İsviçre’nin Zürih kentinde kurulan Akademiya Kurd’un sözcüleri Gülistan Aslan ve İsmail Kardaş ile konuştuk:
İsmail Kardaş: ‘Kürdistan’da eğitim alanında karşımıza çıkan medreselerden tutalım kır akademilerine kadar geniş yelpazede ortaya çıkan deneyimler de Akademiya Kurd’un yararlanacağı kurumsal çalışmalar olacak
Gülistan Aslan: ‘Evlerde Kürtçe kullanımını özellikle teşvik etmenin yollarını arayıp bulmalıyız… ‘Bize her yer Kürdistan!’ Yalnız bizi bekleyen bir Kürdistan’ımız olduğunun da bilincindeyiz, yüzümüz de ülkemize dönük olacaktır!
Bedri Adanır
Kürt diline yönelik son dönemde artan ilgi ve kurumlaşma çabalarına bir yenisi daha eklendi. Avrupa’da da Kürt dili için akademi çalışmaları başladı. İsviçre’nin Zürih kentinde Kürdistan ve Türkiye’de çeşitli siyasi faaliyetler nedeniyle haklarında yürütülen soruşturma, kovuşturma ve mahkeme kararları nedeniyle sürgünde yaşamak zorunda kalan bir grup Kürt’ün kuruluşunu ilan ettiği Akademiya Kurd’un sözcüleri Gülistan Aslan ve İsmail Kardaş ile Akademi’nin ortaya çıkış gerekçelerini, çalışmalarını ve hedeflerini konuştuk.
- Akademi bir süre önce kuruluşunu deklare etti. Bu geç bile kalınmış bir çalışma değil mi? Neden daha önce yapılmadı? Ve neden şimdi?
İsmail Kardaş: Sorunun ayrıntılı cevabına geçmeden de kısaca Akademiya Kurd’un kuruluşundan önce ve kuruluş aşamasındaki birkaç hususa değinmek istiyorum.
Akademi Kurd; eğitim alanında duyulan ihtiyaçla ortaya çıktı. İsviçre’de yaşayan ve politik mücadelesini sürdüren, Türkiye’de de gençlik örgütlerinden, basından, eğitim ve kültür alanında faaliyet yürüten, toplumsal çalışmalarından gelen birkaç arkadaşımızın öncülüğünde şekillendi. İsviçre’de faaliyet yürüten ve Kürt halkının politik mücadelesini, komün ve meclislerle yürütme ihtiyacına yönelik eğitim faaliyeti ihtiyacı söz konusuydu. Ancak bu eğitim çalışmaları belli bir sistematik içinde olmadığı gibi, dönem dönem de toplumsal ihtiyacın çok ötesinde, sırf yapmak için yapılan tarzdaydı. Burada daha önce yapılan çalışmaları değersizleştirmek için söylemiyorum, ancak kurumsallaşmayan, bir sistem halinde yürütülmeyen hiçbir çalışmanın ciddi sonuç doğurmadığına dikkati çekmek istiyorum. Bu yüzden daha önce çalışmalara katılmış deneyimli arkadaşlarla birlikte eğitim çalışmalarının, her nerede olursa olsun, artık kurumsallaşması gerektiği kanaatinden hareketle çalışmalara başladık.
Tabi bir yandan Akademiya Kurd’e dair teorik tartışmalarımızı yürütürken, diğer yandan meclislerimizdeki eğitim çalışmalarımızı sürdürdük. Eğitimcilerin hazırlanması, müfredatın hazırlanması ve yaşadığımız ülkenin mevzuatına göre kurumsallaştırma çalışmaları bir yıl sürdü.
Sosyal Bilimlerde 17 başlıktan oluşan ayrıntılı bir müfredat taslağı hazırlandı. Yine Kürdistan tarihi, özgürlük mücadelesinin tarihi de müfredata dâhil edildi.
Önümüzdeki dönemde hedefimiz; İsviçre’de yaşayan tüm meclislerimizle birlikte, Kürtlerin yeni döneme (Demokratik Toplum İnşasına) hazırlanmalarını sağlamak, meclis ve komünlerimizde siyasal, sosyal ve kültürel çalışmalar yürüten arkadaşlarımız ve eğitimcilerin eğitimini sürekli iyileştiren bir döngüde eğitim çalışmalarımızı kurumsallaştırmak ve iyileştirmek olacaktır.
