Amed’den Zilan Gül, Kobanê’den Rebîa Êto, Silêmanî’den Mervan Özdemir ve Brüksel’den Aslan Aslan ile Kürt Gazeteciler Günü vesilesiyle Özgür Basın geleneğini konuştuk:
- ‘Bu ses kesilemeyecek. Özellikle kadınların sesi… Çünkü Rojava’da kadınlar büyük emekler verdi, yapabileceklerinden daha büyük işler yaptılar ve bir model olabilmek için büyük bir mücadele verdiler. Biz de gazeteciler olarak elimizden geldiğince seslerini duyuracağız’
- ‘Tüm bunlar bir araya geldiğinde Kürdistan gerçekliği çok ciddi düzeyde karartılıyor. Özgür Basın işte tam da bu noktada hem varlığının önemini hem de yükünün ağırlığının ne düzeyde olduğunu ortaya koyuyor’
- ‘Biz de diyoruz ki nerde olursak olalım mesele Kürdistan, Avrupa, Türkiye, zindanlar, sürgün ya da özgür dağlarda… Mesele hakikat, o yüzden sürgünde olmak ne kadar zor olsa da ülkemizden ve insanımızdan uzak olsak da biliyoruz ki işimiz onların hakikatini her yere ulaştırmak’
Reyhan Hacıoğlu
Bir yanda baskı, sürgün, katliam ve zindan; diğer yanda direniş, mücadele, ısrar ve inat: İşte Özgür Basın’ın tarihi… Dört parçaya bölünmüş coğrafyada bir halkın sesi ve sözü olmak için yürütülen bir mücadele, bedel verilen onurlu bir gelenek: Özgür Basın.
Bugün 22 Nisan, Kürt Gazeteciler Günü, yani Mikdad Midhat Bedirhan tarafından 22 Nisan 1898’de Kahire’de çıkarılan ilk Kürtçe gazete olan “Kurdistan” gazetesinin yayın hayatına başladığı tarih…
‘Her gün çoğaldık’
Bugün dört parçada ve sürgünde hakikat mücadelesini sürdüren Özgür Basın’ı aslında en iyi Apê Musa’nın sesinden dinlediğimiz “Öldükçe çoğalıyor adamlar, ben ise tükenmekteyim öldürdükçe,” dizeleri anlatıyordu. Evet! Kürt gazeteciler öldürülüyordu, tutuklanıyordu, göçe zorlanıyordu, ama asla tükenmiyorlardı.

Apê Musa’nın sesi, bu kez yıllar sonra Özgür Basın’ın ölümsüz gazetecilerinden Seyit Evran’ın şu sözlerinde duyuluyordu:
“Yaşamın her anına anlam yüklemek büyük mücadeleleri gerektiriyor. Ben de bu anlam için büyük mücadeleler verdim. Kürt’tüm ve halkımın da özgür olması gerekirdi. Bunun için son nefesime kadar kalemimi ve kameramı kullandım, sözümü söyledim. Şimdi bakıyorum da kaç nesil değişti? Bildiğim her gün çoğaldık…
Mezarda da olsak bu halkın özgürlüğü için üzerimize düşeni yaparız felsefesini ilke edinenlerin geleneğinden geliyoruz. Onun için var olduk ve yaşadık.”
22 Nisan vesilesiyle gazetecilerle Özgür Basın geleneğini ve bu geleneğin önemini konuştuk.

Zilan Gül, gazetemiz Yeni Yaşam’ın Amed dağıtımcısı… Apê Musa’nın Küçük Generalleri’nden Zilan Gül defalarca gözaltına alınmış ama serbest kalır kalmaz kaldığı yerden gazetelerini dağıtmaya devam etmiş.
‘Büyüyünce ben de yapacağım’
Zilan Gül’ün Özgür Basın’la tanışmasının hikâyesi, Özgür Basın geleneğinin bugünlere nasıl geldiğini de anlatan bir hikâye:
“Ben küçükken evimize Özgür Gündem Gazetesi geliyordu. Birgün Dörtyol’da (Amed’in Bağlar ilçesinde) bize gazeteyi getiren arkadaş saldırıya uğradı. Yaralı haliyle bize getirdiler. O an üzerimde çok etki etti. Büyüyünce ben de bunu yapacağım, demiştim. Dedim ki benim yerim orası. O zaman karar verdim aslında.”
