NECİP F. BAHADIR | YORUM
Başlıktaki cümle bir gazetecinin mesajından… Yargı hemen harekete geçmiş… Gözaltı kararı vermiş… AKP’den herhangi birini eleştirmek suç mu? İfade özgürlüğü bu kadar daraltılabilir mi? Düşünmek suç, konuşmak suç, mesaj atmak suç… Böyle bir ülkenin yönetimine ‘demokratik’ denir mi?
Her sabah operasyon, her gün gözaltı… AKP yola çıkarken ‘özgürlükler ülkesi’ vaat etti, günün sonunda memleketi ‘açık hapishaneye’ dönüştürdü.
Hayaller başka, gerçekler başka… Rüya Brüksel’di! Sonuç mu? Kabil, kabus ve karanlık… Pusula şaşarsa olacağı bu… Gemi rotasız… Kaptan yorgun…
Evet, o gazeteci Fatma Sibel Gürcihan… Bir ara Ankara gazetecisiydi. Gözü karaydı. Bir meslektaşını dövmüşlüğü kulağıma gelmişti. Gürcihan, siyasete uzak biri değil, politikanın mekanlarında çok zaman geçirdi. O yüzden imzasını gördüğüm haber ve yorumlarını dikkatle okurum.
Pişman da olmam, satır aralarında işime yarayacak kıymetli bilgi ve kulisler bulurum. Bu nitelikteki gazetecilerin sayısı o kadar azaldı ki… AKP rejimi, medyanın canına okudu. Yandaşı olmayana hayat hakkı tanımadı, ülkeyi dar etti. Her şeye rağmen ayakta kalabilen bir kaç kişiden biri Fatma Sibel Gürcihan…
Herkesin bildiği sır!
Sibel Gürcihan X’ten paylaştığı mesajında Berat Albayrak hakkında şu iddiayı hatırlattı; “Sizi Kısıklı’daki villanın bahçesine çekip dövdüler beyefendi. Görevini yapmaya çalışan koruma polisiniz bile tekme ve yumruklardan nasibini almıştı. Bu nasıl bir ‘dava’ imiş rica ederim? İlla Damat İbrahim Paşa gibi boğdurulmanız mı gerekiyor aileden dışlandığınızı kabul etmek için?”
Berat Albayrak’ın ‘suçüstü’ yapıldıktan sonra dövüldüğünü duymayan kaldı mı? Bu bir sır falan değil. Ama nedense açıkça dile getirmek zor. Nedeni belli… Baskıcı ortam…
Bu sırrı Mısır’daki sağır sultan bile duydu. Sokaktaki insan da farkında…
Dayağın mekanı villanın bahçesi miymiş? Bu ayrıntıyı bilmiyordum, yeni öğrendim ve şaşırdım. Çoluk çocuğu da mı oradaydı acaba? İktidar söz konusu olduğunda aile içi kavgaların şiddetini kestirmek güç… Hatta kan da eksik olmaz. Kan aktı mı? Meçhul… Yüzünün, gözünün morardığını biliyoruz. Bazı fotoğraflara yansıdığı haber olmuştu.
Berat Albayrak ‘davayı’ o gün mü kaybetti, yoksa daha önce ipi çekilmiş miydi? Dayak yediğinde ‘bakanlık koltuğundan’ henüz ayrılmamıştı. Galiba dava da koltuk da dayakla birlikte buharlaştı.
Gazetecinin mesajı nereden çıktı? Niye o eski dosya açıldı? Sebebi belli değil mi? Berat Albayrak’ı tekrar gündem yapan kim? Biraderinin başında bulunduğu Sabah grubu değil mi? Saçma sapan haberlerle ismini cilalamaya kalkarsan olacağı bu… Dosyalar açılıverir. ‘Ahmak dostun olacağına akıllı düşmanın olsun’ derler ya!
Belki bir aile dayanışmasıydı amaç ama kardeşi, abisi Berat Albayrak’ı yaktı. Aslanların önüne attı. Erken öten horoza dönüştürdü. Anadolu topraklarında zamansız öten horozun akibetini bilmeyen var mı? Berat Albayrak’ın bizzat Erdoğan’ın sildiğinin farkında değil mi bunlar? İki gazete haberi ve manşetiyle ‘geri dönüşü ve kaldığı yerden’ devam etmesi mümkün mü?
Erdoğan’a kafa tutmaya kalktı!
