MAHMUT AKPINAR | YORUM
Sanırım 1989 yılıydı. İzmir Buca’da, hizmet etme, nesle sahip çıkma heyecanıyla dolu bir grup arkadaşla “Talebe hizmetlerinde neler yapabiliriz?” diye istişareler yapıyorduk. Bilinen okullarda zaten talebe hizmetleri yürütülüyordu. Ama o dönem nüfusu 200 bin olan Buca ilçesinde çok sayıda okul ve ulaşılabilecek öğrenci vardı.
1980’lerin ortalarından itibaren öğretmenliğe teveccüh artmıştı. Liseyi bitiren başarılı idealist gençler etiketli bölümlere girebilecekleri halde, yüksek puanlarla eğitim fakültelerine yöneliyordu. Buca Eğitim Fakültesi tercih edilen okullardandı. Bu nedenle kısa sürede Buca’ya çok sayıda nitelikli, hizmet sevdalısı arkadaş geldi. Beldemizdeki çocuklara, gençlere ulaşabilmek, faydalı olabilmek için fikir sancıları çekildi, projeler geliştirildi.
Potansiyeli değerlendirmenin yolu her arkadaşa hedef vermek, kabiliyetini değerlendirebileceği alan açmaktı. Buca’da olan bütün okulları belirledik. Amacımız her okula yakın bir ev açmak ve rehberlik götürmekti. Kenarda, kıyıda bilmediğimiz çok okulun olduğunu keşfettik. Bunlardan birisi de Betontaş Lisesi’ydi. Bu okul, toplu konut alanı EV-KA-1 semtindeydi. Mahalle, Buca’nın en tepe noktasında, kayaların üzerine kurulu prefabrik evlerden oluşuyordu. Ulaşım iki otobüsle mümkündü. Okulu yerinde görmek için birkaç arkadaş haziran sıcağında Şirinyer İşçievleri durağından otobüse bindik.
Yokuşları tırmanıp son durakta indik. Ortama ağır iş makinalarının sesi hakimdi. Sokaklar ıssızdı; sosyal, ticari bir yapı, bakkal bile yoktu. Kavurucu sıcakta, ruhsuz beton blokların arasında kan ter içinde kalarak Betontaş Lisesi’ni bulduk. EV-KA Projesi kapsamında yapılmış küçük bir okuldu. Çevre kıraçtı, gölgelenecek bir ağaç dahi yoktu. Bunalmış ve yorgun vaziyette otobüs beklerken, “Burada ev açılsa kim gelir? Nasıl ev bulur ve kiralarız, buna değer mi?” diye konuştuğumuzu hatırlıyorum. Ayrıca okulun akademik başarısı oldukça düşüktü. Ama her okula ulaşma hedefimizi gerçekleştirmek için vazgeçmedik.
Keşiften sonra, nazımız geçer diye eğitim fakültesinde okuyan bir hemşerime Betontaş lisesi rehberliğini ve bu semte taşınmayı teklif ettik. Sağolsun arkadaş kabul etti ve hemen işe koyuldu. Bir esnaf abimiz yardımcı oldu, ev tuttuk. Diğer evlerden, esnaflardan fazlalık eşyaları toplayarak evi tefriş ettik. O yıllarda Orta Asya rüzgarı vardı eve “Taşkent” adını verdiğimizi hatırlıyorum.
Doğu ve Güneydoğu’dan getirilen öğrenciler
Yazın sıcak, kışın soğuk ve uzak olduğu için Taşkent “mahrumiyet evi” olarak hafızalarda yer almıştı. Aslında daireler moderndi, tuvaleti alafrangaydı, belki kaloriferi bile vardı. Fakat üniversiteye uzaktı. Binalar prefabrik olduğu için beton bloklar arasından rüzgar girer, kışın bu rüzgarlar ıslığa dönüşürdü. Dairelerin ısınma ve ses yalıtım problemi vardı. Komşular gelen öğrencilerden rahatsız oluyor, şikayet ediyordu. Yeni bloklar için sert kayaları delen iş makinalarının mütemadi sesi kafanıza çivi çakılıyor hissi verirdi. Tek avantajı kirası uygundu. Olumsuzlukları nedeniyle buradaki evi EV-KA1’den mülhem “kabir ev” diye anardık. O ev yıllarca hizmet etti, sonra bir kaç ev daha açıldı.
Terör ve derin, kanlı projeler o dönemde Doğu-Güneydoğu bölgesinde eğitimi felç etmişti. Gençler kitleler halinde dağa yöneliyordu. Muhterem Fethullah Gülen Hocaefendi’nin teşvikiyle bölgeden gençleri tam burslu olarak Batı Anadolu’da okutma projesi başlamıştı. Buca’ya da çok sayıda öğrenci geldi, farklı liselere kayıtları yapıldı. Onlardan birkaçı Betontaş Lisesi’ne kaydoldu ve güzel hizmetlere vesile oldular.
