YÜKSEK DURGUT | YORUM
Gençliğimde, henüz muhabirliğin heyecanını yeni tanıyan bir gazeteci olarak birkaç kez izleme fırsatı bulmuştum Kırkpınar’ı. Meydanın tozunu toprağını hala hatırlarım. Aradan geçen onca yılın ardından, bugün bu satırları bir pazar yazısı olsun diye, ama biraz da yurtdışında yaşayan TR724 okurlarının ve belki Kırkpınar’ı hiç görmemiş olanlara bir kapı aralayayım diye kaleme alıyorum.
Kimi hikayeler sadece meydanda yaşanmıyor, meydanın kenarındaki cüzdanlarda da yazılıyor. Ve o cüzdanların bugün Türkiye’de neyle dolu olduğunu anlamadan, yazının yarısını okumamış oluruz.
Bazı sporlarda kazanan kupa kaldırır, bazılarında ise toprağı öper. Edirne’de her Temmuz, bu ikinci türden bir tören yaşanıyor. Yüzlerce güreşçi, tepeden tırnağa zeytinyağına bulanmış, güneşin altında bir meydanda buluşuyor ve rakibiyle değil, aslında altı asırlık bir mirasla güreşiyor.
Kırkpınarın kökeni bir efsaneye dayanıyor. Doğruluğu tartışmalı ama Edirne İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü’nün sayfasında anlatılanlara göre, Rumeli’nin fethi sırasında Orhan Gazi’nin oğlu Süleyman Paşa, 40 askeriyle birlikte birkaç kaleyi ele geçirir. Sonra bugün Yunanistan sınırları içinde kalan Samona’da mola verir. Askerler vakit geçirmek için güreşe tutulur; ama içlerinden iki pehlivan bir türlü yenişemez. Aradan zaman geçer, iki güreşçi bir Hıdırellez sabahı yeniden karşı karşıya gelir. Bu kez iş eğlenceden çıkar. Güreş sabahtan gece yarısına dek sürer ve ikisi de bu uğurda canlarını verir. Arkadaşları onları bir incir ağacının altına gömer, yıllar sonra aynı yere döndüklerinde ise toprağın altından pınarlar fışkırdığını görürler. O günden beri oraya “Kırkpınar” denir.
Sanki mekan huzur bulamamış gibi coğrafya da bu hikayeye eşlik ediyor. Güreşler önce bugünkü Yunanistan sınırları içinde kalan Samona köyü yakınlarındaki Kırkpınar Çayırı’nda başlamış, Balkan Savaşı ve Birinci Dünya Savaşı’nın ardından Edirne-Mustafa Paşa yolu üzerindeki Viran Tekke mevkiine taşınmış. Cumhuriyet’in ilanından sonra da bugünkü adresine, Sarayiçi’ye yerleşmiş.
Meydana çıkan her pehlivan, önce toprağı öpüyor. Bu topraktan geldiğini ve yine oraya döneceğini kabul eden sessiz bir jest. Bu yıl 840 pehlivan katıldı güreşlere. Şampiyon güreşçi Erkan Taş belediyeden yaklaşık 35 bin dolar civarında ödül kazandı.
İşin asıl en can alıcı kısmı ise ödülün kendisinden çok, onu veren kişide saklı. Yani Kırkpınar Ağası’nda. Türkiye’nin güncel ekonomik gerçekliğini yüzümüze vuruyor konuşulan rakamlar görülünce. Kırkpınar’ın her yıl bir “ağası” oluyor, meydanın ortasında yapılan bir açık artırmayla belirleniyor. Bu yıl iş insanı Ufuk Özünlü, önümüzdeki yılın, 666’ncı Kırkpınar’ın ağalığını almak için 46 milyon 666 bin 666 lira teklif veriyor. Rakamın simetrisi göz kamaştırıyor. Yani sadece 1 milyon dolar.
Türk Lirası sessizce eriyor!
TÜİK’in resmi verilerine göre yıllık enflasyon 2026’nın ortasında yüzde 32 civarında. Konut, su, elektrik ve gaz kalemi yıllık yüzde 40’ların üzerinde artmış. Eğitim harcamalarındaki artış ise yüzde 50’yi aşıyor. Bağımsız enflasyon araştırma gruplarının hesapları, resmi rakamların çoğu zaman gerçek fiyat artışının epey altında kaldığını gösteriyor. TÜİK ile bağımsız ölçümler arasındaki bu makas, yıllardır Türkiye’de en çok tartışılan ekonomik unsur. Yani lira, yalnızca resmi istatistiklerde değil, gündelik hayatın her adımında sessizce eriyor.
Kırkpınar’ın yeni Ağası Özünlü’nün teklifindeki o gösterişli sekiz haneli rakam aslında bir zenginlik göstergesi olmaktan çok, liranın ne hale geldiğinin de kanıtı. Bundan 15 yıl önce altı haneli lira teklifi ciddi bir servet ifade ederken, bugün aynı büyüklükte, hatta ondan çok daha büyük bir rakam, dolar bazında mütevazı sayılabilecek bir yatırıma karşılık geliyor.
Özünlü, üst üste üçüncü kez ağalığı üstlenerek, sadece üç yıl aralıksız bu unvanı taşıyanlara verilen altın ağalık kemerini temelli kazanmış oldu. Meydanda pehlivanlar ter dökerken, kenarda oturan iş adamı, değeri her geçen ay biraz daha aşınan bir para biriminde bile üç yıllık sabır ve yüksek teklifle tarihe adını yazdırdı. Bir yanda binlerce yıllık mücadele geleneği, öbür yanda enflasyonun gölgesinde büyüyen müzayede sahnesi.
Festival, bir güreş turnuvasından çok bir halk şenliğine dönüşüyor: rengarenk çadırlar, davul zurna, döner ve karpuz tabakları, halka olup oynayan insanlar. Yıllardır aynı tabureye oturup aynı arkadaşıyla gelen yaşlı adamlar var. Ama o şenlik havasının altında, herkesin aklında aynı sessiz hesaplar yapılıyor: “Geçen yıl aynı bilete, aynı dönere, aynı çadıra ne kadar ödemiştim?”
Kırkpınar’a yeni bir güreşçi kuşağı yıllardır gelmiyor. Ustalar birer birer sahneden çekiliyor, kimse eskisi gibi öğretmiyor. 600 yıl boyunca ayakta kalmış bir gelenek, kendisinden sonra gelecek yeni nesiller yetiştirmiyor.
Kırkpınar’ın geçmişinde ölümüne kadar süren bir güreş efsanesi, diğer tarafta enflasyona rağmen üç yıl üst üste sekiz haneli teklif verebilen bir cüzdan. Bir ülkede para her yıl biraz daha değersizleşirken, milyonluk bir teklif gerçekten jest mi, yoksa sadece enflasyonun Türk halkına alıştırdığı yeni normalin yansıması mı?
Kaynak: Tr724
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***



![Tr724 [Haber Merkezi]](https://serbestgorus.com/wp-content/uploads/2026/07/TRTnin-dizisi-icin-carpici-analiz-‘Asirlik-Gece-icin-satin-alinmis-360x180.jpeg)

































