Bizzat devlet tarafından işlenmiş bir cinayetti Musa Anter’in öldürülmesi ama sonuç bekledikleri olmadı, Özgür Basın hiç susmadı:
- Apê Musa, hem Yeni Ülke’de hem Özgür Gündem’de büyük bir coşku ile yazıyordu. Kürt özgürlük hareketinin saflarına yüzbinlerin katılmış olması, Apê Musa’nın hayallerini gerçekleşmesi idi. Hayatında ve yazılarındaki coşku bundan kaynaklanıyordu
- Apê Musa cinayetinin devlet tarafından işlendiği, devlet tarafından kabul edildi. Susurluk olayı ile ilgili bir rapor hazırlayan Kutlu Savaş, cinayeti JİTEM elemanı Yeşil kod isimli Mahmut Yıldırım’ın organize ettiğini ve gerçekleştirdiğini yazdı
Hüseyin Kalkan
Kürt meselesi ile ilgili okuduğum ilk kitap, Nuri Dersimi’nin ‘Kürdistan Tarihinde Dersim’di. 70’lerde okudum. O tarihlerde Kürt meselesine dair hiç bir kitap yayınlanmazdı, zinhar yasaktı. Zaten okuduğum kitap da Halep baskısıydı. Nuri Dersimi, Dersim direnişinin yenilgiye uğramasından sonra Suriye geçmiş ve Halep’e yerleşmişti. Kitap da kadim Halep kentinde basılmıştı. Kürdistan Tarihinde Dersim, bana bambaşka bir dünyanın kapılarını açtı. Dersimi’nin anlattıkları solun reel sosyalizmden kaynaklanan dogmatik söylemlerine hiç benzemiyordu. Somut temel üzerinde sarsıcı tarihi gerçekleri kaleme almıştı Nuri Dersimi. O güne kadar bildiğimiz tarihin tam tersini anlatıyordu. Değişik bir tarihin temel taşlarını koyuyordu.
Kürtlerin gayri resmi tarihi
Bende yumruk etkisi yapan ikinci kitap ise Musa Anter’in ‘Hatıralarım’ oldu. Aşağı yukarı 20 yıl sonra okudum Hatıralarım’ı. 90’lı yıllarda Türkiye’de yeni yeni Kürt meselesi konuşulmaya ve buna dair dair legal yayınlar ve daha çok illegal yayınlar çıkmaya başladı. ‘Hatıralarım da bunlardan biriydi. Yeni Ülke Gazetesi’de, Hatıralarım için bir tanıtım yazısı yazmıştım ve başlığı ‘Kürtlerin Gayrı Resmi Tarihi’ koymuştum. Şimdi düşürnüyorum da başlık aslında ‘Kürtlerin Gizli Tarihi’ olmalıymış. Biz solun dogmatik ve soyut argümanları ile oyalanırken Kürdistan’ın başka bir yerinde başka bir tarih yazılıyordu. Musa Anter, bizzat nesnesi olduğu bu tarihi birinci elden anlatıyordu ve bilmeyenlerde yumruk etkisi yapıyordu. Şimdi düşünüyorum da Nuri Dersimi’nin Kürdistan Tarihinde Dersim ve Musa Anter’in Hatıralarım kitabı birbirini devam gibi geliyor bana. Birinin bıraktığı yerden öbür başlıyordu anlatmaya. Nuri Dersimi; Dersim direnişi ekseninde Kürt tarihinin önemli bir bölümüne ışık tutar. Koçgirî İsyanı, Koçgiri İsyanı’nın önemli isimlerinden Alişer ve Seyit Rıza’yı anlatır. Anter’in Hatıralarım’da ise isyanların sona erdiği, nispeten sakin bir dönemde Kürtlerin mücadelesini anlatır. Musa Anter, hatıralarında Nuri Dersimi ile ilgili bir başlık da açar ve Suriye’de onunla görüştüğünü anlatır. Anter 1951 yılında gazeteci olarak gittiği Suriye’de on gün kalır. O süre içinde Nuri Dersimi ile uzun bir görüşme yaptığını kitabında anlatıyor. Nuri Dersimi, Kürdistan’ı terk etmek zorunda kaldıktan sonra önce Ürdün’e gider, sarayda saygı ile karşılanır ve üst düzeyde görevlendirilir. Ancak Türkiye devreye girer ve Ürdün’ü terk etmek zorunda kalır. Apê Musa o görüşmede Dersimi’nin kendisine şunları anlattığını yazar: “Oğlum ben, dedim ya, İstanbul’dan Abdullah Şerif Hüseyin ile tanışıyordum. Felek beni yurdumdan mahrum etti, onu ise Arap çöllerine Emir yaptı. Memleketimden kaçınca Ürdün’e geldim. Ama Emir’in Türkiye ziyaretinde beni çevresinden uzaklaştırması için sert şekilde uyarılır. Emir ülkesine dönünce Bana Türkiye’de yaptığı görüşmeyi anlattı ve Ürdün’ü terk etmemi istedi.” (M. Anter, Hatıralarım, S. 104) Apê Musa’nın Hatıralarım’da daha birçok Kürt şahsiyeti yer alır. O dönem önde gelen birçok Kürt aydını ile tanışır ve birçoğunu evinde misafir eder. Misafirlik deyip geçmeyin, o dönemde fikir alışverişinde bulunmak için hemen hemen tek biçimdir.
