DEM Parti Grup Başkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, komisyon görüşmelerinde yasa teklifini ‘demokratik çözümün başlangıcı’ olduğunu belirtirerek, Abdullah Öcalan’ın 27 Şubat’taki çağrısının Ortadoğu’da barışın önünü açabilecek tarihsel bir müdahale olduğunu ifade etti
Meclis Adalet Komisyonu’nda “Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesi” başlığıyla görüşülen kanun teklifine dair siyasi partilerin değerlendirmeleri devam ediyor. Meclis Adalet Komisyonu Başkanı Cüneyt Yüksel’in konuşmasıyla başlayan komisyon toplantısı AKP Genel Başkanvekili Abdulhamit Gül’ün kanun teklifini sunması ile devam etti.
Komisyonda söz alan Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Grup Başkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, 2026 tarihinin Türkiye’de bulunan her kesim açısından önemli olduğunu ve Tükiye siyaseti bakımından kritik dönemlerden geçildiğini belirtti. Gülistan Kılıç Koçyiğit, “Önemli bir gün bugün ve tarihe tanıklık ediyoruz. Tarihin bir parçası ve asli özneleriyiz. Bu anlamıyla sadece bir teklifi konuşmuyoruz. Ortak geleceğimizi kuracağımız, nasıl bir arada yaşayacağımızı ve bundan sonraki yaşamımızın nasıl şekilleneceğini de birlikte tartışmış oluyoruz. Önemli bir eşlikteyiz bu eşiği güçlü aşarsak yarınları güçlü adımlarla ilerleyip, eşit özgür, demokratik cumhuriyeti inşa etme konusunda da ciddi bir mesafede kat etmiş olacağız. Bu ülkede eşitlikten ve özgürlükten yana olan her bir insanın da tarihi bir sorumlulukla karşı karşıya olduğunu ifade etmek istiyoruz. Biz sadece burada birer milletvekili olarak değil aynı zamanda bu ülkede yaşayan milyonları temsil ediyoruz. Milyonlara olan borcumuzu bir adım daha çözüme ve barışa yaklaştırarak vermek istiyoruz. Biz DEM Parti olarak ilk defa Meclis’te ve bir komisyonda ilk imzacı ve teklifin sahibi olarak konuşuyoruz. Bu teklif bizi yan yana tutacak olan ortak geleceğimizin mührüne atılmış önemli bir başlangıçtır” ifadelerini kullandı.
‘Küresel jeopolitik yeniden şekilleniyor’
Eperyalist devletlerin 100 yıl önce Ortadoğu’da kurdukları sınırların ortadan kalktığını söyleyen Gülistan Kılıç Koçyiğit, devamla şunları söyledi:
“Küresel kapitalist sistem yeniden şekilleniyor ve bu sistemin şekillenmesinde şiddet en başat rolü oynuyor. Ne yazık ki Ortadoğu halklarının kaderi de hep bu şiddetin mağduru olmak oluyor. Savaşlar, işgaller, katliamlar ve Ortadoğu’da yaşananların; her birimize öğretmesi ve göstermesi gereken bir gerçeklik, bir hakikat olduğunu düşünüyoruz. 2026 yılında bütün dünyanın gözleri önünde aslında çok da önceden başlayan Filistin soykırımını, Filistin katliamını her birimiz izledik. Dünyanın gözü önünde oldu. Resmi rakamlara göre bile 70-80 bin insanın yaşamını yitirdiği bir büyük soykırıma tanıklık ettik. Bütün bu soykırımların, bütün bu katliamların arka perdesinde ne var: Enerji nakil hatları var, ticaret yolları var ve bu enerji nakil hatlarıyla ticaret yollarına egemen olma anlayışı var. O anlamıyla sermaye ve iktidar tek elleri tarafından aslında küresel jeopolitik yeniden şekillendiriliyor.
Sayın Öcalan’ın halklar lehine çağrısı
Burada halkların lehine ne yazık ki ölüm, kan, gözyaşı ve sürgün düşüyor. Hatta bunun üzerine Filistin’de, Gazze’de olduğu gibi açlıktan yaşamını yitiren çocukları kıtlığı da ekleyebiliriz. Peki bütün bu alt üst oluşun merkezinde olan Ortadoğu’daki bu 100 yıllık statükonun bozulması, 100 yıl önceki emperyalist devletlerin çizdiği sınırların alt üst olmasında Türkiye nasıl bir pozisyonda? Türkiye geleceğini nasıl kuracak? Bugün bu yasayla aynı zamanda bu soruya da yanıt oluşturduğumuzu unutmamamız gerekiyor. Aksa Tufanı Ortadoğu tarihinde büyük bir kırılma anına işaret eder. Ortadoğu’nun ihtiyacı olan aslında savaş mıdır? Sınırların etnik temelde bölünmesi midir? Yoksa Ortadoğu’nun ihtiyacı olan aslında halkların katılımına dayanan eşit, özgür bir yaşamın inşa edilmesi midir? Tabii ki ikincisidir. İşte bu büyük altüst oluş içerisinde Sayın Öcalan’ın 27 Şubat tarihinde yaptığı Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı bütün bu tarihsel gideşe halklar lehine büyük bir müdahalesi olduğunu görüyoruz.
