• Ana Sayfa
  • Gizlilik politikası
  • Görüş & Analiz Gönder
  • Newsletter
Serbest Görüş
  • Haberler
    • All
    • Bilim ve Teknolji
    • Dünya
    • Ekonomi
    • Kültür - Sanat
    • Politika
    • Spor
    • Yaşam
    Erzurum dolmasının gizli sırrı tarlaya indi: 500 bin adet ekildi, bölgenin ihtiyacını tek başına karşılıyor

    Erzurum dolmasının gizli sırrı tarlaya indi: 500 bin adet ekildi, bölgenin ihtiyacını tek başına karşılıyor

    Fenerbahçe Ambarabat'la Yollarını Ayırdı

    Fenerbahçe Ambarabat’la Yollarını Ayırdı

    11 yıl sona ilk kez hasat edildi: Ağaç başına 1 kilo ürün…

    11 yıl sona ilk kez hasat edildi: Ağaç başına 1 kilo ürün…

    Tr724 Haber Merkezi

    ABD | Mahkeme, 11 Eylül saldırılarının kilit sanığının ifadesini delil saymadı

    Televizyonda gördüler, babadan kalma tarlayı şifa deposuna çevirdiler

    Televizyonda gördüler, babadan kalma tarlayı şifa deposuna çevirdiler

    Tr724 Haber Merkezi

    İspanya’nın Ceuta kentinde göçmen karşıtı gösteriler şiddete dönüştü

    Trending Tags

  • İnsan Hakları
    Jandarma karakolunda işkence: İki kişi öldürüldü; biri karakol bahçesine gömüldü

    Jandarma karakolunda işkence: İki kişi öldürüldü; biri karakol bahçesine gömüldü

    DEM Partili Kamaç: Diyanet’in 19 dilli yayınında Kürtçe yok!

    DEM Partili Kamaç: Diyanet’in 19 dilli yayınında Kürtçe yok!

    ‘Mansur Yavaş her şart altında aday’

    Adliye binalarımız güzel ama adalet var mı?

    Batman’da sert müdahalede bulunan polisler hakkında soruşturma başlatıldı

    Batman’da sert müdahalede bulunan polisler hakkında soruşturma başlatıldı

    Esenyurtlular kayyıma tepkili: Hukuksuzluk ve adaletsizliktir

    Esenyurtlular kayyıma tepkili: Hukuksuzluk ve adaletsizliktir

    En Yakınındaki İsim Konuştu: Mansur Yavaş Esenyurt'taki Mitinge Neden Katılmadı?

    En Yakınındaki İsim Konuştu: Mansur Yavaş Esenyurt’taki Mitinge Neden Katılmadı?

    Trending Tags

  • 15 Temmuz
    Akın Öztürk: Başta Hulusi Akar olmak üzere 15-20 kişi konuşmazsa bu iş açığa çıkmaz

    Akın Öztürk: Başta Hulusi Akar olmak üzere 15-20 kişi konuşmazsa bu iş açığa çıkmaz

    Akın Öztürk: 15 Temmuz önlenirdi ama 2 buçuk saat refleks göstermediler

    Akın Öztürk: 15 Temmuz önlenirdi ama 2 buçuk saat refleks göstermediler

    ”15 Temmuz gazisi” nasıl yakalandı? Kabinden çıkmaya ikna edilmesi yaklaşık 20 dakika sürdü

    ”15 Temmuz gazisi” nasıl yakalandı? Kabinden çıkmaya ikna edilmesi yaklaşık 20 dakika sürdü

    Tel Aviv’de taciz şüphesiyle gözaltına alınan Türk görevli ”15 Temmuz gazisi” çıktı

    Tel Aviv’de taciz şüphesiyle gözaltına alınan Türk görevli ”15 Temmuz gazisi” çıktı

    Ertesi gün ne yapacaklardı? Ben Serhat Telli, 15 Temmuz günü yaşadığım olayları anlatmak istiyorum

    Ertesi gün ne yapacaklardı? Ben Serhat Telli, 15 Temmuz günü yaşadığım olayları anlatmak istiyorum

