Etiket: hukukun üstünlüğü

  • Türkiye demokratik değerler raporunda sınıfta kaldı: Hukukun üstünlüğünde dünyada 148. sırada

    Türkiye demokratik değerler raporunda sınıfta kaldı: Hukukun üstünlüğünde dünyada 148. sırada


    Uluslararası Demokrasi ve Seçim Yardımı Enstitüsü’nün 2023 yılı raporuna göre Türkiye Hukukun Üstünlüğü kategorisinde 173 ülke arasında 148. sırada. Avrupa’da ise Rusya’nın gerisinde. Türkiye raporda Avrupa’da “demokratik olmayan” dört ülkeden birisi olarak gösterildi.

    REKLAM

    Yargıtay 3. Ceza Dairesi, Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) cezaevindeki milletvekili Can Atalay ile ilgili kararına uyulmamasına ve AYM üyeleri hakkında suç duyurusunda bulunulmasına karar vermesi Türkiye’de yargı bağımsızlığını ve hukukun üstünlüğünü bir kez daha gündeme getirdi. 

    Uluslararası kurumların değerlendirmesine göre Türkiye, hukukun üstünlüğü sıralamasında dünyada oldukça alt sıralarda yer alıyor. Uluslararası Demokrasi ve Seçim Yardımı Enstitüsü’nün (International IDEA) 2023 Demokrasinin Küresel Durumu raporuna göre Türkiye 173 ülke içinde hukukun üstünlüğü alanında 148. sırada yer alıyor. Türkiye Avrupa ülkeleri arasında Rusya’dan bile geri durumda. Türkiye’nin geçtiği tek ülke Belarus oldu.

    İsveç merkezli International IDEA her sene açıkladığı Demokrasinin Küresel Durumu raporunu kasım ayında açıkladı. 2023 raporu 2022 yılındaki değerlendirmelere dayanıyor. Rapor bu sene önceki yılların aksine tek bir demokrasi endeksi açıklamak yerine dört ana kategoride demokratik değerleri analiz ediyor. Bunlar: Hukukun üstünlüğü, Haklar, Temsil ve Katılım.

    Peki, Avrupa’daki en demokratik ülkeler hangisi? Demokratik değerler sıralamasında Türkiye kaçıncı sırada?

    173 ülke arasında Hukukun Üstünlüğü kategorisinde Türkiye dünyada 148; Avrupa’da 45 ülke içeresinde ise sondan ikinci sırada bulunuyor. Dünya bu alanda en iyi ülkeler sırasıyla Danimarka, Norveç, Almanya, İsviçre ve İsveç.

    İskandinav ülkeleri zirvede

    Değerlendirme 0-1 arası puan üzerinden yapılırken 1 en iyi anlamına geliyor. Danimarka’nın notu 0,98 iken Türkiye’nin notu 0,261.

    Haklar kategorisinde ise Türkiye dünyada 129. sırada; Avrupa’da ise 42. sırada yer alıyor. Zirvede yine Danimarka bulunurken ardından Almanya ve İsviçre geliyor. Türkiye bu alanda Belarus’un dışında Rusya ve Azerbaycan’ın üzerinde kendine yer buldu.

    Temsil kategorisinde ise Türkiye dünyada 112. Sırada; Avrupa’da ise yine 42. sırada. Bu kategoride zirvede İsveç bulunuyor.

    Katılım kategorisinde Türkiye dünyada 139. durumda; Avrupa’da ise 42. sırada yer alıyor. Bu alanda dünyada en iyi durumdaki ülkeler Danimarka, Finlandiya ve İrlanda.

    2022 yılında Almanya da dört kategoride de ilk 10’da yer alarak üstün bir demokratik performans sergiledi.

    Avrupa’da yerleşik demokrasiler olarak Fransa ve Birleşik Krallık sadece iki kategoride ilk 20’ye girmeyi başardı. Hukukun Üstünlüğü kategorisinde Birleşik Krallık 17., Fransa ise 20. sırada yer aldı. Haklar kategorisinde ise Fransa 27. sırada yer alırken Birleşik Krallık 34. sırada bulunuyor.

    2022’de hem puanlara hem de küresel sıralamaya bakıldığında, bazı Doğu AB üyelerinin demokratik performans konusunda geride kaldığı görülüyor. Bunlar; Macaristan, Polonya ve Romanya. Bu ülkeler Hukukun Üstünlüğü sıralamasında ilk 50’de yer alamadı.

    Türkiye de dahil dört ülke Avrupa’nın geri kalanından uzaklaştı

    Raporda Azerbaycan, Belarus, Rusya ve Türkiye demokratik olmayan ülkeler olarak sıralandı. Puanlara göre Türkiye diğer üç ülkeden biraz daha iyi durumda. Ancak bu ülkelerin hiçbiri dört kategorinin hiçbirinde ilk 100’de yer almıyor. Rapor, “Azerbaycan, Belarus, Rusya ve Türkiye’nin oluşturduğu açıkça demokratik olmayan grup, demokrasinin çoğu göstergesinde Avrupa ortalamasının oldukça altında performans göstererek Avrupa’nın geri kalanından uzaklaşmıştır” sonucuna vardı.

    Avrupa demokratik değerlerin en yüksek olduğu bölge ancak son 5 yılda gerilemeler dikkat çekiyor

    Raporun en önemli bulgularından birisi Avrupa’nın demokratik değerlerin en yüksek olduğu bölge olduğu; ancak son 5 yılda gerilemelerin dikkat çektiği. İngiltere, Avusturya, Hollanda, Portekiz gibi yerleşik demokrasilerde hukukun üstünlüğü başta olmak üzere son 5 yılda önemli düşüşler var.

    2017-2022 arasında puanlardaki değişime bakıldığında birçok Avrupa ülkesi Hukukun Üstünlüğü konusunda önemli bir düşüş gösterdi. Yedi AB ülkesinin bu kategorideki puanları 0.05 puandan fazla düşmüştür. Bu düşüş özellikle Portekiz, Avusturya, Hollanda ve Macaristan’da belirgin olmuştur. Belarus’tan sonra en büyük düşüş Birleşik Krallık’ta görüldü.

