CHP’de kriz kaosa, kaos meydan muharebesine dönüştü. Meclis koridorlarında iki grup karşı karşıya geldi; Kılıçdaroğlu Meclis’e gelemedi, Özel ise meydanı ‘boş’ bırakmadı. Peki salının galibi kim oldu? AKP ve Neo-Kemalist medya dışında kazanan yok. Kılıçdaroğlu Erdoğan ve AKP’yi değil, Özel ve ekibini hedef aldı. Özel de kurultay çağrısını yineledi. Uzlaşmanın tek zemini o. Bu kavganın kaybedeni ise siyaset ve tüm ülke.
NECİP F. BAHADIR | YORUM
Okuyucu sıcak siyasi gelişmelerle pek ilgili değil ama CHP’de yaşananlara ilgisiz kalmak mümkün mü? Salı krizi önce kaosa dönüştü sonra meydan muharebesine… CHP veya sol parti içi iktidar savaşlarına aşinadır. Partide koltuk sahibi olmak ülke iktidarı kadar değerliydi. Çünkü CHP ideoloji olarak devlette iktidardı. Yargı, bürokrasi ve medyada CHP’nin borusu öterdi. Sandık çok önemli değildi. Rahmetli Deniz Baykal’ın, “Bizim sayısal değil siyasi ağırlığımız var.” sözü hâlâ hatırdadır.
Devlet çözüldü, CHP’nin rejim ağırlıklı iktidarı sona erdi. Sandıktan başka çıkışı yok… Ne kadar oy, o kadar güç! Cumhuriyeti kuran parti falan hikâye… Üzerinden bir yüzyıl geçti. Cumhuriyet ve Atatürk gibi değerleri kullanarak sandıktan çıkmak mümkün değil. Toplumun gittiği yönü de dikkate almak zorunda. Katı, dogmatik ve laik siyasetin alıcısı yok. Bazı CHP’liler hâlâ bu gerçeğin farkında değil. AKP’yi iktidar yapan CHP’nin katı ve dönük yapısıydı.
Erdoğan’ın en büyük şansı klasik bir CHP’linin rakibi olmasıydı. Kılıçdaroğlu’nun karşısına çıkması için her yolu denedi ve başardı da… Mayıs seçimlerinde rüzgarı karşısından almasına rağmen yüzde 52 oy oranıyla seçilmesini bildi. Kılıçdaroğlu değil de Ekrem İmamoğlu veya Mansur Yavaş gibi köklerinde ‘sağ siyasetin’ izleri olan biriyle yarışsaydı, hiç şansı yoktu. Bugün de en büyük kavgası bunun için…
Bugün de AKP ve Erdoğan’ın fanatik bir ‘Kemalist’ olmasının sebebi bu… Hayır, Atatürk değil kastettiğim Kılıçdaroğlu… O da Kemal… AKP medyasına kadar Kılıçdaroğlu destekçisi… 2026 model ‘Kemalist’ yani… AKP’nin ilgisi Kılıçdaroğlu’na hayranlıktan değil, iktidarlarını ancak onun gibi bir ismin muhalefetinde sürdürebilecekleri için… Neo-Kemalist de diyebiliriz. Kılıçdaroğlu ise gerçeğin farkında değil… İlginin hiçbir noktasında sevgi yok. Amaç CHP’yi zayıf düşürmek… İmamoğlu ve Yavaş’ın adaylığını engellemek… Bu kadar basit.
Sanki Kılıçdaroğlu Neo-Kemalistlerin ilgisini ‘kendisine’ sanıyor. Koltuğa oturdu. Henüz iç iktidarını kuramadı. İki önemli konuşma yaptı. İlki bayramlaşmaydı, AKP ve Erdoğan politikalarına ses çıkarmadı. Özgür Özel ve arkadaşlarına verdi veriştirdi. Meclis’e gidecekti. Destekçilerini gruba çağırdı. Fakat meydan boş değildi. Özel ve ekibi direndi. Kılıçdaroğlu’nun grupta konuşma yapma hevesi kursağında kaldı.
Meclis’e gidemeyen, parti grubunda konuşamayan bir genel başkan… Etrafında çok az milletvekili var. 40 civarında olduğunu tahmin ediyordum. 30’u bile bulamadı. Bu saatten sonra Meclis ayağını tahkim etmesi çok zor… İmkânsız gibi bir şey… Oysa CHP’nin milletvekili listesini yapan kendisi… İstanbul kayyımı Gürsel Tekin, “Kılıçdaroğlu sizi var eden liderinizdir.” dedi.
Tövbe haşa… Tamam, kastettiği başkaydı ama böyle cümle mi olur? Ayrıca Tekin solda siyaset yaptığının farkında değil. Sol kesimde sağ kadar lider kutsanmaz, parti içi demokrasi az çok işler.
Erdoğan tam Tekin’in söylediği gibi düşünüyor… “Ben listeye koymasaydım bir hiçtiniz…” dediği vakidir. Evet, isimlerini bizzat Kılıçdaroğlu’nun yazdığı milletvekillerinin büyük çoğunluğu Özel’in yanında… Kılıçdaroğlu açısından başarısızlık gibi görünebilir ama öte yandan da mutlak itaate yanaşmayan, lidere bile “Yanlış yapıyorsun ve hayır!” diyebilen bir grup… Siyasetsiz günlerde siyaset için bir umuttur bu… Karşısına dikilen milletvekilleri, “Partiye sızmışlar, fark edemedim!” dediği insanlar mı? Hayır, tabii… Neyse bu ayrı bir konu…
Kılıçdaroğlu’nun CHP’si ‘sağa’ çekiyor!
