Yıldız Holding’in yönetim kurulu üyesi Murat Ülker, “Yapay Zeka Furyası Nereye Evriliyor?” başlıklı yazısında, yapay zekaya dair yaygın inanışları ve bu inanışların arka planındaki teknik gerçekleri ele aldı.
Ülker yazısında yapay zekaya ilişkin 10 büyük miti şu şekilde sıraladı:
“Mit 1: Agentic AI zaten kendi kendine çalışacak seviyeye yaklaştı.
Mit 2: Blockchain, yapay zekadaki güven sorununu kusursuz bir şekilde çözer.
Mit 3: Sağlıkta hiper kişiselleştirme geldi.
Mit 4: Living Intelligence yani Yaşayan Zeka çağının eşiğindeyiz; her şey kendi kendine öğrenen sistemlere dönüşecek.
Mit 5: Büyük teknoloji sağlayıcıları kusursuzdur; sistemik çöküş mümkün değildir.
Mit 6: Veri zaten şirketin malı; çalışan ya da vatandaş bu konuda söz sahibi olamaz.
Mit 7: DeepSeek ve benzerleri gösterdi ki Batı Dünyası’nın Yapay Zekada üstülüğünün sonu geldi, artık her şey ucuz ve kolay olacak.
Mit 8: Yapay Zeka çok verimli; çevresel ayak izi aslında görmezden gelinebilir.
Mit 9: Yavaş gelişen teknolojiler için uzun vadeli stratejiye gerek yok; zaten ya patlar ya ölür.
Mit 10: Yapay Zeka işlerin çoğunu beyaz yakadan alacak.”
“Yapay Zeka Çağında Çalışan mı Hızlanmalı, Sistem mi?” sorusuna yanıt aranan yazıda, ilgili kısım şu şekilde:
“Cerebrum Technologies’in Yönetim Kurulu Başkanı R. Erdem Erkul 15 Şubat’ta LinkedIn hesabında yayımladığı bir postta şunları yazmıştı: “Geçtiğimiz hafta Ar-Ge haftalık toplantımızda, ekip arkadaşlarımla uzun uzun konuştuk. Masada klasik bir gündem yoktu. Ne backlog listesi ne sprint tartışması… Şu soruyu sordum: Son bir haftada gerçekten kaç satır kod yazdınız?
En kıdemli mühendislerimizden biri gülümsedi. “Yazmadık” dedi. Biz artık kod yazmıyoruz. Kod ürettiriyoruz. O an aslında tarihin kırıldığı yeri hissettim. Eskiden mühendis; satır satır yazan kişiydi. Bugün mühendis; doğru soruyu soran, doğru mimariyi kuran, üretilen kodu denetleyen, sistemi yöneten kişi. Cerebrum Tech’te aylardır bunu yaşıyoruz.
Artık bir geliştiricimiz sabah evden çıkarken Slack üzerinden yapay zekaya: Şu modüldeki bug’ı düzelt. “Cerelinsight’a yeni dashboard filtresi ekle”; “LLM inference katmanında latency’yi optimize et” diyebiliyor. Ofise gelmeden, sistem test edilmiş versiyonu geri gönderiyor. Mühendis ve yazılımcı inceliyor, onaylıyor, üretime alıyoruz. Artık yazılım geliştirme tanımı değişti.
Eskiden: Kod → Test → Deploy idi. Bugün: Niyet → Prompt → Denetim → Ölçekleme. Aradaki fark, sadece hız değil. Zihinsel yükün değişmesi. Biz artık parmak kası değil, muhakeme kası çalıştırıyoruz. Ar-Ge ekibimizle konuşurken şunu söyledim: “Yapay zeka bizim yerimizi almıyor. Bizim seviyemizi değiştiriyor. Bu dönüşüme hazır mıyız?”
Mühendislerimizi, yazılımcılarımızı kod yazan kişiler olarak mı yetiştiriyoruz, yoksa sistem düşünen, mimari kuran, yapay zekayı yöneten kişiler olarak mı? Cerebrum’da gördüğümüz tablo net: Bu yolun sonu değil. Henüz başlangıcındayız. Ve kazananlar, en hızlı yazanlar değil; en iyi düşünenler olacak.
