HABER MERKEZİ – Kayıp yakınları ve İHD tarafından dört kentte yapılan eylemlerde, “Sürecin en temel parçalarından birisi hakikat, adalet ve yüzleşmedir” denildi.
Kayıp yakınları ve İnsan Hakları Derneği (İHD) Amed, Êlih, İzmir ve Colemêrg’te düzenlediği eylemlerde kayıpların akıbetinin açıklanması, faillerinin yargılanması talebinde bulundu.
AMED
İnsan Hakları Derneği (İHD) Amed Şubesi ve kayıp yakınlarının her hafta düzenlediği “Kayıplar bulunsun, failler yargılansın” eylemi 877’nci haftasında da Rezan (Bağlar) ilçesinde bulunan Koşuyolu Parkı’ndaki Yaşam Hakkı Anıtı önünde gerçekleşti. Eylemde kaybedilen ve faili meçhule giden kişilerin fotoğraflarının olduğu dev pankart açıldı. Kayıp fotoğraflarının taşındığı eylemde 29 Kasım 1994’te gözaltında kaybettirilen Ender Toğcu’nun akıbeti soruldu. Toğçu’nun eşi ve yakınları da Tekirdağ’dan gelerek eyleme katıldı.
Eylemde ilk olarak konuşan İHD Eş Genel Başkan Yardımcısı ve İHD Amed Şube Başkanı Ercan Yılmaz, Tahir Elçi ve Şevket Epözdemir’i andı. Her iki dosyanın da cezasızlıkla sonuçlandığını belirten Yılmaz, “Bizim mücadelemiz aydınlatılmayan tek bir faili meçhul cinayet kalmayana kadar devam edecek. Elçi ve Epözdemir şahsında zorla kaybedilen, faili meçhul cinayete giden insanlarımızı saygıyla anıyorum” dedi.
Ardından konuşan İHD Eş Genel Başkanı Cihan Aydın, bütün çabaların, emeklerin bir tek “Kayıplara ne oldu?” sorusuna odaklandığını belirtti. Barışın ve müzakerenin konuşulduğu bugünlerde bu travmaya da bir çare bulunmasını umduklarını belirten Cihan Aydın, devam eden sürece işaret ederek, “Bu süreci her zaman destekleyeceğiz. Nihai barış şurada gördüğünüz abilerin, kardeşlerin, annelerin yüreğinden geçer. Onların yaraları kabuk bağlamazsa nihai barıştan bahsedemeyiz. Bu sürecin en temel parçalarından birisi hakikat, adalet ve yüzleşmedir. İHD olarak bu süreçte bu meselenin gündemde tutulması, faillerin tespit edilmesi ve adaletin sağlanması talebimizi en güçlü şekilde sürdüreceğiz” şeklinde konuştu.
İHD Kayıp Komisyon Üyesi Fırat Akdeniz tarafından okunan Ender Toğcu’nun hikayesi şöyle: “Evli ve tek çocuk babası olan Ender Toğcu, 29 Kasım 1994’te saat 15.00 civarında ağabeyi olan Ali Toğcu’ya, hastaneye yatırılan eşinin yanına gideceğini belirtir ve onun yanından ayrılır. Hastanede o gün refakatçi olarak bulunmakta olan Ender Toğcu’nun annesinin beyanına göre oğlu o gün hastaneye hiç uğramaz. Aynı gün gece saat 22.30 civarında Ender’in babasının ikamet ettiği eve 7-8 kişilik sivil polisler tarafından baskın düzenlenir. O esnada polisler evde bulunan baba Hüseyin Toğcu ve küçük oğlunu dövmeye başlar. Polisler, baba Hüseyin Toğcu’yu sürekli olarak oğlunun nerede olduğunu sorarak dövmeye devam eder. Baba Hüseyin Toğcu, korktuğundan dolayı sivil polislere oğlu Ender Toğcu’nun ‘üç gün önce Kayseri’ye dayısının yanına gittiğini’ söyler. Bunun üzerine polisler babayı ‘Oğlun bizim elimizde, üç gün içinde sana ölüsünü teslim ederiz’ diye tehdit ederek evden ayrılırlar.
