YORUM | EKREM DUMANLI
Adam Silivri Hapishanesi’nden çıkarken nefret ve öfke kusarak ne demişti? “Tarikatların ve cemaatlerin kökünü kazıyacağız.”
Mümkün mü?
Hayatı boyunca koyu bir din düşmanı ve amansız bir dindar karşıtı olarak bilinen bir adam, bir topluluğun köküne kibrit suyu dökebilir mi?
Tabii ki hayır.
Zaten adamın seçimlerde aldığı binlikler içindeki oy oranı ortada. Binde bilmem kaç oy alan bir parti başkanı nasıl bu kadar üst perdeden konuşuyordu? Pragmatik yaklaşımları, acımasız ve gaddar tavırları, entrikacı fırıldaklarıyla bilinen Topal Filip ete kemiğe bürünüp devasa tehditlerde bulundu. O da biliyor ki tarikat ve cemaatlerin gölgesine basamaz. Entrikacı kafa bu ya; doğrudan yapması tahayyül bile edilemeyen soykırımını, tarikat ve cemaatlere yakın görünümlü bir zümreye havale ediyordu.
İşin kötüsü, faşizanca söylenmiş “kökünü kazıma” fikrine sıcak bakan zümreler var memlekette. Bunlardan bir kısmı din düşmanlığının gereği olarak bir kitlenin topyekûn yok edilmesini istiyor. Bir kısmı da kendini siyasal bir dindarlık çerçevesine hapsetmiş; istiyor ki dindar kitlelerin tamamı kendisine destek versin. Ya da yok olup gitsin.
Kendine muhalif medya süsü veren bir topluluk, ellerini ovuştura ovuştura “kök kazıma” işine şehvetle ve şiddetle yaklaşıyor. Gladyatör dövüşü seyreder gibi gaddar bir eda ile “yesinler birbirlerini” diye operasyonlara bakanların kimin haklı kimin haksız olduğu önemsenecek bir mevzu değil. Yeter ki kan dökülsün!
Hukuksuz uygulamalar… Anayasayı ve yasaları ihlal etmeler… Daha ilk saniyeden başlayan medyatik linçler…
Umurlarında değil “muhalif” görünümlü kitlelerin. Partisi de öyle medyası da. Muhafazakâr kitlelere yapılan zulüm söz konusu olduğunda kör ve sağır rolüne giriyorlar. Kendilerine zulmedildiğinde kıyameti koparıyorlar; ancak nafile! Çünkü başkalarının en temel haklarını savunmayanlar, kendi haklarını savunmaz!
Buyurun size çarpıcı bir misal: Fatih Altaylı haksız yere gözaltına alındı, hapse atıldı vesaire. Kodesten çıkabilmek için yemin billah edercesine “Artık siyasi konulara girmeyeceğim” şeklinde özetlenebilecek açıklamalar yaptı. Şimdi tarikatlara karşı AKP’nin açtığı, Ergenekon borazanının ilan ettiği savaş için konuşuyor. Güya bu yapılanı bir tek Atatürk yapabilirmiş, hiçbir parti bunu yapamazmış, ancak AKP dindar kimliğiyle yapabilirmiş, büyük bir başarı elde ediliyormuş ve beyefendi bunu destekliyormuş.
Ne oldu şimdi!
Sana yapılan haksız hukuksuz uygulama başkasına yapıldığında zil takıp oynamak değil de nedir bu? Bu kadar kıvrak danslar eşliğinde adalet beklenir mi! Kaldı ki Altaylı’nın (dışarıdan bir gözlemci olarak) fark edemediği bir gerçek her geçen gün daha da derinleşiyor.
Dindar çevreler AKP’yi başta muhafazakâr ve samimi buluyordu. Hâlbuki son on yılda girilen süreçte derinden bir tanımlama ve anlama farkı oluştu/oluşuyor. AKP kendini münafık durumuna düşürdü maalesef. Artık lider Mesih gibi değil, Deccal gibi algılanıyor. Bu böyle devam ederse derin şuuraltı dönüşüm, bir yandan AKP’yi tüketecek; diğer yandan da dindar çevreleri, siyasal İslam’ın herkesi bizar ettiği uygulamalarından kendini soyutladığı (hatta karşı tutum aldığı) için daha güçlü dirilişler yaşayacak. Bütün faturayı Fatih Altaylı’ya (ya da onun gibilere) yıkmak yanlış olur.
Al sana CHP ya da izdüşümü versiyonu ile Yeni Parti! Ekrem İmamoğlu’na, Osman Kavala’ya yapılan haksızlık söz konusu olduğunda yargı sürecinin nasıl vahşice kullanıldığını koro hâlinde ifade eden parti yetkilileri, konu KHK’lılar olunca süt dökmüş kediye dönüşüyor. Hatta “Gitsinler beraat kararı alsınlar” gibi bir jargona bile başvuruyorlar. Hani adalet mekanizması işlemiyordu, hani siyasi iktidarın yargıya emir yağdırması söz konusu idi? Unuttunuz galiba ne demişti Filip: “Yargı siyasetin köpeğidir”!
Olan AKP’yi hâlâ “dindar” bir parti sanan vatandaşa oluyor. Acınası bir durum! Onu gaza getirenler tarikatların, cemaatlerin beka sorunu olduğunu telkin ediyor ona. Kimin maşası olduğunu söylemeksizin bu kitlelerin yok edilmesi gerektiğini savunuyor. Demokratik ve hukuki denetim yollarını tıkamak, kendi servetlerinin kaynağını örtbas edebilmek için bütün karşı fikirleri ihanet olarak yaftalayanlar ve buna safderun birileri de inanıyor.
Onların da zaman içinde fark edeceği bir gerçek var: Dinî kimlikleri ve inançları kullanarak iktidara gelenler kendilerine Karun gibi servet edindi. Yedi ceddini ihya edecek kadar zenginleşen bu partiden adalet beklemek beyhude bir çabadır. Menfaat şebekelerinin suç ortağı hâline gelmiş bir siyasi çete ile karşı karşıyayız…
Ayrıca, meselenin sosyolojik bir gerçekliği de var: Devlet zırhına bürünmüş şebeke istedi diye hiçbir kitle buharlaşmaz. Hele kökünü kazımak… Asla! Bir zümreye (hele hele bir inanç ve ideal etrafında bir araya gelen topluluğa) zulmünüz arttıkça o topluluk içindeki direniş disiplini daha da derinleşir. Mazlum kültürünü bilmeyenler, olaylara hep zalim gözüyle bakanlar toplumsal katmanlarda nasıl oluşumlar yaşandığını fark edemez. Sanırlar ki kaba kuvvetle sindirilmeye çalışılan kitleler, zaman içinde yok olup giderler… Büyük bir bühtan, anlamsız bir inat, gereksiz bir öfkenin yansımasıdır bu temelsiz düşünceler…
Kaldı ki tarikatların ve cemaatlerin tarihî, dinî ve sosyolojik temelleri bulunmakta. Yüzlerce senelik geleneği olan kitleler bugünkü badirelerin bin katını daha önce de yaşadı. Hiçbirinde boyun eğmedi, hak ile yeksan olmadı. Olmayacak da…
Kaynak: Tr724
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***


![Tr724 [Haber Merkezi]](https://serbestgorus.com/wp-content/uploads/2026/08/Guney-Afrikadan-UADye-yeni-dosya-Filistinlilerin-haklari-yok-ediliyor-360x180.jpeg)
