Bugün birçok kurumda şu refleksi görüyoruz: “Yapay zekâ çok hızlı. O halde çalışan da hızlanmalı.” Oysa mesele düşünmektir.
Harvard Business Review’da yayımlanan ve Aruna Ranganathan ile Xingqi Maggie Ye tarafından kaleme alınan çalışma da bunu gösteriyor: Yapay zeka iş yükünü azaltmıyor; işin kapsamını genişletiyor.
Araştırmacılar yaklaşık 200 çalışanı olan ABD merkezli bir teknoloji şirketinde üretken yapay zekanın iş alışkanlıklarını nasıl değiştirdiğini sekiz ay boyunca incelemişler, 40’tan fazla derinlemesine mülakat yapmışlar.
Çalışanlar yapay zekanın ne kadar yetenekli ve üretken olduğunu gördükçe daha fazla iş üstlenmişler. Daha çok yazmışlar, daha çok denemişler, daha çok çoklu süreç yürütmüşler, arkadaşlarına daha çok koçluk yapmışlar, daha uzun süre çalışmaya başlamışlar. Bunun nedeni zorunluluk değil, başarı hissi, diyor araştırmacılar. “Yapabiliyorum” duygusu, “yapmalıyım” baskısına dönüşmüş. Ancak buradan çıkarılması gereken sonuç “çalışanlar daha fazla çalışmalı” değildir.
Görüşüme göre: Yapay zeka kullanımının artmasıyla çalışanların görevleri genişliyor, daha fazla işi bir arada yürütüyor. Teknoloji her zaman üretkenliği arttırırken iş temposunu da arttırmıştır. Ama çalışan performans normu yeniden düzenlenmelidir. Aksi halde sistem sürdürülemez hale gelir. Çünkü insanın bilişsel kapasitesi sınırlıdır, sürekli çoklu görev karar kalitesini düşürür uzun vadede tükenmişlik riski doğar.
Yapay zekayı daha iyi kullanmak için çalışanı hızlandırmaya gerek yok. Hız beklentisi sistemden olmalıdır. Yapay zeka ile çalışabilenler sistemi yöneten kişilerdir; rota belirlenir, güvenlik sağlanır, kontrol edilir ve karar verilir. Bu yaklaşım, insanı üretim makinesinin bir parçası olmaktan çıkarır, kararların mimarı yapar.
Ranganathan ve Ye’nin önerdiği, sadece bilinçli duraklamalar değil, performans normu değişmelidir.
1.Performans metrikleri insan üretim hızından yapay zeka sistem çıktısına kaymalı.
2.Çalışan için Anahtar Performans Göstergeleri (KPI) hız değil, doğruluk ve muhakeme kalitesi olmalı.
3.Sistem kapasitesi yapay zeka ile ölçülmeli, insan mesai süresiyle değil.
4.Organizasyonda yapay zeka doğru yere yerleştirilmeli.
MADALYONUN DİĞER YÜZÜ
Bahsettiğim tüm bu ilkeler, yapay zekayı “kullanan” organizasyonlar ve çalışanlar için geçerli. Ancak ekosisteminin tamamını kavrayabilmek için, yapay zekayı “üreten emeği” anlamamız gerekiyor. 2025’te yayımlanan Feeding the Machine: The Hidden Human Labor Powering AI yani Makineyi Beslemek: Yapay Zekayı Güçlendiren Gizli İnsan Emeği kitabı bunun için oldukça iyi bir kaynak.
James Muldoon, Mark Graham ve Callum Cant, 10 yılı aşkın bir araştırma sürecinde Kenya’dan Uganda’ya, İrlanda’dan ABD’ye uzanan bir coğrafyada 200’den fazla derinlemesine mülakat gerçekleştirmişler. Harvard araştırması 8 ay boyunca tek bir ABD şirketindeki yapay zekayı kullanan beyaz yakalı çalışanlara odaklanmıştı. Bu çalışma ise, yapay zekanın üretim aşamasında emek harcayan çalışanları merceğine alıyor.
