BÜLENT KORUCU | YORUM
Bir Kemal Derviş vardı, elinde çantası çıkageldi ve sihirli değneği ile kriz içindeki Türkiye ekonomisini kurtardı! Daha önceki IMF komiserleri uzaktan izleyip, belli periyotlarla denetime gelirdi; Derviş suyun başına oturdu. Başbakan yardımcısı konumundaydı ama Başbakan Bülent Ecevit ve ortakları Mesut Yılmaz ile Devlet Bahçeli getir götürünü yapıyordu. Bakan Enis Öksüz’ün kellesinin anında alınması buna örnektir.
Şimdi de Norveç’ten bir Adalet Bakanı transfer ettik(!) İşe faili meçhul cinayetlerle başladı. 6 yıldır tozlu raflarda duran Gülistan Doku dosyası jet hızıyla ilerliyor. Norveçli bakan buradan aldığı hız ve topladığı kredilerle ağzındaki baklayı çıkardı ve gerçek niyetini belli etti: Türkiye Başsavcılığı…
Akın Gürlek, Norveç’ten gelmedi elbette, lakin bir dosya üzerinden yapılan parlatma kampanyasına kapılanlar öyle sanabilir. Oysa 15 Temmuz’dan sonra kurulan Erdoğan rejiminin ‘giyotin’ lakaplı kurşun askerlerinden biri. Yargıçken baktığı dosyalardaki üstün performansı sayesinde bakan yardımcılığına terfi etmişti.
İstanbul Başsavcılığına gönderildiğinde Ekrem İmamoğlu tehdidini bertaraf etmesi isteniyordu. Yalnızca onu başarmakla kalmadı, pilot bir uygulamayı denedi. İstanbul Başsavcılığını, ülke genelinde icraat yapar hale getirdi. Fiilen ‘Türkiye başsavcısı’ gibi hareket etti. O şimdi Adalet Bakanlığı koltuğunda oturuyor ve ‘oldubitti’ ile yaptığı işleri resmiyete kavuşturuyor.
Nur topu gibi bir Türkiye başsavcılığımız oldu! Kurulan 7 daire başkanlığı ile bütün soruşturmalar merkezi bir yapı üzerinden kontrol edilecek. Gülistan bir kez daha katlediliyor; onun mağduriyeti, rejimin yeni bir aşamaya geçişinin rampası olarak kullanılıyor.
Rabia Naz’ın ölümü üzerindeki şüpheler de yıllardır kaldırılamadı…
Şebnem Oğuz, 1990’ların faili meçhul cinayetleriyle bugün yaşananları karşılaştırarak şu tespitte bulunuyor: “O dönemde hakikat tamamen karartılıyor ya da yok hükmüne indiriliyordu. Bu yokluk hali doğrudan bir korku rejimi kuruyordu. Faili meçhul, devletin hesap vermeme kapasitesinin hem göstergesi hem de bir gözdağı mekanizmasıydı. Bugün ise korkuyla birlikte işleyen daha karmaşık bir yönetim mantığıyla karşı karşıyayız: Belirsizlik, zamansallaştırma ve kriz yönetimi. Hakikat artık basitçe ortadan kaldırılmıyor; zaman içinde düzenleniyor. Devletin neyi ne zaman açıklayacağı ve ne kadarını görünür kılacağı öngörülemez hale geliyor.”
Oğuz’un tespitlerine şunları eklemeliyiz: Nasıl şehit cenazeleri ya da Ankara Garı saldırısında ölenler bir iktidar dizaynının manivelasına dönüştürüldü ise, Gülistan Doku da aynı işlevi görecek. Üzerine bir tutam Rabia Naz ve Rojin Kabaiş de eklendi mi, mükemmel bir araca dönüşecek. Kurulan dairelerde 1 numaraya faile meçhulleri koymaları boşuna değil. Şehit naaşına dirseğini dayayıp, ‘şehitler tepesi’ nutukları atanlar, bugün de maktul kadın cenazelerine aynı muameleyi çekiyor.
Ailenin iddiasına göre Rojin Kabaiş de öldürüldü…
17-25 aralıktan sonra başlayan savcıları kuşatma süreci böylece sonuçlanacak. Daha önce savcılar üzerinde kısıtlı idari yetkileri olan başsavcılar, o gün bütün dosyalara ‘kayyım’ olarak atandı. ‘Cumhuriyet Savcısı’ elindeki dosyaya dair kimseden emir ve engel görmeden yürümesi gerekir. Erdoğan rejimi, tekrar bir suçüstü durumuyla karşılaşmamak adına başsavcıları süper yetkiyle donattı. Savcılar katip konumuna düşürüldü. Son gelişmeyle onlar mübaşir olacak, başsavcılar katipliğe tenzili rütbe ile inecek.
Başlarken İstanbul’daki pilot uygulamadan söz etmiştim. Biraz daha yakından bakalım. Akın Gürlek, ‘Aziz İhsan Aktaş suç örgütü’ diye bir torba dosya açtı ve oraya Ekrem İmamoğlu’na yakın isimleri farklı illerden toplayıp doldurdu. Adana Büyükşehir Belediye Başkanı Zeydan Karalar, Seyhan Belediye Başkanı Oya Tekin ve Ceyhan Belediye Başkanı Kadir Aydar, Adıyaman Belediye Başkanı Abdurrahman Tutdere bunlardan bazıları. Benzer durum gazeteci Alican Uludağ’ın başına geldi. ‘Cumhurbaşkanına hakaret’ suçlamasıyla Ankara’daki evinde gözaltına alındı, İstanbul’a getirildi. Halen tutuklu bulunan gazetecinin iddianamesi, ‘yetkisizlik’ kararıyla Ankara’ya gönderildi.
Söz konusu uygulama hukukun en temel kurallarına aykırı. ‘Doğal yargıç’ ilkesi gereği, suçun öğrenildiği zaman ve yerdeki hakim ve savcılar soruşturma ve kovuşturmada yetkilidir. Adana’da işlendiğini öne sürdüğünüz bir suçu İstanbul’da yargılayamazsınız. Şimdi Akın Gürlek, Başsavcı iken deneyip direniş görmediği uygulamayı ülke geneline yayacak.
Bakanlık siyasi bir kurum bakan da siyasi bir kişilik; yeni kurulan daireler yargıyı iyice ‘siyasetin köpeği’ haline getirecek. Perinçek’in yıllar önce bir ‘durum tespiti’ olarak kullandığı o ağır sıfat, Gürlek’in kurduğu yeni dairelerle idari şemaya, kurumsal kimliğe bürünüyor. Yerelde işleyen mekanizmaya paralel bir savcılık da, merkezde ihdas edilmiş olacak.
Dosyalar konusunda siyasi seçicilik öne çıkacak. Mesela, “Bakın biz AKP’li belediyelere de dokunuyoruz!” diyebilmek için Halfeti eski Başkanı Şeref Albayrak gözaltına alındı. Ankara ve Melih Gökçek dururken çok komik bir göz boyama eylemi, lakin amaca hizmet edecek.
Bu arada soralım: Gürlek’in tapuları meselesi vardı ne oldu onlara? CHP lideri Özgür Özel yine nakavt etmek üzereyken biriyle daha normalleşti galiba…
Kaynak: Tr724
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***





































