YORUM | ADEM YAVUZ ARSLAN
ABD Başkanı Donald Trump İran savaşını başlattıktan birkaç hafta sonra Florida’daki Doral golf kulübünde Cumhuriyetçi siyasetçi ve bağışçılara seslendi. Çoğunluğu sıkı destekçisi olan katılımcılara kendinden emin olarak savaşın kısa süreceğini iddia etti ve “Short-term excursion” olarak tanımladı.
Yani kısa süreli bir operasyon. “Yakında” biteceğini söyledi. Fakat evdeki hesap çarşıya uymadı ve Trump’ın özellikle İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun etkisiyle girdiği İran savaşı belirsiz bir kısır döngüye düştü.
Savaş altı ayı geride bıraktı. Üstelik savaşın Amerika’ya faturası ilk tahminlerin çok üzerine çıktı. Askerî harcamalar arttı. Amerikan üsleri İran saldırılarında ciddi hasar gördü. Milyarlarca dolarlık mühimmat tüketildi. Hürmüz Boğazı’ndaki kriz enerji fiyatlarını yukarı taşıdı.
Dahası savaş, Ortadoğu’dan binlerce kilometre uzaktaki sıradan Amerikalının cebine kadar ulaştı. Moody’s Analytics Başekonomisti Mark Zandi savaşın ortalama Amerikan hanesine maliyetini önce yaklaşık 1.000 dolar olarak hesapladı.
Son tahminini ise 1.200 doların üzerine çıkardı. Bu hesaba yalnızca Pentagon’un harcadığı para girmedi.
Benzin ve dizeldeki artış, gıda ve ulaşım maliyetleri, yükselen faizlerin tüketiciye getirdiği yük ve savaşın diğer ekonomik sonuçları da dahil edildi. Center for American Progress’in ağustos ayında yayımladığı hesap da savaşın Amerikan ailelerine maliyetinin en az 1.200 dolara ulaştığını belirtti.
Bu rakam özellikle Trump açısından tehlikeli. Çünkü Kasım 2026 ara seçimleri yaklaştı. Trump’ın seçmene verdiği en önemli vaatlerden biri hayat pahalılığını düşürmekti. Bir diğer vaadi ise Amerika’yı yeni ve bitmeyen savaşlara sokmamaktı.
İran savaşı bu iki vaadi aynı anda vurdu. Amerikalı savaşı artık yalnızca televizyondaki füze görüntülerinden izlemedi.
Benzin istasyonunda gördü. Market alışverişinde hissetti. Mortgage faizinde ödedi. Otomobil kredisinde karşısına çıktı.
Nitekim Trump’ın kamuoyu desteği de geriledi. Reuters/Ipsos araştırmasında genel onay oranı yüzde 33’e düştü. İran politikasını onaylayanların oranı ise yalnızca yüzde 25’te kaldı.
Savaş mevcut çıkmazla Kasım ayındaki ara seçimlere kadar uzarsa Trump ve Cumhuriyetçiler için İran, dış politika dosyası olmaktan çıkıp doğrudan bir seçim problemine dönüşebilir.
Ancak İran savaşının Washington’da yarattığı sarsıntı ekonomiden ibaret kalmadı.
Çok daha kritik bir kurumun içine kadar girdi: Pentagon.
GENERALLER KAZAN KALDIRDI
Belki pek fark edilmiyor ama İran savaşının en hararetli cephesi Washington’da denebilir. İstifalar. Görevden almalar. Engellenen terfiler… Savunma Bakanı Pete Hegseth ile üst düzey askerî ve sivil yöneticiler arasındaki çatışmalar yeni bir aşamaya geçti.
Son olarak Kara Kuvvetleri Bakanı Dan Driscoll oldu. Bu sıradan bir kabine değişikliği değil, rutin bir gelişme olarak da okunamaz.
Çünkü Driscoll giderken arkasında son derece önemli bir tartışma bıraktı. Savunma Bakanı Pete Hegseth’in Amerikan ordusuna zarar verdiğini düşündüğünü Beyaz Saray’a kadar taşıdı.
ABC News’ün kaynaklarına göre Driscoll, Beyaz Saray Özel Kalem Müdürü Susie Wiles dahil yönetimdeki isimleri Hegseth konusunda defalarca uyardı. İtirazının merkezinde Hegseth’in üst düzey komutanları görevden alma biçimi vardı.
Driscoll’a göre bu görevden almalar Kara Kuvvetlerinin dönüşümüne ve savaşa hazırlık kapasitesine zarar verdi. Sonunda doğrudan Trump’la konuştu. Başkana, Hegseth’in ordunun en tecrübeli isimlerinden bazılarını gerekçe göstermeden görevden çıkarmasının kuvvete zarar verdiğini anlattı.