Büyük barışın çağrısı
Bu çağrı, yalnızca Türkiye’de yeni bir dönemin kapısını aralayan bir çağrı değil, aynı zamanda büyük Ortadoğu barışının, halkların eşit, özgür olarak bir arada yaşayacakları büyük Ortadoğu dönüşümünün de çağrısı olarak değerlendirilebilir. Barış ve Demokratik Toplum Süreci aslında halkların lehine, tarihe yapılmış bir müdahaledir. Ezilen, yok sayılan, inancı, kimliği nedeniyle hiçleştirilen, ötekileştirilen, dışlanan bütün toplumsal kesimler, halklar ve inançlar lehine tarihin akışına yapılmış bir müdahaledir. Büyük bir manifestodur. Halkların özneleşme çağrısıdır. Halkların kendi kaderini ellerine alma çağrısıdır. Bu nedenle de Ortadoğu ve Türkiye açısından da önemi çok büyüktür. Barışın kapısını açmaya aday büyük bir çağrıdır. Bizler de DEM Parti olarak sürece tam da bu tarihsel perspektifle ve bakış açısıyla, dönemsel, taktik ya da anla ilgili bir değerlendirme yapmadığımızın altını çizmek isterim. Tarihsel ve stratejik önemde bir çağrı olarak ele alıyoruz.
Ortadoğu’nun kaderini halklar olarak belirleyelim
Tüm çabamız Ortadoğu’da ve dünyada kritik dönüşümler yaşanırken tarihsel Kürt ve Türk ilişkilerinin demokratik temelde yeniden güncellenmesi ve eşitlik temelinde yeniden kurulmasıdır. Çünkü ülkenin ve Ortadoğu’nun demokratikleşmesinin tarihsel Kürt Türk ilişkilerinin eşit hukukla demokratik temelde güçlenmesinden başka yolu yoktur. Halklarımıza ve tüm kamuoyuna sesleniyoruz: Bu salonda bulunan bütün sayın vekillere çağrımızdır, hep birlikte tarihsel bir iş yaptığımızın bilinciyle hareket etme zamanıdır. Gelin ülkenin ve Ortadoğu’nun kaderini halklar olarak bizler belirleyelim. Halkın temsilcileri olarak bizler sistemi demokratik dönüşüme zorlayan yeni bir demokrasi mücadelesinin kapısını hep beraber aralayalım. Barışı kalıcı hale getirelim. Bu nedenle de bir bütün olarak siyaset kurumunun, meclisin, iktidarın, muhalefetin bu sürecin paydaşı olduğunu ifade etmemiz gerekiyor.
86 milyon kazanacak
Kürt sorunun demokratik ve barışçıl çözümü sadece DEM Parti’nin sadece Kürtlerin sorunu değildir. Bu ülkede yaşayan herkesin sorunudur. Muhalefetin, iktidarın ve bütün yurttaşların ortak sorunudur. Siyasette hiçbir demokratik kazanım kendiliğinden ortaya çıkmadı ve bizler bunu en iyi bilenleriz. Emekçiler, kadınlar, bu ülkenin demokrasi için mücadele edenler olarak biliriz ki; bu ülkede ne varsa demokrasi adına eşitlik adına, özgürlük adına her birisi büyük bir mücadeleyle bedellerle ve emeklerle kazanılmıştır. O anlamıyla bugün de mücadelenin cesaret, emek ve risk üstlenmeyi istediğini görmemiz ve bilmemiz gerekiyor. Şu an herkes için, hepimiz için demokrasiye kapı aralayan bir sürecin içerisindeyiz. Gelin hep beraber bu kapıyı çalalım. Hep beraber bu demokrasi için açılan kapıdan geçelim istiyoruz. Bu sürecin kaybedeninin olmadığının altını çizmek istiyorum. 86 milyonun kazanacağı bir sürecin başlangıcındayız.
