HASAN CÜCÜK | HABER PORTRE
Bazı vedalar vardır, bir futbolcunun kariyerinin sona ermesinden çok daha fazlasını anlatır. Bir dönemin kapanışıdır. Bir ülkenin hafızasına kazınmış bir hikâyenin son sayfasıdır. Edin Dzeko’nun Bosna-Hersek Milli Takımı’na vedası da böyle olacak.
2 Ekim’de İsveç karşısında oynanacak karşılaşma, 40 yaşındaki Dzeko’nun milli forma altında son maçı olacak. 19 yıl, 151 milli maç ve 73 gol…
Rakamlar etkileyici. Ancak Dzeko’yu anlatmaya rakamlar yetmez.
Çünkü o, Bosna için sadece futbolcu olmadı. Savaşın yıktığı bir ülkenin yeniden ayağa kalkma hikâyesinde sembol isimlerden biri oldu. Çocukluğunu savaşın ortasında geçiren bir çocuğun, ülkesinin en büyük futbolcusu ve milyonlar için umut haline gelmesinin hikâyesi bu.
Belki biraz romantik olacak ama bazı hikâyeler romantik anlatılmayı hak ediyor.
Dzeko’nunki de onlardan biri.
Savaşın içinden futbola
Edin Dzeko, 17 Mart 1986’da Saraybosna’da doğdu. Yugoslavya henüz dağılmamıştı. Ancak birkaç yıl sonra hayatının yönünü değiştirecek savaş başlayacaktı.
Dzeko henüz altı yaşındayken Saraybosna kuşatma altına alındı. Keskin nişancılar, havan topları ve bombardımanlar çocukluğunun bir parçası haline geldi.
Normal bir çocukluk yaşayamadı.
Sokakta top oynarken duyduğu sesin topa vuran arkadaşının ayağından mı, yoksa patlayan bir bombadan mı geldiğini ayırt etmek zorundaydı.
Savaşın dört yıl sürdüğü Saraybosna’da futbol, zaman zaman hayatın bütün ağırlığını birkaç dakikalığına unutturuyordu. Dzeko da o günlerde topun peşinden koştu.
Belki de kaderi o günlerde yazıldı.
Savaş bittiğinde geriye yıkılmış şehirler, kaybedilmiş hayatlar ve ağır yaralar kalmıştı. Bosna-Hersek’in önünde yeniden ayağa kalkmak gibi zor bir görev vardı.
Dzeko ise futbol topunun peşinde yürümeye devam etti.
Önce Zeljeznicar, ardından Çekya’da Teplice, Almanya’da Wolfsburg…
Sonrası zaten malum.
Manchester City, Roma, Inter, Fenerbahçe, Fiorentina ve bugün Schalke.
Avrupa futbolunun en önemli liglerinde forma giydi. Kupalar kazandı, gol krallıkları yaşadı, büyük yıldızlarla aynı sahayı paylaştı.
Ama kariyerinin en özel formasının hangisi olduğunu sorsanız, cevabının çok zor olmayacağını düşünüyorum: Bosna-Hersek.
Bir ülkenin sembolü
2 Haziran 2007’de Türkiye karşısında ilk kez Bosna-Hersek Milli Takımı formasını giydi.
İlk maçında golünü de attı.
O gol, 73 gollük milli takım kariyerinin başlangıcıydı.
Dzeko’nun milli takım hikâyesi sadece attığı gollerden ibaret olmadı. Bosna-Hersek’i dünya futbolunun görünür ülkelerinden biri haline getiren jenerasyonun lideri oldu.
2014 Dünya Kupası bunun zirvesiydi.
Bosna-Hersek tarihinde ilk kez Dünya Kupası’nda sahne aldı. Dzeko da ülkesinin tarihine geçen takımın en önemli parçalarından biriydi.
2026’da bir Dünya Kupası daha geldi.
Aradan geçen yıllarda çok şey değişti ama Dzeko değişmedi.
Hayal kırıklıkları geldi, başarısız elemeler yaşandı, kazanılması gereken maçlar kaybedildi. Bosna futbolu defalarca umutlandı, sonra yeniden hayal kırıklığına uğradı.
Dzeko ise her defasında geri döndü.
İşte benim için onu büyük yapan nokta da bu.
Çünkü bazen büyüklük, kazandığınız kupaların sayısıyla ölçülmez. Bazen büyüklük, kaybettikten sonra yeniden ayağa kalkabilmektir.
Dzeko bunu defalarca yaptı.
Edin Dzeko milli formayı ilk kez Türkiye karşısında giydi.
Futboldan büyük bir adam
Spor dünyasında sıkça söylenen bir söz vardır:
“Hiçbir oyuncu takımından büyük değildir.”
Genellikle doğrudur.
Ama bazı futbolcular vardır ki ülkeleriyle kurdukları bağ, onları futbolun sınırlarının dışına taşır.
Dzeko da Bosna’da tam olarak böyle bir isim.
151 milli maç ve 73 gol…
İki rakam da açık ara milli takım rekoru.
Ancak onun asıl rekoru tabelalarda yazmıyor.
Bosna halkının kalbinde.
2 Ekim’de Zenica’daki Bilino Polje Stadı’nda İsveç karşısında son kez milli formayı giydiğinde statta sadece 13 bin 600 kişi olacak.
Bilet bulamayanlar yine de sokaklarda olacak. Apartmanların pencereleri, balkonlar, stat çevresindeki caddeler dolacak.
Çünkü Bosna, bir futbolcuya değil, kendi hikâyesinin bir parçasına veda edecek.
Önce ‘Dijamant’ şimdi ‘Babuka’
Dzeko’ya önce “Dijamant”, yani Elmas dediler.
Sonra “Babuka” oldu.
Elmas büyüdü, ülkesinin en büyük futbolcusuna dönüştü.
Saraybosna’nın beton yıkıntıları arasından çıkan küçük çocuk, yıllar sonra dünyanın en önemli statlarında Bosna formasını taşıdı.
Manchester City’de şampiyonluklar yaşadı.
Roma ve Inter’de İtalya’nın en büyük sahnelerinde oynadı.
Fenerbahçe formasıyla Türkiye’de mücadele etti.
Ama hiçbir kulüp forması onun için Bosna formasının yerini tutmadı.
Çünkü o forma, çocukluğunun yarım kalan hikâyesiydi.
Savaşın ortasında topun peşinden koşan çocuğun hikâyesiydi.
Ve şimdi o çocuk, ülkesine veda ediyor.
Dzeko’nun ardından yeni bir dönem başlayacak. Yeni futbolcular çıkacak, yeni yıldızlar doğacak. Belki bir gün biri onun gol rekorunu kıracak.
Ama bazı rekorlar kırılmaz.
Bazı insanlar istatistiklerden daha büyük bir iz bırakır.
Dzeko’nun Bosna’daki yeri de böyle.
Kaynak: Tr724
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***





