    Küresel kötüleşme sürüyor

    Rapora göre, dünyanın her bölgesinde demokrasi daralmaya devam etti. Araştırmaya katılan 173 ülkenin neredeyse yarısında sivil özgürlüklerden yargı bağımsızlığına kadar uzanan 17 ölçüt temelinde son beş yılda demokratik performansın en az bir temel göstergesinde düşüş yaşandı.

    Rapora göre bu gerileme, yasaları uygulamakta ve siyasetçilerden hesap sormakta zorlanan resmi ‘denge ve denetleme mekanizmalarının’ (seçimler, parlamentolar ve mahkemeler) erozyona uğramasıyla daha da derinleşti.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • AB Adalet Divanı: Polonya’nın adalet reformu AB hukukunu ihlal etti

    AB Adalet Divanı: Polonya’nın adalet reformu AB hukukunu ihlal etti


    Avrupa Adalet Adalet Divanı, Varşova’nın yargı bağımsızlığına ilişkin AB kurallarına uymayı reddettiğini ve bu nedenle çarptırıldığı yarım milyar eurodan fazla para cezasını teyit etti.

    Avrupa Birliği Adalet Divanı, Polonya’nın 2019 yılında kabul ettiği adalet reformunun AB hukukunu ihlal ettiğine karar verdi. 

    “Hukukun üstünlüğü değerinin, ortak bir hukuk düzeni olarak Avrupa Birliği’nin kimliğinin ayrılmaz bir parçası olduğunu ve üye devletler için yasal olarak bağlayıcı yükümlülükler içeren ilkelerde somut bir ifadeye kavuşturulduğunu” belirten Lüksemburg merkezli mahkeme  Polonya’nın bu yükümlülükleri yerine getirmediğine hükmetti.

    Mahkeme, “Polonya yasama organı tarafından bu şekilde kabul edilen tedbirlerin bağımsız ve tarafsız bir mahkemeye erişim güvenceleriyle bağdaşmadığını” söyledi.

    AB’nin yürütme organı olan Avrupa Komisyonu’nun Polonya Anayasa Mahkemesi’nin gerekli bağımsızlık ve tarafsızlık ilkelerinden yoksun olduğunu iddia etmesi üzerine görülen davada mahkeme, komisyonun Polonya’ya karşı verdiği cezayı onayladığını belirtti.

    Polonya, günlük bir milyon euroluk ceza sisteminin başladığı Ekim 2021’de 550 milyon euro para cezasına çarptırılmış, günlük cezalar nisan ayında yarıya indirilmişti.

    Sağcı hükümet ile AB arasında anlaşmazlıklar

    Bloğun en yüksek mahkemesi olan Adalet Divanı’nın Varşova’nın yargı bağımsızlığına ilişkin AB kurallarına uymayı reddettiğini ve bu nedenle çarptırıldığı yarım milyar eurodan fazla para cezasını teyit etmesi üzerine AB’nin üye ülke Polonya ile hukukun üstünlüğü mücadelesi hız kazandı.

    Polonya hükümeti, AB’yi ülkenin bağımsız karar verebilmesi için vazgeçilemez gördüğü haklarını zedelediğini ileri sürüyor. AB ise Polonya’nın popülist Hukuk ve Adalet partisi’nin AB’nin hukukun üstünlüğü ilkesinin riske soktuğunda ısrarcı.

    AB ve Polonya arasında Polonya Anayasa Mahkemesi’nin işleyişi üzerine yaşanan anlaşmazlık, Polonya’daki sağcı hükümetin AB kurumlarıyla yaşadığı anlaşmazlıklardan yalnızca birini oluşturuyor. 

    Polonya Cumhurbaşkanı Andrzej Duda geçtiğimiz hafta da Rus nüfuzuna karşı hazırlandığı ifade edilen bir yasa tasarısını onaylamış; yeni yasa, Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa Birliği tarafından muhaliflerin tam yasal süreç olmaksızın siyasetten men edilmesine olanak vereceği gerekçesiyle eleştirilmişti.

    Milliyetçi ve muhafazakar hükümeti protesto etmek isteyen yarım milyon Polonyalı pazar günü Varşova sokaklarına indi ve “Otoriter bir Polonya istemiyoruz”  yazılı pankart ve sloganlarla seslerini duyurmaya çalıştı.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Avrupalı milletvekilleri, Macaristan’ın AB dönem başkanlığına şüpheyle yaklaşıyor

    Avrupalı milletvekilleri, Macaristan’ın AB dönem başkanlığına şüpheyle yaklaşıyor


    Macaristan, 2024 yılının ikinci yarısında AB dönem başkanlığını devralacak. Ancak AB milletvekilleri, Budapeşte’nin üstleneceği bu göreve, “hukukun üstünlüğü ve Avrupa değerlerine uyum kriterlerindeki endişeler” nedeniyle şüpheyle yaklaşıyor.

    Avrupa Birliği içerisinde Macaristan’ın 2024’ün ikinci yarısında üstleneceği AB dönem başkanlığının, “hukukun üstünlüğü ve AB değerlerine uyum kriterlerindeki endişeler” nedeniyle ertelenmesi tartışılıyor.

    Avrupa Parlamentosu, Macaristan hükümetinin, “AB’nin temel değerlerini zayıflatmaya yönelik kasıtlı ve sistematik faaliyetleri” nedeniyle Budapeşte’nin dönem başkanlığıyla ilgili görevlerini “inandırıcı bir şekilde yerine getiremeyebileceği” yönünde görüş beyan etti.

    Macaristan’ın, İspanya ve Belçika’nın ardından 2024 yılının ikinci yarısında altı aylık dönem başkanlığını devralması planlanıyor. 

