YORUM | ADEM YAVUZ ARSLAN
Fotoğrafa her baktığımda aynı yere takılıyorum.
Sol kolu sargılı.
Belli ki hastaneden, ameliyattan, ağır bir tedaviden çıkmış. Bedeni yorgun. Yüzünde hastalığın ve geçirdiği operasyonların izi var. Merdivenlerden ağır ağır indiriliyor. Etrafında polisler…
Ve kameralar.
Sanki çok tehlikeli bir suçlu yakalanmış gibi.
Sanki yıllardır peşinde olunan bir “terörist” ele geçirilmiş gibi teşhir ediliyor.
Oysa merdivenlerden indirilen adam benim meslektaşım Haşim Söylemez
Beyninde tümör olan, defalarca ameliyat masasına yatmış bir gazeteci.
Elinde silah değil, hayatı boyunca kalem tutmuş bir adam.
O görüntü, bana göre Haşim’in hayatının son yıllarının özeti.
Bir tarafta ölümcül bir hastalık.
Diğer tarafta Erdoğan rejiminin, zalim devletin bütün ağırlığı.
Ve ikisinin arasında, sessiz sedasız hayatta kalmaya çalışan bir gazeteci.
Haşim’i kaybettik…
Arkasından söylenecek çok şey var. Fakat galiba en başta şunu söylemek gerekiyor:
Haşim’in hayatı, Türkiye’nin yakın tarihinin küçük ama çok acı bir özeti gibiydi.
Hayata birkaç adım geriden başladı
Haşim Kürt’tü.
Hayata yoksul bir Kürt köyünde başladı. Daha çocukluğundan itibaren Türkiye’de Kürt olmanın beraberinde getirdiği ayrımcılıkla tanıştı.
Belki de bu yüzden Kürt sorununda uzmanlaştı. ‘Kürdistan’ coğrafyasının her karışında onun ayak izi vardı.
Okumayı seviyordu.
Tarih okudu.
Çok okudu.
Merak etti.
Araştırdı.
Sonra gazeteciliğe ilgi duydu.
Ve yolu Aksiyon dergisine çıktı.
Haşim’i tanıyanlar bilir; ön plana çıkmayı seven bir gazeteci değildi.
Kendisini haberin önüne koymazdı.
Ekranlarda görünme, meşhur olma derdi yoktu.
Onun işi araştırmaktı.
Dosya hazırlamaktı.
Okumaktı.
İnsanlarla konuşmaktı.
Bir konunun peşine düştüğünde ayrıntıları toplamaktı.
Aksiyon’da çok iyi haberlere, çok iyi dosyalara imza attı. Beraber çok seyahat ettik. Her zaman pozitif ve güler yüzlüydü.
Sinirleri alınmış gibiydi. Gazeteciliği ciddiye alıyordu.
Çünkü iyi bir okurdu.
Tarih biliyordu.
Hafızası vardı.
Ve en önemlisi merakı vardı.
Gazetecilikte parayla satın alamayacağınız özellikler bunlardır.
Haşim’in Halil İbrahim Sofrası
Ama benim hafızamdaki Haşim sadece gazeteci Haşim değil.
Bir de arkadaşım Haşim vardı.
Ailesine bağlıydı.
Dostlarına bağlıydı.
Mütevazı bir hayat yaşardı.
Onun Yenibosna’daki mütevazı evi, özellikle biz bekar arkadaşların uğrak yeriydi.
Birilerinin evi vardır; kapısını çalmadan önce düşünürsünüz.
Haşim’in evi öyle değildi.
Orası biraz arkadaş evi, biraz buluşma yeri, biraz da sığınak gibiydi. Cüzdanı olmasa da gönlü çok zengindi.
Sonra hayatına Zeynep girdi.
Ve Haşim’in dünyasının merkezi değişti.
Zeynep…
Kızı.
En büyük tutkusu.
Biz haber merkezinde memleket kurtarırken, siyaset konuşurken, haber tartışırken Haşim’in mutlaka bir ‘Zeynep haberi’ olurdu.