    15 Temmuz’u kimin yaptığı sonuçlarında gizli

    15 Temmuz’u kimin yaptığı sonuçlarında gizli

  • Kürt Meselesi
    Mehdi Zana yaşamını yitirdi

    Mehdi Zana yaşamını yitirdi

    DAD: Meclis’te kurulacak komisyonlarda Aleviler de yer almalı

    DAD: Meclis’te kurulacak komisyonlarda Aleviler de yer almalı

    Oğuz Ok toprağa verildi

    Oğuz Ok toprağa verildi

    İHD’den barış paneli: Demokrasi güçleri süreçte yer almalı

    İHD’den barış paneli: Demokrasi güçleri süreçte yer almalı

    Bakırhan: Yasa kapı araladı, mücadeleye devam edeceğiz

    Bakırhan: Yasa kapı araladı, mücadeleye devam edeceğiz

    Mehmet Sait Yıldırım ve Dursun Göktaş için tahliye çağrısı

    Mehmet Sait Yıldırım ve Dursun Göktaş için tahliye çağrısı

    Trending Tags

  • Görüş & Analiz
    Keşke kendime mutlu olma fırsatı verseydim…

    Keşke kendime mutlu olma fırsatı verseydim…

    Hintli hanende: Ölümü beklerken hayatı bulmak

    Hintli hanende: Ölümü beklerken hayatı bulmak

    Bir tarafta tümör, diğer tarafta devlet: Meslektaşım Haşim Söylemez’in ardından..

    Bir tarafta tümör, diğer tarafta devlet: Meslektaşım Haşim Söylemez’in ardından..

    Alvarez savaşı: Barcelona’ya karşı Atlético’nun onur mücadelesi

    Alvarez savaşı: Barcelona’ya karşı Atlético’nun onur mücadelesi

    Erdoğan’a ‘sandıksız’ çıkış kapısı (2): Bir söyleşinin şifreleri

    Erdoğan’a ‘sandıksız’ çıkış kapısı (2): Bir söyleşinin şifreleri

    Necip F. Bahadır

    Asıl soru şu; Arif Ahmet Denizolgun’u kim öldürdü?

No Result
View All Result
  • Haberler
    • All
    • Bilim ve Teknolji
    • Dünya
    • Ekonomi
    • Kültür - Sanat
    • Politika
    • Spor
    • Yaşam
    Erzurum dolmasının gizli sırrı tarlaya indi: 500 bin adet ekildi, bölgenin ihtiyacını tek başına karşılıyor

    Erzurum dolmasının gizli sırrı tarlaya indi: 500 bin adet ekildi, bölgenin ihtiyacını tek başına karşılıyor

    Fenerbahçe Ambarabat'la Yollarını Ayırdı

    Fenerbahçe Ambarabat’la Yollarını Ayırdı

    11 yıl sona ilk kez hasat edildi: Ağaç başına 1 kilo ürün…

    11 yıl sona ilk kez hasat edildi: Ağaç başına 1 kilo ürün…

    Tr724 Haber Merkezi

    ABD | Mahkeme, 11 Eylül saldırılarının kilit sanığının ifadesini delil saymadı

    Televizyonda gördüler, babadan kalma tarlayı şifa deposuna çevirdiler

    Televizyonda gördüler, babadan kalma tarlayı şifa deposuna çevirdiler

    Tr724 Haber Merkezi

    İspanya’nın Ceuta kentinde göçmen karşıtı gösteriler şiddete dönüştü

    Trending Tags

  • İnsan Hakları
    Jandarma karakolunda işkence: İki kişi öldürüldü; biri karakol bahçesine gömüldü

    Jandarma karakolunda işkence: İki kişi öldürüldü; biri karakol bahçesine gömüldü

    DEM Partili Kamaç: Diyanet’in 19 dilli yayınında Kürtçe yok!

    DEM Partili Kamaç: Diyanet’in 19 dilli yayınında Kürtçe yok!

    ‘Mansur Yavaş her şart altında aday’

    Adliye binalarımız güzel ama adalet var mı?

    Batman’da sert müdahalede bulunan polisler hakkında soruşturma başlatıldı

    Batman’da sert müdahalede bulunan polisler hakkında soruşturma başlatıldı

    Esenyurtlular kayyıma tepkili: Hukuksuzluk ve adaletsizliktir

    Esenyurtlular kayyıma tepkili: Hukuksuzluk ve adaletsizliktir

    En Yakınındaki İsim Konuştu: Mansur Yavaş Esenyurt'taki Mitinge Neden Katılmadı?

    En Yakınındaki İsim Konuştu: Mansur Yavaş Esenyurt’taki Mitinge Neden Katılmadı?