    Bu pozisyon yürütme yetkisine haiz olmasa da dönem başkanı ülkenin gündemi belirlemesi, toplantılara ev sahipliği yapması, müzakereleri yönlendirmesi, uzlaşma metinleri hazırlaması ve yasama dosyalarıyla ilgili oylamalar düzenlemesine olanak tanıyor.

    Perşembe günü onaylanan ve bağlayıcılığı olmayan bir tasarıda Avrupa Parlamentosu milletvekilleri, demokratik gerileme ve hukukun üstünlüğünün ihlali nedeniyle uzun süredir mercek altında olan Budapeşte’nin böylesine önemli görevi yürütüp yürütemeyeceği konusunda şüpheli duruş sergiledi. 

    Kararda, Avrupa Parlamentosu’nun “AB hukuku ve (AB antlaşmalarının) 2. Maddesinde yer alan değerlerin yanı sıra samimi işbirliği ilkesine uymaması nedeniyle Macaristan’ın görevi inandırıcı bir şekilde nasıl yerine getirebileceğinin sorgulandığı” ifadesi yer aldı. 

    Milletvekilleri, AB Konseyi’nden meseleye “mümkün olan en kısa sürede uygun çözüm” bulmasını istedi.

    “Çözüm bulunmaması halinde Parlamento, uygun tedbirleri alabilir” denilen tasarıda daha fazla ayrıntıya yer verilmedi. 

    Sembolik nitelikte olan ve yasal bağlayıcılığı bulunmayan karar 144’e karşı 442 lehte ve 33 çekimser oyla kabul edildi.

    Karar tasarısı Avrupa Halk Partisi (EPP), Sosyalistler ve Demokratlar (S&D), Avrupa’yı Yenile (Renew Europe) ile Yeşiller ve Sol tarafından ortaklaşa sunuldu. 

    Aşırı sağcı partiler tarafından sunulan bazı değişiklik önergeleri ise reddedildi.

    Metin, şeffaflık eksikliği, AB fonlarının kötü yönetimi, manipüle edilen kamu ihaleleri, dolandırıcılık, yolsuzluk, çıkar çatışmaları ve Covid-19 salgınından bu yana devam eden olağanüstü hal uygulamalarının kullanımı da dahil olmak üzere Macaristan’daki demokrasinin durumuna ilişkin çok sayıda endişeyi dile getiriyor.

    Ayrıca, Parlamento üyelerinin “açık ayrımcılığı meşrulaştıracağına” inandıkları “İhbarcıyı Koruma Kanunu”nda yapılan yeni değişiklikle bağlantılı olarak akademik özgürlük ve eşcinsel haklarına yönelik “ciddi tehditler” konusunda da endişeleri gündeme getirdi. 

    Başbakan Viktor Orban liderliğindeki hükümete yönelik eleştirilere rağmen, oylama, Macaristan’ın AB Konseyi dönem başkanlığının tamamen iptal edilmesini içermiyor. 

    Tasarının kabülünün ardından açıklama yapan Macaristan Adalet Bakanı Judit Varga, hükümetin baskılara boyun eğmeyeceğini söyledi.

    Varga, “AP milletvekilleri sürekli olarak Macaristan’ın özgür seçimlerine saldırıyor ve Macarların demokrasi adına hükümet olarak seçtikleri sonucu kabul etmiyor.” diye konuştu. 

    Macar Bakan, “İkinci olarak, hukukun üstünlüğüne saygı duymuyorlar, çünkü burada Avrupa Parlamentosu’nun oynayacağı bir rol yok.” ifadesini kullandı. 

    Bugün Arnavutluk’a resmi bir ziyaret gerçekleştiren Macaristan Cumhurbaşkanı Katalin Novak da, Macaristan’ın AB Dönem Başkanlığı ile ilgili tartışmalara ilişkin, “Umarım Macaristan için anti-demokratik kararlar olmaz. AB dönem başkanlığını Macaristan’dan almayı düşünmesinler bile.” sözleriyle tepkisini dile getirdi. 

    “Koşulluluk mekanizması” prosedürü devreye koyulmuştu

    Macaristan, demokrasi ile hukukun üstünlüğü gibi ilkelerde gerileme olduğu gerekçesiyle uzun süredir AB tarafından eleştiriliyor.

    AB, Macaristan’a karşı AB Konseyindeki oy hakkının elinden alınmasını öngören ve “nükleer seçenek” olarak adlandırılan 7. maddenin uygulanmasıyla ilgili süreci 2018’de başlatmıştı.

    Nisan 2022’de ise AB fonlarının kötüye kullanılmasına ilişkin uzun süredir devam eden endişeler sebebiyle Budapeşte yönetimine karşı bütçeden pay verilmesini şarta bağlayan “koşulluluk mekanizması” prosedürü devreye koyulmuştu.

    Almanya’nın AB İşleri Bakanı Anna Lührmann’ın, “Macaristan’ın başarılı bir dönem başkanlığını ne ölçüde yönetebileceği konusunda şüphelerim var.” sözleri dikkati çekmişti.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Avrupa Adalet Divanı, Polonya ve Macaristan’ın fonların kesilmesine yaptığı itirazı reddetti

    Avrupa Adalet Divanı, Polonya ve Macaristan’ın fonların kesilmesine yaptığı itirazı reddetti


    Avrupa Adalet Divanı, Polonya ve Macaristan’ın 27 ulustan oluşan bloğun demokratik değerleri hiçe sayan üyelere sağlanan fonları kesecek “koşulluluk ilkesine” yönelik yaptığı itirazı reddetti.

    Macaristan ve Polonya, Avrupa Birliği fonlarının dağıtımının hukukun üstünlüğü ilkesine bağlanmasını AB Adalet Divanına taşımıştı.

    Her iki ülke de AB’nin hukukun üstünlüğü mekanizmasını veya ilgili ilkeleri tanımlama yetkisine sahip olmadığını savunuyor.

