taraf olduğunu hatırlatan Türkeş, AİHM nezdinde bireysel başvuru hakkının 1987’de, mahkemenin zorunlu yargı yetkisinin ise 1990’da kabul edildiğini belirtti.
Türkiye’nin Avrupa ile uzun yıllar içerisinde oluşturduğu hukuki ve siyasi birikimin bazı açıklamalarla ortadan kaldırılmak istendiğini savunan Türkeş, Avrupa Birliği, AİHS ve AİHM gibi kurumların Türkiye açısından “yokmuş” veya “önemsizmiş” gibi değerlendirilemeyeceğini söyledi.
Türkiye’nin coğrafi konumu, tarihi ve jeopolitik çıkarları nedeniyle çok boyutlu bir dış politika izlemesi gerektiğini belirten Türkeş, Avrupa ile olumlu ilişkilerin de bu politikanın önemli unsurlarından biri olduğunu ifade etti.
Türkeş, Türkiye-Avrupa ilişkilerinin geçmişte birçok krizden geçtiğini ancak diplomatik çabalarla sürdürüldüğünü belirterek şu ifadeleri kullandı:
“Bu emeklerin kimileri tarafından zâyî edilmek istenmesi – üstelik doğuracağı kesin uzun vadeli/yapısal hukukî, ekonomik ve siyasi istikrarsızlaşma ivmesi bütünüyle inkâr edilerek – tam anlamıyla bir akıl tutulmasıdır.”
“HUKUK VE ADALET KALKINMANIN ÖN ŞARTIDIR”
Türkeş, açıklamasında hukuk ve adaletin ekonomik kalkınma ve toplumsal refah açısından önemine de değindi.
“Herkes için eşit işleyen hukuk ve adalet; kalkınmanın da refahın da medenîleşmenin de ön şartıdır.” diyen Türkeş, hukukun ve adaletin aşındığı ülkelerin ekonomik sorunların yanı sıra uluslararası alanda itibar kaybıyla karşı karşıya kaldığını savundu.
Türkeş, “Türkiye’yi bu seviyelere çekmek isteyenlerin devlete ve millete nasıl bir kötülük yaptıklarının farkında olduklarını zannetmiyorum.” ifadelerini kullandı.
“KAVALA VE BENZERİ DAVALAR MİLLÎ HUKUKLA ÇÖZÜLEBİLİR”
Türkeş, AİHM kararlarının uygulanmasına ilişkin tartışmada Osman Kavala davasına da değindi.
Osman Kavala ve benzeri dosyaların Türkiye’nin kendi hukuk sistemi içerisinde çözülebileceğini savunan Türkeş, dışarıdan müdahaleye ihtiyaç olmadığını belirtti.
“Osman Kavala ve benzeri irili ufaklı, kangrenleştirilmiş davaların ‘millî hukuk’ yoluyla çözülmesi pekâlâ mümkündü ve hatta hâlâ mümkündür.” diyen Türkeş, yürürlükteki anayasa ve yasaların herkese eşit, adil ve şeffaf biçimde uygulanmasının bu tür sorunların ortaya çıkmasını önleyebileceğini söyledi.
Türkeş ayrıca AİHM kararlarının siyasi ve ideolojik tartışmaların parçası haline getirilmemesi gerektiğini savundu.
“Hukuk kararlarına – onları siyaset ve zararlı bazı ideolojik fantezi zeminlerine çekmeksizin – ‘uygulama’ fırsatı tanımak, Avrupa hukukunun değil, bizzat millî hukukun bir kazanımı şeklinde değerlendirilecektir.” ifadelerini kullandı.
Kavala dosyasının meselenin yalnızca en görünür örneği olduğunu belirten Türkeş, tartışmanın bütün Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının hukuk ve adalet beklentisi açısından ele alınması gerektiğini söyledi.
AİHS’DEN ÇEKİLME SENARYOSUNA “DELİ SAÇMASI” TEPKİSİ
Türkeş, Türkiye’nin AİHS’ye taraf olmaktan vazgeçmesi ihtimaline ise sert ifadelerle karşı çıktı:
“Yapay zekâyla basit bir diyalog bile ülkemizin AİHS’ye taraf olmaktan vazgeçmesi senaryosunun ne denli ‘deli saçması’ olduğunun anlaşılması için yeterliyken, bunu üst düzey sorumluluk sahiplerinin açıktan dillendirmeye cesaret etmeleri ancak Kafkâvari absürtlükle izah edilebilir.”
Türkeş açıklamasını, “Evrensel hukuk ilkeleri ve adalet bugün ve yarın için herkese, hepimize lazım.” sözleriyle tamamladı.
UÇUM NE DEMİŞTİ?
Prof. İzzet Özgenç‘in “Saray’daki Çakal” dediği Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Mehmet Uçum, AİHM Büyük Daire’nin Osman Kavala dosyasındaki kararının ardından mahkemeyi ve Avrupa Parlamentosu Türkiye Raportörü Nacho Sanchez Amor’u hedef alan bir açıklama yapmıştı.
Uçum, AİHM kararlarının ulusal mahkemeler açısından “esastan kesin bağlayıcılığı” bulunmadığını savunmuş, AİHS’nin 46. maddesinin aksi yönde yorumlanmasının ulusal yargı bağımsızlığını kabul etmemek anlamına geleceğini ileri sürmüştü.
Uçum ayrıca Türkiye aleyhine siyasi hesaplarla kararlar verildiğini savunarak, bu durumun devam etmesi halinde Türkiye’nin AİHS’ye taraflığını ve AİHM’e bireysel başvuru imkanını gözden geçirmesinin gündeme gelebileceğini belirtmişti.
“AİHM siyasi proje kararlar verdikçe Türkiye için hiçbir kıymeti kalmıyor. Belli ki Türkiye AİHS’e taraf olma durumunu ve AİHM’e bireysel başvuru imkanını gözden geçirmeye zorlanıyor. Türkiye aleyhine siyasi hesaplarla kararlar verilmeye devam edilirse bu durumun kaçınılmaz hale geleceğini tüm muhataplar bilmelidir.” ifadelerini kullanmıştı.
Kaynak: Tr724
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***





