Buradan sorunuza gelirsek; toplumsal çalışmalarda kurumsallaşmış eğitim çalışmalarının başlaması 50 yıllık siyasal mücadele tarihimiz içerisinde geç kalınmış bir çalışma olarak değerlendirebiliriz. Bunun özeleştirisi iyi yapılmalıdır. Ancak “neden şimdi” sorusuna gelince, 27 Şubat 2025 tarihli Sayın Abdullah Öcalan’ın “Demokratik Toplum Çağrısı” ile gelişen yeni sürece hazırlanmak, bu sürecin gerekliliklerini yerine getirmek amacıyla çalışmalarımız anlam ve hız kazanmıştır diyebilirim. Eskinin alışkanlıklar, söylem, kavram ve kuramlarıyla tekrar etmek yeni sürecin çok çok gerisinde kalmak anlamına gelecekti. Bu çerçevede de bu çalışmanın ne büyük derecede ihtiyaç olduğunu söyleyebiliriz.
Gülistan Aslan: Kürt Özgürlük Hareketi’nin 50 yıllık deneyiminde eğitim çalışmaları başat bir rol oynadı, hem bireysel hem de kurumsal olarak; öyle olmasa bu kadar siyaset, tarih, felsefe ve benzeri tartışmaları yürüten bir halk gerçeği olabilir miydi? Ancak paradigmasal değişiklikle birlikte Demokratik Toplum’un aslında bir ekol olduğu gerçeğini kavradık.
Değişik zamanlarda bu konuda kurumsallaşmaya çalışmakta çok başarılı olamadık ve genelde ülkeden beslendik. Ancak diasporanın özgünlükleri gereği bir eğitim kurumsallaşması tartışmalar sonucu diyebiliriz ki kendisi ihtiyaç olarak dayattı ve Akademiya Kurd böyle ortaya çıktı.
- Akademi Kurd deyince kafamda ne canlanmalı? Bir bina içinde sınıflar, beyaz bir tahta, öğretmen ve kursiyerler mi? Yoksa eğitim çalışmalarını sokağa, haneye taşıyacak “sıra dışı” planlarınız var mı? Bir okul-ekol ihtiyacından bahsettiniz…
İsmail Kardaş: Biz Akademiya Kurd ile toplumun her kesimine ulaşmış bir kurumsallaşmadan bahsediyoruz. Böyle olunca doğal olarak birden çok bina, sınıf ve bu ihtiyacı karşılayacak yerlerde, dönemin ihtiyaçlarını bilen, gören bir yerden; demokratik, ekolojik, kadın özgürlükçü paradigmanın tüm yönlerini topluma ulaştıran eğitimciler aklımıza gelmeli. Toplumlar tarihinden felsefeye, mitolojiden ekolojiye kadar sosyal bilimlerin birçok yönüne hâkim ve uzmanlık alanı olan eğitimciler aklımıza gelmeli. Yine Kürdistan’da eğitim alanında karşımıza çıkan medreselerden tutalım kır akademilerine kadar geniş yelpazede ortaya çıkan deneyimler de Akademiya Kurd’un yararlanacağı kurumsal çalışmalar olacak. Bu da şu anlama geliyor ki toplumun ihtiyaçlarına göre bazen bina ve sınıflar içinde yapılmış ve yapılacak eğitimlerden tutalım ileri dönemde gelişecek mahalle komünlerimizde de toplumun her kesimine ulaşacak eğitim faaliyetlerini hedefleyeceğiz. Burada yeri gelmişken küçük bir ayrıntıya da dikkat çekmek istiyorum: İsviçre’de dil ve kültür alanlarında çalışma yürüten enstitü ve kurumlarımızla birlikte dil alanında ortak çalışma ve projeler yapacağız, ancak Akademiya Kurd tek başına bir dil eğitim kurumu değil, daha genel bir eğitim akademisidir, diyebilirim.
Gülistan Aslan: Demokratik Toplumu bir eğitim okulu-ekolü olarak nitelemiştik. Toplumsal olanı bir binaya hapsetmenin ya da toplumu bir bina ile tanımlamanın son tahlilde bürokratik-iktidarcı olanı ortaya çıkaracağının bilincindeyiz. Ancak İsviçre’nin özgünlükleri de var, ülkede olduğu gibi mahallenin herhangi bir sokağında yapılanın buraya uygulanamayacağını da biliyoruz. İsmail arkadaş da belirtti, güçlü ve köklü deneyimlerimiz var, kır akademisi, medrese geleneği gibi, Mexmûr ve Rojava gibi… Bu kaynaklardan beslenip bu doğrultuda bir çalışma yürütürsek, bütün alanları besler, Kürt kültürünü, dilini buranın bir değerine dönüştürebiliriz.
- Akademiya Kurd genel anlamda bir eğitim faaliyeti yürütecek. Ama yine de sormak istiyorum: Avrupa’da Kürtler arasında Kürtçe ne durumda? Bahsettiğiniz diğer kurumların Kürtçe’ye yönelik çalışmaları var mı? Ve Akademiya Kurd eğitim faaliyetlerinde hangi dili veya dilleri kullanacak?