Evden ayrılan sivil polisler daha sonrasında Ender’in ağabeyi olan Ali Toğcu’nun evine giderler. Ali’ye de aynı şekilde Ender Toğcu’nun nerede olduğunu sorarlar. Ali Toğcu, sivil polislere Ender’in saat 15.00 civarında yanından ayrıldığını ve kendisini bir daha görmediğini ifade eder. Bunun üzerine polisler, Ali Toğcu’yu da yanına alarak babasının evine tekrar gelirler ve babaya ‘Evinizde silah var, o silahı bize teslim edeceksiniz’ deyip odunluğa girerek silahı çıkarırlar. Polisler babasına silahın yerini Ender Toğcu’nun söylediğini belirtip oradan ayrılırlar. Aynı gece saat 24.00 sıralarında oradan ayrılan polisler bir süre sonra tekrar eve geri gelip baba Hüseyin Toğcu’ya tutanak imzalatırlar. Polisler oradan ayrılmadan önce karşı komşuya da Ender’in nerede olduğunu sorarlar. Komşuları ise Ender’i tanımadığını ve nerede olduğunu bilmediğini belirtince polisler askerliğini daha önce yapmış olan Ender hakkında ‘Ender asker kaçağı ve onu arıyoruz’ deyip oradan ayrılırlar.
Olayın ertesi günü Ender’in ağabeyi Ali, kahvehanede oturduğu sırada Çarşı Karakolu polisleri tarafından kahvehaneden alınıp üç gün boyunca gözaltında sorguya çekilir. Ağabeyine de Ender’in nerede olduğu sorulur, ağabeyi nerede olduğunu bilmediğini söyleyince polisler ‘yalan söyleme, biz onu yakaladık, üzerinde bir liste de çıktı. O listede telsiz ve pil gibi eşyaların fiyatı da yazıyordu’ derler. Ender Toğcu’nun babası Hüseyin Toğcu’nun beyanına göre, Ender’in ağabeyi gözaltında kaldığı sürede Ender’in çığlıklarını ve sesini duyar. Ağabeyi olan Ali Toğcu üçüncü gün Ergani yolu üzerinde serbest bırakılır. Baba Hüseyin Toğcu, oğlunun kaybedilmesinden sonra her ay Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM) Cumhuriyet Başsavcılığına başvuruda bulunur fakat kendisine oğlunun gözaltına alınmadığına ve gözaltı kaydının bulunmadığına ilişkin cevaplar verilir. Yine ağabeyi sözlü olarak Çarşı Karakolu’na başvuruda bulunur. Ancak yapılan tüm girişimlere ve aradan geçen 31 yıla rağmen Ender Toğcu’nun akıbeti ile herhangi bir haber alınamaz.”
Okunan hikayenin ardından kayıp yakınları oturma eylemi yaptı.
ÊLIH
Êlih’te ki İHD ve kayıp yakınları eylemi, 713’üncü haftasında da Gülistan Caddesi’nde bulunan İnsan Hakları Anıtı önünde sürdürüldü. Bu haftaki eylemde, 28 Kasım 2015’te Amed’in Sûr ilçesi Dört Ayaklı Minare önünde uğradığı silahlı saldırı sonucu katledilen Amed Baro Başkanı Tahir Elçi’nin failleri soruldu.
İHD üyesi Hüseyin Elçi, Tahir Elçi’nin hukuksal alanda verdiği mücadeleye işaret ederek, “Tahir Elçi’nin katledilmesinin üzerinden 10 yıl geçti ancak yargılamaya dair herhangi bir ilerleme kaydedilmedi. Dönemin iktidarı, bu cinayeti aydınlatacağız dediler. Dediler ama 10 yıl oldu bir arpa boyu yol gidemediler. 3-5 kovanı bile toplayamadılar. Bazı kamera görüntüleri ortadan kayboldu, bazı kameralar bozuldu, bazı görüntüler de her nedense silindi. Sözler bir kez daha tutulmadığı için failler hala aramızda dolaşmaya devam ediyor. Tahir Elçi dosyası da binlerce faili meçhul dosyasının tozlu rafları arasında unutulmak ve unutturulmak istenmektedir. Hak savunucuları olarak Tahir Elçi’siz geçen 10 yılın ardından şunu ifade ediyoruz: Arkadaşımız Tahir Elçi’yi unutmadık ve unutturmayacağız. Katledenleri er ya da geç açığa çıkaracak, adalet önünde hesap soracağız” dedi.
Açıklama oturma eylemiyle son buldu.