“Bugün Zeynep şöyle yaptı…”
“Zeynep bugün bunu söyledi…”
“Zeynep şunu öğrendi…”
Bizim için küçük bir çocukluk hikâyesi olan şeyler, Haşim için günün en önemli gelişmesiydi.
Çünkü o sadece iyi bir gazeteci değildi.
Çok iyi bir babaydı.
Ve sonra hayat ona en ağır darbelerinden birini vurdu.
Önce hastalık geldi
Haşim’in beyninde tümör tespit edildi.
Amansız bir hastalık.
Haber merkezinde ilk kez bayıldığında yaşadığım şoku, ambulans, acil servis ve uzun saatler süren hastane süreçlerini bugün gibi hatırlıyorum.
Bir insanın tek başına mücadele etmekte bile zorlanacağı kadar ağır bir imtihan.
Ameliyatlar başladı.
Bir…
İki…
Üç…
Haşim tam yedi kez beyin ameliyatı geçirdi.
Düşünün.
Yedi kez kafatasınız açılıyor.
Yedi kez ameliyat masasına yatıyorsunuz.
Yedi kez aileniz ameliyathanenin kapısında bekliyor.
Normal bir ülkede böyle bir insanın tek derdi iyileşmek olmalıydı.
Haşim’in olmadı.
Çünkü hastalığının üzerine bir de Türkiye’nin siyasi iklimi çöktü.
Sonra devlet geldi!
Erdoğan yönetiminin Gülen Hareketi’ne yönelik kitlesel soruşturmaları sırasında Haşim de hedef haline getirildi.
Suçu neydi?
“Aksiyon dergisinde çalışmış olmak”
Yıllarca emek verdiği dergi hukuksuz bir KHK ile kapatıldı.
İşi elinden alındı. Geliri kesildi. Zaten ağır hastaydı.
Bir anda hem hasta hem işsiz hem de “şüpheli” hale getirildi.
Tedavi için paraya ihtiyacı vardı.
Parası yoktu.
Biz yurtdışındaki arkadaşları, meslektaşları olarak kendi aramızda para topladık.
Hiç değilse tedavisine bir katkımız olsun istedik.
Bir arkadaşımızın hayatta kalmasını istedik.
Gönderdiğimiz o yardım bile soruşturma konusu yapıldı.
Düşünebiliyor musunuz?
Beyninde tümör olan bir gazeteciye arkadaşlarının gönderdiği tedavi parası…
Şüpheli hale getirildi.
İşte o merdivenlerdeki fotoğraf böyle ortaya çıktı.
Haşim hasta.
Ameliyatların etkisi altında.
Sol kolu sargılı.
Ama devlet onu gözaltına alıyor.
Kameraların önünden geçiriyor.
Ve kamuoyuna bir “terör şüphelisi” görüntüsü sunuyor.
O fotoğrafa bugün tekrar bakıyorum.
Ve insanın aklına ister istemez şu soru geliyor: Kim kime ne yaptı?
Haşim kime zulmetti?
Kimin hayatını kararttı?
Kimin hakkını yedi?
Kime silah çekti?
Cevap basit: Hiç kimseye.
O sadece gazeteciydi.
İki kere cezalandırıldı
Haşim’in hayatında çok acı bir ironi vardı.
Fakir bir Kürt köyünde dünyaya geldi.
Türkiye’nin yıllarca çözemediği Kürt meselesinin, ayrımcılığın, yoksulluğun içinden çıkıp okudu.
Tarihçi oldu.
Gazeteci oldu. Kürt sorunu’nda uzmanlaştı.
Kendi emeğiyle başka bir hayat kurdu.
Sonra çalıştığı gazete ve dergi nedeniyle bu kez başka bir kimlik üzerinden hedef haline getirildi.
Hayatının başında Kürt olduğu için ötekileştirildi.
