DR. YÜKSEL NİZAMOĞLU | YORUM
Menemen Olayı Sonrası İlk Tepkiler ve Savcının İddiaları
Menemen Olayı sonrasında Mazhar Müfid ve 43 arkadaşı TBMM’de verdikleri soru önergesinde; “Menemen’de tahaddüs eden irtica vakasının” doğrudan cumhuriyeti hedef aldığını, “haydutların birkaç serseri veya esrarkeşten ibaret olmayıp mürettep ve şümullü bir irtica hareketi olduğu kanaati vermiştir” denilmekte ve hükümetin aldığı tedbirlerin Başvekil Paşa (İsmet İnönü) tarafından açıklanması talep edilmekteydi (Cumhuriyet Arşivi (CA), 8-48-9 (31.12.1930).
Gerek basında yer alan haberlerin içeriği gerekse yukarıda yer verdiğimiz önerge, hükümetin Menemen Olayı’nı “Allah’ın bir lütfu!” olarak görüp dindar kesime ağır bir bedel ödeteceğinin habercisiydi. İşte burada olayın faili olan Derviş Mehmet ve arkadaşlarının dindar kesimle ya da o zaman kullanılan tabirle “irticaî” gruplarla bağlantılarının ortaya konulması gerekiyordu.
Üç yazı olarak planladığımız bu seride amacımız; 1930’dan bu yana tarihimizin en tartışmalı konularından birisi olan Menemen Olayı’nı TBMM Zabıt Ceridelerinde yer alan Divan-ı Harp Mahkemesi tutanaklarından hareketle açıklamaktır. Ayrıca; sürekli ortaya atılan komplo iddialarını, olayla Nakşibendi tarikatı ve Erbilli Esad Efendi arasında nasıl bir bağlantı kurulabildiğini ortaya koymaktır.
CHP İLERİ GELENLERİ Mİ KOMLO KURDU?
Öncelikle şunu belirtmekte fayda var. Geçen yazımızda Necip Fazıl Kısakürek’in Menemen Olayının bir komplo olduğunu iddia ettiğini yazmıştık. Ona göre bu karar, Bursa’da CHP ileri gelenlerinden Şükrü Bey (Kaya), Mahmut Esat Bey (Bozkurt) ve Vasıf Bey (Çınar) tarafından alınmıştı.
Bahriye Acar 1997’de hazırladığı yüksek lisans tezinde gazete taraması yapmış ve İzmir mebusu Vasıf Bey’in yine İzmir mebusu olan Celal (Bayar) ve Münir (Akkaya) beylerle birlikte partinin yeni teşkilatını yapmak üzere 8 Aralık 1930’da yani olaydan iki hafta önce Menemen’e geldiklerini tespit etmiştir.
Bu ziyaretle ilgili olarak İzmir merkezli Anadolu gazetesi, mebusların ilçede büyük bir ilgiyle karşılandıklarını ve kazada yerel seçimi kazanan Serbest Cumhuriyet Fırkası’na (SCF) mensup başkanın belediye başkanlığının devam edeceğini söylediklerini nakletmektedir.
Yine İzmir’de çıkan Yeni Asır gazetesi ise Anadolu gazetesinden farklı olarak ahalinin şikayetlerine yer vermiştir. Halk mebuslara; ürünlerinin para etmediği, Ziraat Bankası’nın çiftçiye yardımcı olmadığı, vergilerin çok ağır olduğu, hükümet dairelerinde işlerinin çabuk görülmediği ve gençliğin ihmal edildiği gibi şikâyetlerde bulunmuştur.
Gazeteye göre mebuslar da Ziraat Bankası’nın uygulamalarında ve vergilerde düzenlemeler yapılacağını söylemiş ayrıca 1929’da başlayan iktisadi buhranın bütün dünyayı etkilediğini belirtmişler ve Serbest Fırka’lı belediye başkanının görevinin başında kalacağını söylemişlerdir.
Bu bilgilerden hareketle şu soruyu sormak yerinde olacaktır: CHP İzmir milletvekillerinin olaydan iki hafta önce Menemen’e gelmiş olmaları, Menemen Olayı’nın önceden planlandığına bir kanıt olabilir mi? Elbette yaşananları sadece gazeteler aracılığıyla öğrendiğimizden bu ziyaretin yüzde 100 bir komplo amacıyla yapıldığını söylemek mümkün olmasa da bu ziyaret önemli bir soru işareti oluşturmaktadır.