İsmail Kardaş: Göç, insanlık tarihi ile başat bir konudur. Tabi bu konuyu burada işlemeyeceğiz, ancak buna dikkat çekmedeki amacım göçe maruz kalmış kişi ve kişilerin yaşadığı (her yönüyle) travmalar sonucunda içinde yaşadığın topluma ait olamama, kendisini hissedememe ve sonraki jenerasyonlarda da kültürler arası sıkışma ve bunalımlar olduğuna dair veriler biliniyor. Hal böyle olunca göçle birlikte başlayan, varoluşsal süreçte dil kısa bir süre de olsa varoluş kaygısı içerisinde önemini yitiriyor. Kişi ne zaman temel ihtiyaçlarını karşılayıp örgütlü bir yaşam arayışına girince, dile yönelimler ve kültürünün devam ettirme kaygısı, ihtiyacı öne çıkıyor.
Bu nedenle Avrupa’da da, Kürt toplulukları içerisinde Kürtçe’yi yaşamak ve yaşatmak elzem bir ihtiyaç ve görevdir. Ancak burada küçük bir özeleştiriye gerek var diye düşünüyorum. Yaptığımız tüm çalışmalardan (doğal ve gerekli olarak) siyasal meseleleri incelediğimizden dolayı dil ve kültür gibi çok önemli meseleleri öteleyebiliyoruz. Bu da kültürler arasında sıkışmış gençlerimizde bu anlamda bir yetersizlik ortaya çıkarıyor. Avrupa’da, özellikle Kürtçe’nin yeterli bir kullanım düzeyinde olduğunu söyleyemem, ancak buna dair ciddi çalışma, emek ve arayışların olduğunu da çok net bir şekilde belirtebilirim.
Gülistan Aslan: Diaspora bütünün bir parçası, bütünde neyse Kürtçe burada da aşağı yukarı aynı durumda, desem, aslında ne demek istediğimi tam anlamıyla ifade etmiş olurum herhalde. Durum pekiyi değil, ama son zamanlarda umudumuzu fazlasıyla arttıran gelişmeler var. Toplantılarımızın çoğunluğunu Kurmancî ve diğer lehçelerde yapıyoruz örneğin. Söz konusu durum, akademimize de bir rol ve yük bindirdi dolayısıyla. Kürt Enstitüsü ve diğer kurumlarla eş güdüm halinde, başta dil olmak üzere kültür ve edebiyat konusunda çalışmaları yoğunlaştırmayı planlıyoruz.
- Akademiya Kurd çocuklar için, dilini unutmuş, öğrenememiş veya yeterince bilmeyen Kürtler için ne yapacak? Sadece teorik bir çalışmayla mı sınırlı kalacak yoksa?
İsmail Kardaş: Akademiya Kurd toplumun ihtiyaçlarına göre hedef belirleyen, ona göre kendini konumlandıran bir çalışma düzeni ve disiplini içerisinde; tek başına tabi ki de dil ve benzeri alanlarda çalışma yürütmeyecek, ama bu alanlara da ciddi anlamda eğilecek, eğitimciler yetiştirecek, projeler yapacak…
Özellikle çocukların eğitimi, dili öğrenmeleri ve geliştirmeleri üzerine dönem dönem yoğun tartışmalarımız oluyor. Bu konudaki haklı kaygınızı anlıyorum. Çocuklarını eğitmeyen, dilini öğretemeyen, kültürünü aktarıp yaşatmayan, yaşatamayan toplumlar kaybolup gidiyor. Kürtlerin de bu duruma düşmemeleri için tabi ki de başta dilin öğretilmesi ve gelecek kuşaklara aktarılması en büyük hedefimiz olacak. Ancak çocuk eğitimi ciddi bir pedagojik süreçtir. Bu konu üzerine ayrıca çalışmak gerekiyor ki, bu da ana gündemlerimiz arasında bulunuyor. Şunu çok net söyleyebilirim ki Akademiya Kurd teorik çalışmaların yürütüldüğü bir alan, mekân olmaktan ziyade tamamen toplumun ihtiyaçlarını gören ve kendini ona göre konumlandıran bir kurumsallaşma içinde olacak.
Gülistan Aslan: Kürt Enstitüsü’nün okullarda derslikler yoluyla seçmeli dil çalışması var, buna ek olarak Toplum Merkezlerinde de kurslar var, son zamanlarda online kurslar da açılıyor. Ama bu çok yetersiz, evlerde Kürtçe kullanımını özellikle (Kuzey Kurdistanlılar için) teşvik etmenin yollarını arayıp bulmalıyız. Ancak siz de takdir edersiniz ki bu sadece bir Akademi kurumsallaşması ile olmaz, bu konuda komple bir seferberliğe ihtiyaç var. Bu konuda teşvik edici-itici bir rol üstlenebiliriz.