Yazarlar, yapay zekayı bir “extraction machine” yani özünü çıkaran bir makine olarak kavramsallaştırıyor. Bu makine sermaye, doğal kaynaklar, insan emeği ve kolektif zekayı girdi olarak alıyor, bunları istatistiksel tahminlere dönüştürüyor. Aslında parlak, otonom, her işi kolaylaştıran, kolaylaştırmanın da ötesinde işimize bir şeyler katan o yapay zekanın arkasında gizlenen, devasa bir insan işgücü var.
Nairobi’deki içerik moderasyonu merkezlerinde günde 10 saat boyunca travmatik görüntüleri izleyerek onları etiketleyen çalışanlar, Uganda’da minimum ücretle veri etiketleyen gençler, Manila’daki BPO (business process outsourcing) şirketlerinde yapay zeka için veri temizleyenler, İrlanda’da seslerinin sentetik yapay zeka modelleri için kullanıldığını sonradan öğrenen seslendirme sanatçıları, Amazon depolarında algoritmik gözetim altında çalışan operatörler gibi yani yapay zekanın “otonom” görünen yüzeyinin altında devasa bir insan emeği var; kitap bunları anlatıyor.
Yapay zekanın kullanıcı yani çalışanlar tarafındaki görüşlerimi özetlersem; yapay zeka çağında liderin rolü insanı hızlandırmak değil, yönünü belirlemektir. Yapay zekayı üretim gücü olarak konumlandırmaktır. İnsan tasarımcı, denetleyici, karar vericidir. Verimlilik artışı sistem mimarisinden beklenmelidir. Aksi halde yapay zeka bizi özgürleştirmez; sadece daha yoğun bir çalışma rejimi üretir. Bunun sonucu muhtemelen çalışan mutsuzluğu olacaktır.
Çalışanlarımız mutlu olmayacaksa yapay zeka ne işe yarar ki! Ne diyoruz hep @mutluetmutluol
Bu arada tabii başka görüşte olanlar da var. Microsoft’un CEO’su Mustafa Süleyman’ın iddiasına göre gelecek 12-18 ay içinde beyaz yakalı olarak adlandırılan ve bilgisayar başında oturup iş yapan ve hukukçuların, muhasebecilerin, proje yöneticilerinin ve pazarlamacıların yerini tamamen yapay zeka alacak. Mustafa Süleyman yeni sisteme AGI (Artificial General Intelligence) değil, Superintelligence (Süper Zeka) diyor.
KARAR SİZİN
Türkiye’de neler oluyor; Tech Cerebrum’un Şubat 2026’da düzenlediği Generation Next Summit Türkiye’nin yapay zeka geleceğinin en üst düzeyde ele alındığı önemli bir buluşma oldu. Ben de bu toplantıya katıldım.
Açılış oturumunda; Cerebrum Yönetim Kurulu Başkanı Dr. R. Erdem Erkul, DEİK Başkanı Nail Olpak, T.C. Ulaştırma ve Altyapı Bakan Yardımcısı Dr. Ömer Fatih Sayan, Kazakistan Eski Merkez Bankası Başkanı Kairat Kelimbetov, Cumhurbaşkanlığı Siber Güvenlik Başkanı Ümit Onal, Başbakan Yardımcısı Cevdet Yılmaz, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Prof. Dr. Vedat Işıkhan ve Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır gibi isimler ufuk açıcı değerlendirmeler paylaştı.
Konuşmalarda ortak vizyon çok netti: Yapay zeka alanında izleyen değil, yön veren bir Türkiye.
Zirvede öne çıkan ana başlıklar şunlardı:
Veri egemenliği olmadan dijital egemenlik olmaz.
2. Yapay zeka yalnızca bir verimlilik aracı değil, stratejik bir güç unsurudur.
3. Kamu, büyük veri kapasitesiyle dönüşümün ana aktörlerinden biridir.
4. Yapay zeka “ek bir araç” değil, iş süreçlerini yeniden kuran yeni bir mimaridir.
5. Gençleri sürece dahil etmeden sürdürülebilir dijital güç inşa edilemez.
Zirvedeki değerlendirmeler, Türkiye’nin dijital dönüşümü yalnızca teknolojik bir yenilik olarak değil; ekonomik bağımsızlık, ulusal güvenlik ve küresel rekabet meselesi olarak ele aldığını gösteriyor. Bu yaklaşım son derece memnuniyet verici.