CHP’de meydan muharebesi vardı. Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş ‘kan dökülmesini’ engellemek için ziyaretçi yasağı getirdi. Yoksa iki fanatik grup karşı karşıya gelecekti. Kavga çıkmaması mümkün değildi. Kapının önünde bile arbede ve itiş kakışlar yaşandı. Siyasi fanatizmin futboldan pek farkı yoktur. Araya başka gruplar karışır. Kurtulmuş’un ziyaretçi yasağı doğruydu. Meclis Özel ve ekibine kaldı. CHP Genel Merkezi ise Kılıçdaroğlu’na… Biri grup toplantısı yaptı diğeri basın toplantısı… İki başlı görüntü herkesin gözüne sokuldu. Muharebe fiziki değil ‘söz düellosuyla’ yaşandı. İki taraf da öfkeliydi.
Kılıçdaroğlu’na destek için Söğütözü’ne gelen partililer Özgür Özel için “Hain… Rüşvetçi… Hırsız!” sloganları attı. Hizmet Hareketi’ne dil uzatanlar da oldu. Ne alakası varsa… Dilleri kopasacılar… Erdoğan’ın tükürüp attığı çürük sakızı ağızlarına almakta sakınca görmüyorlarsa, kendi bilecekleri iş… Buradan onlara ‘ekmek’ çıkmaz.
‘Hain’ kavramı sağ siyasetin retoriğinde vardı. Sol daha çok ‘dönek’ falan derdi. CHP’nin sağa çekmeye başlamasının bir kanıtı daha… İhanet aslında en ağır suçlama… Öylesine kolay kullanılıyor ki ağırlığını yitirdi. Kendisi gibi düşünmeyen herkes hain… Devasız bir hastalık bu…
Kılıçdaroğlu ikinci konuşmasını burada yaptı. Yine Erdoğan ve AKP yok… Hedefinde Özel ve ekibi… Şu cümle Neo-Kemalist medyada manşetlere çıktı: “CHP tarihinin hiçbir döneminde pavyonlarda kurultay pazarlıkları yapılmadı. Ben sana para vereyim, sen bana oy ver. Böyle bir şeyi bu parti kabul etmez. İradesini parayla satanlar bu partide yer alamazlar.”
Savaşta ancak düşmana söylenebilecek sözler. Bu da bir muharebe… Parti içi iktidar savaşı… Ülke mi? Umurlarında değil.
Kurultay’a takılıp kalmış ama Kılıçdaroğlu koltuğu Mayıs seçimlerinde kaybetti. Tüm avantajlar elindeydi. Rüzgarı arkasına almıştı. Ama başaramadı. Toplumsal muhalefete tarihi bozgun yaşattı. Umutları öldürdü. Bak, kurmayı Kuşoğlu, “Aslında seçimleri Kılıçdaroğlu kazanmıştı.” dedi. Kavgasını yapacaksa bunun için yapmalı… Ülke için yapmalı… Nefsi ve CHP koltuğu için değil. Kendisini çok küçülttü. Medyaya yansıyan haberlere göre oğlu bile yanlış yaptığını düşünüyor. Belli ki evde de huzuru yok. Huzursuzluğu CHP’ye taşıdı.
Özgür Özel de altta kalmadı. Zaten meydanı boş bırakmayarak psikolojik üstünlüğü ele geçirdi. Geçen hafta grup toplantısı yapmayı başardı. Bu hafta Kılıçdaroğlu’nun önüne set ördü. Direnmenin Özgür’cesini gösterdi. Kurultay çağrısını yineledi: “Burada yapılacak iş 26 Temmuz’u geçirmeden kurultayın toplanmasıdır. Seçime girilmesi tehlikeye düşmektedir…”
Kurultay konusunu Kılıçdaroğlu da gündemine aldı fakat bir takvim açıklamadı. Zaman kazanmak ve ortamı yumuşatma hamlesi miydi? Anlaşılamadı. Yaptığı konuşmanın içeriğine bakınca ‘zamana oynadığını’ söylemek mümkün. Partiyi ‘kirlerinden arındıracağını’ defalarca tekrarladı. Kısa vadede bir kurultay ufukta görünmüyor… Kaldı ki kurultaya taraftar olduktan sonra bu neyin kavgası? Uzlaşmanın tek zemini o!
CHP’de kriz, kaos ve Meclis meydan muharebesi… Salının galibi kimdi? AKP tayfası yani Neo-Kemalistler dışında kazanan var mıydı? Kaybeden ise siyaset ve tüm ülke… CHP zayıf düşürülebilir fakat ‘toplumsal muhalefeti’ Ankara oyunlarıyla bastırmak mümkün değil. Tarihin rüzgarları Erdoğan ve AKP’ye karşı esiyor.
Siz de farkında değil misiniz?
Kaynak: Tr724
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***





































