İkinci yüzyılda geliştirilmesi gereken çözüm anlayışında Alevilerin konumuna dair konuşan Doç. Dr. Cemal Salman, ‘Eğer herkesin birbirini eşit aktör olarak gördüğü bir zemin oluşturulursa ve bu topluma iyi anlatılırsa Aleviler yeni bir barış projesine ve Cumhuriyet’in demokratikleşmesi sürecine gönülden katılacaktır’ dedi
“Göç Kimlik Alevilik” isimli kitabının da yazarı Doç. Dr. Salman ile Alevilerin Cumhuriyet öncesinden bugüne uzanan tarihsel deneyimlerini, Cumhuriyet boyunca karşılaştıkları sorunları ve ikinci yüzyılda nasıl bir çözüm anlayışının geliştirilmesi aktardı.
Doç. Dr. Cemal Salman, Cumhuriyet döneminde Alevilerin, Arap kültüründen etkilenmemiş saf ve öz Türk kimliğinin temsilcisi olarak kurgulanan Türklük anlayışına eklemlenmek istendiğini belirterek, bunun devam ettiğini ve inkâr siyasetinin varlığını koruduğunu söyledi.
‘Cumhuriyete folklorik bir öğe olarak dahil edildiler’
Alevilerin Osmanlı devleti ile kurduğu ilişkinin bir varlık-yokluk ilişkisi olduğunu belirten Cemal Salman, “Cismen var olmalarına rağmen Osmanlı eliti onları hiçbir zaman ismen kabul etmedi. Dini toplulukların temsiline dayanan millet sisteminde Aleviler, ne müslim ne de gayrimüslim görüldükleri için arada kalmış bir topluluktu. Bu süreç, yüzyıllar boyu süren bir katliam hafızası ve son yüzyıldaki inkar siyasetiyle birleşen bir miras devretmiştir” dedi. Cemal Salman, cumhuriyetle birlikte inşa edilmek istenen ulus devletin iki ayak üzerine oturtulduğunu ifade ederek, bu ayakları ‘Türklük ve Sunni Hanefi inancı’ olarak tanımladı.
Saltanatın ve hilafetin kaldırılması, laikleşme adımları ve köylere ulaştırılan hizmetler, Alevileri tarihlerinde ilk kez devlet tarafından “var kabul edildikleri” bir yurttaşlık hissinde buluşturduğunu söyleyen Cemal Salman, bu kabul sürecinin de ikili ve çelişkili bir yapı getirdiğini aktardı. Cemal Salman, “Cumhuriyet, Alevileri Osmanlı dönemindeki görünmezlikten kurtarmış fakat onları bir inanç kimliği olarak tanımak yerine, yalnızca devletin uygun gördüğü şekilde kültürel ve folklorik bir öge olarak sisteme dahil etmiştir” dedi.
‘Hala aynı pencereden bakılıyor’
Bugün gelinen noktanın geçmişle benzer bir yerde olduğunu ifade eden Cemal Salman, “Devlet, hâlâ Alevilere aynı pencereden bakıyor. Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde 2022’de kurulan Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı, devletin Aleviliği bir inanç kimliği olarak değil, yalnızca kültürel bir varlık olarak tanıdığının açık bir mesajıdır. Devlet, cem ibadetini, semahı ve bağlamayı kültürel birer ritüel veya folklorik öge olarak kabul ediyor, ancak bunları inanç temelinde tanımlamaktan kaçınıyor” diye belirtti.
‘Eski harç üzerine inşa devam ediyor’
Alevilerin kamusal alanda hâlâ açık veya örtük ayrımcılığa maruz kaldığını, Alevi çocuklarının ve gençlerinin, kamuya girişte veya mülakatlarda kimliklerinden dolayı elenecekleri kaygısıyla yetiştirildiklerini aktaran Cemal Salman, “Toplumda, medyada ve siyasette zaman zaman “dil sürçmesi” denilerek geçiştirilen, ancak derinde yatan bir ‘Alevifobi’ varlığını sürdürüyor. Sonuç olarak, 100 yıl önceki o “eksik harç” tamamlanmadığı gibi, bugün daha İslamcılaşmış ve dini bir söylemle bu sorunlu yapı üzerine inşa süreci devam ediyor” diye ekledi.
‘Laiklikle bağ kurmalarının nedeni dışlanmadan yaşayabilme’
Alevilerin silahsız ve savaşsız bir ülke tahayyülü ile tasavvurunun tartışılmaz olduğunu dile getiren Cemal Salman, “Şiddet, savaş ve çatışmanın olduğu herhangi bir pozisyonu kabullenmeleri kendi tarihlerine, varlıklarına ve benliklerine aykırıdır. Yaşanan acıların acıların tekrarlanmamasının yolu, tüm yurttaşların imkanlardan eşit faydalandığı bir Cumhuriyet yapısından ve gerçek bir demokrasiden geçer. Buradaki demokrasi, sadece bir oy verme rejimi değil, ötekilerle birlikte dışlanmadan yaşayabilme, yönetim mekanizmalarında yer bulabilme, kendini ifade edebilme ve kötülüğe uğramama halidir. Alevilerin, Cumhuriyet’in laiklik ilkesiyle bu kadar derin bir bağ kurması da bununla ilgilidir, çünkü laikliğin olmadığı veya tartışılmadığı bir zeminde Alevi, kendi “yok olma hafızası”nı tekrar hatırlar” dedi
Cemal Salman, “Aleviler, Kürtler, Ermeniler ve Sünni muhafazakarlarla birlikte yaşadıkları bir ülkede, kamu kaynaklarının adil paylaşıldığı, kimsenin hakkının gasp edilmediği ve herkesin birbirinden razı olduğu demokratik bir ülke arzuluyor. Bu birlikteliğin barış içinde, demokratik bir çerçevede, birbirini anlayarak ve dinleyerek gerçekleşmesini istiyorlar” diye ekledi.
‘Aleviler gönülden katılır’
Birlikte yaşamanın birincil şartının birbirimizin hukukuna saygı duyma olduğunu söyleyen Cemal Salman, son olarak şunları aktardı:
“Siyasal aktörlerin yarattığı onca gerilimin altında, toplumun tabanında insanların hâlâ birbiriyle komşuluk edebildiği, selamlaşıp muhabbet edebildiği bir zemin var ve bunun devam etmesi hayati önemdedir. Bir Alevinin ne dindar bir Sünniyle ne de Türk veya Kürt Alevilerin birbirleriyle bir sorunu olmamalıdır. Eğer herkesin birbirini eşit aktör olarak gördüğü bir zemin oluşturulursa ve bu, topluma iyi anlatılırsa Alevilerin yeni bir barış projesine ve Cumhuriyet’in demokratikleşmesi sürecine gönülden katılacaklarına inanıyorum. Zaten bugün de Aleviler, ekolojiden kadın mücadelesine, sendikal haklardan siyasete kadar her alanda bu ülkenin daha demokratik olması için kurumları aracılığıyla mücadele edip bu yolda gönüllü çalışmaya devam ediyor.”
Kaynak: Yeni Özgür Politika
Kaynak: Yeni Yaşam Gazetesi
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***





