Ayrıca Derviş Mehmet ve arkadaşlarının isyanına Anadolu gazetesi muhabiri tanık olmuş ve şahit olduğu gelişmeler, İzmir merkezli gazetesinin ertesi günkü nüshasında yer almıştır. Bazı kaynaklarda olayı ayrıntılı olarak anlatan muhabirin “tesadüfen” orada bulunduğu belirtilmektedir. Ancak gazetedeki haberde yer alan “Saat 7 buçukta evimden çıktım.” ifadesi onun kazada (Menemen’de) ikamet ettiğini göstermektedir.
Olay sonrasında 28 Aralık 1930’da Dolmabahçe Sarayı’nda Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Paşa başkanlığında bir toplantı düzenlendi. Toplantıya Paşa dışında Erkân-ı Harbiye Reisi Fevzi Paşa (Çakmak), Meclis Başkanı Kazım Paşa (Özalp), ordu müfettişlerinden Fahreddin Paşa (Altay) ve Dahiliye Vekili Şükrü Bey (Kaya) katıldı.
Toplantı sonrasında sıkıyönetim (o zamanki adıyla “idare-i örfiye”) ilan edilmiş ve bu çerçevede 31 Aralık 1930’da 1. Kolordu Kumandan Vekili Mirliva Mustafa Paşa (Muğlalı) reisliğinde “İdare-i örfiye divan-ı harbi” heyeti oluşturulmuştu. Yine aynı gün sıkıyönetim komutanı olarak İkinci Ordu Müfettişi Birinci Ferik Fahreddin Paşa (Altay) tayin edilmişti (CA, 60-38-19).
İlginç noktalardan birisi de dönemin İzmir valisi Kazım Paşa’nın (Dirik), olaydan iki gün sonra gönderdiği raporda suçlu olarak Nakşibendi tarikatını göstermesidir. Ona göre Şeyh Hafız Hasan, Şeyh Hacı Hakkı ve Hacı Hilmi adlı kişiler, Mehdi Mehmet’i yönlendirmişlerdir. Tanık ifadelerine göre Menemen’le irtibatı da bu kişiler kurmuş, destek alınacak kuvvet olarak da “ayak takımı ve kopuklar” belirlenmiştir.
İKİSİ DE GİRİT GÖÇMENİ
Olayın baş kahramanı olup Menemen’de mehdiliğini ilan eden Derviş Mehmet aslen Girit göçmeni olup Akhisar’da dünyaya gelmişti. Asıl adı “Mehmet Bedivaki” olan Mehmet’in mesleği berberlik olsa da son 3-4 yıldır budakçılık ve çapacılıkla geçimini sağlamaktaydı.
1923 yılında Nakşibendi tarikatına girdiği ifade edilen Mehmet’in, Çerkez Ethem’in yanında yer aldığı hatta Ethem’le birlikte Yunan saflarına geçtiği iddia edilmektedir. Ayrıca olay sonrasında gazetelerde, onun Ethem’le muhabereye devam ettiğine dair haberler de yer almıştır. Elbette bu haberlere ihtiyatla yaklaşılması doğru olur.
Bir başka iddia ise Yunan işgali döneminde asker kaçağı olarak dağa çıktığı şeklindedir. Mehmet’i tanıyan bazı kişiler onun Bektaşi olduğunu ama sonradan Sünniliğe geçtiğini ifade etmişlerdir.
“Asteğmen Kubilay” olarak bilinen Mustafa Fehmi Kubilay da Derviş Mehmet gibi Girit göçmeni bir ailenin çocuğudur. Ailesi önce 1902 yılında İzmir’e gelmiş daha sonra Adana’nın Kozan ilçesine göç etmiş ve Kubilay, 1906’da Kozan’da dünyaya gelmiştir.
İlköğretimini Aydın’da yapan Kubilay; öğretmen okuluna Antalya’da başlamış, Bursa ve İzmir’de devam etmiş ve öğretmenlik hayatına Söke’de başlamıştır. “Kubilay” adını da İzmir’de öğrenci iken almıştır.
1929’a kadar Aydın’da öğretmenlik yaptıktan sonra Menemen Zafer İlkokulu’na tayin olmuş ve burada iken askere gitmiştir. İzmir-Gaziemir’den sonra İstanbul-Harbiye’ye gönderilen Kubilay, sonra da Menemen’de 43. Piyade Alayı’nda takım komutanlığı yapmıştır.