Yeni Ülke’nin gururu
Yeni Ülke’nin yayın hayata başlaması ile birlikte Apê Musa, köşe yazıları yazmaya başladı. Tarih yazıyordu, edebiyat yazıyordu ve zaman zaman sert polemiklere girişiyordu. Gazeteye bir kimlik kazandırıyordu yazıları. Bu yazılar geçmişin birikimini Yeni Ülke’ye taşıması bakımından çok önemliydi. Sonra kendisi ile tanışma fırsatım oldu. Ben onu hep iyi yürekli bir Yunan tanrısına benzetirim. Mesela iyi yürekli bir Zeus olabilir. Yunan mitolojisinden çıkıp Kürt toprağını kendine ev edinmiş bir Zeus. Ama zalim değildi Zeus gibi. Kimseyi cezalandırmazdı. Gülerek girerdi Yeni Ülke’nin haber merkezine. Herkesle tek tek ilgilenir, espriler yapardı.
Kürtlük okulu
Yazılarını el yazısı ile yazardı ve genellikle Yeni Ülke’nin idare müdürü Kenan Azizoğlu evine uğrar alır gazeteye getirirdi. Onun işi çıktığında başka birimiz üstlenirdi bu işi. Bu vesile ile 2 kere evinde ziyaret ettim kendisini. Akşamdan gitmiştim yazıyı almaya, Sena Adalı ile birlikte. Her defasında uzun sohbetler yapmıştık. Daha doğrusu o anlatmış biz dinlemiştik. Kürt tarihi, cumhuriyet tarihi, cumhuriyetin uygulamalarının Kürtler için anlamını anlatmıştı. Kendisi ile yaptığım bir söyleşide Kenan Azizoğlu, Apê Musa’nın sofrasını bir Kürtlük okulu olarak nitelemişti. Kenan, o evle ilgili şunları anlatmıştı: “Apê Musa’nın evi Maltepe Dragos’ta denizin tuzlu rüzgârını taşıyan bir yerdeydi. Ama o evin duvarlarının içinde Kürdistan’ın bir araya geldiği, kapısından içeri girince sadece bir eve değil adeta Kürdistan’ın kalbine giriyordum. O eve her adım attığımda kapısına yüzümü sürüyordum. Çünkü bana göre bu Apê Musa’ya bir saygının gereğiydi. Benim için de bir ritüel olmuştu bu. İçeride her zaman birileri olurdu. Bazı zamanlar tek olurdu ama genelde birileri hep olurdu. Masanın üzerinde taze pişmiş yemeklerin kokusu, kimi zaman çay fincanlarının buğusu, duvarlarda kitaplar, yani kütüphanede kitaplar. Eski dostların fotoğrafları, eski fotoğraflar, o sofrada oturan her misafir ister köyden gelsin ister şehirden gelen bir akademisyen olsun hiç fark etmiyordu. Musa Amca bunların tamamına, hepimize kendini evin sahibi gibi hissettirirdi. Çünkü Musa Amca misafir ağırlamakla kalmaz, onu evin bir parçası haline getirirdi. Musa Amca sadece yemek yapmıyordu, yemek yaparken bir de çayı da yapıyordu. O, sadece yemek yapmazdı; yemeklerini hikâyelerle pişirirdi. Pilavın buharına geçmişten bir anı karışır, çorbanın tuzuna direnişin tadı sinerdi. Yanına giderken bazen nevale götürürdüm. O da bu inceliğe bir şey söylemezdi hiçbir zaman. Sadece gülümserdi. Sohbetler senin de söylediğin gibi çoğu zaman Kürtçe’ydi ama Türkçe de kullanılırdı. Ama Türkçe kullanıldığında da sohbetlerin geneli, sadece benimle olan değil herkesle olan, Kürt tarihinden, kültüründen, siyasetinden söz edilir. Dengbêjlerin hikayeleri hatırlanır, eski mücadele günlerine göndermeler yapılırdı ama bütün bunlar sadece nostalji değildi. Bana göre Apê Musa geçmişi bugünün mücadelesine taşıyordu. Bence her kelimesiyle yarını inşa ediyordu. Evin atmosferi dışarıdaki 90’ların karanlığına karşı bir aydınlık ve bir direniş mekânıydı.” (Yeni Yaşam, 16 Ağustos 2025)