Neredeyse her konuşmacının sorduğu temel soru şuydu: Sistemde yönetici mi olacağız, yoksa kullanıcı mı? Türkiye’nin tercihi yönetmekten yana!
Elbette yapay zeka çağını yetişmek ve geri kalmamak için hızla dönüşmek, iş yapış biçimlerimizi yapay zeka çağının gereklerine göre yeniden tasarlamak gerekiyor. Ancak her şeyden önce eğitim sistemimizi güncellemek; çocuklarımızı daha ilkokuldan dijital dünyaya hazırlamak ve toplumsal ölçekte gerekli etik normları güçlendirmek zorundayız.
Son olarak, yapay zekanın kendisi değil, onu nasıl ve ne amaçla kullandığımız stratejiktir. Bugün olanların kısa vadeli cazibesine kapılmadan, uzun vadeli akıl ve sorumlulukla ilerlemeliyiz.
Bu arada yukarıda sözünü ettiğim Generation Next Summit’te birbirinden güzel sunumlar, paneller vardı. Kore Cumhuriyeti Büyükelçiliği Ekonomi Bölümü Başkanı Jung-hwan LİM’in yazdıklarımla ilgili, duygusal mesaj içeren sunumdaki konuşmasının özeti şöyleydi:
“Güney Kore’nin yapay zekadaki konumu bir anda ortaya çıkmış bir başarı değildir. Bu, 1960’lardan itibaren adım adım inşa edilmiş uzun bir sanayi yolculuğunun sonucudur.
1960’larda Kore’nin ihracatı peruk ve tekstil gibi emek yoğun ürünlere dayanıyordu. Bu dönem Kore’ye disiplinli üretim, zamanında teslim, düşük hata oranı ve yüksek kalite kültürünü kazandırdı.
Ardından ağır sanayiye geçildi. 1973’te ilk entegre demir çelik tesisi tamamlandı. Çelik, modern sanayinin temeli olarak fabrikaların, makinelerin ve şehirlerin kurulmasını mümkün kıldı. Gemi inşa sektöründe büyük ilerleme sağlandı ve Hyundai Heavy Industries dünyanın en büyük tersanelerinden biri haline geldi. Bu süreç Kore’ye karmaşık sistemleri tasarlama ve yönetme yeteneği kazandırdı.
1980’lerde yarı iletkenlere yatırım yapıldı. 1983’te Samsung ilk DRAM bellek çipini geliştirdi. Yarı iletken üretimi yüksek hassasiyet, kalite kontrol ve sürekli Ar-Ge gerektiriyordu. Bu alandaki uzmanlık Kore’yi bellek çiplerinde dünya lideri yaptı ve yapay zeka çağının temelini oluşturan bilgi işlem gücünü sağladı.
Yapay zeka yalnızca modellerden yani algoritmalardan ibaret değildir. Yapay zeka için üç temel unsur gerekir: bilgi işlem kapasitesi, yarı iletkenler ve gerçek dünya uygulamaları. Kore bu üç alanda da güçlüdür.
Özellikle HBM (Yüksek Bant Genişlikli Bellek) üretiminde Kore lider konumdadır. GPU’ların etkin çalışabilmesi için hızlı veri akışı sağlayan bellek gereklidir ve bu darboğazı HBM çözer. 2026 tahminlerine göre SK Hynix ve Samsung, küresel HBM pazarının büyük bölümünü tedarik edecektir.
Kore, yapay zekayı yalnızca araştırma alanında değil, gerçek üretim süreçlerinde kullanmaktadır. Samsung üretim hatalarını tahmin etmekte, Hyundai üretim anormalliklerini tespit etmekte, SK enerji verimliliğini artırmaktadır. Naver, LG ve Samsung kendi yapay zeka modellerini geliştirmektedir.