    Trending Tags

  • 15 Temmuz
    Akın Öztürk: Başta Hulusi Akar olmak üzere 15-20 kişi konuşmazsa bu iş açığa çıkmaz

    Akın Öztürk: Başta Hulusi Akar olmak üzere 15-20 kişi konuşmazsa bu iş açığa çıkmaz

    Akın Öztürk: 15 Temmuz önlenirdi ama 2 buçuk saat refleks göstermediler

    Akın Öztürk: 15 Temmuz önlenirdi ama 2 buçuk saat refleks göstermediler

    ”15 Temmuz gazisi” nasıl yakalandı? Kabinden çıkmaya ikna edilmesi yaklaşık 20 dakika sürdü

    ”15 Temmuz gazisi” nasıl yakalandı? Kabinden çıkmaya ikna edilmesi yaklaşık 20 dakika sürdü

    Tel Aviv’de taciz şüphesiyle gözaltına alınan Türk görevli ”15 Temmuz gazisi” çıktı

    Tel Aviv’de taciz şüphesiyle gözaltına alınan Türk görevli ”15 Temmuz gazisi” çıktı

    Ertesi gün ne yapacaklardı? Ben Serhat Telli, 15 Temmuz günü yaşadığım olayları anlatmak istiyorum

    Ertesi gün ne yapacaklardı? Ben Serhat Telli, 15 Temmuz günü yaşadığım olayları anlatmak istiyorum

    15 Temmuz’u kimin yaptığı sonuçlarında gizli

    15 Temmuz’u kimin yaptığı sonuçlarında gizli

  • Kürt Meselesi
    Mehdi Zana yaşamını yitirdi

    Mehdi Zana yaşamını yitirdi

    DAD: Meclis’te kurulacak komisyonlarda Aleviler de yer almalı

    DAD: Meclis’te kurulacak komisyonlarda Aleviler de yer almalı

    Oğuz Ok toprağa verildi

    Oğuz Ok toprağa verildi

    İHD’den barış paneli: Demokrasi güçleri süreçte yer almalı

    İHD’den barış paneli: Demokrasi güçleri süreçte yer almalı

    Bakırhan: Yasa kapı araladı, mücadeleye devam edeceğiz

    Bakırhan: Yasa kapı araladı, mücadeleye devam edeceğiz

    Mehmet Sait Yıldırım ve Dursun Göktaş için tahliye çağrısı

    Mehmet Sait Yıldırım ve Dursun Göktaş için tahliye çağrısı

    Trending Tags

  • Görüş & Analiz
    Keşke kendime mutlu olma fırsatı verseydim…

    Keşke kendime mutlu olma fırsatı verseydim…

    Hintli hanende: Ölümü beklerken hayatı bulmak

    Hintli hanende: Ölümü beklerken hayatı bulmak

    Bir tarafta tümör, diğer tarafta devlet: Meslektaşım Haşim Söylemez’in ardından..

    Bir tarafta tümör, diğer tarafta devlet: Meslektaşım Haşim Söylemez’in ardından..

    Alvarez savaşı: Barcelona’ya karşı Atlético’nun onur mücadelesi

    Alvarez savaşı: Barcelona’ya karşı Atlético’nun onur mücadelesi

    Erdoğan’a ‘sandıksız’ çıkış kapısı (2): Bir söyleşinin şifreleri

    Erdoğan’a ‘sandıksız’ çıkış kapısı (2): Bir söyleşinin şifreleri

    Necip F. Bahadır

    Asıl soru şu; Arif Ahmet Denizolgun’u kim öldürdü?

No Result
View All Result
Serbest Görüş
No Result
View All Result
Home Görüş & Analiz

Keşke kendime mutlu olma fırsatı verseydim…

SG by SG
29 Ağustos 2026
in Görüş & Analiz
0
Keşke kendime mutlu olma fırsatı verseydim…


AHMET KURUCAN | YORUM

Geçenlerde eşimle birlikte yıllardır bir ve beraber olduğumuz bir dostumu ziyarete gittik.  Oturduk, sohbet ediyoruz. Söz dönüp dolaşıp hayata, yaşlanmaya, insanın geriye dönüp baktığında yaşadığı pişmanlıklara geldi. Dostum bana bir kitaptan bahsetti. Bronnie Ware’in The Top Five Regrets of the Dying adlı kitabı. Türkçeye “Ölmek Üzere Olanların En Büyük Beş Pişmanlığı” şeklinde çevirebiliriz.