İZMİR
İHD İzmir Şubesi, 2 haftada bir gerçekleştirdiği “Kayıplar bulunsun failler yargılansın” eylemini Konak Eski Sümerbank önünde sürdürdü. “Kayıplar vicdandır sahip çık” ve “Kayıplar belli failler nerede” pankartlarının açıldığı açıklamada bu hafta, 6 Kasım 1967’de Amed’de kaçırılarak kaybettirilen Abdulselam Çelik ve Kasım 1995’de Abdullatif Yağızay’ın akıbeti soruldu.
Çelik ailesinin yaptığı başvuruların sonuçsuz kaldığı belirten İsmet Süzer, Çelik’ten o günden sonra haber alınmadığını belirtti. Yağızay’ın ailesinin de Nisêbîn Emniyetine başvurduğunu, başta Abdullatif Yağızay diye birinin gözaltına alınmadığını, ardından gözaltına alındığını ve 3 gün sonra serbest bırakıldığının söylendiğini hatırlatan Süzer, “Bir süre sonra Yağızay ailesinin evine Abdullatif Yağızay’ın Diyarbakır’da mahkemesi olacağına dair bir tebligat geldi. Bunun üzerine Diyarbakır’a giden ailesi listede Abdullatif’in ismini gördü ancak Abdullatif mahkemeye gelmedi. O günden sonra kendisinden bir daha haber alınmadı. Ailesinin tüm başvuruları sonuçsuz kaldı. 30 yıldır Abdullatif Yağızay’ın akıbetini açığa çıkartmayı amaçlayan ve failleri cezalandırmayı hedefleyen etkin bir soruşturma bugüne kadar yürütülmedi” dedi.
Süzer, kayıplar bulunup, faiiler yargılanana kadar mücadelelerini sürdüreceklerini vurguladı.
COLEMÊRG
İHD Colemêrg Şubesi ve kayıp yakınları, eylemlerinin 203’ncü haftasında Colemêrg’in Gever (Yüksekova) ilçesindeki Sanat Sokağı’nda bir araya geldi. “Kayıplar bulunsun failler yargılansın” pankartının açıldığı açıklamada kaybedilenlerin fotoğrafları taşındı. Kayıp yakınları bu hafta 1993 yılında katledilen Abdülselam Şahin için adalet talebinde bulundu.
Burada konuşan İHD Colemêrg Şubesi Eşbaşkanı Sibel Çapraz “Bu hafta 32 yıldır akıbeti açıklanmayan ve dosyasında hukukun işletilmediği Abdülselam Şahin’i unutmadık demek için buluştuk. 43 yaşındaki 6 çocuk babası Abdülselam Şahin, Hakkâri’nin Çukurca ilçesinde 9 yıl kamu personeli kadrosunda imam olarak görev yaptı. Bu sırada askerler tarafından gözaltına alınarak Yüksekova Jandarma Taburuna götürüldü ve ifadesi alındıktan sonra serbest bırakıldı. Daha sonra ailesi ile birlikte Gever More köyüne taşındı ve burada imamlık yapmaya başladı. 27 Kasım 1993 tarihinde köyüne gitmek üzere bindiği araç özel harekât timleri tarafından durduruldu ve Abdülselam Şahin tekrar gözaltına alındı. Ailesi, onun F.D.’ye ait kırmızı renkli Toros marka araca bindirilerek Yüksekova Komando Taburuna götürüldüğünü öğrendi. Aile savcılığa başvurdu, tanıklar ifade verdi fakat bu güne kadar Abdülselam Şahin’in akıbetine dair bir iz bulunamadı, bedeni kaybedildi, etkin bir soruşturma yürütülmedi. Ailenin etrafını çiçeklerle donatacağı bir mezar yeri isteği de yargı eli ile bertaraf edildi, sorumlular asla yargı önüne çıkarılmadı” dedi.
Ailenin iç hukuk yollarından sonuç alamaması üzerine 2012’de davayı AİHM’e taşıdığını hatırlatan Sibel Çapraz, “AİHM, 14 Eylül 2017 tarihli tek yargıçlı oturumda, 1993 ile 2012 arasındaki ciddi zaman farkı gerekçesiyle başvuruyu kabul etmedi. Abdülselam Şahin’in akıbetinin açıklanması ve faillerinin yargılanması talebimizin karşılanması hukukun gereğidir. Şahin Ailesi’nin 32 yıldır yaşadığı belirsizlik işkencesinin sonlandırılması adaletin gereğidir” şeklinde konuştu.
Eylem 5 dakikalık oturma sona erdi.
Kaynak: Mezopotamya Ajansı.
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***







































