15 Temmuz’un ardından dünyanın dört bir yanına savrulmuş insanların hikâyelerini kayıt altına almak, unutulmaya bırakılan hayatlara ses vermek kolay değil. Harun Tokak bunu kelimelerle yapıyor; anlatan kişinin diline bürünerek, onun gözlerinden bakarak, onun kalbiyle hissederek. Kuşlar Özgürlüğe Uçar, bir dönemin tanıklığı; hicretin, sabrın ve insan kalabilmenin hikâyesi. Hafıza olmadan adalet olmaz; hatırlamadan yüzleşilemez, yüzleşmeden iyileşilemez. Yıllar sonra bu dönemi anlamak isteyenler bu kitabı okuyacaklar.
AHMET KURUCAN | YORUM
Harun Tokak hocamın ‘Kuşlar Özgürlüğe Uçar’ kitabını bitirdiğimde zihnimde kalan ilk cümle şu oldu: Bazı insanlar yaşadıklarını yazar, bazıları gördüklerini anlatır; bazıları ise acıyı, hasreti, hicreti ve umudu kelimelerle yeniden yaşatır. Harun Tokak işte bu ikinci ve üçüncü kategorinin insanlarından biri. O yaşananların ruhuna nüfuz eden, gördüğünü ve duyduğunu edebiyatın incelikli diliyle yeniden inşa eden bir kalem erbabı. Bu yüzden kitabı okurken kimi zaman bir hatırat okuyormuş gibi, kimi zaman bir romanın sayfaları arasında dolaşıyormuş gibi, kimi zaman da uzun yıllardır tanıdığınız insanların sessiz çığlıklarını dinliyormuş gibi hissediyorsunuz.
Aslında kitap, 15 Temmuz sonrasında dünyanın dört bir yanına savrulmuş insanların hikâyelerinden oluşuyor. Avrupa’nın farklı şehirlerinde, mülteci kamplarında, tren istasyonlarında, küçük apartman dairelerinde, zoom sohbetlerinde, gurbetin yalnız sokaklarında karşılaşılan insanların hikâyeleri bunlar. Bana göre bu hikâyelerin derlendiği kitabı değerli kılan onların yaşanmış gerçekler olması ve Harun Hocam’ın kalemi. Onun kalemini yıllardır takip edenler bilirler; o kelimelerle adeta dans eder. Bir tablo ressamının renklerle yaptığı şeyi o kelimelerle yapar. Bunu yaparken kendisini geriye çeker.
Bazen anlatan kişinin diline bürünür, bazen onun gözlerinden olaylara bakar, bazen onun kalbiyle hisseder. Modern tabirle söylersek yer yer bir ‘ghost writer’ yani ‘gölge veya hayalet yazar’ gibi davranır. Fakat bu görünmezlik, metni daha da güçlü kılar. Çünkü okuyucu yazarı değil, doğrudan hikâyenin kahramanını dinlediğini hisseder. Bu yüzden kitabın birçok yerinde altını çizmeden geçemediğiniz cümlelerle karşılaşırsınız.
Mesela bir yerde dönüp geçmişe bakıyor Harun Hocam ve şöyle diyor: “Şimdi düşünüyorum da Allah bizlere neler lütfetti. Dün Bornova Camii’nde kutuplarda namazı soran gençler bugün kutuplara, güneşin doğup battığı yere kadar ulaştılar. Dünyamızın yorgun yüreğine yeni bir ümit ışığı oldular.” Bu cümleyi okuduğumda uzun süre durup düşündüm. Gerçekten de öyle değil miydi? Yetmişli ve seksenli yıllarda Bornova’da, İzmir’de, Türkiye’nin farklı şehirlerinde Fethullah Gülen Hocaefendi’ye, “Kutuplarda namaz nasıl kılınır?” diye soran gençlerin çocukları ve torunları bugün İskandinav ülkelerinin en kuzey noktalarında yaşıyorlar. Belki de bir zamanlar dede ve babalarının teorik olarak sordukları meseleleri bugün hayatın içinde yaşayarak öğreniyorlar. Tarihin bazen insanı hayrete düşüren ironilerinden biridir bu.
