MGK kararları beklenmeden öncelikle ağır hasta mahpusların derhal tahliye edilmesi gerektiğini belirten ÖHD’li avukatlar, ‘Süreç uzadıkça toplumdaki güven sarsılacaktır’ dedi
Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nde 10 Ağustos’ta Meclis’te kabul edilen çerçeve yasa kapsamında atılacak somut adım beklentilerinden biri de cezaevleri ile ilgili durum. Özgürlük İçin Hukukçular Derneği (ÖHD) İzmir Şubesi yöneticileri Şükran Öztürk ve Nehir Bilece, çerçeve yasa ve cezaevleriyle ilgili değerlendirmelerde bulundu.
Şükran Öztürk, hasta tutsakların tahliye edilmesi ve infazların ertelenmesi gerektiğini belirterek, cezaevinde bir gün dahi tutulmamaları gerektiğini söyledi. Bu konuda öncelikle bir idari engelle karşılaştıklarını dile getiren Şükran Öztürk, bunun bürokrasi ve siyasi perspektifle oluşturulmuş engeller olduğunu kaydetti.
‘MGK, hapisteki biri için neyin tespitini yapacak?’
Çerçeve yasanın yürürlükte olduğunu ancak uygulanabilmesi için Milli Güvenlik Kurulu’nun (MGK) rapor hazırlaması gerekliliğine endekslendiğine dikkat çeken Şükran Öztürk, “Peki ne raporu hazırlayacak MGK? Silah tesliminin tespiti, teyidi. Müvekkilim 20 yıldır cezaevinde. Müvekkilim 10 yıldır cezaevinde. Hangi silahı bırakacak mesela? Kırsaldan gelecek kişiler için bir ön koşul ve hazırlanmış bir prosedür diye düşündüm. Ancak hayır, yasanın komple uygulanması için. Yani cezaevinden, Avrupa’dan gelecek kişiler için de bu raporun Resmi Gazete’de yayımlanmasını bekleyeceğiz” dedi.
‘6 ay gibi bir sürede başvurular nasıl yığılacak?’
Yasanın MGK’nin raporu için bir süre öngörmediğini belirten Şükran Öztürk, “Bu raporu ne zaman hazırlayacağı, ne zaman toplanacağı, ne zaman Resmi Gazete’de yayımlanacağına dair bir öngörüsü yok. Nasıl bir hızla hareket edecekler? Kişisel değerlendirme yapılabileceği yönünde açıklamalar var. Cezaevindeki dosyalar için nasıl yapacaklar? 6 ay gibi bir sürede başvurular nasıl yığılacak? Onların sonuçları nasıl alınacak? Bunlara dair bir şey yok” diye konuştu.
‘Çerçeve yasaya benzer yasaların çıkması gerektiğini belirttik’
Şükran Öztürk, sayıları binleri bulan, dışarıda dahi mevcut sağlık sorununu çözemeyecek olan hasta tutsakların bir yıl, 6 ay ya da bir buçuk yıl gibi süreleri hapishanelerde geçirmesinin insan haklarıyla bağdaşmayacağı gibi hukukun temel kaideleriyle de bağdaşmayacağının çok açık olduğunu dile getirdi. Şükran Öztürk, çerçeve yasanın birçok eksikliği olduğunu ancak en büyük eksikliğinin bu olduğunu vurguladı.
“Sürecin en başında sayın Abdullah Öcalan’ın 27 Şubat’ta yaptığı açıklamadan sonra biz defalarca çerçeve yasaya benzer yasaların çıkması gerektiğini belirttik” diyen Şükran Öztürk, sürecin çok ağırdan alındığını, çerçeve yasanın eksiklikleriyle, ayrıntılı düşünme düzenlemesi olmadan çıktığını kaydetti.
‘Veriler hemen toplanıp tahliyeler gerçekleştirilir’
Adalet Bakanı Akın Gürlek’in DEM Parti heyetiyle yaptığı görüşmede, hasta tutsaklar için raporu olanların kendilerine iletilmesinin ardından süreci işletecekleri yönündeki açıklamasına tepki gösteren Şükran Öztürk, şunları söyledi:
“ÖHD olarak takip ettiğimiz birçok hasta mahpusun başvurusunu bizzat biz yapıyoruz. Bu süreçleri işletmeye çalışıyoruz. Adli Tıp’a sevki için bu uğraşıları veriyoruz. Bu kişilerin kayıtları Sağlık Bakanlığı’ndan çok rahat temin edilebilir. Şu anda e-nabız diye bir sistem var. Bu sistemde kişinin kendisiyle ilgili kan tahlilinden tutun yazılan tüm ilaçlar, tedaviler, teşhisler, raporlar, hepsi kayıtlı. Burada gerçekten iyi niyet, gerçekten hak ihlalinin önlenmesi için bir çaba varsa Sağlık Bakanlığı’nda oluşturulacak 3-4 kişilik bir birimle bu veriler hemen toplanır. Kişilerin Adli Tıp’a sevki gerçekleştirilir. Raporlar doğrultusunda da tahliyeler gerçekleştirilir.”
