Metin Bey’e telefon ediyorum. Telefonun ucunda kahkahalar, cıvıltılar ve ne soracağımı unutturan öyküler sıralanıyor. “Bir dakika ben de bir şey için aramıştım sizi! Bir dakika, bir şey soracaktım!” Sesimi yükseltmeye, araya girmeye çalışıyorum. Oysa Metin And’ın öyle çok diyeceği vardır ki! Ve muhtemelen şöyle bitecektir o hiç soramadığım sorunun telefonu:
“Sahi, bugünlerde beni okuluna (Boğaziçi Üniversitesi) davet et de bir illüzyon gösterisi yapayım.”
“Amanın sevgili Metin Bey, siz koskoca profesör, böylesi derin bilginin sahibi, toplumumuzun unuttuğu, artık çok az yetiştirdiği o nadide, çok yönlü bir bilim insanısınız. İllüzyon mu? Çok basit kaçmaz mı?”
“Canım ne çıkar ki, bırak şimdi bunları, gerçekten bak ne güzel şeyler yapıyorum! Koskocaman bir gazeteyi yiyiveririm. Ya da iğneleri yutuveririm. Yeni gösterilerim var. Hadi çağır beni.”
Bu kadarla kalsa iyi, bir başka takıntı daha vardır aramızda. Telefonu açar ve beni bulunca çok şaşırmışçasına: “Aaa Evin İlyasoğlu, ne güzel sesini duymak. Bak sana bu sefer Mozart’ın unutulmuş operalarından bir konferans düzenlemeyi düşündüm.”
“Sevgili Metin Bey, ne olur unutulmuş olmasın, bilinenleri derleyin, bu çocuklar tanınmışları da bilmiyor ki!”
“Yok yok, onları nasıl olsa öğrenirler, ben unutulmuşları anlatırım. Harika filmler var elimde, mesela ‘Bir Günlük Kral’”
“Bu operalar sahnede oynansın diye değil ki konser operası şeklinde yazılmış!”
“Yok yok, her birisi bir harika, hadi ben onları anlatmaya gelirim.”
TALAT SAİT HALMAN, ONU ŞÖYLE ANLATIR:
“Galatasaray’da ilkokulun dördüncü sınıfına girdi, ortaokulu ve liseyi, orada yatılı okudu. Fransızca, Almanca ve Latinceyi öğrendi. 1946-50 arasında hukuk fakültesinde okudu ama bu işin kendisine göre olmadığını anladı. Kavaklıdere şaraplarında yönetici oldu. 1958- 2006 arasında (on tanesi İngilizce olmak üzere) 54 kitap çıkarttı. Ayrıca Türk balesinin gelişmesi, Türk halk danslarının sahneye uygulanması, Türk gölge oyununun yaşatılması ve bir Devlet Kukla Tiyatrosu kurulması yolunda yoğun çalışmaları olmuştur.”
İşte böyle unutulmuş, önemsenmemiş ayrıntıları bulup çıkartan kocaman bir dev vardır karşımda. Eğer Metin And gibi bir aydın bu ülkeden gelip geçmeseydi acaba kim yaratırdı bale tarihini, Sultan Süleyman’dan başlayarak Türk müziğinin Batılılaşma süreciyle ilgiyi, Osmanlı’daki sokak satıcıları ve THY dergisinin her bir sayısında yıllardır yakaladığı o herkesin gözünden kaçan minyatürlerdeki meslekleri? Kim incelerdi Bizans tiyatrosunu? Ya da Türk köylü oyunlarını? Türk kültüründe oyun kavramını? Dünyada ve bizdeki gölge oyununu?
Kaç gencimize, Metin And kadar sabırlı olun, diye öğüt verebiliriz?
Kaç araştırmacımıza, Metin And kadar espri gücünü yitirmeden yaptığınız işe yoğunlaşın, diyebiliriz? Onun 1999’da yayımlanan Sultan Süleyman İmgesi Üstüne Bir Araştırma’sını duydunuz mu?
Acaba Metin And’dan daha çalışkan bir aydınımız var mı diye sorarım ara sıra! Her bir incelemesi ayrı tarihi değer taşır. Bir seferinde öyle büyük ciltler içine yerleşmemiş, yaldızlı, görkemli fotoğraflarla donatılmamış, alçakgönüllü, küçücük bir kitapçık bulmuştum. Dost Yayınevi tarafından yayımlanmış: “Tiyatro, Bale ve Opera Sahnelerinde Kanuni Süleyman İmgesi”. Girişte “Yüzyıllar boyunca Türkeri (Turkuerie)” anlatılmış. Türkleri ya da Doğu yaşamını konu alan yapıtlardan örnekler verilmiş. Ne gocunarak ne abartarak! Sonra Kanuni Süleyman imgesine değinen bir bölüm var. Burada Kanuni’ye ait tüm oyunlarda nedense ona II. Süleyman olarak değiniyor. Oysa o I. Süleyman’dır, diyor ve bu yanlışın nereden kaynaklandığını sorup tartışıyor. Kitapta Kanuni’yi konu alan operalar ve bale yapıtları anlatılmış. Bu arada librettoda anlatılan öykü Metin And’ın derin bilgisiyle pekişmiş. Mozart ve Kanuni Süleyman’a özel bir bölüm ayrılmış. Bestecinin Zaide, Saraydan Kız Kaçırma operaları ve Saray Kıskançlıkları başlıklı bale yapıtı hep Sultan Süleyman’ın imgesiyle yazılmış. Bir başka bölüm Fransız oyun yazarlarına ayrılmış. Viyana Kuşatması’nı, Rodos Kuşatması’nı, Barbaros Hayrettin Paşa’yı ve nice Osmanlı tiplemesini karakterlerine katan tiyatro yapıtlarına örnekler veriyor.
CEP TELEFONU YOKTUR, BİLGİSAYAR KULLANMAZ
Günler geçer Metin And evden çıkmaz. Bilgisayar kullanmaz, cep telefonu yoktur. Evdeki telefonu nasıl açar, ona da şaşarım. Her türlü mekanik nesneyle uzlaşmamak için elinden geleni yapar. Bir bakıma yaşamı zorlaştırır. Kendi temposu içindeki alışageldiği süreci, yeni aygıtları öğrenmekle yitireceği zamana yeğ tutar. Belki modernleşen aygıtlar içinde en çok kullanmaya razı geldiği şey fotograf makineleridir. Sizin bir resminizi çekmişse mutlaka gönderecektir, emin olabilirsiniz. Ve çekerken de neden o makineyi kullandığını, hangi sonuçlarından memnun kaldığını izah etmiştir. Fotoğrafınız size gelecektir ama ne şekilde gelecektir orası bilinmez. Belki yüzünüze, gerdanınıza, saç tellerinize nazar boncukları kondurmuştur hem de yaldızlısından!
Ne zaman bir şey anlatmaya başlasa soluk almadan dinlemeye çalışırdım onu; telefonda olsun, yüz yüze olsun. Eğer soluk alırsam zaman yitireceğimden, bir şeyleri kaçıracağımdan korkardım. İşte karşınızda bir derya, Metin Bey almış sözü eline, anlatıyor.
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***





































