NECİP F. BAHADIR | YORUM
Erdoğan ‘duygusal’ bir konuşma yaptı, kulisler heyecanlandı. Tespit doğru; grup konuşmasında ‘duygusal’ ton çok yüksekti. Yunus Emre’den şiirler okudu. Unuttuğu ahireti hatırladı. “Bir Tayyip Erdoğan gider ama bu davayı omuzlayacak bin Tayyip Erdoğan gelir!” dedi. Siyasetin klasik retoriği mi yoksa iç dünyasında kopan fırtınaların dışa yansıması mı? Sıradan bir çarşamba ve grup toplantısıydı. Özel bir anlam ya da önemi olan bir gün değildi. Ne bayramdı ne de seyran… Özeleştiriyi gerektirecek bir hadise de yaşanmadı.
Peki neden böyle duygusal, veda eder gibi konuştu?
Kulisten çıkarken bir gazeteci önünü kesti ve açık açık sordu. “Konuşmanız çok duygusaldı, veda konuşması gibiydi…” dedi. Erdoğan her zaman yaptığı gibi doğrudan cevap vermedi. Soruyu herhalde algılayamadı. Bir şaşkınlık da gözlenmedi. Zor ayakta duruyor, güçlükle yürüyor gibiydi. Bedeni artık kendisini taşımakta zorlanıyordu. Herkes bu gerçeğin farkında… Bedenine bakarak bir ‘veda havası’ çıkarmak mümkün…
Ama bir politikacı, siyaset kendisini bırakmadan asla koltuğunu terk etmez. Oturduğu yerden kalkmaz. Yaşı başı ne kadar ilerlerse ilerlesin… Bahçeli’nin görüntülerini izledim, katıldığı programda konuşmak için kürsüye doğru yürürken merdivenleri iki kişinin kolunda ancak çıkabildi. Kısacık mesafeyi minik adımlarla ve bebek tedirginliğiyle adımlayabildi.
Erdoğan farklı mı? Her ikisinin de ciddi sağlık sorunları olduğunu bilmeyen yok.
Bahçeli hiç gitmeyecekmiş gibi… Koltuğuna göz diktiğini fark ettiğinde, evladı gibi gördüğü İzzet Ulvi Yönter’i kapının önüne koyuverdi. Hâlâ koltuğu en değerli varlığı, hatta kutsalı… Gözünü dikenin gözünü oymakta bir sakınca görmüyor. Sinan Ateş ve Yönter buna en iyi örnek… Türk siyasetinin geleneğinde bırakıp gitmek yok. Zoraki durum olmadıkça tabii…
Kemal Kılıçdaroğlu hem seçimi hem kurultayı kaybetti hala gözü arkada… ‘Mutlak butlan’ kararını bekliyor. Fırsat doğarsa gelip koltuğunu teslim alacak.
Peki Erdoğan ‘veda’ eder mi?
Erdal İnönü ve Osman Bölükbaşı gibi, “Benden bu kadar… Ömrümün geri kalan az kısmında torunlarımla vakit geçireceğim!” der mi?
Normal şartlarda demez. Siyasetle nefes alıp veren biri o… Siyasetsiz yaşayamaz. Şartlar ve siyasi iklim değişirse, hava bozarsa… Siyaset onu bırakmaya kalkarsa, o zaman mecbur kalır.
Evet, bugün Erdoğan için işlerin yolunda gitmediğini görmek için siyasi gözlemci olmaya gerek yok.
Zaten nicedir ters yola girdi. Yönünü kaybetti. Köklerinden koptu. Davayı öksüz ve yetim bıraktı. Kutsallara ihanet etti. Koltuğu ve iktidarını her şeyin önüne koydu. Yola birlikte çıktığı arkadaşlarını kendisinden uzaklaştırdı. Tek başına kaldı. Kalabalıklar içinde bir yalnız adam… ‘Mahşer içinde en aziz yalnızlığı yaşadı’ da diyemiyorum çünkü yalnızlık ‘azizlikten değil zelildendi…’
Etrafını kendi inisiyatif ve iradesiyle boşalttı. ‘Hık deyicileri’ dışında kimseye tahammülü yok. Tarih ve kaderle inatlaştı.
