ADEM YAVUZ ARSLAN | YORUM
Ve beklenen oldu; Erdoğan rejimi Türkiye tarihinin en büyük soygununun üstünü örtüyor. “Sonuna kadar gidilecek.” demişlerdi… Erdoğan rejiminin soygun fonu skandalı karşısındaki ilk vaadi buydu. Sözde kimsenin makamına bakılmayacak, sorumluluğu bulunan herkes hesap verecekti. AKP sözcüsü Ömer Çelik de Erdoğan’ın talimatını bu çerçevede aktardı. Ne var ki günler geçtikçe “Hesap soracağız!” cümlesinin yanına başka ifadeler eklendi: Gönüllü iade. Vicdani muhasebe. Lekelenmeme hakkı vs.
Vatandaş parasının peşinde. İktidar ise algı oyunlarının.
Gelinen nokta da karşımızdaki manzara sonuna kadar gidecek bir soruşturmanın kararlılığından çok, sonuna kadar uzatılacak bir siyasi hasar kontrolüne benziyor. Önce büyük sözler söyleniyor, ardından mesele teknik ayrıntılara gömülüyor.
Kamuoyu isim soruyor, karşısına tasfiye takvimi çıkarılıyor. Halk siyasi bağlantı soruyor, kendisine finansal sistemin sağlam olduğu anlatılıyor.
AKP’ye özel hukuk!
Erdoğan’ın ‘manevi kızı’ sayılan, AKP Genel Başkan Yardımcısı Fatma Betül Sayan Kaya ve eşi İlyas Kaya hakkındaki iddialar bu sorunun tam ortasında duruyor. Eski bir bakan, Erdoğan’ın yakın siyasi çevresinden bir isim ve kısa sürede elde edildiği ortaya çıkan olağanüstü bir kazanç. Burada açıklanması gereken yalnızca bir yatırım işlemi değil; bilginin, nüfuzun ve paranın birbirine nasıl bağlandığı.
Üstelik iade haberleri de meseleyi kapatmadı. Medyaya yansıyanlara göre çiftin çektiği tutar yaklaşık 2 milyar 170 milyon lira, geri gönderdiği para ise 1 milyar 860 milyon lira. Aradaki 310 milyon liralık farkın yaklaşık 163 milyon lirası anapara; kalan yaklaşık 147 milyon lirası ise varsayılan mevduat faizi. Adı ‘Foncu Fatma’ya çıkan Fatma Betül Kayan Saya henüz bu faizin izahını yapmadı. Ama iddia doğruysa, ortaya çıkan zihniyet ibretlik: Tartışmalı kazancı iade ederken, o paranın faizini de kendisine hak görüyor!
Mağdurun kaybettiği zamana, kaçırdığı fırsata, bozulan hayatına kim faiz ödeyecek?
Çiftin şüpheli sıfatıyla ifadeye çağrılacağı 7 Ekim’de Adalet Bakanlığı tarafından açıklandı. Aynı günkü Meclis tutanağında da Kaya’nın ifadesinin alındığına ilişkin bir değerlendirme yer aldı. Fakat tek kare fotoğraf göremedik. Buna karşılık, işlemin nasıl yürütüldüğü ve kamuoyuna hangi bilgilerin sunulduğu soruları ortada duruyor. “Gizlice ifade” iddiasını kesinleştirecek belge bulunmadığında bile, siyasi sorumluluğun şeffaf biçimde açıklanmaması başlı başına eleştiri konusu.
Bir görevden ayrılma açıklaması, para hareketlerinin hesabını vermez. İade dekontu da siyasi sorumluluğu ortadan kaldırmaz.
Ömer Çelik’in kendisine yöneltilen sorular karşısındaki tutumu da aynı sorunu taşıyor. Osman Arıkan Nacar’la ilişkisi ve birlikte tatil yapıp yapmadığı konusunda muhalefetin yönelttiği sorulara karşı, elinde belge olanın yargıya gitmesini söylüyor. Bu cevap, ilişkinin niteliğini açıklamıyor.
Elbette iddia sahibinin kanıt sunması gerekir. Fakat kamu görevi üstlenen kişinin de kendisi hakkında somutlaştırılmış sorulara açık cevap verme yükümlülüğü vardır. “Savcılığa gidin” demek, siyasi hesabı savcılığa havale ederek kürsüden kaçmanın kolay yoludur.
9 Ekim’de Akın Gürlek’in Sabah’a aktardığı bilgiler ise dosyanın boyutunu gösteriyor. Habere göre 141 kişi ve 73 şirketten oluşan bir liste var; bu kişi ve şirketlerin üç portföy grubundaki fonlardan elde ettiği toplam kazanç yaklaşık 187,65 milyar lira. Bu rakamın tamamını kesinleşmiş suç geliri diye sunamayız. Ama bakanın kendisi önceden bilgi alarak çıkanların incelendiğini söylüyorsa, ortada sıradan bir yatırım başarısından fazlasını araştırmayı gerektiren bulgular var demektir.
Bozuk çıkan araba mı bu?
Buna rağmen kamuoyuna verilen mesajın ağırlık merkezi yine parayı geri getirme çağrısı. Sanki bir üretici firma arızalı araçlarını servise çağırıyor: “Değerli müşterimiz, aracınızda sorun tespit edilmiştir, lütfen en yakın bayiye uğrayınız!”
Oysa burada arızalanan motor değil. İnsanların birikimlerini koruması gereken denetim düzeni. Kim önceden haber aldı? Haberi kim verdi? Kim fiyatı şişirdi? Kim denetimi geciktirdi? Hangi siyasi veya bürokratik ilişki bu işlemlere kapı açtı?
