Cumartesi Anneleri’nin eyleminde polis tarafından darp edilen insan hakları aktivisti Aydın Aydoğan, 8 yıl önce polisler hakkında açtığı soruşturmanın ilerlemediğini belirterek, ‘Talebimiz, suç işleyenlerin ceza almalarıdır’ dedi
Cumartesi Anneleri’nin 25 Ağustos 2018 tarihinde İstanbul Beyoğlu’ndaki Galatasaray Meydanı’nda gerçekleştirdiği 700’üncü hafta eylemine yönelik polis saldırısında darp edilen insan hakları savunucusu Aydın Aydoğan’ın adalet arayışı sekizinci yılına girdi. Aydın Aydoğan, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’na olay günü meydanda bulunan 16 polis hakkında suç duyurusunda bulundu. Ancak savcılık “kovuşturmaya yer yok” kararı verdi. Bunun üzerine Aydın Aydoğan, Temmuz 2019 Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) bireysel başvuruda bulundu.
Soruşturmada bir arpa boyu yol alınmadı
AYM, 1 Şubat 2023 tarihli kararında, Aydın Aydoğan’ın “kötü muamele yasağının ihlal edildiğine” hükmederek, etkin soruşturma için dosyayı tekrar İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderdi. Yapılan inceleme kapsamında izlenen olay günü görüntülerinde, 16 polis tespit edildi. Ancak 2023’ten bu yana polisler hakkında başlatılan soruşturmada bir arpa boyu yol alınmadı. Aydoğan, son olarak 15 Haziran’da İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’na başvuruda bulunarak, polisler hakkında delillerin toplanmasını ve soruşturmanın ilerletilmesini talep etti. Başvuruda, ayrıca polislerin “görevi kötüye kullanma” ve “suçu bildirmeme” suçlarından cezalandırılması da istendi.
Aydın Aydoğan, verdiği hukuk mücadelesine ilişkin konuştu.
Şiddet uygulayanlar belli
Dosyada uzun süredir gelişme olmadığını belirten Aydın Aydoğan, “Dosya 2023 yılından bu yana savcılığın önünde bulunuyor. Savcılık bu süreçte dosyayı yeniden bilirkişiye gönderdi. Bilirkişi raporunda, o gün yaşanan polis şiddeti ayrıntılı biçimde incelendi. Yaklaşık 32 sayfalık raporda sadece benim değil, birçok kişinin maruz kaldığı polis şiddeti açık şekilde yer aldı. Örneğin Garo Paylan’ın boğazının sıkıldığı, bazı kişilere dirsek ve tekmeyle müdahale edildiği gibi olaylar da raporda açıkça tespit edildi. Bilirkişi raporunun ardından elimizde bulunan delilleri savcılığa sunduk. Bana yönelik şiddeti gösteren fotoğrafları ve olay anına ilişkin görüntüleri teslim ettik. Fotoğraflarda şiddet uygulayan polislerin kimlikleri açıkça görülebiliyordu. Ayrıca olayın aktüel video kayıtlarını da dosyaya ekledik” diye belirtti.
Tanık beyanları var
Savcılığın kendilerinden “ayrıntılı” bir dilekçe hazırlamalarını istediğini kaydeden Aydın Aydoğan, “Hangi polisin hangi fiili gerçekleştirdiğini tek tek belirtmemizi talep etti. Biz de bunu ayrıntılı şekilde hazırladık. Hangi polisin darp ettiği, küfür ettiği, copla vurduğu ve hangi eylemi gerçekleştirdiğini tek tek anlattık. Tanıklarımızı savcılığa götürdük ve ifadeleri alındı. Tanık beyanlarında da olay günü yaşanan polis şiddeti ayrıntılı biçimde anlatıldı.
Savcılık yazışana yanıt verilmiyor
Savcılık, bilirkişi raporunda kimlikleri tespit edilen polislerin açık kimlik bilgilerinin gönderilmesi için İstanbul Emniyet Müdürlüğü’ne üç kez yazı yazdı. İlk iki yazıya hiçbir cevap verilmedi. Üçüncü yazı ise tekit yazısı olarak gönderildi. Buna da cevap verilmedi. Bunun üzerine ben ayrıca suç duyurusunda bulundum. Savcılığın talep ettiği kimlik bilgilerini göndermeyen kamu görevlileri hakkında, soruşturmanın akıbetini engellemek, delilleri gizlemek ve kamu görevini yerine getirmemek nedeniyle soruşturma açılmasını talep ettim” ifadelerini kullandı.
Emniyet delilleri karartıyor
Olayın üzerinden 8 yıl geçtiğini, kendilerine şiddet uygulayan polislerin belli olduğunu ancak buna rağmen herhangi bir işlem yapılmadığını vurgulayan Aydın Aydoğan, “Hatta bunlardan biri dönemin Beyoğlu Emniyet Müdürü’dür. Fotoğrafları ve kimliği bilinmektedir. Savcılık usulen gerekli işlemleri yapmaya çalışıyor; resmi yazılar yazıyor ve kimlik bilgilerini talep ediyor. Ancak Emniyet, bilgileri vermeyerek soruşturmanın ilerlemesini engelliyor. Ne yazık ki benzer uygulamalar başka dosyalarda da karşımıza çıkıyor. Emniyetin delilleri ve bilgileri savcılığa geç gönderdiği ya da hiç göndermediği örneklerle sıkça karşılaşıyoruz. Bu durum kabul edilemez. Hukuk, insanlığın yüzyıllar boyunca verdiği mücadelelerle kazanılmış ortak değeridir. Emniyet, savcılık ve diğer kamu kurumları vatandaşları korumak için vardır. Bir insan başına bir haksızlık geldiğinde devlete başvurur ve adalet talep eder. Biz de bunu yaptık. Ancak 8 yıldır delillerin karartıldığına, sorumluların korunduğuna tanık oluyoruz. Benzer uygulamaları daha önce Gezi dosyalarında da gördük. Cumartesi Anneleri dosyalarında da bunlarla karşılaşmamız bizim için sürpriz olmadı” dedi.
Suç işleyenler hesap vermeli
Mücadele etmeye devam edeceklerinin altını çizen Aydın Aydoğan, şöyle devam etti: “Bu mücadelenin bizden sonraki kuşaklara örnek olmasını istiyoruz. Hiç kimse yaptığı fiilden dolayı sorumsuz olamaz. ‘Devlet için yaptım’ ya da başka bir gerekçeyle hukukun dışına çıkılamaz. Herkes kanunlar önünde sorumludur. Ancak bugün bütün devlet imkânlarını elinde bulunduran kamu görevlilerinin istedikleri gibi hareket edebildiği bir tablo ortaya çıkıyor. Bu kabul edilemez. Tek talebimiz, suç işleyenlerin hukuk önünde hesap vermesi, ceza almaları ve adaletin yerini bulmasıdır.”
Haber: Helin Özgün / MA
Kaynak: Yeni Yaşam Gazetesi
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***



