Baştan söyleyeyim, kitabı okumadım. Arkadaşım okumuş veya muhtevasına vakıf olmuş. Bana kitaptan bahsederken 5 pişmanlığın dördünü hatırladı ve anlattı. Kitabın bir hikayesi var. Ömrünün son zamanlarını yaşayan insanlara pişmanlıkları sorulmuş. Cevaplar muhtelif. Ama hepsinin bir kesişim kümesi var. İşte bu 5 pişmanlık o kesişim kümesinde yer alan başlıklar.

Kendisi de son zamanlarda oturup sohbet ettiği kişilere bu soruyu soruyormuş? Geride bıraktığınız hayatı düşündüğünüzde pişman olduğunuz, keşke dediğiniz hususlar neler diye. Bize de sordu. Eşim de ben de birer cevap verdik.

Konu benim ilgimi çekti. Eve döndükten sonra internetten baktım. Beşincisini de orada gördüm. Işin doğrusu, bunlardan bir tanesi beni diğerlerinden daha fazla düşündürdü. İşte o, bu yazıya konu olacak ilerleyen satırlarda.

Bronnie Ware’in tespitlerine göre bu başlık şunlar:

1-“Keşke başkalarının benden beklediği hayatı yaşamak yerine, kendi hayatımı yaşayacak cesaretim olsaydı.”

2-“Keşke bu kadar çok çalışmasaydım.”

3-“Keşke duygularımı ifade edecek cesaretim olsaydı.”

4-“Keşke dostlarımla irtibatımı kaybetmeseydim.”

5-“Keşke kendime daha mutlu olma fırsatı verseydim.”

Şimdi bunların ilk dördünün üzerinde kısaca duralım. Sonra beni daha çok düşündüren ve bu yazıya konu olacak olan  beşinci maddeye geçeceğim.

Birinci pişmanlık gerçekten çok düşündürücü: “Keşke başkalarının benden beklediği hayatı yaşamak yerine kendi hayatımı yaşayacak cesaretim olsaydı.”

Buradaki “kendi hayatını yaşamak” sözünü doğru anlamamız lazım. Ben bunu “Canın ne istiyorsa yap, kimseyi dinleme” şeklinde anlamıyorum. Müslüman açısından meselenin başka bir boyutu var. İnsan bazen hayatını başkalarının beklentilerine göre şekillendiriyor.

“El âlem ne der? Çevrem ne düşünür? Beni takdir ederler mi? İtibarım ne olur? Makamımı kaybeder miyim?” derken insan farkında olmadan hayatının direksiyonunu başkalarının eline bırakabiliyor.

Kur’an’ın önümüze koyduğu ölçü ise çok açık: “De ki: Benim namazım, ibadetim, hayatım ve ölümüm âlemlerin Rabbi Allah içindir.” (En‘âm suresi, 6/162)

Dikkat edin, sadece namazım demiyor. Hayatım diyor. Ölümüm diyor. O zaman Müslümanın önündeki temel soru şu olmalı: Ben kimin için yaşıyorum? Allah benden ne istiyor?

İnsanların alkışı, takdiri, teveccühü hayatımızın istikametini belirlemeye başladığı zaman burada bir problem var demektir. İhlas dediğimiz şeyin hayatımızdaki karşılığı da biraz burada ortaya çıkıyor. Onun için birinci pişmanlığı İslami bakış açısına göre şöyle ifade edebiliriz: Keşke insanların rızasını Allah’ın rızasının önüne geçirmeseydim!

İkinci pişmanlık: “Keşke bu kadar çok çalışmasaydım.”

Bu cümle üzerinde özellikle bizim gibi hayatında hizmet, gayret, çalışma, fedakârlık ve koşturma bulunan insanların düşünmesi lazım.

Çalışmak kötü bir şey mi? Elbette hayır. İnsan çalışacak. Üretecek. Ailesinin rızkını kazanacak. İnsanlara faydalı olacak. Bir ideali varsa onun için koşturacak. Fakat mesele şu: Çalışırken neleri kaybediyoruz? Sabah erkenden çıkıyoruz. Gece eve dönüyoruz. İş büyüyor. Makam yükseliyor. Para artıyor. Başarı geliyor.

Fakat bir gün bakıyoruz ki çocuklar büyümüş. Çocukların çocukluğunu kaçırmışız. Anne baba yaşlanmış. Eşimizle konuşmaya vakit ayırmamışız. Dostlarımız uzaklaşmış. Sağlığımızı ihmal etmişiz. Kendi ruhumuza ayıracak zaman bulamamışız.

Efendimizin bize verdiği ölçü ne kadar dengeli: “Rabbinin senin üzerinde hakkı var. Nefsinin senin üzerinde hakkı var. Ailenin senin üzerinde hakkı var. Misafirinin senin üzerinde hakkı var. Her hak sahibine hakkını ver.”