Kaynaklara göre Trump kendisine anlatılanların boyutu karşısında şaşırdı. Washington Post ise Trump’ın Driscoll’a en azından ara seçimlere kadar görevinde kalmasını önerdiğini yazdı.
Driscoll kabul etmedi. İstifasını verdi.
SIRADIŞI BAKAN TARTIŞMALI TERCİHLER
Meselenin boyutunu anlamak için rakamlara bakmak gerekiyor.
CBS News’ün 2 Eylül itibarıyla çıkardığı bilançoya göre Pete Hegseth göreve geldikten sonra en az 20 general, amiral ve üst düzey sivil savunma yöneticisi görevden alındı, istifa etti veya görevinden ayrıldı.
Gidenlerin arasında sıradan isimler yoktu. Kara, Deniz ve Hava Kuvvetlerinin en üst düzey yöneticilerinden bazıları sistemin dışına çıktı.
Hegseth ayrıca çok sayıda üst düzey subayın terfisini durdurdu. CBS’nin kaynaklarına göre kadın ve siyah subaylar terfi listelerinden orantısız biçimde çıkarıldı. Bugün Amerikan ordusunda aktif görev yapan dört yıldızlı kadın general veya amiral kalmadı.
Kara Kuvvetleri’ndeki tablo daha da dikkat çekici. Hegseth göreve geldiğinde aktif görevde 10 dört yıldızlı Kara Kuvvetleri generali bulunuyordu. Son gelişmelerle bu rakam beşe düştü.
Yani dünyanın en güçlü kara ordularından birinin en üst komuta kademesi kısa süre içerisinde yarı yarıya küçüldü.
LİYAKAT MI SADAKAT Mİ?
En tartışmalı kararlardan biri General Randy George konusunda alındı. George, ABD Kara Kuvvetlerinin en üst düzey askeriydi. Dört yıllık görev süresinin bitmesine bir yıldan fazla zaman varken nisanda emekliye ayrılması istendi.
Kamuoyuna ayrıntılı bir gerekçe açıklanmadı. Driscoll bu karardan rahatsızlığını gizlemedi. Kongre’de yaptığı konuşmada haberi ailesiyle tatildeyken aldığını anlattı.
Ardından ailesini arabaya bindirdi ve General George’un evine gitti. George’a sarıldıklarını anlattı ve onu:
“Muhteşem ve dönüştürücü bir lider” olarak tanımladı. Aslında bu sözler Pentagon içindeki ayrışmanın ne kadar derinleştiğini gösterdi.
Düşünsenize, Savunma Bakanı bir generali görevden alıyor, Kara Kuvvetleri Bakanı ise aynı generali kamuoyu önünde övüyor.
Sonunda Driscoll da gitti.
“DRONE GUY” DA GİTTİ
Bütün bunlar herhangi bir zamanda yaşansaydı bile ciddi bir Pentagon krizi sayılırdı.
Ama zamanlama tabloyu daha önemli hale getirdi. İstifalar ve restleşmeler, Amerika İran’la savaşırken yaşandı. ABD ordusunun tecrübeli generalleri İran savaşına karşı çıkıp, bir an önce bitirilmesi gerektiğini savunarak Trump yönetimiyle ters düştüler.
İran saldırılarında Amerikan üsleri zarar gördü.ABD ordusu büyük miktarda hava savunma mühimmatı tüketti.
Patriot stoklarının yenilenmesi gerekti. İran’ın kullandığı ucuz dronlar modern savaşın ne kadar hızlı değiştiğini Pentagon’a gösterdi. Tam da böyle bir dönemde ABD Kara Kuvvetleri’nin modernizasyon programlarını yöneten kadro parçalandı. Driscoll’ın öncelik verdiği alanların başında drone teknolojisi geliyordu.
Washington’da kendisine zaman zaman Trump’ın “drone guy”ı bile denildi. Ordunun gelecekteki savaşlara hazırlanmasını, ucuz insansız sistemlerin daha yaygın kullanılmasını ve yeni teknolojilerin bürokrasiye takılmadan sahaya indirilmesini savundu.
İran savaşı bu yaklaşımın önemini daha da açık hale getirdi. Fakat Driscoll’ın yakın çalıştığı generallerden bazıları Hegseth tarafından görevden alındı. Modernizasyon programlarının bir bölümü de Driscoll’ın kontrolünden çıkarıldı.
Sonunda modernizasyonu yöneten isim de Pentagon’dan ayrıldı.