Kubilay, öğretmenliği sırasında kendisi gibi öğretmen olan Fatma Vedide Hanım’la 1928’de evlenmiştir. Bu evlilikten “Vedat” adında bir çocukları dünyaya gelmiştir. Vedide Hanım olayın yaşandığı sırada Gönen’in Tuzakçı köyünde öğretmenlik yapmaktaydı (Pek çok kaynakta köyün ismi yanlış olarak “Tuzaklı” şeklinde yazılmıştır).
Vedide Hanım daha sonra ikinci evliliğini yapmış ve Vedat da amcasının yanına taşınmak zorunda kalmıştır. Vedat Kubilay, öğrenim hayatını devam ettiremeyecek, kısa süren bir Almanya macerasından sonra zabıta memuru olarak çalıştığı Nazilli Belediyesi’nden emekli olacaktır.
Başta eşi olmak üzere Kubilay’ı tanıyanlar, onun sinirli bir karaktere sahip olduğunu hatta “ataklığı ve inatçılığıyla” bilindiğini belirtmektedir. Ayrıca “aceleci” bir kişiliği olduğu da ifade edilmektedir. Bu özelliklerinin Menemen’deki olaya müdahale tarzında etkili olduğu söylenebilir.
SAVCILIK İDDİANAMESİNE GÖRE MENEMEN OLAYI
Olayla ilgili olarak hazırlanan savcılık iddianamesinde, hazırlıkların dört ay öncesinde başladığı iddia edilmektedir. Bu iddianın, olayı SCF’nin kuruluşu ve sonrasında Fethi Bey’in meşhur Ege gezisiyle irtibatlandırmak amacı taşıdığı anlaşılmaktadır.
İddianameye göre; Manisa’da Tatlıcı Mehmet’in evinde planlar yapılıp kararlar alındıktan sonra Giritli Mehmet yanında Sütçü Mehmet ve Şamdan Mehmet olduğu halde iki silahla 8 Aralık’ta Manisa’dan ayrılmışlardı.
Önce Paşaköy’e gelen grup, yeni katılanlarla birlikte Bozalan Köyü’ne doğru yola çıkmış ve Sünbüller Köyü’nde gecelemiştir. Ancak burada işin ciddiyetini anlayan Çakıroğlu Ramazan kaçmış ve Derviş Mehmet de yanındakileri, kaçmak isteyenleri öldüreceğini söyleyerek tehdit etmişti. Grup Bozalan’da bir süre kalmış ve köy halkı grubun varlığını öğrenmişti.
Sait Erbilli
Giritli Mehmet, bu köyde mehdiliğini ilan etmiştir. Savcının iddianamesine göre, bu kişiler köyde kaldıkları süre içinde sürekli esrar kullanmışlar ve zikir yapmışlardır. Pazartesiyi salıya bağlayan gece yola çıkan grup, salı sabahı Menemen’e girmeden önce yine esrar içmiş ve “dumanlı ve sarhoş kafayla” sabah namazının kılınmakta olduğu Müftü Camii’ne saat 06.20’de girmişlerdir.
Camide grubun içinde bulunan Nalıncı Hasan yeşil bayrağı almış, “Mehdi” Mehmet de cemaati kendisine katılmaya davet etmiştir. Mehmet, mehdiliğine delil olarak da yanında bulunan “Kıtmir” adlı köpeğini göstermiştir. Ayrıca akşama kadar bu bayrağın altında toplanmayanların kasabaya gelecek yetmiş bin kişilik ordu tarafından kılıçtan geçirileceğini söylemiştir.
Grup namazdan sonra kasabayı dolaşarak artık hükümetin ortadan kalktığını, herkesin kendilerine katılmaları gerektiğini ilan etmiştir. Ardından belediye meydanına gelen grup, burada bir belediye işçisine zorla çukur kazdırıp çukura yeşil bayrağı dikmiştir.
Bunlar yaşanırken, jandarma yazıcısı Ali Efendi dört askerle birlikte olay yerine gelerek ne olduğunu sormuş, Mehmet de komutanına haber vermesini söylemiştir. Bunun üzerine o zamana kadar evinde olan Jandarma Bölük Komutanı Yüzbaşı Fahri Bey olay yerine gelmiş ve dağılmalarını isteyince Mehdi Mehmet şeriatı ilan ettiğini ve kendisine kimsenin mukavemet edemeyeceğini söylemiştir.