Evet. Maalesef kaydıyla söyleyeyim, maalesef bazen insan ailesi için çalışırken ailesini kaybedebiliyor. “Çocuğuma iyi bir gelecek hazırlıyorum.” diyor. Belki o çocuğun o gün sizden istediği şey daha büyük bir ev, daha pahalı bir oyuncak veya daha iyi bir araba değil. Babasıyla geçireceği bir saat. Annesiyle konuşacağı yarım saat. Onun için ikinci pişmanlığı da şöyle ifade edebiliriz: Keşke hayatımı kazanırken hayatın kendisini kaybetmeseydim.

Üçüncü pişmanlık: “Keşke duygularımı ifade edecek cesaretim olsaydı.”

Bu da çok dokunaklı. Kaç insan babasına sevgisini söyleyemeden babasını kaybetti? Kaç anne baba çocuğuna sarılmayı erteledi? Kaç insan annesine teşekkür etmek istedi ama söyleyemedi? Kaç kardeş küçücük bir mesele yüzünden yıllarca konuşmadı? Kaç dost birbirinden ilk adımı bekledi? Kaç insan özür dilemek istedi ama gururu engel oldu?

Kaç kişi “Hakkını helal et” demeyi erteledi? Halbuki Efendimiz (sas) “Bir kimse kardeşini seviyorsa, onu sevdiğini kendisine söylesin.” diyor.

Sonra ne oluyor? Sonra bir gün telefon geliyor: “Vefat etti.”

İşte o andan sonra bazı cümlelerin muhatabı kalmıyor. Telefon numarası hâlâ telefonunuzda duruyor. Ama artık arayacağınız insan yok.

Biz bazen şöyle diyoruz: “Benim onu sevdiğimi zaten biliyor.”

Nereden biliyor? Söylediniz mi? Hissettirdiniz mi? Sarılıp gösterdiniz mi? Teşekkür ettiniz mi?

Burada kendime de size de bir soru sorayım: Bugün öleceğinizi bilseniz hemen telefon açacağınız ama şu anda aramadığınız birisi var mı? Varsa niçin bekliyorsunuz?

Dördüncü pişmanlık: “Keşke dostlarımla irtibatımı kaybetmeseydim.”

Telefonlarımızda yüzlerce insan var. Sosyal medyada binlerce insanla irtibat halindeyiz. Ama gece saat ikide başımız sıkıştığında arayabileceğimiz kaç insan var? Kaç insana: “Ben bugün iyi değilim. Biraz konuşabilir miyiz?” diyebiliriz?

Dostluk emek istiyor. Vefa istiyor. Aramayı istiyor. Sormayı istiyor. Bazen affetmeyi istiyor. Bazen alttan almayı istiyor. Bazen ilk adımı atmayı istiyor. Ama hayatın telaşı içerisinde sürekli erteliyoruz: “Bir ara ararım. Bir gün giderim. İnşallah görüşürüz.”

Aylar geçiyor. Yıllar geçiyor. Bazen o “bir gün” hiç gelmiyor.

Hele bizim son yıllarda yaşadıklarımızı düşündüğümde bunu daha da önemli görüyorum. Dünyanın dört bir tarafına savrulduk. İnsanlar birbirinden uzaklaştı. Kırgınlıklar yaşandı. Yollar ayrıldı. Eski dostlukların bazıları zedelendi.

Ama ömür kısa. Bir gün hepimiz geriye bakacağız. O gün: “Keşke arasaydım. Keşke ziyaret etseydim. Keşke o küçük meseleyi bu kadar büyütmeseydim.” dememek lazım.

Şimdi gelelim benim asıl üzerinde durmak istediğim beşinci pişmanlığa: “Keşke kendime daha mutlu olma fırsatı verseydim.”

Ben bu cümleyi gördüğüm zaman durdum. İnsan kendisine niçin mutlu olma fırsatı vermez? Düşündükçe çevremde gördüğüm bazı insanlar aklıma geldi. Bazen insanları dinliyorum. Bir problemleri var. Bir çözüm söylüyorsunuz. “Ama…” diyor. Başka bir çözüm söylüyorsunuz. “İyi ama o da olmaz, çünkü…” diyor. Üçüncü bir yol gösteriyorsunuz. Onun da problemini buluyor. Dördüncü bir ihtimal söylüyorsunuz. Oradan da başka bir engel çıkarıyor.

