YORUM | CEMİL TOKPINAR
Tarih boyunca Müslümanların ve insanlığın yaşadığı dert ve ıztıraplara baktığımızda bazı dönemlerde daha yoğunlaştığını görürüz. Bugünlerde dünyanın neredeyse tamamında tek kelimeyle “imtihan” diyebileceğimiz acılar, dertler, savaşlar var.
İslamın ve insanlığın tüm sıkıntılarının giderilmesi için fert olarak yapmaya çalışacağımız vazifelerimiz elbette vardır. Ancak bu fiilî gayretlerin ibadet ve dualarla desteklenmesi vesilesiyle Rabbimizin özel ihsanları ve lütufları olacaktır diye ümit ediyoruz.
Bu açıdan baktığımızda tıpkı Ramazan gibi Zilhicce’nin ilk on günü de çok faziletli bir ibadet fırsatıdır.
Rabbimizin bize ikram ettiği iki bayram olan Ramazan ve Kurban bayramlarının ikisinin de öncesinde faziletli ibadetler vardır.
Ramazan ayında başta oruç olmak üzere namaz, infak, dua gibi bütün ibadetler zirveleşir. İçinde Kurban Bayramının bulunduğu Zilhicce ayında ise başta hac ibadeti olmak üzere namaz, kurban, oruç, dua gibi bütün salih ameller teşvik edilir.
On geceye yemin
Fecr Suresinde Rabbimiz mealen, “On geceye yemin olsun ki…” ifadeleriyle bu sevap hazinesi olan Zilhicce’nin ilk on gecesine işaret etmektedir.
Hicrî ayların 12’ncisi olan Zilhicce ayı, hac ibadetinin yerine getirildiği umumî af ve bağışlanma ayıdır. İşte bu mübarek ayın birinden onuna kadar olan zaman dilimi “leyâl-i aşere”, yani “on mübarek gece”dir. 10. gün ise Kurban Bayramı’nın ilk günüdür.
Bu günlerin kıymetini anlatan Sevgili Peygamberimizin (s.a.v.) müjdesi şöyledir:
“Allah’a ibadet edilecek günler içinde Zilhicce’nin ilk on gününden daha sevimli günler yoktur. O günlerde tutulan her günün orucu bir senelik oruca, her gecesinde kılınan namazlar da Kadir Gecesine denktir.” (Tirmizi,Savm: 52; İbn-i Mâce,Sıyam: 39)
Efendimiz (s.a.v.) bir başka hadiste bizi teşvik için şöyle buyurur:
“Allah katında Zilhiccenin ilk on gününde yapılan amellerden daha kıymetlisi yoktur. Bugünlerde tesbihi, tahmidi, tehlili ve tekbiri çok söyleyin!” (Abd b. Humeyd, Müsned: 1/257)
Buradaki ifadeleri şöyle açabiliriz: Tesbih, sübhânallah; tahmid, elhamdülillah; tehlil, lâilâheillallah; tekbir ise Allahü ekber demektir.
Peygamberimizin (s.a.v.) verdiği müjdelerden anladığımıza göre, bu günlerde mümkün oldukça oruç tutmak, farz namazlara ek olarak nafile namazlar kılmak, Kur’an okumak, dua ve salavatla meşgul olmak, tevbe ve istiğfarda bulunmak çok önemlidir.
Abdullah bin Abbas’ın (r.a.) şu rivayeti ise, bugünlerdeki ibadetin cihattan bile faziletli olduğunu gösteriyor:
“Allah katında içinde bulunduğumuz şu günler (Zilhicce’nin ilk on günün)deki salih amelden daha sevimli (salih amelin bulunacağı) başka günler yoktur.”
Sahabeler sordular: “Yâ Resûlallah, Allah yolunda cihat da mı?”
Resûlullah (s.a.v.) şöyle cevap verdi:
“Evet, Allah yolunda cihat da. Meğerki bir adam canıyla ve malıyla cihada çıkıp da kendisine ait mal ve candan hiçbir şeyi geri getiremez olursa, o başka.” (İbn-i Mâce, Sıyam: 39; İbni Hâcer, 5: 119)
Bu hadisten anlıyoruz ki, sadece Allah için savaşa giderek malını feda edip kendisi de şehit olan kimsenin fedakârlığı, bu on gündeki salih amelden amelden daha faziletlidir.
Bugünlerde oruç tutup, gündüzünü ve gecelerini de ibadetle geçirmek hem affa hem de büyük sevaplar elde etmeye vesile olur.
Arefe: Cehennemden kurtuluş günü
Bu on gün içinde Arefe gününün çok özel bir yeri ve çok büyük fazileti vardır.
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) Arefe günü tutulan oruç hakkında şöyle bir müjde vermektedir:
“Arefe günü tutulan oruç, geçmiş bir senenin ve gelecek senenin günahlarına kefaret olur.” (Tergîb ve Terhîb Trc, 2. 457)
Hadisteki geçmiş senenin günahlarına kefaretten af ve mağfireti, gelecek senenin günahlarına kefaretten ise günahlardan korunmayı anlamak gerekir. Yoksa “nasıl olsa affedilecek” diye günah işlemek hadislerin umumî mesajına ve ruhuna uygun düşmez.
