BÜLENT KORUCU | YORUM
Türkiye’nin en büyük sorunlarından birisi hırsız milliyetçiliği; ‘Benim hırsızım iyidir’ ya da ‘Çalacaksa bizim hırsız çalsın’ çarpıklığı. AKP ve onun lideri Recep Tayyip Erdoğan yolsuzlukları tabanına böyle anlatıyor ve normalleştiriyordu. Şimdi CHP’yi hedef alan operasyonlardan sonra eli biraz daha güçlendi: “Bakın CHP de çalıyor, kim gelse çalacak; o halde biz devam edelim! Hem biz hiç olmazsa çalışıyoruz!” diyor fiilen.
Akın Gürlek ve AKP yargısı operasyon dalgalarıyla CHP’yi yorarken aynı zamanda psikolojik harbe mermi taşıyor. Ekrem İmamoğlu’nun apar topar cumhurbaşkanı adayı olarak ilan hamlesi İstanbul Büyükşehir Belediyesini merkeze alan kısmını biraz siyasallaştırdı. Ancak yeni örnekler bu algıya da zarar veriyor; en azından ilgiyi ve mağduriyet imajını gölgeliyor. Adaylık ilanı, belediyeyi hukuki bir abluka karşısında koruma refleksiydi; ancak taşradan yükselen rüşvet ve saf değiştirme kokuları, İstanbul’un kurmaya çalıştığı o ‘mağduriyet ve adalet’ kalkanında delikler açıyor.
Son zamanlarda tartışılan CHP’li isimlerin yol açtığı hasar, Akın Gürlek’ten daha fazla. Belediye başkanları Özlem Çerçioğlu, Özkan Yalım ve Burcu Köksal partiyle özdeşleşmiş, merkez ve yerel siyasette öne çıkmış isimler. Geçerken uğramış, hasbelkader listelere girmiş değiller. Yeni transfer filan değiller ki, “Bizi temsil etmiyorlar!” deyip geçiştirilsin.
Özlem Çerçioğlu, Aydın’da iki dönem milletvekilliği, 4 dönem belediye başkanlığı yaptı. Burcu Köksal, 4 dönem Meclis’teydi, hatta grup başkan vekillerinden biriydi; şimdi belediye başkanı. Özkan Yalım da onlardan aşağı kalmıyor; üç dönem vekilliğin ardından Uşak Belediye Başkanı oldu. Muhittin Böcek de 2004’ten 2019’a kadar Konyaaltı ilçesini yönetti; iki dönemdir de Antalya Büyükşehir Belediye başkanı…
CHP lideri Özgür Özel, adı geçenlerin, bazı açıklarından ve suçlarından dolayı şantaja maruz kalıp, itirafçı olduklarını ya da AKP’ye geçtiklerini savunuyor. Haksız olmadığı ortada ama “Daha dün küfrettikleri partiye geçmeye veya kullanışlı bir itirafçı olmaya mecbur kalacak kadar kirlenirken siz neredeydiniz?” diye sorarlar adama!
Aziz İhsan Aktaş gibi tescilli AKP’lilerle çalışmak tuzak mıydı? Erdoğan’ın kurşun askeri savcıların peşlerinde olacağını düşünmeleri ve ona göre tedbir almaları gerekmez miydi? ‘Namuslu olmak’ zor geliyorsa akıllı olmayı deneyebilirlerdi. Böylesine sert bir yargısal kuşatma altında hareket eden belediyelerin, yalnızca dürüst değil aynı zamanda olağanüstü dikkatli olması gerekiyordu oysa.
Burcu Köksal da AKP’ye katıldı…
Türkiye’de siyasetin finansmanı zaten sorundu şimdi kişisel zenginleşme aracı olma özelliği iyice belirginleşti. Erdoğan’ın ülkeye en büyük kötülüğü, hırsızlığı, yönetenin hakkı olarak tescilleyerek yaptı; tabanını da bu çarkın küçük nimetlerine ortak ederek hırsızlığı meşrulaştıran kolektif bir rıza üretti. AKP’den önce de yolsuzluk olurdu ancak bu kadar arsız ve sınırsız yapılmazdı. Başbakanlar, bakanlar Yüce Divan’da yargılanırdı. Artık yakalayanlar yargılanıyor. CHP’nin önemli bir bölümü, bu sistematik çürümeye karşı yeterli mesafeyi koyamadı; büyük bir iştiha ile saldırdı.
Ana muhalefet partisini bekleyen tehlike büyük. “Onlar da hırsız!” algısı, gittikçe kabul görüyor. Öbür taraftan da belediyecilik konusunda başarısız damgası yemek üzereler. Erdoğan rejimi, hizmeti engellemek ve oradan merkezi yönetimi kazanacak bir performans göstermesinler diye her türlü tedbiri aldı. Yetkilerini budamakla kalmadı, 18 başkanı transfer etti. Kalanların yolu adliye ve cezaevlerinden geçiyor. Fakat medyadaki eşitsiz güç dağılımı yüzünden dertlerini anlatmakta zorlanacaklar.
Tutuklanan Özkan Yalım, CHP’den ihraç edildi. Ağır suçlamalarla karşı karşıya…
Erdoğan karşısına çıkacak adayları bir yolunu bulup engelleyecek kanaati de muhalif seçmeni siyasetten soğutuyor. Siyasetin zihinlerde bir çözüm olmaktan çıkarılması için bütün şartlar oluşuyor.
Özgür Özel’e düşen sadece miting yapmak olmamalı. Temiz siyasetin öncülüğüne soyunarak bu girdaptan çıkabilir. Siyasetin finansmanının şeffaflaştırılması, parti içi denetim mekanizması, aday belirlemede mali geçmiş incelemesi, belediyelerde bağımsız denetim raporlarının yayımlanması gibi adımları gündeme taşıyabilir. Ahmet Davutoğlu, AKP Genel başkanı iken böyle tekliflerde bulunmuş, sonunda partiden kovulmuştu. Erdoğan’ın “İl başkanı yapacak adam bulamayız!” diye azarladığı öne sürülmüştü. Özel de mi bundan korkuyor yoksa?
Erdoğan’ın çare bulamadığı kronik problem ekonomi, lakin muhalefette bunu konuşacak tâkat kalmıyor. Kendini savunmaktan ekonomiyi eleştirecek zaman ve enerji bulamıyor. Yargı, şikeci bir hakem gibi muhalefetin her atağını bir düdükle kesiyor. Muhalefet artık yalnızca seçim kazanmayı değil, siyasetin hâlâ bir çözüm olduğuna toplumu ikna etmeyi başarmak zorunda.
Kaynak: Tr724
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***





