Eksik yanları var
86 milyonun acılarını geleceğini, ilgilendiren bir sürecin içerisindeyiz. Bizde en temelde yasa teklifine bu bakış açısıyla bakıyoruz. Bu yüzden kolaylaştırıcı olmaya çalışıyoruz. Elbette önünüze gelen metinde bizimde tam olarak uygun bulmadığımız, eksik bulduğumuz, yetersiz bulduğumuz başlangıçlar var. Fakat bu metnin önemini, tarihselliğini gölgelememelidir. Önemli bir eşikteyiz, önemli bir teklifle karşı karşıyayız. Bu anlamıyla bunun tarihsel öneminin de altını çizmemiz gerekiyor. Çünkü bizler yarını kurduğumuzun bilincindeyiz. Bugün için değil, yarın için , gençler, çocuklar, kadınlar ve emekçiler için iyi bir yaşam, istiyoruz. Eşit, özgür, demokratik bir ülke istiyoruz. Bu nedenle de bugün bu yasanın tarafındayız. Bu yasaya imza koyduk. Bizler parti olarak bu yasa teklifini tüm sorunlarımızın köklü çözümünün başlangıç noktası olarak görüyoruz. Bu yasa teklifi uzun, zorlu ve demokratik bir dönüşüm yolculuğunun çok önemli bir adımını oluşturuyor. İçinde bulunduğumuz tarihsel eşik Cumhuriyetin ikinci yüzyılında demokratik yeniden kuruluşun imkânını ve sorumluluğunu önümüze koymaktadır.
Siyaset ve müzakereyle çözme iradesi
Mesele bir yasal düzenlemenin çok ötesindedir. 100 yıllık sorunları hukukla, demokratik siyasetle ve müzakere ile çözme iradesini ortaya koyuyor. Eşit yurttaşlık; demokratik uzlaşma temelinde yeni bir geleceği birlikte kurabilmektir. Bu nedenle bugün atılacak her adım yalnızca bizler için değil yüzyıllar sonrasını olumlu anlamda etkileyecek tarihsel bir adımdır. Bu yasanın bundan sonraki yürüyecek temel demokratikleşme adımlarına kaynaklık edeceğini, etmesi gerektiğini ifade etmemizi istiyoruz. Bir kök yasadan bahsettiğimizin de altını çizelim. Bu ülkenin ezilenleri olarak çok büyük baskılara zulümlere maruz bırakıldık. Varlığımız, dilimiz, kimliğimiz, inancımız inkar edildi. Buna karşı direndik, büyük mücadele ettik ve ağır bedeller ödedik. Ama bugün görüyoruz ki işte bütün bu bedelleri geride bırakmanın eşiğindeyiz, arifesindeyiz. Bugün dönüp baktığımızda görüyoruz ki yaşanan acılar, ödenen bedeller aslında boşa gitmemiş. Bugün yok sayılmaya çalışılan Kürt halkının varlığı, iradesi artık inkar edilemez bitarihsel gerçeklik olarak ortadadır.
İdam sehpalarından demokratik zemine
100 yıllık Kürt sorununu idam sehbalarından bugün demokratik zemine taşınmasının yolu açılmıştır. Ve demokratik siyaset zeminine taşınan bu sorunun ret, inkar ve tekçilik döngüsünü kırarak demokratik bir diyalogla müzakere ile çözülmesinin imkânlarına kapı aralanmıştır. Demokratik çözümün demokratik siyasetle, demokratik müzakereyle ve ortak akılla, demokratik uzlaşıyla çözülebileceği artık anlaşılmıştır. Demokratik mücadele tarihsel bir zemin oluşturmuş ve şimdi siyaset de o zemini demokratik kalıcı bir çözümle taçlandırmaya bu dönüşümü sağlamaya çalışmaktadır. Bugün bulunduğumuz tarihsel eşik yalnızca mücadelenin değil, aynı zamanda bugünün siyasal sorumluluğunun da ürünüdür. Barışın ve demokratik çözümün mümkün hâle gelmesinde yıllardır emek veren toplumsal dinamiklerin, demokrasi güçlerinin, siyaset kurumunun, mecliste sorumluluk alan bütün siyasi iradelerin ve bugün çözüm için sorumluluk üstlenen tüm aktörlerin bu süreçte çok büyük katkısı vardır.
