Amed Demokratik Kurumlar Platformu, 3 Eylül’de Amed, İzmir ve Manisa’da 15 kişinin gözaltına alınmasına tepki gösterdi. Platform açıklamasında, ‘Barış, hafızayı silerek kurulamaz. İnsanlardan dün kaybettikleri evlatlarını bugün unutmalarını, fotoğraflarını kaldırmalarını, mezarlarından uzak durmalarını, ağıtlarını ve yaslarını terk etmelerini bekleyemeyiz’ denildi
Amed Demokratik Kurumlar Platformu (DEKUP), Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı’nın başlattığı soruşturma kapsamında sabah saatlerinde yapılan ev baskınlarıyla Amed’de 11, Manisa’da 2 ve İzmir’de 2 kişi olmak üzere toplamda 15 kişinin gözaltına alınmasına ilişkin açıklama yayımladı.
Taziye geleneğinin toplumsal, ahlaki ve dini açıdan köklü bir gelenek olduğunu belirten platform, ölüm karşısında acıyı paylaşmanın ve yaşamını yitirenlerin ardından yas tutmanın temel insani davranışlardan biri olduğunu ifade etti. Açıklamada, “Devlete düşen, insanların yaslarını özgürce yaşayabilecekleri koşulları güvence altına almak ve taziye kapılarının önüne korkunun yerleşmesini engellemektir” denildi.
DEKUP açıklaması şöyle:
“3 Eylül 2026 tarihinde Diyarbakır İzmir ve Manisa’da olmak üzere 15 arkadaşımız gözaltına alınmıştır.
Şiddet içermeyen yas, taziye ve anma pratiklerinin soruşturmalara ve gözaltı operasyonlarına konu edilmesini kabul etmiyoruz.
Ölüm karşısında insanın ilk sözü acıdır. Bu acıyı paylaşmak, taziye evinin kapısından içeri girmek, acılı bir annenin, babanın, kardeşin yanında oturmak, elini tutmak, başsağlığı dilemek insan olmanın en kadim davranışlarından biridir.
Bu topraklarda taziye aynı zamanda toplumsal bir sorumluluk, ahlaki bir borç ve dini inançların yaşatıldığı köklü bir gelenektir. İnançlarımız, kültürlerimiz ve toplumsal değerlerimiz yaşamını yitiren insanı uğurlamayı, ardından yas tutmayı ve geride kalanların acısını paylaşmayı bize bir sorumluluk olarak yükler. Yüzyıllardır insanlar en ağır zamanlarında birbirlerinin kapısını bunun için çalar. Devlete düşen, insanların yaslarını özgürce yaşayabilecekleri koşulları güvence altına almak ve taziye kapılarının önüne korkunun yerleşmesini engellemektir.
Bir annenin evladının fotoğrafını önüne koyması, bir komşunun gelip elini tutması, insanların birlikte ağlaması, ağıt yakması, dualarını ve sözlerini kendi inançları ve değerleri doğrultusunda söylemesi insan hayatının en mahrem alanlarından biridir. Ceza hukukunun bu alana müdahalesi, insanların ifade özgürlüğüne, inançlarına, kültürlerine, hafızalarına ve yaşamını yitirenlerle kurdukları bağa müdahale anlamına gelir.
Yas alanına müdahale ifade özgürlüğüne müdahaledir
Hukukun bir özü, ruhu ve amacı vardır. Hukuk insan onurunu, temel hakları ve özgürlükleri koruduğu ölçüde anlam kazanır. Yasın nasıl tutulacağını, insanların ölülerini nasıl anacağını ve acılarını hangi sözlerle ifade edeceğini soruşturmalarla belirlemeye çalışmak, hukuku toplumsal hafızayı baskılayan bir araca dönüştürür.
Taziye sırasında kullanılan ifadelerin, sloganların, sembollerin ve anma biçimlerinin şiddete açık bir çağrı içermediği koşullarda ceza soruşturmalarının konusu haline getirilmesi ifade özgürlüğünün alanını daraltmaktadır. İnsanların geçmişte yaşanan kayıplara ilişkin duygularını ve hafızalarını ifade edebilmesi demokratik ve çoğulcu bir toplumun gereğidir.
Barış hafızayı silerek kurulamaz
Türkiye, silahlı çatışmanın sona erdirilmesi ve Kürt sorununun demokratik çözümü açısından tarihsel önemde bir süreçten geçmektedir. Böylesi bir dönemde geçmişin güvenlikçi yöntemlerinde ısrar edilmesi, Kürt toplumunun yasının, hafızasının ve değerlerinin kriminalize edilmesi, toplumsal barışın ihtiyaç duyduğu güven duygusunu zedelemektedir.
Barış, hafızayı silerek kurulamaz. İnsanlardan dün kaybettikleri evlatlarını bugün unutmalarını, fotoğraflarını kaldırmalarını, mezarlarından uzak durmalarını, ağıtlarını ve yaslarını terk etmelerini bekleyemeyiz. Yaşamını yitiren evlatlarımıza ve ailelerine saygı istiyoruz. Kimse bir annenin acısını başka bir annenin acısının karşısına koymasın. Asker annesinin acısıyla gerilla annesinin acısını yarıştırmadan, bütün annelerin yasına saygı gösterebilecek bir toplumsal vicdanı birlikte büyütmek zorundayız. Barışın toplumsallaşması, birbirimizin acısını tanıyabildiğimiz yerde başlar.
Şafak vakti operasyonlarını kabul etmiyoruz
Şafak vakti gerçekleştirilen gözaltı operasyonlarını da kabul etmiyoruz. Kaçma veya delilleri karartma gibi somut gerekçelerin bulunmadığı durumlarda yurttaşların ifadeye davet edilmesi yerine evlerine operasyon düzenlenmesi, gözaltını fiili bir cezalandırmaya dönüştürmektedir. İnsanların evlerine sabaha karşı yapılan baskınlar ailelerde ve toplumda korku ve güvensizlik yaratmaktadır. Barışın konuşulduğu bir dönemde toplumsal güveni büyütmek hepimizin sorumluluğudur.
Bugün önümüzde tarihsel bir sorumluluk bulunmaktadır. Geçmişin acılarını yeni acılarla çoğaltmak yerine geçmişle yüzleşmek, yaraları tanımak ve kalıcı barışın demokratik ve hukuki mekanizmalarını kurmak zorundayız.
Amed Demokratik Kurumlar Platformu olarak çağrımız açıktır:
- Gözaltına alınan yurttaşlar derhal serbest bırakılmalıdır.
- Şiddet içermeyen taziye ve anmalar nedeniyle yürütülen soruşturmalara son verilmelidir.
- Taziye, yas ve anma pratiklerini kriminalize eden yargısal ve idari yaklaşımlar terk edilmelidir.
Biz geçmişin acılarının yeni acılar üretmesini istemiyoruz. Bu ülkenin halklarının birbirlerinin yasını tehdit olarak görmediği, farklı hafızaların özgürce yaşayabildiği, annelerin acılarının yarıştırılmadığı ve hiçbir annenin evladının ardından tuttuğu yas nedeniyle kapısının sabaha karşı çalınmadığı bir barışı birlikte kurmak istiyoruz.”
HABER MERKEZİ
Kaynak: Yeni Yaşam Gazetesi
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***





