Kitabın satırları arasında dolaşırken zorunlu hicretin insana verdiği acıyı iliklerinize kadar hissetmenin yanında onu dengeleyen bir başka şeyi de ayne’l-yakin görüyorsunuz: Hicretin doğurduğu yeni ufuklar. Evet, bir yanda sürgün var, ayrılık var, geride bırakılmış hayatlar var; diğer yanda ise dünyanın dört bir yanına taşınan iyilikler, kurulan yeni dostluklar ve yeniden yeşeren umutlar var. Harun Tokak, bu dengeyi çok başarılı kuruyor. Ne yaşanan zulmü romantize ediyor ne de acıyı bir mağduriyet edebiyatına dönüştürüyor. Bilakis insan ruhunun en zor şartlarda bile nasıl ayakta kalabildiğini gösteriyor.
Bununla birlikte kitap boyunca acının yanında hissedilen bir başka şey de var: Derin hem de çok derin bir hüzün. Çünkü anlatılan hikâyelerin arka planında, kendi evlatlarını yiyen bir ülkenin trajedisi duruyor. Bir toplumun en eğitimli, en fedakâr, en idealist insanlarının bir gecede düşman ilan edilmesinin trajedisi… Nice öğretmenin, doktorun, akademisyenin, iş insanının ve ev hanımının hayatlarının altüst edilmesinin hikâyesi… Kitabı okurken zaman zaman birisinin dediği gibi: ‘Bunca zulüm karşısında gök kubbe neden çökmüyor?’ diyorsunuz fakat hemen ardından anlatılan başka bir hayat hikâyesinde insanların içindeki iyiliğin hâlâ ayakta durduğunu görüyor ve bu defa ‘İyi ki gök kubbe çökmemiş.’ diyorsunuz.
Harun Tokak
Kelimelerle dans eden yazar demiştim yukarıda. Bir iki örnek vereyim: “Geceyi incitmeden korkarcasına incecikten bir kar yağıyor”, “Bütün ağaçlar sağa sola sallanarak yas tutan analar gibi inliyor”, “Işığa koşan kelebekler gibi”, “her mahallenin barış güvercini gibi” ve daha yüzlerce altını çizdiğim kelimeler, tamlamalar, terkipler ve cümleler. Bunları sıradan tasvirler olarak görmeyin; aksine bunların her biri bir ruh hâlinin tercümesi.
Belki de kitabın en önemli tarafı, yaşananları kayda geçirmesi. Çünkü hafıza olmadan adalet olmaz. Hatırlamadan yüzleşilemez, yüzleşmeden iyileşilemez. Kitabın farklı yerlerinde hissedilen bu duygu, bana Tenkil Müzesi’nin mottosunu hatırlattı: “Hatırlayalım, yüzleşelim, iyileşelim.”
Harun Tokak’ın yaptığı da tam olarak bu. O, bir dönemin tanıklığını yapıyor. Unutulmaya bırakılan hayatları kayıt altına alıyor. Sessiz insanların sesini duyuruyor.
Kuşlar gerçekten özgürlüğe uçar mı bilmiyorum. Fakat bu kitabı okuduktan sonra şuna inanıyorum: İnsan bazen özgürlüğünü kaybetse bile ruhunu kaybetmeyebiliyor. Evini, işini, ülkesini, hatıralarını geride bıraksa da umudunu yanında taşıyabiliyor. İşte Harun Tokak hocamın kitabı, tam da bu umudun hikâyesi. Hicretin, sabrın, fedakârlığın ve insan kalabilmenin hikâyesi.
Ve sanıyorum yıllar sonra bu dönemi anlamak isteyenler, sadece mahkeme tutanaklarına, gazete arşivlerine veya resmî raporlara bakmayacaklar. İnsan ruhunun bu büyük imtihandan nasıl geçtiğini görmek için Kuşlar Özgürlüğe Uçar kitabını da okuyacaklar. Çünkü bazen bir dönemin hakikati, tarih kitaplarından çok edebiyatın satırlarında da saklıdır. Harun Tokak da o hakikati kelimelerle nakış nakış işleyen nadir kalemlerden biri.
“Kitabı okumanızı tavsiye ederim!” dememe gerek var mı? Teşekkürler Harun Hocam ve Süreyya Yayınları.
Kaynak: Tr724
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***





