Washington Post’un aktardığına göre Driscoll’ın ayrıldığı sırada Kara Kuvvetleri hem Ortadoğu’daki on binlerce askerin yükünü taşıdı hem hava savunma cephaneliğini yeniden doldurma ihtiyacıyla karşılaştı hem de yeni drone savaşına adapte olmaya çalıştı.
Pentagon’daki personel savaşını İran savaşından bağımsız olarak değerlendirmek bu nedenle mümkün değil.
MESELE SADECE İRAN DEĞİL
Ancak Pentagon’da yaşananları yalnızca İran savaşının başarısızlıklarıyla açıklamak da eksik kalır. İkinci faktör doğrudan Trump’ın yönetim anlayışı. Trump ikinci dönemine başladığında Washington bürokrasisine karşı çok daha hazırlıklı geldi.
İlk döneminde kendisini frenlediğini düşündüğü kurumsal mekanizmaları, bürokratları ve yöneticileri ikinci dönemde yanında istemedi. Pentagon da bunun dışında kalmadı. Hegseth göreve gelmeden önce bile Amerikan ordusundaki “woke” ve DEI politikalarını sert biçimde eleştirdi.
Bir podcast yayınında bu politikalarla ilişkili generallerin ve amirallerin gitmesi gerektiğini açıkça söyledi. Göreve geldikten sonra da üst komuta kademesine müdahale etti.
Tam bu noktada Washington’daki tartışma basit bir personel meselesinden çıktı: Liyakat mi, sadakat mi? sorusuna dönüştü.
Bir başkanın veya savunma bakanının generalleri görevden alma yetkisi elbette var. ABD sisteminin temel ilkelerinden biri ordunun seçilmiş sivil yönetime bağlı olması.
Dolayısıyla her general değişikliğini “tasfiye” diye okumak doğru olmaz. Ancak sorun başka yerde çıktı.
Görevden alınan birçok isim için açık gerekçe sunulmadı. Terfileri daha önce profesyonel askerî süreçlerden geçmiş bazı subayların önleri kesildi. Hegseth’le görüş ayrılığı yaşayan isimler sistemin dışına çıktı.
Bu durum Pentagon içinde farklı bir endişeyi büyüttü: Komutanlar artık askerî açıdan doğru olduğunu düşündükleri şeyi mi söyleyecek, yoksa siyasi yöneticilerin duymak istediğini mi? Yaşanan krize Cumhuriyetçi Parti’den de tepki var. Hegseth ağır eleştiri oklarının hedefi haline geldi. Pentagon ise yaşananları kriz değil reform olarak tanımlıyor.
Bütün bu gelişmeleri yan yana koyduğumuzda İran savaşının Amerika’ya etkisinin ilk tahminlerin çok ötesine geçtiği görülüyor. Trump kısa bir savaş bekledi. Savaş uzadı. Askerî fatura büyüdü. Amerikan üsleri vuruldu. Mühimmat stokları azaldı. Enerji fiyatları yükseldi. Ortalama Amerikan hanesine düşen maliyet 1.200 doları geçti. Trump’ın İran politikasına destek yüzde 25’e kadar geriledi.
Şimdi dünyanın en büyük askerî organizasyonunun tepesinde de ciddi bir yönetim kavgası yaşandı. Üstelik bütün bunlar ara seçimlere haftalar kala oldu.
Trump’ın siyasi markasının merkezinde yıllardır iki vaat vardı: “America First.” ve “No more endless wars.” Yani ‘Önce Amerika’ ve ‘Sonsuz savaşlara son’ demişti, ama İran savaşı şimdi bu iki sloganı aynı anda test etti.
Trump başka ülkelerin bitmeyen savaşlarından Amerika’yı uzak tutacağını söyledi. Ama kendi başlattığı savaş altı ayı geçti. Amerikalıya ekonomik fatura çıkardı. Pentagon’un mühimmat stoklarını zorladı.Şimdi de ordunun tepesindeki yönetim krizinin fonunu oluşturdu.
Kasım ayında seçmen yalnızca İran’da kimin kazandığına bakmayacak. Benzinin kaç dolar olduğuna bakacak.
Market faturasına bakacak. Faizine bakacak. Sonra da basit bir soru soracak: “Bu kimin savaşı ve bu faturayı ben neden ödüyorum?”
Hasılı, İran savaşının Trump açısından en tehlikeli cephesi Tahran değil, Washington olabilir.
Kaynak: Tr724
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***





