    Avrupa Adalet Divanı’nın bu kararı, Brüksel’in kadınlar, LGBT bireyler ve göçmen hakları konularının yanı sıra mahkemelerin, medyanın, akademisyenlerin ve STK’ların özgürlüğünü kısmakla eleştirilen Polonya ve Macaristan’ın popülist yöneticilerine karşı mücadelesinde bir dönüm noktası olarak görülüyor.

    Varşova ve Budapeşte yönetimleri, nihai karar olması hasebiyle, Avrupa Birliği’nin en yüksek yargı mercii olan Lüksmburg merkezli Avrupa Adalet Divanı’nın kararını temyiz edemeyecek.

    Adalet Divanı böylece ortak harcamaların liberal, demokratik yasaları çiğneyenlerin yararlanmasını önlemek için bloğun en güçlü aracı konumundaki “koşulluluk ilkesini” yeniden onaylamış oldu.

    “Koşulluluk mekanizması” 1,8 trilyon euro değerindeki AB bütçesinin bir kımını etkileyebilir.

    Avrupa Birliği ülkeleri, 2020 sonunda 1,8 trilyon euroluk bütçe ve koronavirüsün ekonomik sonuçlarına karşı hazırlanan kurtarma paketinde uzlaşmıştı.

    Söz konusu paketin oluşturulması sırasında Hollanda’nın başını çektiği bazı ülkeler, bu fonlardan insan hakları ve medeni hakları kısıtlayan hükümetlerin yararlanamamasına dair garantiler talep etmişti.

    Hem Macaristan hem de Polonya, temel AB değerleriyle çelişen uygulamaları nedeniyle sık sık Brüksel ile karşı karşıya geliyor.

    Keza Macaristan ve Polonya, “koşulluluk ilkesi” nedeniyle AB bütçesi ve kurtarma programını veto etmişti.

    Koşulluluk ilkesi, Avrupa Birliği fonlarının dağıtımının “hukukun üstünlüğü” ilkesine bağlanmasını öngörüyor.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • AB’nin Macaristan ve Polonya’ya yapacağı yardımların kesilmesinin önü açıldı

    AB’nin Macaristan ve Polonya’ya yapacağı yardımların kesilmesinin önü açıldı


    Avrupa Adalet Divanı Savcısı bugün yayınladığı yazılı mütalaasında, Avrupa Birliği’nin (AB) Polonya ve Macaristan’a yapılacak mali yardımların hukuk devleti ilkesinin ihlali ve yolsuzluk suçlamaları yüzünden askıya alınması yolunda görüş belirtti.

    Savcılık, Polonya ve Macaristan’ın kendilerine yapılacak AB mali yardımların kesilmesini isteyen AB Komisyonu’nun önerisinin reddedilmesi yolundaki başvurunun kabul edilmemesini istedi.

    Polonya ve Macaristan’ın üst düzey yöneticileri, savcılığın verdiği bu mütalaayı eleştiren sert açıklamalar yaptı.

    Varşova ve Budapeşte’nin gerekçelerine karşı çıkan savcılık makamı, yardımların kesilmesini öngören yeni AB yasal düzenlemesinin, birliğin anlaşmalarında ortaya konduğu gibi AB ve Brüksel’deki merkezi kurumlarının yetkilerini aşmadığı görüşünü dile getirdi.

    Bağlayıcı olmamakla birlikte genelde Avrupa Adalet Divanı, savcılığın görüşlerini karar verirken önemli ölçüde dikkate alıyor.

    7 yıl içinde yapılacak 10 milyarlarca euro tutarındaki mali yardım kesilebilir

    Avrupa Adalet Divanı’nın, savcının verdiği görüş doğrultusunda karar vermesi halinde bu iki ülkeye gelecek 7 yıl içinde yapılacak 10 milyarlarca euro tutarındaki mali yardım kesilecek.

    AB Komisyonu da daha önce fonların kesilmesi yolunda görüş belirtmişti. AB fonlarının kesilmesine imkan sağlayacak yasaya itiraz eden iki ülke, yaptığı itirazla davayı AB’deki anlaşmazlıklarda son sözü söyleyen Avrupa Adalet Divanı’na taşımıştı.

    Savcının bugün verdiği ve bağlayıcı olmayan mütalaasından sonra başvuruyla ilgili Avrupa Adalet Divanı’nın nihai kararı gelecek yılın ilk üç ayı içinde verilecek.

    AB Komisyonu geçen ay inceleme başlattı

    AB Komisyonu geçen ay yolsuzluk ve hukuk devleti ilkesinin ihlal edildiği gerekçesiyle Polonya ve Macaristan’a yapılan mali desteğin kesilmesinin önünü açacak incelemeyi resmen başlattı.

    AB Komisyonu, bu incelemenin ilk adımı olarak Polonya ve Macaristan’a birer mektup göndererek, haklarında yöneltilen suçlamalara yönelik ayrıntılı açıklama istedi. Varşova ve Budapeşte’nin iki ay içinde gönderilen mektuplara yanıt vermesi gerekiyor.

    Gecen yıl aralık ayında kabul edilen ve bu yıl başında yürürlüğe giden AB yasal düzenlemesine rağmen birliğin icraatından sorumlu AB Komisyonu’nun Polonya ve Macaristan için harekete geçmemesi yoğun eleştirilere yol açıyordu.

    AB’nin adeta danışma organı olarak görev yapan ve yasal değişikliklerde söz söyleme hakkı bulunan Avrupa Parlamentosu, harekete geçme konusunda geç kaldığı gerekçesiyle AB Komisyonu’na iki ay önce dava açmıştı.

    AB ile Polonya ve Macaristan arasında ne tür sorunlar yaşanıyor?

    AB, Polonya ve Macaristan’a yönelik bağımsız yargı, basın özgürlüğü konularında uzun zamandır eleştiriler yöneltiyor ve iki ülke de bu konuda başlatılan soruşturmalara hedef oluyor.