‘Hakikati ulaştırıyoruz’
Zilan Gül, Özgür Basın’ın maruz kaldığı baskı ve şiddetin nedenini çok net bir cümleyle özetliyor: “Çünkü halka hakikati ulaştırıyoruz.”
“Bugün belki birçok teknoloji ve dijital mecra var, ama bunların ne kadarı doğru bilgi veriyor. Özgür Basın halka doğruyu ulaştırıyor. Devlet de bunu istemiyor aslında ve baskılar bundan.”
Kürdistan coğrafyasının sürekli bir saldırı ve savaş altında olduğunu söyleyen Zilan Gül; katliamın, sömürünün, özel savaş politikalarının sistematik bir hal aldığına ve bunları her an hissettiklerine vurgu yaparak ana akım medyanın rolüne dikkat çekiyor:
“Batı’ya gittiğimizde bu taraflar genelde ‘terör bölgesi’ diye anılıyor. Bunun da nedeni tabii ki yapılan yalan haberler.”
‘Onlar bize biz onlara iyi geliyoruz’
Apê Musa’nın Küçük Generalleri olarak anılan Özgür Gündem geleneğinin dağıtımcılarının canları pahasına gazetelerini dağıttığını hatırlatan Zilan Gül, daha önceki yıllarda hangi koşullarda çalışıldığını da anlatıyor:
“Bazen eski arkadaşlara “Dağıtımı nasıl yapıyordunuz?” diye soruyoruz. Bazen çekirdeklerin altına, bazen de giydikleri kat kat elbiselerin altına saklıyorduk, diyorlar. Aslında bunlar çok korkunç: Yani basının görevi halka gerçeği ulaştırmakken, devletin hedefi olması…”
Dağıtım yaparken halkla iç içe olduğunu ifade eden Zilan Gül, bu çalışmayı çok sevdiğini “Onlar bize biz onlara iyi geliyoruz,” diyerek dile getiriyor.
Süreç tamamlanırsa…
Bu geleneğinde içinde yerini alan, bu gelenekle ilgili birçok şey dinleyen ve okuyan, birçok şeye de tanık olan Zilan Gül’e hayalini de soruyoruz: Yıllardır savaş haberleri okuduğunu ve bu haberleri taşıdığını söyleyen Zilan Gül’ün en büyük hayali “önce savaşın bitmesi.”
“27 Şubat çağrısı ile beraber bir barış süreci başladı. O barış sürecinin tamamlanması en büyük hayalim olabilir. Çünkü o şekilde kendi dilimizde, coğrafyamızda, kimliğimizle yaşıyor olabileceğiz. Rahat ve özgür bir şekilde basın çalışması yapabileceğiz.”
Savaşın gölgesinde hakikat arayışı

Bu kez Rojava’nın Kobanê kentinde uzun yıllardır JIN TV’de çalışan Rebîa Êto ile uzun yıllardır savaşın içinde, gölgesinde yürüttükleri çalışmaları konuştuk.
“Önceliğimiz Rojava’nın sesi olmak, burada an be an yaşıyoruz her şeyi” diyen Rebîa Êto, birçok alanda uzmanlaşmak istediklerini ancak koşullar nedeniyle önceliklerinin gelişmeleri, olayları kamuoyuna doğrudan aktarmak olduğunu söylüyor.
Başka koşullarda, yani “normal, savaşsız şartlarda” kadın hikâyeleri yazmak, araştırma haberleri yapmak istediğini dile getiren Rebîa Êto, ancak Rojava’daki çatışmalı süreç nedeniyle olaylara odaklandıklarını ve önceliklerinin halkın sesini duyurmak olduğunu ifade ediyor.