Yapay zeka Kore için ulusal stratejik önceliktir. 2027 yılına kadar 50 milyar dolarlık yatırım planlanmıştır. 30.000’den fazla GPU’ya sahip ulusal bir bilgi işlem merkezi kurulacak ve 200.000 üst düzey yapay zeka uzmanı yetiştirilecektir.
Türkiye’nin genç nüfusu ve yazılım yeteneği çok iyidir. Türkiye’nin medyan yaşı 34’tür, Avrupa Birliği’nden 10 yaş düşüktür. Türkiye’nin insan kaynağı önemli bir avantajdır. Peak Games’in satışı, Trendyol ve Getir gibi şirketlerin veri temelli uygulamaları, Türkiye’nin yapay zekâyı gerçek hizmetlere dönüştürmedeki mühendislik kapasitesini göstermektedir. Cerebrum Tech ve Avatar jet gibi şirketlerin sergilediği ilham verici vizyon, basit model geliştirmenin önüne geçerek yapay zekayı gerçek insan etkileşimleriyle birleştiriyor.
Kore ve Türkiye birbirini mükemmel bir şekilde tamamlıyor. Kore, yapay zeka yarı iletkenleri, bilgi işlem altyapısı ve derin üretim deneyimi getiriyor. Türkiye ise genç yazılım yeteneği, çevik hizmet geliştirme ve son derece stratejik bir coğrafi konum getiriyor. Biz rekabet etmiyoruz. Güçlü yönlerimiz mükemmel bir yapboz gibi birbirine uyuyor.
ORTAK BİR TARİH VE GELECEK
Saygıdeğer konuklar,
1950’lerde 20.000’den fazla Türk genci, hiç bilmedikleri bir ülke için binlerce kilometre yol kat etti. Onların cesareti ve fedakarlığı sadece tarihteki bir anı korumakla kalmadı; o ülkenin tüm geleceğini mümkün kıldı. Kore, o asil temel üzerine endüstriler kurdu, ileri teknolojiyi geliştirdi ve bugün küresel yapay zeka merkezinin kalbini oluşturan bir ulusa dönüştü. Kore halkı bu dayanışmanın derin anlamını bir gün bile unutmadı. Ve şimdi yeni bir çağın kapısında birlikte duruyoruz.
Eğer ‘Geçmişin Kardeşleri’ savaş çağında birbirlerini koruduysa, ‘Bugünün Kardeşleri’ teknoloji çağında birlikte şanlı bir gelecek inşa etmelidir. Kore’nin inşa ettiği sağlam teknolojik kökler, Türk gençliğinin kaynayan yenilikçi enerjisiyle buluştuğunda, ikimizin de tek başına hayal bile edemeyeceği bir gelecek yaratacağız. Yapay zeka teknolojiden çok daha fazlasıdır. Bu, ne tür bir gelecek kurmayı seçeceğimize dair derin bir sorudur.
Ve ben Kore ile Türkiye’nin o harika geleceği birlikte inşa etmek için mükemmel ortaklar olduğundan kesinlikle eminim. Kore Cumhuriyeti Büyükelçiliği, küllerden yapay zekaya uzanan bu onurlu yolculukta en güçlü yoldaşınız olarak yanınızda duracaktır. Ve şimdi bir sonraki bölüm geldi; onu birlikte yazmak zamanı.“
Tech Cerebrum ve Yönetim Kurulu Başkanı Erdem Erkul’un ülkemizin Egemen Yapay Zeka (Sovereign AI) geliştirmesi konusundaki çabalarını çok takdir ediyorum. Egemen Yapay Zeka bir ülkenin yapay zeka alt yapısını, verisini, modellerini ve kritik yeteneklerini başka ülkelere veya yabancı şirketlere bağımlı olmadan geliştirebilmesi ve yönetebilmesi anlamında kullanılıyor. Egemen Yapay Zeka gelecekte bağımsız kalabilmenin en önemli stratejik şartlarından biri olarak görülüyor.”
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***





