Hasta tutsaklarla ilgili ÖHD olarak ayrıntılı raporları olduğunu belirten Şükran Öztürk, İnsan Hakları Derneği (İHD) ve birçok sivil toplum kuruluşunun raporları olduğuna işaret etti. Şükran Öztürk, bu raporlara ulaşmanın hiç de zor olmadığını ifade ederek, “Adalet Bakanlığı, çözüm noktasında yasanın, yönetmeliğin bu maddelerini uygulatmak istiyorsa bir partiye sormasına gerek yok. Çünkü kurumlar Adalet Bakanlığı’na, İçişleri Bakanlığı’na bağlı ve bu veriler de onlarda mevcut” diye kaydetti.
‘Başvurular var, tahliye yok’
Nehir Bilece, şu ana kadar olumlu bir adım görmediklerini belirterek, “İnfaz erteleme başvuruları yaptık. Kendi bölgemizdeki hapishanelerde hasta mahpusların bakanlığa bildirilmesi için çalışmalar yaptık. Ancak şu ana kadar Mehmet Sait Yıldırım örneğinde de görüldüğü gibi herhangi bir müvekkilimizin bırakıldığına dair bir durum söz konusu değil. İnfaz erteleme taleplerimizin reddedilmesinin ardından koşullu salıverilmesinin de ertelenmesiyle karşı karşıya kalıyoruz. Koşullu salıverme derken, aslında kişi yatması gereken süreyi tamamlamış, bitirmiş. Oluşturulan İdare ve Gözlem Kurul’larıyla, ki bu kurul kendini yeniden bir mahkeme konumuna koyan ve bu şekilde verilen kararlarla bu keyfi kararları alıyor. Tam da hukuka aykırı dediğimiz yer burası. Hukuka aykırı olduğunu, keyfi olduğunu, gerçek dışı olduğunu ve gerçekten dikkate alınamayacak kararlar olduğunu çok açık bir şekilde ortaya seriyor” dedi.
Bu süreçte toplumsal barıştan veya demokratik toplumdan söz edilebilmesi için tüm sistemin demokrasiyle işlemesi gerektiğini vurgulayan Nehir Bilece, “Başta İdare ve Gözlem Kurulu’nun kaldırılması gerekiyor. Bu süreçte yapılması gerekenler, MGK kararları beklenmeden öncelikle ağır hasta mahpusların derhal tahliye edilmesidir. Çünkü hapishanelerde tedaviye erişim hakları oldukça kısıtlı ve keyfi olarak engellenmekte. Hapishane idaresi ve jandarmanın keyfi tutumuyla engelleniyor. Barış iklimini daha da güçlendirebilmek için bir an önce olumlu adımların atılması gerekmekte. Hapishanelerdeki tahliyelerin bir an önce gerçekleşmesi gerekiyor” diye kaydetti.
‘Abdullah Öcalan’ın koşulları netleşmeli’
Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın koşullarının da Barış ve Demokratik Toplum Süreci açısından önemli olduğuna dikkat çeken Nehir Bilece, “Sayın Abdullah Öcalan’ın statüsü netleşerek, toplumsal barışa daha da katkı sağlayacak koşulların da bir an önce yaratılması gerektiğini düşünüyoruz. Bu süreç sadece Kürtler açısından değerlendiriliyor ama hem Türkler, hem Kürtler hem de Ortadoğu halkları açısından Türkiye ve Kürdistan’da yaşanan bu barış süreci başta hapishaneler olmak üzere yurt dışına iltica edenler, ailelerinden uzakta yaşayanlar, belki gerillalar, birçok kişi üzerinde adım atılması bekleniyor. Süreç uzadıkça toplumdaki güven sarsacaktır” diye konuştu.
Haber: İbrahim Açıkyer \ MA
Kaynak: Yeni Yaşam Gazetesi
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***





