‘Kadınları anlatmak isterdim’
Rojava’nın kadın devrimi sahası olduğunu belirten Rebîa Êto, “İnanılmaz mücadeleler veren kadınlar var, ama yeterince bilinmiyorlar. Keşke daha uygun şartlar olsaydı da birçok büyük değer yaratan bu kadınları tanıtabilseydik,” diyor. Birgün bunu yapacak koşullara sahip olacaklarına dair inancının olduğunu belirten Rebîa Êto, bütün saldırılara karşı Özgür Basın’ın Rojava halklarının sesi olacağını belirtiyor:
“Bu ses kesilemeyecek. Özellikle kadınların sesi… Çünkü Rojava’da kadınlar büyük emekler verdi, yapabileceklerinden daha büyük işler yaptılar ve bir model olabilmek için büyük bir mücadele verdiler. Biz de gazeteciler olarak elimizden geldiğince seslerini duyuracağız.”
‘Sınırlar’ arasında bir gazetecilik

“Sınır arasında” çatışmaların en yoğun olduğu süreçlerde gazetecilik yapan Mervan Özdemir, Kürdistan’da hemen tüm savaş pratiklerinin örneklerini yaşamış.
“Kürdistan’a yönelik baskıların, suikastların, SİHA saldırılarının yoğun olduğu bir süreçte başladım Özgür Basın çalışmalarına. Bu süre boyunca sayısız saldırıya, katledilişe, konferanslara, eylemlere, protestolara, köylerin yakılışına ve kimyasal silahların kullanışına tanık oldum. Belki de Kürdistan tarihinin mini bir fragmanı tüm bu yaşadıklarımız. Tanık olduklarımız niçin Özgür Basın’da neden yer aldığımızın da ipuçlarını veriyor. Kürdistan’da yaşanan bir halk gerçekliği var. Bir de bu halk gerçekliğini inkâr eden bir saldırganlık söz konusu.”
‘Kürdistan gerçekliği karartılıyor’
Federe Kürdistan Bölgesi’nde gazetecilik yapmanın özgün zorluklarına da dikkati çeken Mervan Özdemir, “Bir de tüm bunlara ek olarak hiçbirimizin sineye çekemediği nasıl pozisyon alacağını kestiremediği, kestiremeyeceği bir işbirlikçi çizgi var,” diyerek anlatmaya başlıyor:
“Tüm bunlar bir araya geldiğinde Kürdistan gerçekliği çok ciddi düzeyde karartılıyor. Özgür Basın işte tam da bu noktada hem varlığının önemini hem de yükünün ağırlığının ne düzeyde olduğunu ortaya koyuyor.”
‘Dikkat et, arkana bak sürekli’
Yine Federe Kürdistan Bölgesi’nde uzun süredir yaşanan saldırılar ve suikastlar sonucu birçok gazeteci gibi onun da zaman içinde temel gündemlerinden biri güvenlik olmak zorunda kalmış:
“Geçen zaman içinde sürekli bir güvenlik sorunu gündemimizdeydi. Bu güvenlik sorunu da beraberinde rahat hareket etmeyi, engellenmeyi getiriyordu. Yine her birimiz kendimiz dışında arkadaşları düşünen bir pozisyondaydık; ‘Dikkat et, arkana bak sürekli.’ Bu süre zarfında arkama bakmadan yürüdüğüm hiçbir anı hatırlamıyorum… Böylesi bir atmosferde biz Özgür Basın faaliyeti yürüttük. Çok onur duyulacak bir yerde de duruyor. Yani acısı ağır, kaybı ağır. Ama gelinen noktada baktığımızda biz de az direnmemişiz, diyebiliyoruz. Yaman direnmişiz, diyebilirim onurla. Bu da katledilen arkadaşlarımızın ortaya koyduğu kararlılığın bir sonucuydu. Gulistan Tara’nın, Hero Bahattin’in, Nazım Daştan’ın, Cihan Bilgin’in, Aziz Köylüoğlu’nun, Nagihan Akarsel’in. Bunlar böyle gözlerimizin önünde katledilen insanlardı.”