Bu soruların cevabı olmadan para iadesi, dosyanın bütününü aydınlatmaz.
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz ise isimlerin açıklanması tartışmasında masumiyet karinesini ve lekelenmeme hakkını öne çıkarıyor. Bu haklar elbette herkes için geçerlidir. Tam da mesele bu: Herkes için!
Muhalifler hakkında iddiaların manşetlere taşındığı bir siyasi düzende, iktidarın yakın çevresi söz konusu olduğunda aniden hatırlanan hukuk ilkeleri ikna edici olmuyor. Masumiyet karinesi, soruşturma hakkında hesap vermekten kaçınmanın bahanesine dönüştürülemez. Her yatırımcının kaydını yayımlamak ile kamuoyunu ilgilendiren siyasi bağlantıları açıklamak aynı şey değildir.
AKP Grup Başkanı Abdullah Güler’in açıklaması ise bu yaklaşımın en çıplak özeti. Yüksek getiri elde edenlerin kendi hesaplarını gözden geçirmelerini, kazancını haksız ve gayrimeşru bulanların vicdani değerlendirmeyle iade etmelerini istiyor.
Bir ülkede mali suçların hesabı şüphelinin vicdanına bırakılır mı? İnsanlar kendilerini denetlesin diye savcılık kurulmaz. “İçine sinmiyorsa getir!” denilecekse denetim kurumları ne işe yarar?
Güler’in açıklamasındaki bir ayrıntıyı da atlamayalım: Gönüllü iadenin cezai veya hukuki sorumluluğun yerine geçmediğini, ilgili hükümlerin saklı olduğunu söylüyor. Dolayısıyla “iade edenin dosyası hukuken kapanacak” sonucuna peşinen varamayız. Fakat siyasi söylemdeki ağırlık açık: Suçun nasıl işlendiğinden çok, paranın hangi hesapla ve hangi gönüllülükle geri verileceği konuşuluyor.
Vatandaş mahkeme bekliyor; iktidar vicdan muhasebesi öneriyor. Erdoğan da sonunda tanıdık söylemine döndü. 9 Ekim’de muhalefeti hedef alırken “FETÖ” taktiklerinden söz etti. Böylece tartışmanın ekseni bir kez daha para hareketlerinden, iddiayı dile getirenlerin kimliğine kaydırıldı.
Bu söylemin siyasi işlevi belli: Soruyu cevaplamak yerine soruyu soranı şüpheli hâle getirmek.
Burada bir başka tehlike de bilgi kirliliği. Muhalefete ve gazetecilere yanlış bilgiler sızdırılarak gelecekte ortaya çıkabilecek gerçek belgelerin şimdiden itibarsızlaştırıldığı iddiası, somut kanıt olmadan kesin hükme dönüştürülemez. Bir “false flag” operasyonunun varlığını söylemek için kaynağı, yöntemi ve bağlantıları göstermek gerekir.
Fakat böyle bir operasyonun nasıl işleyeceği açık: Gerçek dosyanın çevresine birkaç sahte isim ve yanlış rakam yerleştirilir. Bunlar dolaşıma girer. Sonra yanlışlar teşhir edilerek bütün dosyaya “iftira” damgası vurulur. Bir yanlış bilgi, yüz doğru sorunun üstünü örten bir perdeye dönüşür.
Muhalefet ve gazeteciler bu yüzden belge doğrulama disiplinini elden bırakamaz. İktidarın istediği zemini, aceleyle yayımlanan her iddia biraz daha genişletebilir.
Hırsız değil gazeteci tutuklanıyor
Üstelik basına dönük baskı artık soyut bir endişe değil. 9 Ekim’de fon skandalına ilişkin paylaşımları nedeniyle Şaban Sevinç ve Mustafa Balcı “halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma” suçlamasıyla tutuklandı; İsmail Saymaz ve Murat Ağırel hakkında adli kontrolle serbest bırakıldı. Kazanç sağlayanların vicdanına seslenilirken, bu kazançları sorgulayan gazetecilerin karşısına cezaevi çıkarılıyor.
Bu tabloya baktığımda, iktidarın önceliğinin dosyayı aydınlatmaktan çok siyasi maliyetini azaltmak olduğu sonucuna varıyorum. Süreci uzatmak, konuyu teknikleştirmek, habercileri baskı altına almak, yeni gündemlerle kamuoyunun dikkatini dağıtmak… Bunların her biri, mağdurun hesap sorma gücünü aşındırıyor.
Birkaç kişi yargılanabilir, bir miktar para geri dönebilir. Asıl ölçü, iktidarın kendi ekosistemi içindeki bağlantıların da aynı kararlılıkla araştırılıp araştırılmayacağıdır.
Aksi hâlde, vatandaş zararını sineye çekecek, nüfuz sahipleri geride bıraktıkları kazancı koruyacak ve sistem bir sonraki skandala hazırlanacak. Çalanın yanına kâr kalması dediğimiz şey tam da böyle oluşur: Bir anda değil, dosya dosya; geciktirerek, eksilterek, unutturarak.
“Sonuna kadar gidilecek!” diyorlar. Hangi sona? Paranın izinin sürüldüğü yere mi, yoksa kamuoyunun yorulup sustuğu güne mi?
Kaynak: Tr724
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

![Tr724 [Haber Merkezi]](https://serbestgorus.com/wp-content/uploads/2026/10/Cinden-Guney-Afrikaya-72-milyar-dolarlik-elektrikli-arac-yatirimi-360x180.jpeg)



































