HASAN CÜCÜK | HABER ANALİZ
Dünya Kupası yalnızca ülkelerin değil, aynı zamanda kıtaların da rekabet ettiği en büyük futbol sahnesi. Bugüne kadar düzenlenen turnuvaların tamamında kupayı ya Avrupa ya da Güney Amerika temsilcileri kaldırdı. Avrupa 12, Güney Amerika ise 10 şampiyonluk kazandı. Asya’nın en büyük başarısı turnuvanın ev sahiplerinden Güney Kore’nin 2002’de ulaştığı yarı final olurken, Afrika aynı seviyeye ancak 2022’de Fas ile çıkabildi.
2026 Dünya Kupası ise bu tabloyu değiştirme potansiyeli taşıyan ilk organizasyonlardan biri olarak görülüyordu. Turnuvanın 48 takıma çıkarılmasıyla birlikte Afrika, Asya ve Kuzey-Orta Amerika kıtaları tarihinin en yüksek katılım oranına ulaştı. Bu durum, uzun yıllardır dünya futboluna yön veren Avrupa-Güney Amerika eksenine karşı yeni futbol coğrafyalarının güç kazanıp kazanamayacağı sorusunu gündeme getirdi.
Katılımcı dağılımı da bu değişimin boyutunu ortaya koyuyor. UEFA 55 üye ülkesinden 16 takımla turnuvada yer alırken, Güney Amerika Futbol Konfederasyonu (CONMEBOL) 10 üyeden 6 temsilci gönderdi. Afrika Futbol Konfederasyonu (CAF) 54 ülkeden 10 takımla şimdiye kadarki en geniş temsil hakkını elde ederken, Asya Futbol Konfederasyonu (AFC) 47 üyesinden 9’unu Dünya Kupası’na taşıdı. Ev sahibi ABD, Kanada ve Meksika’nın da yer aldığı CONCACAF ise toplam 6 temsilciyle mücadele etti. Okyanusya ise tek takımla turnuvada yer aldı.
Çeyrek finale adını yazdıran 8 takımdan 6’sı Avrupa’dan, birer takım ise Güney Amerika ve Afrika’dan oldu. Peki genişleyen Dünya Kupası gerçekten futbolun güç haritasını değiştirebildi mi?
Afrika umut verdi, ancak sonunu getiremedi
Turnuvanın grup aşamasında en dikkat çekici performans Afrika’dan geldi. Yeşil Burun Adaları’nın İspanya’dan puan alması, Gana’nın İngiltere’yi durdurması, Kongo Demokratik Cumhuriyeti’nin Portekiz karşısındaki direnci ve Mısır’ın Belçika’dan puan çıkarması, Afrika futbolunun yeni bir sıçrama yaptığı yorumlarını beraberinde getirdi.
Daha da önemlisi, turnuvaya katılan 10 Afrika temsilcisinden 9’u grup aşamasını geçmeyi başardı. Bu, Dünya Kupası tarihinde herhangi bir kıtanın ulaştığı en yüksek eleme başarısı olarak kayıtlara geçti.
Ancak eleme turları ilerledikçe tablo değişti.
Afrika temsilcileri kritik anlarda aynı istikrarı gösteremedi. Yeşil Burun Adaları ve Mısır, Arjantin karşısında büyük direnç ortaya koydu. Kongo Demokratik Cumhuriyeti devreyi İngiltere karşısında önde kapattı. Senegal ise Belçika karşısında uzun süre üstün oynadı.
Fakat futbolun en üst seviyesinde sonuçları belirleyen şey yalnızca iyi oyun değil, bunu turnuvanın son haftalarına taşıyabilmek. O noktada Afrika bir kez daha duvara çarptı.
Geride yalnızca Fas kaldı.
2022’nin yarı finalisti olan Fas, Avrupa’da yetişen Fas kökenli oyuncuları milli takım çatısı altında birleştirerek istikrarlı bir futbol modeli oluşturmuş durumda. İlk 11’inin büyük bölümü Avrupa doğumlu futbolculardan oluşan Kuzey Afrika temsilcisi, artık tek seferlik bir sürpriz değil; dünya futbolunun kalıcı güçlerinden biri olma yolunda ilerliyor.
Asya beklenen sıçramayı yine yapamadı
Afrika umut verirken, Asya cephesi ise büyük hayal kırıklığı vardı. Turnuvaya dokuz takımla katılan AFC temsilcilerinden yalnızca ikisi eleme turuna kalabildi ve onlar da ilk eşleşmelerinde turnuvaya veda etti.
Özellikle Orta Doğu ülkeleri beklentilerin oldukça altında kaldı. Suudi Arabistan ve İran zaman zaman rekabetçi görüntü verse de Irak, Ürdün ve Katar turnuvaya neredeyse hiçbir iz bırakamadı. Bölge ülkeleri toplam 15 maçta galibiyet alamadı. Uzun yıllardır Dünya Kupası’nda kalıcı başarı hedefleyen Japonya ve Güney Kore de önceki turnuvaların gerisinde kaldı.