‘İnsanları gerçeğe inandırmak zor’
Özgür Basın’ın en önemli görevinin hakikatleri ulaştırmak olduğunu belirten Mervan Özdemir, bunu yaparken yaşadıkları zorlukları ise şöyle anlatıyor:
“İşgal saldırıları gerçekleştiriliyordu. Kimyasal silahlar kullanılıyordu. Özgür Basın’da amaç sadece bir olayı bir metne döküp haberleştirmek değildir. Çünkü Kürdistan’da gerçekler o kadar çarpıtılmış ki insanları gerçeği inandırmak gerçekten çok zor. Mesela 3 yıl boyunca aralıksız bir şekilde kimyasal silahlar kullanıldı ve biz her gün ve her hafta bu kimyasal silahların kullanıldığını daha iyi nasıl gündeme getirebileceğimizi tartışıyorduk.
‘Kimyasal silah kullanıldığına inandıramıyorduk’
Çünkü gerçekten toplum mevcut dezenformasyon bombardımanı altında gözleri kör bir hale de getirilmiş. Veya Özgür Basın’ın dile getirdiği bu gerçeklerin topluma kolay ulaştırılması ciddi düzeyde engellenmiş durumda. Bütün bu dezavantajların gölgesinde hakikati topluma ulaştırabilmek beraberinde ekstra bir mücadeleyi de gerektiriyordu. Mesela kimyasal silahların kullanıldığını Başûr ve Kürdistan’ın kendisine bile zor anlatabiliyorduk. Çünkü kimyasal silah denince onların aklına Halepçe geliyordu.”
‘Görüntüleri yayımlamak zorunda kaldık’
‘’Bir tünelin içerisindeki 15-20-30 insanı etkileyebilecek düzeydeki bir kimyasalın nasıl kullanıldığı konusunda ikna edemiyorduk insanları. Nihayetinde Özgür Basın gerçeğin bu olduğunu ispatlayabilmek için kimyasal silahların kullanımı dolayısıyla can vermek üzere olan insanların görüntülerini yayınlamak zorunda kalıyordu.”
‘Arkadaşlarımızın isimlerini yaşatmak istiyorum’
Zorlu koşullara rağmen sürece dair umudunu koruyor Mervan Özdemir:
“Son bir yıldır yeni bir literatür, yeni bir üslup kullanıyoruz. Yeni bir sürecin başladığına inanıyoruz. Her ne kadar bugün bazı sorunların olduğuna tanıklık etsek de bu süreç beraberinde bazı hayallerin gerçekleşmesinin çok da uzak olmadığının mesajını veriyor. Bu yüzden ileride bu süreç başarıya ulaşırsa en büyük hayalim katledilen arkadaşlarımızın isimlerini yaşatmak olacak…”
‘Özgür Basın bu halkın sesi’
Savaşın yıkıcı sonuçları ortadan kalktığında toplumun gerçekliğinin tam olarak ne olduğunu, renklerinin, saklı renklerinin nerede olduğunu, bunların nerede saklı tutulduğunun arayışı içinde bir gazetecilik hayal ettiğini söyleyen Mervan Özdemir şöyle devam ediyor:
“Birgün bunlara kavuşacağımıza da inanıyorum. Yeter ki Özgür Basın bugüne geldiği kadar benzer şekliyle mücadelesini sürdürsün. Çünkü Özgür Basın bu halkın çığlığı, gerçekliği ve mücadelesinin sesidir.”
Sürgünde Özgür Basın: Hakikat bedel istiyor

Özgür Basın’ın bir de sürgün ayağı var. Türkiye ve Kürdistan’da ölüm ve hapis tehditleri nedeniyle yüzlerce gazeteci sürgünde yaşıyor. Aslan Aslan, sürgünde 20 yıldır Özgür Basın çalışmalarında yer alıyor ve Özgür Basın’da yer almasının nedenini tek kelimeyle anlatıyor: Hakikat!
“Özgür bir halk gerçeği ve onun sesi olma gerçeği vardı, bunlar beni bu çalışmaya getirdi” diyor Aslan Aslan:
“Ama herkes bunu yapamıyor, çünkü bedel istiyor. 90’lı yıllardan bugüne kadar bedel veren bir geleneğin içindeyiz.”