Doğru yolun üzerinde ters yöne gidilmez. Hak yol üzerinde ‘batıl yolcuya’ rastlanmaz. Erdoğan ters yöne aldırmadan ilerlemeye çalıştı. Ama nafile çabaydı. Rüzgara karşı yürünür, akıntıya kürek çekilir fakat ‘tarih ve kaderin’ istikametiyle ters düşülmez. Erdoğan ters düşmekle kalmadı, işi inada bindirdi. ‘İnadım inat’ diye diretti.
Ve bugün geldiği yer… Tüm iddialarının altında kalmış bir parti ve lideri… Enkaza dönmüş bir ülke… Tarihin şamar oğlanına dönmüş bir iktidar… Yarınını yitirmiş geçmişiyle avunmaya çalışan bir siyasi hareket… Ve büyük bir fiyasko…
MAK araştırma ortaya koydu; Gençlerin yüzde 62’si fırsat olursa kalıcı olarak ülkeyi terk etmekte bir beis görmüyor. Umut yitirildi çünkü. Yüzde 22’si ise ‘kararsız’. Çok azı ‘Vatan, millet, Sakarya…’ modunda…
Bu bir felaket değil mi? Bir ülke ve devlet için beka sorunu değil mi? Hangi ülkenin gençleri bu kadar büyük oranda, kitleler halinde ülkesinden vazgeçmeyi ve uzak diyarlara göçmeyi göze alır?
AKP’nin eseri bu… 24 yıllık iktidarın faturası…
Erdoğan’ın bu manzara karşısında ‘duygusallaşması’ doğal… Aslında başını iki elinin arasına alıp oturup düşünmesi ve ağlaması lazım… Erdoğan ve arkadaşlarının rüyası bu değildi. Hayal ettikleri ülke başkaydı. Ama gerçekler rüyanın da hayallerin de çok uzağına düştü. Süslü retoriğe bakmayın, Erdoğan ve AKP’in ülkenin halini fark etmemeleri mümkün mü? Faiz ve enflasyonda dünya rekorları kırıyoruz… Bu karanlık gecenin sabahından hayır umut edilir mi?
AKP’nin normal şartlar altında seçim kazanma şansı yok. Eğer yarış eşit ve adil olsaydı, çoktan iktidarı kaybetmişti. Fakat rakipleriyle orantısız bir yarışa girdi. Devletin imkanlarını tepe tepe kullandı. Şimdi de önümüzdeki seçimlerde rakibi olarak gördüğü CHP’yi, yargıyı kullanarak ‘felç etme’ peşinde… Prangalı, felçli bir rakibi kim olsa geride bırakır. Erdoğan için böyle bir yarış bile riskli… Kenardan, başka kulvarlardan hiç ummadığı rakipleri türeyebilir. Türk siyaseti en zor ve karanlık zamanlarda ‘çare üretmekte’ pek mahirdir. Erdoğan’ın Saray’ında yaptığı hesabın siyaset pazarında bozulması ihtimal dışı değil.
Erdoğan için ‘dünü konuşmanın’ keyifli tarafı var. Çünkü bugün ve yarın karanlık… Bir dönemin sonu yaklaştı. Dünya hesabını bilemem ama öte tarafın çok çetin geçeceğini tahmin etmek zor değil. Bu satırların yazarı da sıraya girecek, ‘gasp edilen hakkını’ almak için… Erdoğan, “Yarın ruz-i mahşerde huzura vardığımızda vazifesini hakkıyla yapmış olmanın, yüzakına sahip olabilirsek, bu bize ziyadesiyle yeter… Gayrısı boştur, gayrısı lafügüzaftır.” dedi.
İnsan temenni eder elbette… Ama çok zor… ‘Kul hakkının’ telafisi yok. Kısa çöp bile uzun çöpten hakkını alacak.
Evet, siyasette bir veda hazırlığı var. Erdoğan’ın siyaseti bırakmaya pek niyeti olduğunu sanmıyorum. Ama siyaset artık onu bıraktı. Ters yönde ancak bu kadar yol alınabilirdi.
Bitti…
Eskiden dört ayağının üzerine düşerdi. Şimdi düz yolda yürüyemiyor. Geleceğini yitirmiş bir siyasetçinin duygusallaşmasından daha doğal ne olabilir?
Kaynak: Tr724
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***





