Hayatının sonunda Aksiyon’da çalıştığı için “terörist” ilan edildi. Kimliği nedeniyle bir nevi techire uğrayan Hasim, işinden dolayı da tenkile uğramıştı.
Haşim iki farklı Türkiye gerçeğinin arasında ezildi
Ama ikisinde de aynı Haşim’di.
Sessiz.
Mütevazı.
İşini yapan.
Ailesine bağlı.
Arkadaşlarına bağlı.
Gazeteci.
Sonra yavaş yavaş yalnızlaştırıldı
Bir insanı öldüren her zaman kurşun değildir.
Bazen işini elinden alırsınız.
Gelirini kesersiniz.
Pasaportunu, hareket alanını, geleceğini daraltırsınız.
Hakkında soruşturmalar açarsınız.
Hastayken karakollara, adliyelere sürüklersiniz.
İnsanların ona yardım etmesini bile şüpheli hale getirirsiniz.
Ve sonra o insandan hastalığıyla mücadele etmesini beklersiniz.
Haşim bir taraftan beynindeki tümörle savaştı.
Diğer taraftan soruşturmalarla.
Bir taraftan hastanelerle uğraştı.
Diğer taraftan devletle.
Gazetesi kapatılmıştı.
İşsizdi.
Parası yoktu.
Tedavi imkânları giderek azaldı.
Ama tüm bunlara rağmen Haşim’den geriye öfkeli bir adam hatırlamıyorum.
Belki de en acısı bu.
Sessizce yaşadı.
Sessizce direndi.
Ve sonunda… Sessizce öldü.
Cenazesini birkaç meslektaşı kaldırdı.
Bir dönem çok iyi dosyalara imza atan, haber merkezlerinde koşturan, memleket meselelerini tartışan, arkadaşlarının kapısını rahatça çaldığı o adam…
Birkaç kişinin omuzlarında son yolculuğuna çıktı.
Şimdi geriye ne kaldı?
Benim aklımda birkaç Haşim var.
Bir masanın başında haber konuşan Haşim.
Ekipmanı sırtında her daim sahada olan Haşim.
Elinde kitap olan Haşim.
Arkadaşlarını evinde ağırlayan Haşim.
Ve gözleri parlayarak:
“Bugün Zeynep var ya…” diye söze başlayan baba Haşim.
Bir de o merdivendeki Haşim var.
Sol kolu sargılı.
Ameliyatların yorduğu bedeniyle ağır ağır yürüyen…
Etrafı polislerle çevrilmiş…
Bir “terörist” gibi kameralara gösterilen Haşim.
Belki yıllar sonra o fotoğrafa bakanlar dosyasının ayrıntılarını bilmeyecek.
Aksiyon dergisini bilmeyecek.
O günlerin siyasi atmosferini hatırlamayacak.
Ama ben o fotoğrafa baktığımda ne gördüğümü biliyorum.
“Bir terörist görmüyorum.”
İyi bir gazeteci görüyorum.
İyi bir dost görüyorum.
Kızına aşık bir baba görüyorum.
Okuyan, merak eden, araştıran bir adam görüyorum.
Ve hayatının farklı dönemlerinde farklı gerekçelerle ötekileştirilmiş bir insan görüyorum.
Haşim’in hikâyesi yarım kaldı.
Ama gazeteciliği unutulmayacak.
Dostluğu kalacak.
Onu tanıyanların hafızasında o mütevazı ev kalacak.
Ve elbette Zeynep kalacak.
Belki de Haşim’i uğurlarken ona söyleyebileceğimiz en doğru söz şu:
Sen terörist değildin Haşim.
Sen sadece iyi bir gazeteciydin.
İyi bir dosttun.
İyi bir babaydın.
Güle güle arkadaşım.
Biz senden razıyız, iyi bir insan olduğuna şahitlik ediyoruz.
Mekânın cennet olsun !
Kaynak: Tr724
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***



