    Polonya ile AB arasında son yıllarda mülteci kabulü, kürtaj, LGBT hakları ve İstanbul Sözleşmesi gibi birçok alanda görüş ayrılıkları yaşandı Polonya, Avrupa mahkemelerinin yasa dışı hükmettiği tartışmalı yargı reformları konusunda geri adım atmıyor.

    Macaristan hükümeti ise bağımsız kurumları sistematik olarak baltalamakla ve iktidardaki Fidesz partisine yakın isimlerin AB fonlarının kötüye kullanılması da dahil olmak üzere yaygın yolsuzluğa bulaşmalarına göz yummakla suçlanıyor.

    Bu iki ülkeyi AB fonlarından mahrum bırakmak adına güç kullanmaktan vazgeçtiği için Komisyon, Budapeşte ve Varşova’daki muhalif vekiller ve insan hakları aktivistleri tarafından ciddi eleştirilere maruz kalmıştı.

    AB’de Hukukun Üstünlüğü Mekanizması ne anlama geliyor?

    Bu yılın başında yürürlüğe giren yeni ‘Hukukun Üstünlüğü Mekanizması’, belirli hukuk kuralları ihlallerinin AB’nin mali çıkarlarını etkilediği durumlarda, örneğin ulusal mahkemelerin bağımsız olarak değerlendirilmediği durumlarda, AB’nin üye ülkelere sağladığı fonları kesmesine izin veriyor.

    Ancak Varşova ve Budapeşte, AB Adalet Divanı’na giderek, bu mekanizmanın yasallığına itiraz etti. Geçen yılın sonlarında varılan siyasi bir uzlaşmaya göre, AB liderleri Komisyon’dan, dava devam ettiği sürece bu mekanizmayı tetiklemekten kaçınmasını istedi.

    AB Komisyonu’nun elinde başka yaptırım araçları var mı?

    Hukukun Üstünlüğü Mekanizması, Brüksel’in Varşova ve Budapeşte üzerinde mali baskı oluşturmak için elinde bulundurduğu birkaç araçtan sadece biri. Komisyon Polonya ve Macaristan için milyarlarca dolarlık salgın kurtarma fonunu da henüz onaylamış değil.

    Komisyon bu salgın fonlarına erişim için bir ön koşul olarak ülkenin yargı sistemine bağlı bir dizi değişiklik talep etti. Bunun yanı sıra AB Adalet Divanı, AB Komisyonu’nun Polonya’yı mahkemeye vermesinin ardından Polonya hükümetine talepleri yerine getirmediği her gün başına 1 milyon euroluk rekor bir para cezası kesmişti.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • 2021 Hukukun Üstünlüğü Endeksi: Türkiye 139 ülke arasında 117’inci sırada yer aldı

    2021 Hukukun Üstünlüğü Endeksi: Türkiye 139 ülke arasında 117’inci sırada yer aldı


    Türkiye, 2021 Hukukun Üstünlüğü Endeksi’nde (Rule of Law Index) 139 ülke arasında 117’inci sırada yer aldı.

    Türkiye, coğrafi bölgelere göre kategorize edilen endekste, Doğu Avrupa ve Orta Asya grubunda bulunan 13 ülke arasında ise Rusya’nın da gerisinde sonuncu sırada yer aldı.

    World Justice Project’in 2020 endeksine göre geçen yıl hukukun üstünlüğü konusunda 128 ülke arasından 107’inci olan Türkiye, 2021 endeksinde ise 139 ülke arasından 117’inci oldu.

    Hukukun üstünlüğünde ilk 10’da Danimarka, Norveç, Finlandiya, İsveç, Almanya, Hollanda, Yeni Zelanda, Lüksemburg, Avusturya ve İrlanda yer aldı.

    Türkiye yolsuzlukla mücadele konusunda ise 134 ülke arasında 69’uncu sırada yer aldı.

    Raporda Türkiye, gelir grubuna göre ülke sınıflandırmalarına bakıldığında ise orta üst gelir grubundaki 40 ülke arasında 38’inci sırada yer aldı.

    Hukukun Üstünlüğü Endeksi’nde son 10 sırada yer alan ülkeler ise şöyle oldu

    • Bolivya
    • Pakistan
    • Nikaragua
    • Haiti
    • Moritanya
    • Afganistan
    • Kamerun
    • Mısır
    • Kongo Demokratik Cumhuriyeti
    • Kamboçya
    • Venezuela

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • AB ile Polonya arasında ‘üstün hukuk’ krizi: Başbakan Morawiecki ‘Şantaja izin vermeyeceğim’ dedi

    AB ile Polonya arasında ‘üstün hukuk’ krizi: Başbakan Morawiecki ‘Şantaja izin vermeyeceğim’ dedi


    Polonya Başbakanı Mateusz Morawiecki, ülkesindeki Anayasa Mahkemesi’nin “ulusal yasaların Avrupa Birliği yasalarından üstün olduğuna” yönelik kararına Brüksel’den gelen eleştirilere karşılık, “Tehdit dilini reddediyoruz. AB siyasetçilerinin Polonya’ya şantaj yapmasına izin vermeyeceğim.” sözleriyle yanıt verdi.

    Polonya Başbakanı Morawiecki, Avrupa Parlamentosu Genel Kuruluna katılarak, “Polonya’daki hukukun üstünlüğü krizi ve AB hukukunun üstünlüğü” başlıklı oturumda konuşma yaptı.

    Morawiecki, kendisinden önce konuşan AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’in Polonya Anayasa Mahkemesi’nin kararına karşılık AB’nin seçenekleri arasında AB fonlarını kullandırmayarak finansal cezalandırma ile üye ülkenin haklarının askıya alınmasını öngören AB anlaşmasındaki 7’inci maddeyi saymasına tepki gösterdi.