Özgür Gündem ve Apê Musa
Apê Musa, cumhuriyet dönemi Kürt mücadelesinde bir ara döneme tekabül eder. Koçgirî, Şeyh Sait ve Dêrsim direnişinin son erdiği dönemi uzun bir durgunluk dönemi takip eder. Apê Musa bu dönemin karekteristik Kürt aydınlarındadır. Ondan sonraki dönem ise Kürt Hareketi’nin kitleselleştiği dönemdir. Özgür Gündem, yayınlanmaya başlayınca Apê Musa, orada yazmaya başladı. Hem Yeni Ülke’de hem Özgür Gündem’de büyük bir coşku ile yazıyordu. Bu gazetelerin yayınlanması, legal bir Kürt partisinin kurulmuş olması, Kürt Özgürlük Hareketi’nin safların yüzbinlerin katılmış olması, Apê Musa’nın hayallerini gerçekleşmesi idi. Hayatında ve yazılarındaki coşku bundan kaynaklanıyor. Yürüyen tarihe katıldı Apê Musa. O yürüyüşe güç kattı. Geçmişle geleceğin buluşmasıydı yazıları. Bu yüzden devlet tarafından hedefe konuldu. Ancak onun katledilmesi tarihi yürüyüşü durduramadı. Kürtler daha kararlı ve daha kitlesel ilerlemeyi sürdürdü. Onun için Apê Musa’nın kanı yerde kalmadı. Bu gün Kürtler artık iktidar ortağı olma yolunda ilerliyorlar.
Devletin itiraf ettiği cinayet
Apê Musa cinayeti devlet tarafından işlendiği, bizzat devlet tarafından kabul edildi. Dönemin başbakanı Mesut Yılmaz’ın talimatı üzerine Susurluk olayı ile ilgili bir rapor hazırlayan Kutlu Savaş, Musa Anter cinayetini JİTEM elemanı Yeşil kod isimli Mahmut Yıldırım’ın organize ettiğini ve gerçekleştirdiğini yazdı. Susurluk Raporu’nda Yeşil hakkında şunları yazdı: “Antalya’da Metin Güneş (Sakallı Hacı), Ankara’da Metin Atmaca, Ahmet Demir adıyla icrayı faaliyet eden Yeşil hem polisin hem MİT’in varlığını, faaliyetlerini bildiği bir kişidir” ifadeleri kullanır. MİT bu şahısla irtibatını inkâr etmiyor, üstelik Ankara Emniyet Müdürlüğü tarafından Ocak 1995’te gözaltına alınan Yeşil’in sorgu sırasında kırılan kaburga kemiğinin de MİT tarafından tedavi ettirildiğini açıklıyordu. MİT’in açıklamalarında; “1994 yılı itibariyle Diyarbakır Cezaevi’nde tutuklu bulunan Muhsin Gül (Kod adı: Kekeç-Pepe-Metin,) 22 Temmuz 1994 – 16 Ağustos 1994 tarihleri arasında Diyarbakır Cinayet Büro Amirliği’nde verdiği ifadelerde; … Vedat Aydın ve Musa Anter’in öldürülme olaylarını da bizzat A. Demir’in (Yeşil) planlayıp uyguladığını beyan etmiştir” denilmekteydi. Raporda ayrıca Musa Anter cinayeti ile ilgili görüşülen yetkililerin beyanlarına da yer verilir. Bu değerlendirmede adı geçen kişilerle ilgili bilgiler raporun 9 numaralı ekinde yer alıyordu ancak raporun ekleri ve 12 sayfalık bölümü “devlet sırrı” olduğu gerekçesiyle kamuoyuyla paylaşılmaz. Savaş, Musa Anter cinayetinin de devletin istediği soncu elde edemediğini, beklenenin tersine çok büyük tepki topladığını ve Kürtlerin daha kararlı bir biçimde Anter’e sahip çıktığını belirtir.
Kaynak: Yeni Yaşam Gazetesi
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***




































