Silopiya ilçesinde 17 yıldır faaliyette olan termik santral nedeniyle ilçede her ay 10 yeni kanser vakası tespit ediliyor. Kanser tedavisi gören 37 yaşındaki Azad Değer, ‘Halkın sağlığı şirketlerin karından üstün tutulmalı’ dedi
Şirnex’in Silopiya (Silopi) ilçesine bağlı Bêspin (Görümlü) ile Gite (Çalışkan) beldeleri arasında bulunan Ciner Grubu’na ait termik santral, 17 yıldır zehir saçıyor. Santral nedeniyle sadece Silopiya değil Şirnex merkez, Qileban (Uludere) ile Federe Kurdistan Bölgesi’nin Zaxo kentine kadar geniş bir coğrafya etkileniyor.
Kömür-asfaltit ile çalışan santral nedeniyle Silopiya’da her geçen gün kanser başta olmak üzere solunum yolu hastalıkları, gebelik kayıpları ve engelli çocuk doğumları artıyor. Resmi rakamlar paylaşılmasa da ilçede yaklaşık 4 bin kanser vakasının olduğu belirtiliyor. Resmi rakamlara göre 6 bin 315 engelli varken yaklaşık bin dosyanın da inceleme aşamasında. Yaklaşık 7 bin engellinin büyük çoğunluğunu kanser vakaları oluşturuyor.
Her ay yeni 10 kanser vakası tespit ediliyor
İlçede her ay 10 yeni kanser vakasının tespit edildiği belirtilirken, hematoloji hastaları da aynı yoğunluk içerisinde tedavi görüyor. Kentte uzun süre tek onkoloji uzmanının görev yapması nedeniyle doktorun izinli ya da raporlu olduğu dönemlerde hastalar başka kentlere sevk ediliyor. PET-CT, genetik inceleme, radyoterapi ve onkolojik cerrahi gibi birçok hizmet Şirnex’te bulunmadığı için hastalar Amed, Mêrdîn ve Sêrt’e gitmek zorunda kalıyor. Kemoterapi ve immünoterapi dışındaki birçok tanı ve tedavi yöntemi kent dışında uygulanırken, mevcut kemoterapi ünitesinde personel eksikliği ve yoğunluk nedeniyle hastalar saatlerce beklemek zorunda kalıyor.
On hastanın 2’si Silopiya’dan
Hastalar tedavi için en çok Amed’e gitmek zorunda kalırken, Şirnex genelinde günlük Amed’e hasta taşıyan 15 minibüsten 12’si Silopiya’dan hareket ediyor. Amed’te onkoloji bölümünde tedavi gören 10 hastadan 2’sinin Silopiya’dan olduğu öğrenildi.
Aynı aileden 3 kişi kanser tedavisi görüyor
Yaklaşık bir buçuk yıl önce kolon kanseri teşhisi konulan 37 yaşındaki Azad Değer’in ailesinde iki amcası kanser tedavisi görüyor. Bölgede yaşanan sağlık sorunlarının yıllardır devam eden ekolojik tahribatla bağlantılı olduğunu belirten Değer, “Yıllardır Botan’da sistematik bir yıkım yaşanıyor. Termik santralden yayılan duman, kömür ocaklarında yapılan dinamit patlatmaları, ormanların yakılması ve doğanın tahrip edilmesi yalnızca çevreyi değil, insan yaşamını da doğrudan etkiliyor. Bugün kanser vakalarının, kalp hastalıklarının ve çocuklarda görülen doğumsal rahatsızlıkların bu kadar artmasını bunlardan bağımsız düşünemeyiz. Resmi kurumlar veri açıklamıyor ancak çevremize baktığımızda neredeyse her ailede bir kanser hastası ya da ağır hastalıkla mücadele eden bir kişi görüyoruz” dedi.
Ailede genetik olarak yok
Kendi ailesinde genetik olarak kanser bulunmadığını ancak bugün kendisi ve iki amcasının kolon kanseri tedavisi gördüğünü anlatan Değer, çocuğunun da doğuştan kalp hastası ve makat açıklığı olmadan dünyaya geldiğini söyledi. Yaşadığı sürecin yalnızca fiziksel değil, psikolojik olarak da yıpratıcı olduğunu dile getiren Değer, “Kemoterapi süreci gerçekten tarif edilmesi zor bir süreç. İnsan öyle günlerden geçiyor ki yaşamaktan vazgeçtiği anlar oluyor. Ben bunu yaşadım, aynı acıyı çocuklarımızın ve başka ailelerin yaşamasını istemiyorum. Bu nedenle herkesin bu meseleye sahip çıkması gerekiyor. Bu artık herhangi bir siyasi tartışmanın konusu değil, doğrudan halkın yaşam hakkını ilgilendiren bir sorundur” ifadelerini kullandı.
‘Halkın sağlığı şirketlerin karından üstün tutulmalı’
Tedavi sürecinde yaşanan sağlık ve ekonomik sorunlara da dikkat çeken Değer, kentteki sağlık altyapısının kanser hastalarının ihtiyaçlarını karşılamadığını ifade etti. Tanı ve tedavinin önemli bir bölümünün Amed’de yapılabildiğini söyleyen Değer, “Onkoloji servisinin açılmış olması tek başına yeterli değil. PET-CT, radyoterapi, genetik incelemeler ve onkolojik cerrahi gibi birçok hizmet Şırnak’ta bulunmuyor. Bu nedenle tedavimizi Diyarbakır’da sürdürmek zorunda kalıyoruz. Ben de yaklaşık bir buçuk yıldır sürekli Diyarbakır’a gidip geliyorum. Kanser hastalarının toplu taşımayı kullanması çoğu zaman mümkün olmuyor. En ufak bir enfeksiyon bile tedaviyi olumsuz etkileyebiliyor. Bu yüzden özel araçla gitmek zorunda kalıyoruz. Her akşam bacalardan çıkan dumanı herkes görüyor. Demek ki onlar için filtre maliyeti insan canından daha önemli. Halkın sağlığı şirketlerin karından üstün tutulmalı. Eğer bugün ses çıkarmazsak yarın çok daha ağır sonuçlarla karşılaşacağız” diye konuştu.
‘Neredeyse her evde bir kanser hastası var’
Çalıştığı iş yerinden çıkarılma korkusu ile ismini vermek istemeyen annesi ve babası kanser tedavisi gören yurttaş, çocuğunun doğumda organ gelişememesinden kaynaklı 3 yaşında kaybettiğini kaydetti. İlçede son dönem kanserden yaşamını yitirenlerin sayısında gözle görülen bir artış olduğuna dikkati çeken yurttaş, “Eskiden bu bölgede insanlar kanseri, kalp krizini bu kadar konuşmazdı. Şimdi ise neredeyse her evde bir hasta var. Çocuklarda Akdeniz anemisi, Down sendromu ve doğumsal rahatsızlıkların arttığını görüyoruz. Kadınların yaşadığı gebelik kayıpları da çok daha fazla konuşuluyor. İnsanlar bunun nedenini sorguluyor ancak yetkililerden tatmin edici bir açıklama yapılmıyor. Eğer gerçekten bu ülkede çözümden ve barıştan söz ediliyorsa önce insanların yaşam hakkı korunmalı. Biz zarar gördük ama en azından çocuklarımız aynı acıları yaşamasın. Beklentimiz bu santralin kapatılması ve halk sağlığının şirketlerin karından daha değerli görülmesidir” şeklinde konuştu.
Kaynak: MA
Kaynak: Yeni Yaşam Gazetesi
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***





































