NECİP F. BAHADIR | YORUM
AKP’nin fiyaskoları sır değil aslında… Herkes farkında. Erdoğan’ın neredeyse tüm politikaları iflas etti. Bugün AKP iktidarı gerçeklerin değil ‘yalan propagandanın’ üzerinde oturuyor. Ve fakat gerçekleri perdelemek de bir yere kadar… Hakikatlerin günün sonunda ortaya çıkmak gibi bir huyları var. Ne kadar örtmeye çalışırsanız çalışın, ne kadar derine gömerseniz gömün bir gün gün yüzüne çıkıverir.
Ve yüzleşmek zorunda kalırsınız. Bugün olduğu gibi…
Erdoğan’ın ‘dindar nesil’ projesinin çöktüğünü görmeyen kaldı mı? AKP temsil, tebliğ veya propagandanın en kötü örneklerini sergiledi. Ve insanlar dinden, diyanetten uzaklaştı. Bülent Arınç gibi ‘akıl ve vicdanını’ bütün bütün yitirmemiş olan AKP’li isimler kaç kez uyardı.
Fakat nafile…
Saray’ın duvarları yüksek ve ses geçirmez… İçeriden herhangi bir ses gelmedi. ‘Kulağı var duymaz!’ Nesillerin ‘dindarı’ değil kendisi tehlike altında… Silah ve uyuşturucu okullara kadar indi.
Peki ‘kindar nesil’ ne durumda?
Galiba o konuda biraz başarılı! Kin ve öfke sadece AKP tabanında değil tüm ülkenin ‘karakteri’ oldu. Gencinden yaşlısına, kadınından erkeğine bütün toplumun psikolojisini bozdu AKP. Sokağa, meydanlara ‘kin ve öfke’ hakim… Yumruklar sıkılı… Vurmaya hazır. Kavga, gürültü her yerde… Bırakın eli veya yabancıyı kardeş kardeşe düşman…
23 yılın sonunda ‘kindar’ bir toplum oluşturmayı başardı Erdoğan. İşte Kahramanmaraş… Eseriyle yüzleşsin şimdi…
‘Kindar nesil’ diyerek başka neyi kastetmiş olabilir ki? Necip Fazıl’dan apartma bir ifade bu… Şairler ‘cezbeli insanlardır’. Uçlarda yaşar… Siyasetçi hele iktidar sahibi siyasetçi dengeli, ölçülü olmak zorunda. Bir cümle şairin dilinde ‘normal’ karşılanabilirken siyasetçinin ağzında ‘yanlış ve tehlikeli’ olabilir. ‘Kininin sahibi gençlik’ ifadesi de böyle… Evet, Erdoğan ‘kindar nesil’ projesini başarıyla hayata geçirdi ve toplumun sağlığını bozdu, dokuyu çökertti.
Kuran Kursları, İmam Hatip okulları bu toprakların bir gerçeğiydi. Devlet değil toplum sahiplendi. Yolu yaz aylarında kurslardan geçmeyen öğrenci bulmak zordur. AKP bunları da siyasileştirdi. Hem de bayağı şekilde…
Siyaseti camiye, okula, kurslara soktu. İnce üslupla değil, kaba/banal politika izledi. İnsanlardan camilerden uzaklaştı. Kurslar öğrenci bulamadı, okullarda din dersi yetim kaldı. AKP’nin ‘çirkin eli’ değdi çünkü. Bunu her bakan göz gördü. Başını başka yöne çeviren AKP hariç…
Ama itiraf içireden geldi. Kendi mahallesinden… Bir özeleştiri değildi. Somut bir gerçeği tespitten ibaretti. Ali Erbaş Akit TV’ye konuştu. Yıllarca Diyanet İşleri Başkanlığı yaptı. Erdoğan’ın pek sevdiği bürokrattı. Yaş haddi engeli olmasa devam ederdi. Mehmet Görmez dönemi de masum değil; din ve diyanet siyasallaştı. Fakat Ali Erbaş’ın eline kimse su dökemez. Diyanet tüm kurum ve kuruluşlarıyla AKP’nin ‘uzantısı’ haline geldi. Diyanet mensupları AKP temsilcisi gibi işlev gördü.
Erbaş’ın ‘emeklilik günlerine’ erken başladığını duymuştum. Deniz kenarında yaşayacağı bir yer arıyordu. Eşi gitti gördü, en pahalı ve en gözde villayı seçti. “Parası önemli değil!” dedi. Acaba günlerini ‘yüzük taşı’ gibi o villada orada mı geçiriyor?