İngiltere’de ilk yıllarda çalıştığım kebapçı muhacir arkadaşları çalıştırmaya devam ediyor. Normalde kebapçılar misafire ‘sallama çay’ ikram ederler, ama burada her daim demleme Türk çayı bulunur. Fırsat buldukça uğrar, hatırlarını sorar, çaylarını içerim.
Orada çalışan matematik öğretmeni arkadaşla yıllardır tanışırız, lakin ayrıntılı muhabbet imkanı bulamamıştık. İyi bir matematikçi, başarılı bir rehber olduğunu işitiyordum. En son ziyaretimde muhabbeti derinleştirdik. Şirinyer Körfez Dershanesi’ne gittiğinden bahsedince, dikkatim yoğunlaştı, deşelediğimde ortak noktalarımız çıktı.
“Liseyi nerede okudun?” diye sordum. İzmir’de Atatürk lisesinden, Bornova Anadolu lisesinden veya Buca lisesinden mezun olması beni şaşırtmayacaktı. Ama cevabı “Betontaş Lisesi” olunca hem şaşırdım hem sevindim. Aklıma, yaz sıcağında Betontaş Lisesi’ne gittiğimiz günler geldi. Oradaki evin durumu, arkadaşların sıkıntıları gözümün önünden geçti. Eski hatıralara geri döndüm. 36 yıl sonra Betontaş lisesinden mezun bir arkadaşla İngiltere’de karşılaşmak Büyük Şair’in: “Sen tohum saç, bitmezse toprak utansın, hedefe varmayan mızrak utansın!” ifadesini hatırlattı.
İzmir ve Buca hayatımda ayrı bir öneme sahiptir. Buca‘da geçirdiğimiz yılların hafızalarımızda ayrı yeri ve nostaljik değeri vardır. Aynı dönemde öğrenci olduğumuz arkadaşlarla 2015 yılına kadar yılda bir kamp yapar, eski günleri yad ederdik. Şimdilerde her biri farklı ülkelere dağılsa da Whatsapp grubunda beraberliğimiz devam ediyor. Hala sevinç ve üzüntülerimizi paylaşır, zoom üzerinden muhabbetler yaparız. Artık herkes pasaportlarını alıyor, yıllık buluşmalarımızı farklı ülkelerde yeniden yapmayı planlıyoruz.
AKP’nin yaptığı kötülüğü ‘dış güçler’ yapamaz!
Bugünlerde Türkiye’de eğitimin çöktüğü, çeteleşmenin yükseldiği, ahlaki değerlerin dip yaptığı konuşuluyor. Objektif veriler bunu doğruluyor. Uyuşturucu kullanım yaşı 12’ye kadar düştü. Başarılı gençler yurt dışına kaçmanın yollarını arıyor. Üniversiteler liseye dönüştü, liseler hedefsiz gençlerle dolu. Öğretmenler sınıflara hakim olamıyor. “İslamcı” iktidar döneminde gençler İslam‘dan soğuyor, ateizme yöneliyor.
Türkiye’nin düşürüldüğü durum tesadüf değil. Eskiden her yerde mahallenin çocuklarına sahip çıkmak için dertlenen, evlerini açan, onlara maklubeler, bisküviden pastalar yapan abiler/ablalar vardı. Üniversite öğrencisi bu gençler zamanlarından fedakarlık yapıp orta/lise öğrencilerine akademik destek veriyor, model oluyordu. AKP rejimi yapılan bu işleri “suç” saydı. Her biri hayırsever insanların sermayesiyle kurulan, fedakar öğretmenlerin alın teriyle çalışan binlerce okulu/kurumu bir gecede kapattı.
Milli Eğitimdeki idealist öğretmeleri işten attı, her yeri liyakatsız kişilerle doldurdu. Böylece Türkiye’deki eğitim ömür tüketen zaman israfına, okullar değer katmayan beton yapılara dönüştü. Genç erkekler “kariyer” için çeteleşmeye yönelirken, genç kızlar bohem, ışıltılı hayata malzeme yapılıyor. Orduyu, yargıyı, ekonomiyi bitirdi; toplumu ayrıştırtırdılar ama en büyük zararı eğitim sistemine, ülkenin beşeri potansiyeline, gençliğe verdiler. Bir dış güç plan yapmış olsaydı, Erdoğan’ın 10 yılda yaptıklarından öte zarar veremezdi.
Şimdilerde Türkiye’de Betontaş Lisesi’nin yanında ev tutup oradaki gençlere yardımcı olacak kimse kalmadı. Gül gibi öğretmenleri, gencecik idealist öğrencileri “terörist” ilan edip hayatın dışına ittiler. Artık 14 yaşındaki çocuklar eline silah alıp okul basıyor arkadaşlarını öldürüyor. İstikametini yitirmiş, gayesiz, ümitsiz, problemli bir nesil geliyor…
Kaynak: Tr724
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***





