Damat Berat Albayrak, Erdoğan’ın elinde patlayan projeydi. Çok özel bir isimdi. Fakat koltuğunun hakkını veremedi. ‘Burası çok önemli’ dedi, darbeyi önemli dediği yerden aldı. Her açıdan başarısız oldu. Ülke hala onun politikalarının bedelini ödüyor.
Dayak olayı sosyal medyada uzun süre gündem olmuştu.
Bu yetmezmiş gibi günün sonunda Erdoğan’a da kafa tutmaya kalktı. Haber vermeden istifa etti. Erdoğan gibi bir lidere hiç yapılmayacak hareket bu… En son Erdoğan duydu. Ve bir daha affetmedi. ‘Abi’ dediği Sadık Albayrak’ın ricasına, “Hayır… Kusura bakma, bana bunu yapanı nasıl affederim!” diye cevap verdi.
Bilal Erdoğan’la arasının açık olduğu öteden beri herkesin bildiği sırlardan… Bütün bunların üstüne hiçbir şey olmamış gibi ‘geri dönüş’ çabasına girdi. Son çıkışı ‘hüsran ve bozgunla’ sonuçlandı.
Gaza mı geldi? Yoksa içindeki ateş sönmedi mi? Bir ukde olarak mı kaldı? Gerçek şu ki dolmuşa binmeye hazırmış… Siyasette her önüne gelen dolmuşa binilmez. ‘Gel gel…’ yapan kardeşin de olsa, baban da olsa dikkat edeceksin. Yoksa yarı yolda kalıverirsin! “Saray’a gidiyoruz!” diye bindiğin dolmuş Mamak çöplüğüne bırakıverir. Ve kimse de gözünün yaşına falan bakmaz.
Nice ergen siyasetçi hırsının kurbanı oldu. Ankara hevesleri kursağında kalan siyasetçiler mezarlığıdır aynı zamanda. Menzile ulaşan çok az… Çoğu yolda telef oldu. Babaları yakın tarihi iyi bilir, kitaplar yazdı ama Albayrak kardeşler ‘siyasi tarihten’ bihaber… Ne siyaset biliyorlar ne strateji… Bu kadar hata ancak tarih ve kaderin tokadı olabilir.
Bir gazeteci çıkar, “İlla Damat İbrahim Paşa gibi boğdurulmanız mı gerekiyor” diye soruverir. Var mı bir cevabınız? Yargıyı harekete geçirmekten başka… Susturmak kolay… Zor olan ikna edici cevap verebilmek. Mecazi tabii…
Sultan Tayyip Erdoğan!
İdam, boğdurma geçmişte kaldı. Ve fakat insanların aklına bu tür tarihi gerçeklerin gelmesini de doğal karşılamak lazım… Çünkü memlekette bir ‘saltanat havası’ var. Kavramlara bakar mısınız; Saray, aile, damat, veliaht… Tarih kitaplarında okumadık mı bunları? Oysa yıl 2026! Rejim ‘cumhuriyet’. Çok partili dönem… Erdoğan sultan gibi… Tek adam… Toplum 100 yıl sonra ‘tek adamlığa’ geçit verdi. Demokrasinin nimetlerini tatmış bir toplumun geriye gidişini anlamak da mümkün değil.
Berat Albayrak tüm gücünü aileden aldığını bilmeyen var mı? Erdoğan’a damat olmasaydı, esamesi okunur muydu? Siyasette var olabilir miydi?
Erdoğan sonrasını kim belirleyecek? Aile mi? Bizzat Erdoğan’ın kendisi mi? Yoksa Ankara ve siyasetin şartları mı? Erdoğan tekrar aday olacak mı? Olabilecek mi? 360 engelini nasıl aşacak? Toplumda biriken öfkeyi nasıl bertaraf edecek? Kaybedeceğini gördüğü seçime girer mi? Cevabı aranan soru çok… Ailede gözden düşen, dayak yiyen Berat Albayrak’ın tekrar eski havasını bulması imkansız gibi bir şey… “İlla Damat İbrahim Paşa gibi boğdurulması mı gerekiyor…”
Peki son yaşananların ‘siyasi boğdurulmadan’ bir farkı var mı? Bence yok… Bunu Albayrak’lar da anlamıştır herhalde…
Kaynak: Tr724
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***





