Fahri Bey ise hiçbir cevap vermeden yazıcı Ali Efendi’nin getirdiği dört eri de alarak hükümet konağına çekilmiştir. Fahri Bey’in bu tavrı asileri daha da cesaretlendirmiş, çevredeki halkın bir taraftan Mehdi Mehmet’e inanmasına diğer taraftan korkmasına yol açmıştır. Fahri Bey bu sırada İzmir’deki alaydan kuvvet istemiştir. Fahri Bey’in bu şekilde gitmesi, halkın da asileri alkışlamasına neden olmuştur. Emniyet-i Umumiye raporunda da Fahri Bey’in bu tavrı ağır bir şekilde eleştirilmektedir.
İddianameye göre, olay yerine bir başka yüzbaşı da gelmesine rağmen o da Fahri Bey gibi geri çekilmiştir. Bu sırada Asteğmen Kubilay, birliğinden çıkarak bazı kaynaklarda yirmi altı civarında olduğu belirtilen “süngülü askeriyle” olay yerine gelmiş ve grubun dağılmasını istemiştir. Askerlerini kahvenin önünde bırakan Kubilay, esrarın da etkisiyle sarhoş durumdaki Mehdi Mehmet’i yakasından tutarak dağılmalarını istemiştir.
Kubilay Asteğmen
Mehdi Mehmet ise silahını ateşleyerek Kubilay’ı ağır bir şekilde yaralamış, şahitlerin ifadelerine göre Kubilay yirmi dakika kadar cami avlusunda kalmıştır. Bu sırada halktan, resmi görevlilerden hatta yanında getirdiği askerlerden kimse kendisine yardım etmemiştir. En ilginç olan da emrindeki askerlerin Kubilay’ın yaralanması üzerine kaçmalarıdır.
Mehdi Mehmet ardından aldığı bir bıçakla Kubilay’ın başını gövdesinden ayırmış ve bayrağın direğine takmıştır. Ancak başın ve direğin düşmesi üzerine Yusuf oğlu Kamil’den bir ip alarak bayrak direğini elektrik direğine bağlamıştır.
Bu sırada iki bekçi olay yerine gelerek asilerle çatışmaya girmiş ve o esnada İzmir’den gelen birliklerin ateş açmasıyla kısa süreli bir çatışma yaşanmıştır. Çatışma esnasında Derviş Mehmet, Sütçü Mehmet ve Şamdan Mehmet öldürülmüş, iki bekçi de çatışmada hayatını kaybetmiştir.
ESAD EFENDİ’NİN HALİFESİ İBRAHİM HOCA
Savcılık iddianamesinde olay bu şekilde anlatıldıktan sonra “elebaşları, olaya iştirak edenler, ip getiren kişi, alkışlayanlar, Mehmet ve adamlarını köylerinde barındıranlar” hakkında idam başta olmak üzere çeşitli cezalar talep edilmiştir.
Savcı ardından konuyu Nakşibendi tarikatına getirmiştir. İddianameye göre bölgede bu hareketin başında Menemen Askeri Hastanesi imamlığından emekli Laz İbrahim Hoca bulunmaktadır. İbrahim Hoca doğrudan Erenköy’de ikamet eden Esad Efendi ve oğlu Mehmed Ali ile irtibatlıdır. Savcı daha sonra İbrahim Hoca’nın tarikat adına yaptığı faaliyetleri aktarmakta ve onun “inkılâplar aleyhinde” olduğunu ifade etmektedir.
İddianamede İbrahim Hoca ile Esad Efendi’nin irtibatına delil olarak mektuplar gösterilmektedir (Bu mektuplara “Arşiv Belgeleriyle Menemen Olayı” adıyla Genelkurmay Başkanlığı veb sitesinde yer verilmekte olup link aşağıda yer almaktadır). Ayrıca savcıya göre İbrahim Hoca, asilerden Nalıncı Hasan’la “geçen sene” İstanbul’a gitmiş ve Esat Hoca’yı ziyaret etmiştir.
İddianamede; İbrahim Hoca ve ona bağlı diğer kişilerin çeşitli zamanlarda tarikat amaçlı olarak bir araya geldikleri ifade edilmektedir. Savcılık bu toplantılara katılanları tespit etmiş ve haklarında çeşitli cezalar talep etmiştir. Yine iddiaya göre Derviş Mehmet’e “mehdilik” imtihanı bile yapılmıştır.
Savcılık olayın Esad Efendi’ye bağlı başta İbrahim Hoca olmak üzere onun yanına gidip gelen Manifaturacı Osman gibi kişilerce tertiplendiğini iddia etmektedir. En kuvvetli delil olarak da Nalıncı Hasan’ın bir iddiasına yer verilmiştir.