- İsviçre’yle, Zürih’le mi sınırlı kalacaksınız, yoksa genişleme hedefiniz var mı?
İsmail Kardaş: Akademiya Kurd kurumsallaşmasını ilk olarak Zürih’te başlattık. Önümüzde daha uzun bir yol olduğunun farkındayız. Ancak temel hedefimiz en başta Zürih şehrini ve kantonunu aşan, İsviçre’nin geneline yayılmış bir niteliğe kavuşturmaktır. Bunu başarabilir, toplumumuz ve İsviçre’de yaşayan diğer halklar nazarında bir konuma gelebilirsek (ki bunu yapmaktan başka seçeneğimiz yok) bu modeli, Kürtlerin örgütlü olduğu tüm ülkelere de (başta Avrupa’daki ülkeler) de uygulamamız gerektiğini düşünüyoruz.
Gülistan Aslan: Toplum statik olmadığına göre, eğitim olgusu da durağan ve bir yerle sınırlı olmamalı diye düşünüyoruz, bunu gerçekleştirdiğimiz oranda kendimizi bir şey yapmış olarak görebiliriz. Kısaca hedefimiz sorduğunuz soruda gizli.
- Sizi biraz tanıyabilir miyiz? Çok kısa belki sürgün hikâyelerinizden bahsedebilirsiniz.
İsmail Kardaş: Akademiya Kurd’un çalışmalarını yürüten onlarca arkadaştan bahsedebiliriz. Arkadaşlarımızın hepsi, bulundukları kanton veya şehirlerde, siyasal, kültürel, toplumsal çalışma yürüten meclislerimiz bünyesinde aktif çalışan arkadaşlarımızdır. Tüm arkadaşlarımız, İsviçre’ye sürgüne gelmeden önce Kürdistan ve Türkiye’de birçok alanda ciddi çalışmalar yürütmüşlerdir. Birçok arkadaşımız örgütlü mücadelesine gençlik ve kadın çalışmalarından başlayıp siyasi parti, basın, kültür, dil, ekoloji vb. alanlarda çalışmalarını devam ettirmiş tecrübeli arkadaşlardan oluşuyor. Bu da çalışmalarımızın geniş yelpazede bir arka planı olduğunu gösteriyor. Bu nedenle toplumunu tanıyan, örgütlü çalışmanın önemini bilen disiplinli arkadaşlardan bahsediyoruz ki, bu çalışmalarımızda belirlenen hedeflere kısa sürede ulaşacağına dair inancı güçlendiriyor.
Gülistan Aslan: Yaşadığımız sorunlardan dolayı ülkede çalışamaz durumda olduğumuzdan dolayı buralardayız. Ortak noktamız aynı kaynaktan besleniyor olmamız; bu işimizi kolaylaştıran bir öğe, şimdi düşününce milyonlarca insanız ve devasa bir okuluz bu yönüyle…
- Kürdistan’a dönmek istiyor musunuz? Koşullar oluştuğunda dönecek misiniz?
İsmail Kardaş: Çok kısa ve net bir cevap vermek istiyorum ki, burada yaptığımız tüm çalışmalar ülkemizin ve toplumumuzun geleceği içindir. Yüzü ülkesine dönük olmayan hiçbir çalışmanın sonuca ulaşmayacağı kanısındayım. Bu nedenle tartışmasız bir şekilde Akademiya Kurd’un çalışmasını yürüten her arkadaş uygun zamanı, koşulları ve çağrıyı beklemektedir. Böyle bir durum gelişir gelişmez tereddütsüz ve tartışmasız Kürdistan‘a geri dönecek ve neye ihtiyaç varsa da ona göre yapma düşüncesinde, arzusunda ve heyecanındayız.
Gülistan Aslan: Bizi buraya siyasi kimliğimiz taşıdı ve bizi buralara taşıyan kimliği taşıma yükümlülüğümüz var; aksi savrulmadır. Bu kimliğin bizi doğallığında ülkeye götürecek bir öze sahip olduğunu biliyoruz. Bu söylem belki espri olacak, ama “Bize her yer Kürdistan!” Yalnız bizi bekleyen bir Kürdistan’ımız olduğunun da bilincindeyiz, yüzümüz de duygularımız da ülkemize dönük olacaktır!
Kaynak: Yeni Yaşam Gazetesi
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***





