İlginç olan ise Asya Futbol Konfederasyonu’nun en başarılı temsilcisinin aslında coğrafi olarak Asya’da yer almayan Avustralya olmasıydı. Daha güçlü rekabet ortamı için yıllardır AFC organizasyonlarında mücadele eden Avustralya, yine kıtanın en istikrarlı takımı görüntüsünü verdi.
Turnuvanın ardından en çok tartışılan konulardan biri de Asya’nın Dünya Kupası kotasının gereğinden fazla olup olmadığı oldu.
Ev sahibi avantajı CONCACAF’ı taşıdı
Kuzey ve Orta Amerika temsilcileri açısından turnuva farklı bir anlam taşıyordu. Çünkü üç ev sahibi ülke de aynı konfederasyondan geliyordu.
ABD, Kanada ve Meksika beklentileri büyük ölçüde karşılasa da performanslarında ev sahibi olmanın önemli payı olduğu görüşü ağır bastı. Özellikle Meksika’nın yüksek rakımlı statlarda elde ettiği fiziksel avantaj dikkat çekti. ABD turnuva boyunca önemli ölçüde övgü toplasa da ilk güçlü rakibiyle karşılaştığında dağınık bir görüntü sergiledi.
Curaçao, Panama ve Haiti gibi takımlar ise mücadeleci olsalar da turnuvanın genel dengesi üzerinde belirleyici bir etki yaratamadı.
Güney Amerika’nın tek dayanağı Arjantin
Dünya futbolunun ikinci büyük gücü olarak görülen Güney Amerika da beklenen tabloyu ortaya koyamadı. En büyük hayal kırıklığı ise yine Brezilya oldu. Bir zamanların tartışmasız futbol devi, üst üste altıncı Dünya Kupası’nda da beklentilerin altında kalarak ciddi bir kimlik sorgulamasıyla karşı karşıya kaldı.
Ekvador ve Kolombiya umut veren performanslar sergilese de kritik eşiklerde dağıldı. Uruguay ve Paraguay ise turnuvanın en zayıf ekipleri arasında gösterildi.
Sonuçta kıtayı ayakta tutan tek takım Arjantin oldu.
Avrupa hâlâ oyunun merkezinde
Turnuvanın sonunda ortaya çıkan tablo ise dünya futbolundaki güç dengesinin değişmediğini gösterdi.
İtalya, Almanya ve Hollanda gibi geleneksel devler eski parlak günlerinden uzak görünse de Avrupa’nın sahip olduğu geniş kalite havuzu bu kayıpları telafi etmeye yetiyor. Fransa ve İspanya şampiyonluğun en büyük favorileri olarak öne çıkarken, Avrupa’nın diğer temsilcileri de turnuva boyunca yüksek rekabet seviyesini korudu.
İsviçre, bir kez daha büyük turnuvaların en disiplinli ekiplerinden biri olduğunu kanıtladı. İngiltere zaman zaman zorlanmasına rağmen kritik anlarda karakter ortaya koydu.
Turnuvanın en hoş sürprizlerinden biri ise Norveç oldu. Son yıllarda yetiştirdiği jenerasyonun karşılığını alan İskandinav ekibi, Dünya Kupası’nın dikkat çeken hikâyelerinden birine imza attı.
Futbolun dünya düzeni değişmedi
48 takımlı yeni format, daha fazla ülkeye Dünya Kupası sahnesini açtı. Ancak turnuva sonunda ortaya çıkan tablo, futbolun küresel güç dengesinin hâlâ değişmediğini gösteriyor.
Avrupa hem derin kadro kalitesi hem de organizasyon gücüyle zirvedeki yerini koruyor. Güney Amerika ise zaman zaman yalnızca Arjantin ya da Brezilya üzerinden varlık gösterse de hâlâ kupanın en büyük adaylarından biri olmayı sürdürüyor.
Afrika her geçen turnuvada gelişimini sürdürse de bunu şampiyonluk yarışına taşıyabilmiş değil. Asya ise yıllardır beklenen büyük kırılmayı gerçekleştiremedi.
Dünya Kupası’nın daha kapsayıcı hale gelmesi futbolun coğrafyasını genişletmiş olabilir. Ancak kupayı kaldıracak ülke söz konusu olduğunda dünya futbolunun ezberi şimdilik değişmiş görünmüyor.
En azından bugünkü tablo, Avrupa ve Güney Amerika dışından bir ülkenin yakın gelecekte Dünya Kupası şampiyonluğuna ulaşacağına dair güçlü bir işaret vermiyor.
Kaynak: Tr724
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***





