Buna göre Hasan, Şeyh’in köşkünde iken Esad Efendi, Esad Efendi’nin oğlu Mehmet Ali ve İbrahim Hoca kendisini odadan dışarı çıkararak bir mebusla konuşmuşlardı. Hasan konuşmayı dışarıdan dinlemiş ve padişahlığın yeniden ihdasına ve şehzadelerin ülkeye döneceklerine dair konuşmaları duymuştu.
Savcı iddianamenin sonunda inkılaplara karşı olan bu tarikatın başındaki “Kutb-u Azam” denilen Esad Efendi, onun oğlu Mehmed Ali ve Laz İbrahim’i Menemen Olayı’nı hazırlayan baş failler olarak belirtmiştir.
İddianamedeki bu bilgiler ışığında şu sorular ortaya çıkmaktadır.
Sürekli “esrarkeş oldukları” vurgulanan Derviş Mehmet ve adamlarının böyle bir olayla amaçları ne olabilir?
Olaya ilk müdahale etmesi gereken Yüzbaşı Fahri Bey neden gerekli tedbirleri almamıştır?
İddianameye göre Fahri Bey’den sonra bir başka yüzbaşı da olay yerine gelmesine rağmen niye asilerin üzerine Asteğmen Kubilay gönderilmiştir?
Kubilay yaralandıktan sonra yirmi dakika kadar geçmesine rağmen niye asker veya sivil memurlardan yardım eden olmamıştır?
Esad Efendi’nin halifesi olduğu anlaşılan Laz İbrahim Hoca’nın asileri örgütlemedeki rolü nedir?
Bundan sonraki yazıda Divan-ı Harp tutanakları doğrultusunda bu soruların cevaplarını vermeye ve Esad Efendi, oğlu Mehmed Ali ve Ziya Hoca’nın kendilerini nasıl savunduklarını açıklamaya çalışacağım.
Son olarak şunu belirtmekte fayda var:
Seküler kesim ilk günden itibaren Menemen Olayı’nı kullanmış ve efsaneler üretilmiştir. Hikmet Çetinkaya’nın aktardığı bir hadise buna iyi bir örnektir. Çetinkaya, Kubilay’ın eşine, olay sonrasında İstanbul gazetelerinde Kubilay’ın oğlu Vedat’ın olaydan önce rüyasında babasının bazı adamlarla birlikte mezar kazdığını ve başında da sarıklı hocaların bulunduğunu gördüğüne dair haberi göstermiştir. Vedide Hanım buna “18 aylık bir çocuk gördüğü rüyayı anlatabilir mi? Anımsamıyorum böyle bir şey söylediğimi. Herhalde muhabirin hayal gücünden kaynaklanmış olacak!” cevabını verecektir.
Kaynaklar: Cumhuriyet Arşivi, 8-48-9, 60-38-19 (31.12.1930); TBMM Zabıt Ceridesi (1931), Devre: III, İçtima: 4, C. 25; “Göktaş, V. (2013), Muhammed Esad-ı Erbilî, Ankara, İlahiyat; Üstün, K (1978), Menemen Olayı ve Kubilay, İstanbul, Çağdaş; Çetinkaya, H. (1986), Kubilay Olayı ve Tarikat Kampları, İstanbul, Boyut; Acar, B. (1997), İzmir Basınında Menemen Olayı, Dokuz Eylül Üniversitesi AİİT Enstitüsü Yüksek Lisans Tezi, İzmir; Kurtoğlu, İ. (2000), Menemen Olayı, Anadolu Üniversitesi SBE Yüksek Lisans Tezi, Eskişehir; Ertem, B. (2011), “TBMM ve Divanı Harp Tutanaklarına Göre Kubilay Olayı”, Yalova Sosyal Bilimler Dergisi, S. 3, s. 99-116; “Resmi Belgeler ve Basında Menemen Olayı”, History Studies, Volume: 5 Issue: 1, p. 157-179; Bigat Akça, B. (2022). “Menemen (Kubilay) Olayı Hakkında Yapılmış Çalışmalar Üzerinden Bir Değerlendirme”, Çanakkale Araştırmaları Türk Yıllığı, S. 32, s. 42-77; (https://www.msb.gov.tr/ArsivAskeriTarih/icerik/arsiv-belgeleriyle-menemen-olayi, 8.2.2026).
Anahtar Kelimeler: Erbilli Esad Efendi, Menemen Olayı.
Kaynak: Tr724
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***





