Hz. Ebu Bekir’in (r.a.) oğlu Abdurrahman (r.a.) bir Arefe günü kardeşi Hz. Âişe’nin (r.a.) huzuruna girdi. Hz. Âişe Validemiz oruçlu olduğu için hararetten dolayı üzerine su dökülüyordu. Abdurrahman ona orucunu bozmasını söyledi. Hz. Âişe Validemiz ise buna karşı çıkarak şu cevabı verdi:
“Resûlullahın (s.a.v.) ‘Arefe günü oruç tutmak, kendisinden önceki senenin günahlarına kefaret olur’ dediğini işittiğim halde iftar mı edeyim?” (Tergîb ve Terhîb Trc, 2. 458)
“Kefaret olur”, günahları örter, affettirir demektir. Bizim gibi neredeyse bir günah denizinde bulunan ahir zaman Müslümanları için bu büyük bir müjdedir. Bu af ve mağfiret fırsatını yakalamak için mümkün mertebe oruç tutup dua ve istiğfar etmek gerekir.
Arefe orucu, bin oruç gibidir
Başka bir hadiste ise Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şu müjdeyi vermiştir:
“Arefe gününün orucu bin gün oruç tutmak gibidir.” (Tergîb ve Terhîb Trc., 2. 460)
Bu müjdeye göre bir günlük Arefe orucu, üç yıllık normal günlerde tutulan oruç sevabına eşittir ve bu yönüyle Ramazan orucuna benzemektedir.
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) başka bir hadiste Arefe gününün faziletini şöyle anlatır:
“Arefe günü gelince, Yüce Allah rahmetini saçar. Hiçbir gün o günde olduğu kadar insan cehennemden azat olunmaz. Kim Arefe günü gerek dünya ve gerekse ahiret ile ilgili olarak Allah’tan bir şey isterse, Allah onun dileğini karşılar.”
Bu arada şunu hatırlatalım: Hadislerde zikredilen Zilhicce’nin ilk on gününde oruç tutmaktan maksat ilk dokuz günüdür. Çünkü Zilhicce’nin onuncu günü Kurban Bayramının birinci günüdür. Bugün oruçlu olmak caiz değildir; ancak o gün de ibadet günüdür. Müstehap olan oruç, Kurban Bayramından önceki ilk dokuz gündür. On geceye ise, Kurban Bayramının gecesi dâhildir. Çünkü geceler önce gelmektedir.
Ayrıca Zilhicce’nin sekizinci gününe “terviye günü” dokuzuncusuna “Arefe günü”; Kurban bayramı gününe (onuncu güne) “nahr” yani kurban günü, ondan sonraki üç güne de “teşrik günleri” denilmiştir.
Nasıl değerlendirmeliyiz?
Elbette tüm zamanların en faziletli ibadeti olan beş vakit namazı asla ihmal etmemeliyiz. Namazlarda cemaate katılmak için gayret etmeli, daha bir dikkat ve huşû ile eda etmeliyiz. Mümkünse bugünlerde oruç tutup zamanımızı Kur’an, istiğfar, salâvat, nafile namaz, zikir ve dua ile geçirmeliyiz. Her gün kılamayanlar bile hiç değilse bugünlerde kuşluk, evvâbîn, teheccüd, hacet gibi namazları kılmalı, affa nail olmak için gayret etmelidir.
Hatta affa ve rızaya nail olmayı hedef kabul ederek, bu on günü sanki Ramazan’ın son on günüymüş gibi geçirmeliyiz. Buna güç yetiremeyenler, hiç değilse Arefe gününü ve bir gün öncesini oruçla ve ibadetle geçirmelidirler. On gece içinde, bilhassa terviye, Arefe ve bayram gecelerini ihya etmenin özel bir yeri vardır.
Arefe günü bin İhlâs Suresi okumak çok faziletlidir. Çünkü Arefe, tevhidin, azamet ve kibriyanın tam hissedilip ilan edildiği gündür. Bunun için Arefe gününün sabah namazında başlayıp bayramın dördüncü gününün ikindi namazına kadar 23 vakit farzlardan sonra teşrik tekbirlerini getirmek vaciptir. Hatta bu tekbirleri on gün içinde müsait oldukça söylemek büyük sevaptır.
Kadir, Berat ve Mîraç gecelerine benziyor
Bediüzzaman Said Nursî Hazretleri de, Zilhicce’nin ilk on günüyle ilgili hadislerden hareketle bu günlerin fazileti hakkında şöyle demektedir:
“Bu on gece, Kur’an-ı Azimüşşan’ın ‘Ve’l-fecri veleyâlin aşr’ (Fecr: 1) kasemi ile, onlara verdiği ehemmiyete binaen o geceler Leyle-i Kadir ve Beraat ve Mi’rac nev’inde büyük kıymetleri var. Çünkü: Hac sırrıyla bütün âlem-i İslâm namına her taraftan gelen binler hacıların bütün kâinatla alâkadarane bir tarzdaki makbul hasenatlarına ve ümmet-i Muhammed (s.a.v.) hakkında ettikleri dualarına, o gecelerde amâl-i sâliha ile meşgul olan mü’minler hissedâr oluyorlar.”
Zikrettiğimiz bu müjdeleri eşimiz ve çocuklarımızla paylaşıp mümkünse bu on günü ailece küçük bir Ramazan gibi ihya edebiliriz. Kendimizin de İslâm âleminin de duaya, Rabbimizin rahmet ve inayetine çok ihtiyacı var. Bu günleri ibadetle değerlendirip başta Türkiye, Filistin, Gazze, Doğu Türkistan, Arakan, Yemen, Suriye, Irak, Sudan ve İran olmak üzere bütün dünyadaki mağdur, mahpus, mazlum, mahrum ve muztarların kurtuluşu, huzuru, korunması ve başarısı için dua etmeliyiz.
Kaynak: Tr724
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***





