‘Bizim ki bir sürgün haberciliği’
20 yıldır ne inancını ne de direnişe dair olan heyecanını yitirdiğini belirten Aslan Aslan, sürgün koşullarında yapılan çalışmaları şöyle değerlendiriyor:
“Sürgünde Özgür Basın çalışması yapıyoruz. Ama Özgür Basın geleneğinin kendisi sürgünde başladı. 1898 ilk gazete olan Kürdistan gazetesi Kahire’de yayın hayatına başladı ya da yine Hawar Dergisi Şam’da, Kürtlerin ilk radyosu olan Erivan Radyosu da Kürdistan’da değildi ve yine Kürtlerin ilk televizyonu da yani MED TV de yurt dışında başladı yayın hayatına.”
Baskıya rağmen direniş
Aslan Aslan, “Kürtlerin ve Kürdistan’ın yaşadıklarının bir kader olmadığını bilerek çalışmanın hakkını vermek gerekiyordu” diyor ve kendisi dâhil sürgünde olan tüm gazetecilerin bu düsturla çalıştıklarını söylüyor:
“Bize uygulanan yasak, sansür ve baskı hep vardı. 90’lı yıllarda arkadaşlarımız katledildi, gazete binaları bombalandı Kürdistan’da ama burası da (Avrupa) farklı olmadı baskılar konusunda. 2010 yılında Roj TV’ye yönelik baskında anladık ki nerde hakikati dile getirirsen orda yine hedef oluyorsun. Ama hangi koşullarda olursa olsun bizim görevimiz de hakikati ulaştırmaktı.”
‘Ülkende halkının arasında olmak istiyorsun’
Roj TV’ye yapılan baskında bütün teknik malzemelerine el konulduğunda bile tek dertlerinin hakikati ulaştırmak olduğunu belirten Aslan Aslan, sürgünün zor olduğunu ama amaçlarının daha kutsal olduğunu ifade ediyor:
“Şu zorluğu var, kendi toplumunun içinde olmak istiyorsun ama değilsin. Seslerini bütün dünyaya duyurmak istiyorsun ama ülkende değilsin, bu zor… Ama anlıyorsun, zaten amaçları bu sesi kısmak. Ama biz de diyoruz ki nerde olursak olalım mesele Kürdistan, Avrupa, Türkiye, zindanlar, sürgün ya da özgür dağlarda… Mesele hakikat, o yüzden sürgünde olmak ne kadar zor olsa da ülkemizden ve insanımızdan uzak olsak da biliyoruz ki işimiz onların hakikatini her yere ulaştırmak.”
“Ya sev ya terk et” politikaları nedeniyle Avrupa’ya gitmek zorunda kaldıklarını söyleyen Aslan Aslan, “Ama sevmedik. Zulüm varsa, baskı varsa bunu uygulayanı sevemezsin. Dilini yok ediyor, kültürünü yok ediyor; onu sevemezsin,” diyor.
‘Birgün ülkemize döneceğiz’
Yakın tarihte Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın yaptığı “Ülkenize dönün!” çağrısını da hatırlatan Aslan Aslan, bu çağrının Özgür Basın’a da yapıldığını söylüyor:
“Elbette biz de istiyoruz dönmeyi, ama mesele devlet zihniyetinin değişmesi önce. Şu ana kadar da bir değişim göremiyorsun. Hâlâ dertleri Kürtleri nasıl yok edebiliriz, nasıl katledebiliriz, hâlâ bir asimilasyon politikası var dilimiz üzerinden. Elbette bu koşullar değiştiğinde birgün döneceğiz ülkemize.”
‘Bizim hikâyemiz duyulmalı’
“Bizi ülkemizden koparıp bize sürgün bir hayat yaşatmak istiyorlar, ama hayalimiz birgün çalışmamızı yerinde yapmak ve düşleri yarım kalan yoldaşlarımızın düşlerini gerçekleştirmek…” diyen Aslan Aslan, ülkeye döndüğünde en büyük hayalinin köy köy dolaşmak, yaşlı insanları dinlemek ve o yerlerin hikâyelerini kaydetmek olduğunu söylüyor: “Çünkü bizim hikâyemiz duyulmalı!”
Kaynak: Yeni Yaşam Gazetesi
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***





