Hazretin dünya malına da ilgisi az değil. Bizzat teşvik eden de Erdoğan değil mi? Mehmet Görmez’e lükste sınır tanımayan kendi ‘makam aracını’ verdi. Hocalar Mercedes’e binmesin, villalar da oturmasın mı? Zihniyet, kafa bu… En alttan en üste…
Ali Erbaş’ın ‘incilerini’ Bülent Korucu çok iyi analiz etti. Ben de katkıda bulunmak istedim. Keşke daha fazla ses verilebilse… Ve AKP’nin yüzüne ayna tutulabilse… Ben fiyaskonun ‘itiraf’ boyutuna dikkat çekmek istedim. Peşine de Bilal Erdoğan’ı ekledim. Erdoğan Muş’ta konuştu. Fakat bir fiyasko tespitinde bulundu pek gören ve üzerinde duran olmadı. Benim gibi biri içeriden gelen ‘iki fiyasko itirafı’ ıskalar mı? Uzaklarda da olsam sosyal medyayı yakından takip etmemin bir amacı da bu… Yoksa o kadar zehirlenmeye değer mi? Bu risk siz okurlar ve tarih için ancak göze alınabilir.
Dinden başka sermayesi kalmadı!
AKP okullara ‘Kuranı Kerim’ ve ‘Peygamberimizin Hayatını’ seçmeli ders olarak koydu. Doğrusu ben de ilgi ve alakanın yüksek olacağını sanıyordum. Din bir insanın en temel ihtiyacı… Bunun için okuldan daha iyi mekan ve imkan olabilir mi? Halis ve iyi niyetli olmak kaydıyla tabii… İşin içine siyaset girerse oradan ihlas uzaklaşır.
Erdoğan özellikle 2010’lardan sonra din ve kutsalları siyasetine pervasızca ‘sermaye ve malzeme’ yapmaktan çekinmedi. İlk döneminde ne görüntü verir ne fotoğraf paylaşırdı. Söz, tavır ve davranışlarına dikkat ederdi.
Bir gazeteci ‘umre ziyareti’ sırasında ihramlı fotoğrafını çekti de başına gelmeyen kalmadı. Neredeyse gazeteciyi anasından doğduğuna pişman ettiler. Ama o günler geride kaldı. Şimdi kameraların önünde Kuran okumakta… Namaz kılmakta… İhramla görüntü vermekte… Başka sermayesi kalmadı.
İstismar ve sömürüye yöneldi. “Allah iradesini hakim kılmak için yeryüzündeki iyi insanları kullanır… Yeryüzündeki kötü insanlar ise kendilerini hakim kılmak için Allah’ı kullanır.”
Bu sözün Erdoğan da ete kemiğe büründüğünü görmeyen var mı?
Ali Erbaş, Diyanet ve camilerde yapılan çağrılara rağmen ‘Kur’an-ı Kerim ve Siyer derslerini seçenlerin oranı 5’lere kadar düşmüş. Yüzde 5 ne yahu? Yüzde 30’lardan yüzde 5’e kadar gerilemiş… Neredeyse ilgi sıfır…
Peki neden? Ali Erbaş keşke özeleştiri yapsaydı?
Cemaatin camiden de çekildiğini söyleyebilseydi. ‘Bizim hatamız’ diyebilseydi. Din, cami bu kadar politik hale getirilirse ne bekleniyordu ki…
Gençler çekildi.
Camiler ‘emeklilerin sığınağı’ haline geldi. AKP ve Diyanet din ve kutsallara düşmanlarından daha fazla zarar verdi.
İspat mı? Erbaş’ın ağzından dökülen ‘inciler…’
Bir itiraf da Bilal Erdoğan’dan… Gerçek o kadar yalın ve çıplak ki… Görmezden gelmesi mümkün değil. Satır aralarında da kalsa bir tespitten öte itiraf bu… Fiyaskonun, başarısızlığın itirafı… Şu cümleler ona ait; “Maalesef millet olarak da çocuklarımızı korumak için bu ülkeyi yönetenlerin, oy verdiklerimizin, Meclis’teki temsilcilerimizin, bakanlarımızın yapmak istedikleri düzenlemeleri, yapılması gereken düzenlemeleri yapması konusunda daha çok talepkar olmamız lazım. Çok zaman kaybettik. Bu işi biz 25-30 sene önce iyi bir yola koyabilseydik bugün daha iyi bir noktada olurduk…”
Peki sorumlusu kim? Tespit yerinde… Nesiller kaybolup gitti. 25-30 yıl önce yoluna koymayanların suçu ve günahı ne olacak? Osman Yüksel, “Bir nesli nasıl mahvettiler?” diye kitap yazmıştı, CHP dönemini anlattığı… Bugün zor ama yarın AKP’nin de koca bir ülkeyi ve milleti nasıl mahvettiğini yazacak birileri çıkar!
Ben de zaten Ali Erbaş ve Bilal Erdoğan’ın tespitlerini biraz o günler için not düşüyorum…!
Kaynak: Tr724
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***




![Tr724 [Haber Merkezi]](https://serbestgorus.com/wp-content/uploads/2026/04/Trumpa-Washington-Hiltonda-silahli-saldiri-girisimi-Reaganin-vuruldugu-otelde-panik-360x180.jpg)
