Ve bir müddet sonra şunu fark ediyorsunuz: Bu insan çözüm aramıyor. Problemin içinde yaşamaya alışmış. Hatta bazen problem onun hayatının bir parçası haline gelmiş. Benim bu konuda kullandığım bir ifade var: Bazı insanlar her probleme bir çare arıyor; bazıları ise her çareye mutlaka bir problem üretiyor.

Gerçekten böyle. Her çareye bir problem. Bir kapı açılıyor.

“İyi ama…” Bir imkân çıkıyor. “Evet ama…” Güzel bir gelişme oluyor. “Bakalım arkasından ne çıkacak?” İyi bir haber geliyor.

“Ben zaten çok ümitli değilim.”

Bir insan böyle yaşarsa mutlu olması çok zor. O dostumun dediği gibi “Mutlu olmak bir tercihtir.”

Kaldi ki hayat bize zaten  mutsuz olmamız için yeterince malzeme veriyor. Özel bir gayret göstermemize gerek yok.

Ama burada çok önemli bir kayıt koyayım. “Mutluluk bir tercihtir.” derken, insanın iradesini aşan büyük acıları küçümsemiyorum. Hastalık var. Ölüm var. Evlat acısı var. Ayrılık var. Zulüm var. Haksızlık var. Fakirlik var. İnsanın bütün hayatını altüst eden hadiseler var. Bunları yaşayan bir insana, “Canım, mutlu olmayı seç!” demek doğru olmaz. Benim söylediğim başka bir şey. Ben hayatın içerisinde, bütün bu gerçeklerin yanında, nereye bakmayı tercih ettiğimizden söz ediyorum.

Çünkü insan sürekli eksik olana bakarsa mutsuz olmak için sonsuz malzeme bulabilir. Her zaman bizden daha zengin biri var.

Bizden daha sağlıklı biri var. Daha büyük evi olan var. Daha iyi arabası olan var. Çocukları daha başarılı olan var. Daha çok gezen var. Daha çok tanınan var. Daha rahat yaşayan var. Hayatımızı sürekli başkalarının hayatıyla mukayese edersek mutluluk bizim için sürekli biraz ileride duran bir hedef haline gelir.

Ama bir de elimizdekilere bakalım. Bu sabah uyandınız.

Nefes alıyorsunuz. Yürüyebiliyorsunuz. Bir bardak çay içebiliyorsunuz. Başınızı sokacak bir eviniz var. Arayabileceğiniz bir dostunuz var. Sizi merak eden birisi var. Çocuğunuz telefon açıyor. Torununuz gelip boynunuza sarılıyor. Bir arkadaşınız çat kapı kapınızı çalıyor. Gökyüzünü görebiliyorsunuz. Bir ağacın yeşilliğine bakabiliyorsunuz. Bugün hâlâ bir insana iyilik yapabilecek durumdasınız.

Şimdi soruyorum: Bunların hangisi küçük?

Ama insanın garip bir tarafı var. Nimet devam ettiği müddetçe nimete alışıyoruz. Sağlığımız varken sağlığın kıymetini yeterince bilmiyoruz. Kaybedince anlıyoruz. Anne baba hayattayken “Nasıl olsa varlar!” diyoruz. Gittiklerinde telefon numaralarına bakıyoruz.

Çocuk evdeyken gürültüsünden şikâyet ediyoruz. Evden ayrılınca sessizliği ağır geliyor. Dostumuz yanımızdayken kıymetini yeterince bilmiyoruz. Uzaklaşınca hatırlıyoruz.

Kur’an’ın şükür üzerinde bu kadar durması boşuna olmasa gerek. Şükür sadece dilimizle “Elhamdülillah” demek midir? Bence çok daha fazlası. Şükür biraz da nimeti görebilmektir.

Sahip olduğunun farkına varabilmektir. Sürekli eksiğe bakmak yerine verilene bakabilmektir.

Bizim bir başka problemimiz daha var: Mutluluğu sürekli erteliyoruz.

“Şu iş bitsin, rahat edeceğim. Şu borcu ödeyeyim, mutlu olacağım. Çocuk mezun olsun. Şu evi alalım. Emekli olayım. Şu problem çözülsün. Şu dava bitsin. Biraz daha para biriktireyim. Şu hastalık geçsin..” Sonra mutlu olacağız!

Peki sonra ne oluyor? O mesele bitiyor. Başka bir mesele başlıyor. O problem çözülüyor. Hayat önümüze yenisini koyuyor.