    “Tehdit dilini reddediyorum. AB siyasetçilerinin Polonya’ya şantaj yapmasına izin vermeyeceğim. Şantaj, bir üye ülkeye yönelik politikalarda yöntem olmamalıdır.” diyen Morawiecki, ülkesinin Avrupa’nın özgürlüğü için savaştığını, 1920’de Paris ve Berlin’i Sovyet saldırılarına karşı koruduklarını, 1939’da Nazi Almanyası’na karşı savaştıklarını, 1981’de totaliter komünist sisteme karşı Polonya’daki hareketin umut olduğunu söyledi.

    Polonya’nın AB’ye katılırken “eli boş gelmediğini” dile getiren Morawiecki, AB’nin doğu sınırlarını Litvanya ve Letonya ile birlikte Polonya’nın koruduğunu, ülkesinin AB’ye ekonomik kazanımlar getirdiğini, Polonya halkının çoğunluğunun AB üyeliğine destek verdiğini belirtti.

    Polonya’ya yönelik hukukun üstünlüğü eleştirilerine yanıt veren Morawiecki, AB’nin tarihteki en başarılı uluslararası birliktelik olduğunu ancak “bir devlet” olmadığını, AB içindeki devletlerin egemenlik haklarının bulunduğunu dile getirdi.

    Morawiecki, AB yasalarının “bazı alanlarda” ulusal yasalardan üstün olduğunu belirterek, “Polonya Anayasa Mahkemesi’nin son kararının bir yanlış anlaşılma nesnesi haline geldiğini görüyorum.” dedi.

    Morawiecki, “Polonya’nın en üst yasası anayasadır. Anayasamız, her türlü kanunun üstünde gelir ve ilke Polonya hükümeti tarafından korunmaktadır. Polonya Anayasa Mahkemesi hiçbir zaman AB anlaşmalarının şartlarının Polonya yasalarıyla uzlaşmaz olduğuna yönelik bir karar vermemiştir. Tam tersine Polonya AB anlaşmalarına uymaktadır.” şeklinde konuştu.

    Benzer kararların Almanya, Fransa, Danimarka, İtalya, İspanya gibi başka AB ülkelerinde de verildiğini savunan Morawiecki, “Polonya’nın AB’den ayrılması, Polexit gibi yalanların yayılmaması gerekir.” diye konuştu. Morawiecki, şunları söyledi:

    “Üye ülkelerden talimat almaya veya bir şeylerin dikte edilmesini asla kabul etmeyiz. Aramızda benzerlikler ve farklılıklar var. İş birliği yapacaksak bu tür farklılıkların olduğunu kabul etmemiz gerekir. Sırf yasal sistemlerimiz farklı diye AB çökecek değildir. Onlarca yıldır bu şekilde devam ediyoruz. Belki gelecekte hukuk sistemlerimizi uyumlu hale getiririz ama bunun olması için egemen devletlerin egemen kararları gereklidir.”

    AB’nin Polonya’ya karşı seçenekleri

    AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen ise Morawiecki’den önce yaptığı konuşmada, Polonya’da hukukun üstünlüğü konusunda bir süredir endişeli olduklarını, Anayasa Mahkemesi’nin son kararının bunu dana da kötüleştirdiğini söyledi.

    AB Komisyonunun Polonya Anayasa Mahkemesi’nin kararını şu anda değerlendirmekte olduğunu kaydeden von der Leyen, “Bu karar AB’nin temellerinin sorgulanmasına neden olmuştur. Bu karar, AB’nin yasal düzeninin birliğine doğrudan bir sınamadır.” dedi.

    Von der Leyen, ilk kez bir üye ülke mahkemesinin AB anlaşmalarının ulusal anayasayla uyumlu olmadığına yönelik karar verdiğini belirterek, AB Komisyonunun değerlendirmesi sonucunda birkaç seçenekleri bulunduğunu söyledi.

    Von der Leyen, bu seçenekleri, AB’nin Polonya hakkında hukuk süreci başlatma, fonları kullandırtmama ve üye ülkenin haklarının askıya alınmasını öngören AB anlaşmalarının 7’inci maddesiyle ilgili süreci başlatmak olduğunu söyledi.

    “Ortak değerlerimizin tehlikeye atılmasına izin vermeyeceğiz.” diyen Ursula von der Leyen, şunları dile getirdi:

    “Kendimizi böyle durumda bulmaktan derin üzüntü duyuyorum. Her zaman diyaloğu savundum ve savunacağım. Bu çözülmesi gereken ve çözülebilecek bir durumdur. Biz birlik içindeki Avrupa’da güçlü bir Polonya istiyoruz.”

    Varşova-Brüksel gerilimi

    Varşova ile Brüksel arasında bir süredir devam eden hukukun üstünlüğü tartışmalarının ardından Polonya Anayasa Mahkemesi’nin 7 Ekim’deki kararıyla yeni bir gerginlik ortaya çıkmıştı. Mahkeme, ülkenin ulusal yasalarının bazı AB yasalarından önce geldiğine yönelik karar açıkladı.

    Mahkemenin kararında, “Avrupa Adalet Divanı’nın Polonya adalet sistemine müdahale çabaları hukukun üstünlüğü ilkesini, Polonya anayasasının üstünlüğü ilkesini ve ayrıca Avrupa entegrasyonu sürecinde egemenliğin korunması ilkesini ihlal etmektedir.” ifadesi yer aldı.

    Polonya’nın hukukun üstünlüğü, basın özgürlüğü, yargı bağımsızlığı gibi konulardaki uygulamaları son yıllarda AB içinde eleştiriliyor.

    AB Komisyonunun “Hukukun Üstünlüğü 2021” raporunda, Polonya’da yargı bağımsızlığının tehdit altında olduğu ve bunun endişe verici olduğu ifade edilmişti.