Yeni sayfa açılıyor
Farklı toplumsal ve siyasal kesimlerin, devlet kurumlarının ve karar vericilerin bu süreçte sorumluluk alması, diyalog ve çözüm iradesini göstermesi bu tarihsel eşikte yeni bir sayfa açılmasına önemli bir katkı sunmuştur. Açılan bu yeni sayfa tıpkı Amasya Genelgesi gibi, tıpkı Erzurum-Sivas Kongreleri gibi, Cumhuriyetin kuruluşu gibi tarihsel bir önemdedir. Söz konusu olan tarihsel Kürt-Türk ilişkilerinin geleceğidir. Sayın Öcalan’ın da ifade ettiği gib;i ‘Kürt’ten Türk’ü, Türk’ten çıkarırsanız geriye ne kalır ki?’ Amacımız bütün halkların, inançların, kimlik ve kültürlerin özgürce kendini yaşayabileceği eşit yurttaşlık hukukunu, hak temelli bir adalet sistemini bu topraklara ebediyen kazandırmaktır. Ve demokratik halkların güvence altına alındığı ortak geleceği birlikte yaratmaktır. Öte yandan bu yasa teklifiyle demokrasi ve özgürlük mücadelemizde yeni bir sayfa açıldığının da altını çizmemiz gerekiyor.
Rotamız Demokratik Cumhuriyet
Demokrasi kimseye altın tepside sunmaz. Bu uzun erimli demokratik bir mücadele sürecidir. Demokrasi mücadelemiz, demokratik siyaset alanının genişlemesi ile birlikte yeni bir evreye taşınıyor. Önümüzde ülkenin bütün ezilenlerini ve ötekileştirilenlerini kapsayan daha güçlü bir demokratik mücadele zemini açılıyor. Cumhuriyetin demokrasi ile taçlanması mücadelesi de bu zeminde demokratik Cumhuriyet hedefi doğrultusunda ilerliyor. Bizim ifade ettiğimiz demokratik cumhuriyet, demokrasinin derinleşmesi Cumhuriyetin toplumsallaşması ve eşit yurttaşlığın toplumun bütün kesimlerini kapsayacak biçimde hayata geçmesidir. Dışlanan, ötekileştirilen tüm kesimlerin demokratik ortak yaşamın eşit öznesi haline gelmesidir. Bu nedenle demokratik Cumhuriyet yalnızca Kürtlerin değil, bu topraklarda yaşayan 86 milyonun ortak geleceğinin adıdır. Önümüzdeki dönemde de bu hedef doğrultusunda aynı kararlılık, aynı emek ve ciddiyetle çalışacağız. Rotamız demokratik cumhuriyettir.
Tarihsel fırsat
Cumhuriyetin kuruluş sürecinde toplumun önemli kesimleri dışlayıcı politikalar nedeniyle eşit yurttaşlık zeminine dahil edilemedi. Farklı kesimler, Kürtler ve sosyalistler uzun yıllar sistem dışında bırakıldı. Farklı kesimler zamanla sistem içinde kendilerine bir yer bulabildiler. Ancak Kürtler, Aleviler ve sosyalistler açısından aynı demokratik kapsayıcılığın sağlandığını söylememiz ne yazık ki mümkün değil. Demokratik Cumhuriyet tam da bu tarihsel eksikliği gidermeyi, cumhuriyeti bütün toplumsal kesimlerin eşit biçimde dahil olduğu ortak bir zemine dönüştürmeyi hedeflemektedir. Kürt sorununun demokratik ve barışçıl çözümü aynı zamanda refahınla kapısını açacaktır. Kaynakların silahlanmaya ve güvenleyici politikalara değil, barınmaya, istihdama, eğitime, sağlığa, sosyal refaha ayrılması için tarihsel büyük bir fırsat doğacaktır.
Barış, ekmeğin büyümesi, sofraların hareketlenmesi, kadınların eşit ve özgür yaşaması, gençlerin geleceğini bu ülkede bulması ve kurabilmesi, emeklinin insanca yaşayabilmesi, çiftçinin üretebilmesi, işçinin emeğinin karşılığını alabilmesi ve çocukların haklarına güvenceyle erişebilmesinin yolunu açacaktır. En iyimser hesaplamalara göre çatışmalı sürecin maliyeti yaklaşık 4 trilyon dolardır. Bu kaynak savaşa değil, halkın refahına ayrılabilseydi bugün daha güçlü bir ekonomi, daha adil bir gelir dağılımı ve çok daha nitelikli kamusal hizmetlere sahip olabilirdik. Bu nedenle barış yalnızca demokratik bir ihtiyaç değildir. Emekçinin, emeklinin, çiftçinin, esnafın, kadının, gencin ve bütün yurttaşların ortak ekonomik çıkarınadır.”
ANKARA
Kaynak: Yeni Yaşam Gazetesi
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***


