Çünkü problemsiz bir hayat yok!

Bunu özellikle söylemek istiyorum: Eğer mutlu olmak için bütün problemlerinizin çözüleceği bir günü bekliyorsanız, büyük ihtimalle o gün hiç gelmeyecek. Hayatın tabiatında problem var. Bugün bir şey biter, yarın başkası başlar. Belki mutluluk, problemlerin tamamen ortadan kalktığı bir hayatın adı değil. Belki mutluluk, problemler devam ederken Allah’ın verdiği nimetleri görebilmenin adıdır.

İnsan bazen geçmişte yaşadığı bir hadiseyi de sürekli bugüne taşıyor. Hadise bir defa yaşanmış. Ama biz onu zihnimizde yüz defa yaşıyoruz. Bize birisi bir kötülük yapmış.

Beş yıl geçmiş. On yıl geçmiş. O insan bize yaptığı kötülüğü belki  unutmuş ama biz unutmamışız. Sabah kalkıyoruz, yeniden düşünüyoruz. Gece yatıyoruz, yeniden düşünüyoruz. Birisine anlatıyoruz, tekrar yaşıyoruz. Başka birisine anlatıyoruz, bir daha yaşıyoruz. Hadise bir kere olmuş ama biz kendimize yüz kere yaşatmışız ve yaşatıyoruz.

Böyle davranınca aslında ne yapmış oluyoruz biliyor musunuz? O kötülüğü yapan insandan daha fazla kendimizi cezalandırıyoruz. Bırakmak lazım. Bazı şeyleri gerçekten bırakmak lazım. Her meseleyi çözmek zorunda da değiliz. Bazı insanların bizi anlamasını sağlamak zorunda değiliz.

Herkese kendimizi anlatmak zorunda değiliz. Herkesi memnun etmek zorunda değiliz. Zaten ‘herkesi memnun etmek ulaşılması imkansız bir zirve.’ Bazı kapıları kapatıp yolumuza devam etmek de hayatın bir parçası.

Bronnie Ware’ın beşinci maddesi işte bu yüzden beni çok düşündürdü: “Keşke kendime daha mutlu olma fırsatı verseydim.”

Bir insan bunu ne zaman söylüyor? Hayatının sonunda. Ölüm yaklaşmış. Artık değiştirebileceği fazla bir şey kalmamış. Ve geriye bakıp diyor ki:

Ben aslında biraz daha mutlu olabilirmişim. Bazı şeyleri bu kadar kafama takmayabilirmişim. Bazı insanları bu kadar önemsemeyebilirmişim. Bazı kırgınlıkları yıllarca taşımayabilirmişim. Biraz daha gülebilirmişim. Dostlarımla daha fazla oturabilirmişim. Çocuklarımla daha fazla vakit geçirebilirmişim. Allah’ın bana verdiği nimetlerden daha fazla lezzet alabilirmişim. Ama yapmamışım. 

İşte bana göre asıl acı burada. Kur’an da bize ölüm anındaki “keşke”leri anlatıyor. Mü’minûn suresinde ölüm geldiği zaman insan: “Rabbim! Beni geri gönder. Belki geride bıraktığım dünyada salih amel işlerim.” diyor. (Mü’minûn, 23/99–100) Münâfikûn suresinde: “Rabbim! Beni yakın bir zamana kadar erteleseydin de sadaka verseydim ve salihlerden olsam.” diyor. (Münâfikûn, 63/10)

Her ikisinde de insanın istediği şey ne? Biraz daha zaman… Demek ki en büyük sermayemiz para değilmiş. Ev değilmiş. Makam değilmiş. Şöhret değilmiş. Zamanmış. Ve insan bunu bazen zaman bittiğinde anlıyor.

Şimdi size bir soru sorayım. Doktor bugün size: “Altı aylık ömrünüz kaldı.” dese neyi değiştirirdiniz? Kimi arardınız?

Kimden özür dilerdiniz? Kiminle helalleşirdiniz? Kime “Seni seviyorum” derdiniz? Hangi kırgınlığınızı artık önemsemezdiniz?

Hangi insanın hakkınızda ne düşündüğünü artık  umursamazdınız?  Çocuklarınıza ne kadar daha fazla zaman ayırırdınız? Eşinizle nasıl konuşurdunuz? Dostlarınızı daha fazla arar mıydınız? Namazınız değişir miydi? Duanız değişir miydi?

Allah’la ilişkiniz değişir miydi?

Ve bir soru daha sorayım: Daha çok güler miydiniz?