    Avrupa Adalet Divanı da Polonya Yüksek Mahkemesinde yargıçlara karşı kurulan disiplin kurulunu ve atanma yöntemini eleştiriyor.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Polonya Başbakan Yardımcısı Kaczynski: AB hukukunun önceliği ilkesi egemenliğimizi baltalıyor

    Polonya Başbakan Yardımcısı Kaczynski: AB hukukunun önceliği ilkesi egemenliğimizi baltalıyor


    Polonya’da iktidar partisi lideri Jaroslaw Kaczynski, Brüksel’in, Avrupa Birliği hukukunun ulusal mevzuat üzerindeki önceliği konusundaki ısrarının ülkesinin egemenliğini baltaladığını söyledi.

    AB anlaşmalarının koruyucusu olan Avrupa Komisyonu, haziran ayında Varşova’dan Polonya Anayasa Mahkemesine ülkenin anayasasının mı yoksa AB anlaşmalarının mı daha önemli olduğu konusunda karar verilmesini isteyen bir önergeyi geri çekmesini istemişti.

    Devlet haber ajansı PAP’ın haberine göre, Kaczynski, sağ görüşlü Gazeta Polska gazetesinin okuyucuları için düzenlediği bir konferansta okunan mektupta, “Bu, egemenliğimizin temellerini, anayasal düzenimizi ve Polonya Cumhuriyeti’nin başarı hakkını baltalayan inanılmaz bir taleptir” dedi.

    İktidardaki Hukuk ve Adalet Partisi Genel Başkanı (PiS) ve başbakan yardımcısı Kaczynski, Komisyonun talebinin “muhalefetin demokratik olarak seçilmiş hükümeti devirme mücadelesinin bir parçası ve Avrupa’da yeni, devrimci bir düzen dayatma aracı” olduğunu söyledi.

    Avrupa Komisyonu, bu ayın başında Polonya’da hükümetin uygulamalarının yargı bağımsızlığına zarar verdiği gerekçesiyle Avrupa Adalet Divanından bu ülkeye mali yaptırım cezası vermesini istemişti.

    Avrupa Adalet Divanı, Polonya’da yargıçlar için oluşturulan disiplin uygulamasının AB yasalarında yeri olmadığına dair hükmünü 15 Temmuz’da açıklamıştı.

    Polonya hükümeti AB’den ayrılmayı planlamıyor

    Kaczynski, geçtiğimiz hafta yaptığı açıklamada ülkesinin AB’den ayrılmak istemediğini ve egemenliğini koruyan bir ülke olarak üyeliğini sürdürmek istediğini duyurdu.

    Kaczynski, Polonya’nın AB’den ayrılması anlamına gelen Polexit sözcüğünün muhalefet tarafından propaganda amaçlı kullanıldığını söyledi. Polonya’nın AB’den ayrılmayı düşünmediğini vurgulayan Kaczynski, egemenliğini koruyan bir ülke olarak üyeliği sürdürmek istediklerini aktardı.

    Kaczynski, Almanya başta olmak üzere bazı güçlü ülkelerin AB’yi araç olarak kullandığını ve bunun, “üye ülkelerin eşitlik ilkesini ihlal ettiğini” öne sürmüştü.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Polonya yargısından AB yasaları kararı: Bazı maddeler anayasamıza aykırı

    Polonya yargısından AB yasaları kararı: Bazı maddeler anayasamıza aykırı


    Polonya Anayasa Mahkemesi, Avrupa Birliği anlaşmalarındaki bazı maddelerin ülkenin anayasasına aykırı olduğuna hükmetti.

    Yargı kararı, Varşova ile Brüksel arasında hukukun üstünlüğü, yargı bağımsızlığı, basın özgürlüğü ve demokratik değerler üzerine sürtüşmelerin yaşandığı döneme denk geldi.

    AB Komisyonu, geçen ay Polonya’daki yargı reformunun yargı bağımsızlığına zarar verdiği gerekçesiyle Avrupa Adalet Divanından bu ülkeye mali yaptırım cezası vermesini istemişti.

    Komisyon ayrıca, “ülkenin anayasasının mı yoksa AB anlaşmalarının mı daha önemli olduğu” konusunda Polonya Anayasa Mahkemesinin karar vermesini isteyen önergenin de geri çekilmesini talep etmişti.

    İktidar lehine olan mahkeme kararını değerlendiren hükümet sözcüsü Piotr Muller, “Anayasa hukukunun diğer yasalara göre önceliği Polonya Cumhuriyeti Anayasasına dayanmaktadır. Bu mahkemenin kararıyla bir kez daha teyit edilmiş oldu” ifadelerini kullandı.

    Varşova’nın AB yasalarına aykırı hareket etmesinin, Polonya’nın birlik üyeliğini uzun vadede tehlikeye atmakla kalmayıp, AB bütünlüğüne de zarar verebileceği yorumları yapılıyor.

    Brüksel, iktidardaki Hukuk ve Adalet Partisi’ni (PiS) yargıyı politize etmekle suçluyor.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • AB ve Polonya arasında yargı krizi: ‘Polexit’ tartışılmaya başlandı

    AB ve Polonya arasında yargı krizi: ‘Polexit’ tartışılmaya başlandı


    Polonya Anayasa Mahkemesi’nin Avrupa Birliği (AB) anlaşmalarındaki bazı maddelerin ülkenin anayasasına aykırı olduğuna hükmetmesi Varşova ve Brüksel arasında krize yol açtı.

    Son dönemde yargı bağımsızlığı, basın özgürlüğü ve demokratik değerler konusunda eleştirilen ülkeyle ilgili, AB’den çıkması anlamına gelen ‘Polexit’ tartışılmaya başlandı.

    Avrupa Parlamentosu’nun önde gelen partileri, Polonya’nın kararını kınamak için Komisyonu, AB fonlarının en büyük alıcısı olan ülke için yapılan ödemeleri dondurmaya çağırdı.

    Polonya’da alınan karar, AB kurumlarında ve üye ülkelerde tepkiyle karşılandı.

    AB Komisyonunun Adaletten Sorumlu Üyesi Didier Reynders, “Polonya’nın AB hukukunun üstünlüğüne karşı aldığı karara tüm araçlarla yanıt vereceğiz” dedi.