Ben sanıyorum ki çoğumuzun cevabı evet. Peki bütün bunları yapmak için doktorun bize altı ay ömür biçmesini niçin bekliyoruz? Hangimizin elinde yedinci ayı göreceğimize dair garanti var?

Ölümü düşünmek işte biraz bunun için önemli. İnsanı hayattan koparmak için değil. Hayatı daha güzel ve daha doğru yaşamak için. Vaktin kıymetini bilmek için. İnsanın kıymetini bilmek için. Eşimizin, çocuklarımızın, anne babamızın, dostlarımızın kıymetini bilmek için. Ve Allah’ın bugün bize verdiği nimetlerin farkına varmak için.

O dostumu ziyaret ettiğimiz gün başlayan sohbet beni buraya kadar getirdi. “Keşke kendime daha mutlu olma fırsatı verseydim.”

Siz ne çıkartırsınız bilmem ama ben bu cümleden kendi adıma şunu çıkarıyorum: Her çareye yeni bir problem üretmeyelim. Hayatımızdaki her güzel şeyin eksik tarafını aramayalım. Mutlu olmak için problemsiz bir hayat beklemeyelim. 

Bazı şeyleri affedelim. Bazı şeyleri unutalım. Bazı şeyleri bırakalım. Bazı insanları arayalım. Bazı insanlara sarılalım. Seviyorsak söyleyelim. Özür dilememiz gerekiyorsa dileyelim.

Helalleşmemiz gerekiyorsa helalleşelim. Bir dostumuzla çay içelim. Çocuğumuzla oturalım. Torunumuzla oynayalım. Gökyüzüne bakalım. Ve Allah’ın bugün verdiği nimetler için gönülden: “Elhamdülillah.” diyelim.

Evet, hayat bizim bütün problemlerimizin çözülmesini beklemiyor. Akıp gidiyor. Ve belki bir gün ölüm döşeğinde “Keşke kendime daha mutlu olma fırsatı verseydim.” dememenin yolu, bugün kendimize o fırsatı vermekten geçiyor. Çünkü bugün hâlâ buradayız. Bugün hâlâ vaktimiz var. Bugün hâlâ tercih yapabiliriz.

Ve bugün hâlâ “keşke”den önceki gün.

Kaynak: Tr724
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

Tags: anne ve baba hakkıdostları aramakiletişimmutlu olmakölümü hatırlamakzamanın kiymeti
ShareTweet
Previous Post

Nisêbîn’de anma alanına ziyaretler sürüyor

Next Post

Eren Aysan yazdı : Çürüyen toplum, güven ve çaresizlik

Related Posts

Hintli hanende: Ölümü beklerken hayatı bulmak
Görüş & Analiz

Hintli hanende: Ölümü beklerken hayatı bulmak

29 Ağustos 2026
Bir tarafta tümör, diğer tarafta devlet: Meslektaşım Haşim Söylemez’in ardından..
Görüş & Analiz

Bir tarafta tümör, diğer tarafta devlet: Meslektaşım Haşim Söylemez’in ardından..

28 Ağustos 2026
Alvarez savaşı: Barcelona’ya karşı Atlético’nun onur mücadelesi
Görüş & Analiz

Alvarez savaşı: Barcelona’ya karşı Atlético’nun onur mücadelesi

28 Ağustos 2026
Erdoğan’a ‘sandıksız’ çıkış kapısı (2): Bir söyleşinin şifreleri
Görüş & Analiz

Erdoğan’a ‘sandıksız’ çıkış kapısı (2): Bir söyleşinin şifreleri

28 Ağustos 2026
Necip F. Bahadır
Görüş & Analiz

Asıl soru şu; Arif Ahmet Denizolgun’u kim öldürdü?

27 Ağustos 2026
Fenerbahçe’nin Avrupa’ya dönüş gecesi: Asıl hikâye şimdi başlıyor
Görüş & Analiz

Fenerbahçe’nin Avrupa’ya dönüş gecesi: Asıl hikâye şimdi başlıyor

27 Ağustos 2026
Next Post
Eren Aysan yazdı : Bilgesu Erenus’un ardından…

Eren Aysan yazdı : Çürüyen toplum, güven ve çaresizlik

  • Ana Sayfa
  • Gizlilik politikası
  • Görüş & Analiz Gönder
  • Newsletter

No Result
View All Result
  • Ana Sayfa
  • Gizlilik politikası
  • Görüş & Analiz Gönder
  • Newsletter