    Uluslararası Af Örgütü, “Polonya’da adalet için yeni bir kara gün” açıklaması yaptı.

    “Birliğin kurucu ilkelerine meydan okumak”

    Avrupa Parlamentosu Başkanı David Sassoli, “Polonya’da bugünün kararı sonuçsuz kalamaz. AB hukukunun önceliği tartışılmaz olmalıdır. Bunu ihlal etmek, Birliğimizin kurucu ilkelerinden birine meydan okumak anlamına gelir.” ifadesini kullandı.

    Fransa’nın Avrupa Bakanı Clement Beaune, Polonya’nın yüksek mahkemesinin AB hukukunun üstünlüğünü reddeden kararının “AB’ye karşı bir saldırı” olduğunu söyledi. Almanya da Polonya’yı AB ortak kurallarını “tamamen” uygulamaya çağırdı.

    Avrupa Halk Partisi’nden (EPP) bir sözcü, “Polonya’daki gayri meşru Anayasa Mahkemesi, AB Antlaşmalarının Polonya yasalarıyla uyumlu olmadığını ilan ederek ülkeyi Polexit yoluna soktu” dedi.

    Sol görüşlü S&D Grubu, “Polonya’da kara bir senaryo gerçekleşiyor. Hukuk ve Adalet Partisi’nin (PiS) tarafından yönetilen Mahkeme, AB temellerini ihlal ederek AB hukukunun önceliğini göz ardı etti. AB hukuku temelinde karar veren Polonyalı hakimler kovuşturmayla karşı karşıya kalabilir” açıklaması yaptı.

    Yeşiller’in Alman üyesi Daniel Freund, açıklamayı, “Bugünün kararı Polonya vatandaşları için en acı verici olacak. Dondurulmuş AB fonlarının maliyetini üstlenmek zorunda kalacaklar” şeklinde değerlendirdi.

    “AB’nin yargıç atamaya karışma hakkı yok”

    Polonyada iktidardaki PiS’in bulunduğu Avrupa Muhafazakarlar ve Reformistler (ECR) grubu, Polonya anayasa mahkemesini savunmak için çıktı.

    Yapılan açıklamada, “AB’nin demokratik bir üye devlette yargıçların nasıl atandığına karışmaya yasal hakkı yoktur.” denildi.

    “Elimizdeki tüm araçları kararlılıkla kullanacağız”

    AB Komisyonunun Adaletten Sorumlu Üyesi Didier Reynders, Polonya’da Anayasa Mahkemesinin AB hukukunun üstünlüğüne karşı verdiği karardan “kaygı duyduğunu” ve AB’nin söz konusu üstünlüğü korumak için “tüm araçları kullanacağını” söyledi.

    Reynders, AB Adalet ve İçişleri Bakanları Toplantısı’nın ardından düzenlenen basın toplantısında, gazetecilerin sorularını yanıtladı.”Kaygılıyız. AB hukukunun üstünlüğünü yineliyorum.” diyen Reynders, Polonya Anayasa Mahkemesinin kararının ulusal düzeyde bağlayıcı olduğunu hatırlattı.

    Reynders, söz konusu karara karşı nasıl hareket edileceğiyle ilgili yorum yapmak için erken olduğunu belirterek, “Ancak ilkelerimizi savunmak için elimizdeki tüm araçları kararlılıkla kullanacağız çünkü bunlar Birliğin kalbinde yer alıyor.” değerlendirmesinde bulundu.

    Polonya mahkemesinin kararı ne anlama geliyor?

    Polonya’da mahkeme, anayasanın Polonya’daki en yüksek yasa olduğunu ve her uluslararası anlaşma veya anlaşmanın bu üstün yasaya saygı göstermesi gerektiğini duyurdu.

    Polonya mahkemesinin, AB anlaşmalarından iki özel maddeyi hedef aldığı ifade ediliyor: Avrupa Birliği’nin varlığını ve üye devletlerden yetki devrini belirleyen 1. madde ve misyonu blok genelinde AB hukukuna uyulmasını sağlamak olan AB Adalet Divanı’nın (ECJ) yetkilerini belirleyen 19. madde.

    14 yargıçtan ikisi, aylarca süren mahkeme sürecinin ardından karara karşı çıktı. Polonya hükümeti, cumhurbaşkanı ve parlamentosu, Polonya Anayasasının AB yasalarından önce geldiğini ve Avrupa Adalet Divanı kararlarının bazen Polonya’nın yasal düzeniyle çeliştiğini savundu.

    Polonya’daki Anayasa Mahkemesi, ülkedeki iktidar partisinin bazı yargıçların atanması üzerindeki siyasi etkisi nedeniyle AB tarafından “gayri meşru” görülüyor. Mahkeme başkanının da ‘hükümete sadık’ olduğu eleştirileri yapılıyor.

    Ne olmuştu?

    Polonya Anayasa Mahkemesi, AB anlaşmalarındaki bazı maddelerin ülkenin anayasasına aykırı olduğuna hükmetti.

    AB Komisyonu’nun “Hukukun Üstünlüğü 2021” adlı raporunda, Polonya’da yargı bağımsızlığının tehdit altında olduğu ve bunun endişe verici olduğu ifade edildi.

    Reynders de Polonya’ya bir mektup göndererek, AB Adalet Divanı’nın aldığı yargı bağımsızlığının korunmasına yönelik son kararın Polonya hükümetince nasıl uygulandığına dair açıklama talep ettiğini belirtmişti.

    AB Komisyonu, geçen ay Polonya’daki yargı reformunun yargı bağımsızlığına zarar verdiği gerekçesiyle Avrupa Adalet Divanından bu ülkeye mali yaptırım cezası vermesini istedi.

    Komisyon ayrıca, “ülkenin anayasasının mı yoksa AB anlaşmalarının mı daha önemli olduğu” konusunda Polonya Anayasa Mahkemesinin karar vermesini isteyen önergenin de geri çekilmesini talep etmişti.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***