‘Çerçeve yasa’nın sürecin yasal zemine taşınması açısından tarihi bir ilk adım olduğu belirten hukukçular, 2005 öncesi hükümlülerin kapsam dışında bırakılması, ‘umut hakkı’ ve AİHM kararlarının uygulanması gibi başlıklarda yeni ve daha kapsayıcı adımların atılması gerektiği vurgulandı
Barış ve Demokratik Toplum Süreci kapsamında hazırlanan ve kamuoyunda çerçeve yasa olarak bilinen “Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesi” kanun teklifi 5 Ağustos’ta Meclis Başkanlığı’na sunuldu. 12 maddeden oluşan teklif, sürecin hukuki çerçevesini belirlemeyi amaçlıyor.
Sêrt (Siirt) Baro Başkanı Muhammed Alptekin, Türkiye Barolar Birliği (TBB) Delegesi Veysi Eski ve Agirî (Ağrı) Baro Başkanı Serdar Günakın çerçeve yasaya ilişkin konuştu.
‘Daha kapsayıcı adımlar atılmalı’
Devletin zamanında adım atmamasından kaynaklı sorunların arttığını kaydeden Muhammed Alptekin, atılan adımın önemli olduğunu belirtti.
Muhammed Alptekin, yasada Haziran 2005 öncesini kapsam dışı bırakılmasına ilişkin ise şunları söyledi; “Bu madde de aslında 2005 vurgusu şu yönüyle ele alınıyor. Eski TCK uygulaması, yani öncesinde işlenen suçlarda 302. madde kapsamında yargılamalar vardı. 2005’ten sonraki değişiklikten sonra hem 302. madde kapsamında yargılama hem de sonrasında birlikte işlenen bir suç varsa buna ilişkin bir ayrım vardı. Bu yüzden 2005 öncesi, yani o dönemde bir adam öldürme fiili de varsa bunun kapsamına alınıyor. Bu nedenle böyle bir tarih alınmış.”
Muhammed Alptekin, atılacak olan ikinci adımın daha kapsayıcı olması gerektiğini kaydetti.
‘Umut hakkı sürecin devamı için şarttır’
“Umut hakkı”nın AİHM’den kaynaklı uygulanması gerektiğini belirten Muhammed Alptekin, “Sayın Abdullah Öcalan açısından da umut hakkı meselesi aslında bir taviz değildir. Bu sürecin ilerlemesi için, bu sürecin kalıcılığı için, bu sürecin devamlılığı için şarttır”” şeklinde konuştu.
‘Çerçeve yasa’nın bin kilometrelik yolun ilk adımı olarak önemli olduğunu belirten Muhammed Alptekin, “Bir süreçten, bir yasadan bahsederken tabirlerin, tavırların ve uygulamaların insanlara güven verecek noktada ilerlemesi gerekiyor. Mesela ‘Terörsöz Türkiye’ gibi söylemler insanları inciten, insanları rahatsız eden tabirler. Bu tabirlerden uzak kalmak gerekiyor” dedi.
‘Demokrasiye geçiş ve çatışmasızlık’
Cumhuriyet’in ikinci yarısında demokrasiye geçiş ve çatışmasızlık zemini için bazı adımların atılmasının gerekliliğine dikkat çeken Serdar Serdar Günakın, “Güven ikliminin tesisi noktasında kanun tasarısı, pozitif bir yasal düzenlemenin ilk adımı olması hasebiyle çok kıymetlidir” dedi.
Serdar Günakın, sürecin Birleşmiş Milletlerin (BM) barış inşası modeli olarak ele aldığı Disarmament, Demobilization and Reintegration (DDR) olarak adlandırılan, Türkçe “Silahsızlanma, Terhis ve Yeniden Entegrasyon” adlı modelin ilk ayağı olduğunu dile getirdi.
DDR modelinin BM’nin geliştirdiği bir mekanizma olduğuna vurgu yapan Serdar Günakın, şöyle devam etti:
“Üç temel hususu esas alır; silahsızlanma, terhis ve entegrasyon. Bu süreçler içerisinde toplumun bazı beklentileri vardır. Yasanın kapsamlı bir çözüm veya geçiş yasası değil ancak süreci hukuk zeminine taşıması bakımından önemlidir. Bu yasa bir çerçeve yasası değil. Bir geçiş yasası değil. Şarta bağlı, esnek bir infaz yasasıdır.”
Kanun teklifinde öngörülen kurula işaret eden Serdar Günakın, özellikle alt komisyonlara dair cezai sorumluluğun olmaması durumunun önemli bir adım olduğunu dile getirdi.” ifadelerini kullandı.
‘Yasal anlamda ilk adım’
Çerçeve yasanın yasal anlamda tarihsel bir adım olduğunu belirten Veysi Eski, yasanın teknik olarak eksiklikleri olduğunu kaydetti. Veysi Eski, “Ancak ilk defa bir Kürt isyanının, yasal çerçeve içerisinde ve tarafların özgür iradesiyle sona erdirilmesi tarihseldir. Bu nedenle Sayın Öcalan’ın dediği gibi bunu bir ilk adım olarak ele almadığımız zaman ortaya sorun çıkabilir. Özüne baktığımız zaman 100 yıllık Kürt sorununda her iki taraf bir yasa üzerinden müzakerenin yürütülmesi değerlidir. Dolayısıyla yasanın metni kadar gerekçesini de doğru okumak gerekiyor. Yasanın gerekçesine yansıyan güvenlikçi bir bakış açısı var ama aynı zamanda yasanın gerekçesinde Kürt sorununda, önümüzdeki süreçte bu yasaya bağlı olarak yeni yasaların da çıkarılabileceğinden söz edilmesi de var. Yine toplumsal bütünleşmeden, toplumsal barıştan söz edilmiş. Bunlara kıymet biçilmesi gerekir” ifadelerini kullandı.
‘Geçici madde eklenebilir’
Çerçeve yasa taslağında 2005 ve öncesinin kapsam dışında tutulmasını Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın hukuki durumuna bağlayan Veysi Eski, “Sayın Öcalan’ın dışında 2005 öncesi ceza alan binlerce insan var. Şu an 30 yıl ve üzeri cezaevlerinde bulunan insanlar, tamamen İdare ve Gözlem Kurullarının insafında terk edilmiş vaziyette. Belki bu konuda yasanın gerekçesinde olan ‘Yeni düzenlemeler olabilir’ kısmına atıf yapmamız gerekiyor. Bir an önce 2005 ve öncesine dair en azından İnfaz Kanunu’nda da olsa bir düzenlemenin yapılması gerekiyor. 2005 öncesi mahkum edilmiş olan kişilerle Sayın Öcalan’ın da bu anlamda farklılaşması söz konusu. Bu kişilere yönelik de dediğim gibi hızlı bir düzenleme yapılabilir. Çerçeve yasası henüz Meclis’e gelmedi. Bu kişilerin infazına dair Meclis Genel Kurulu’nda bir geçici madde dahi eklenebilir” şeklinde konuştu.
‘Öcalan’ın statüsü toplumsal talep’
Kürtlerin temel talebinin Abdullah Öcalan’ın yasal statüsünün belirlenmesi olduğunu ifade eden Veysi Eski, “Burada özellikle AKP cenahında bir ayak diretmenin olduğunu görüyorum. Bu noktada bu fiili durumun yasal bir çerçeveye kavuşturulması gerekiyor. Çerçeve yasa bu anlamda eksik kalmıştır” diye belirtti.
Veysi Eski “Devlet Bahçeli’nin de bir önerisi vardı. KCK yöneticileri de o öneriyi aşağı yukarı kabul ettiler. Barış ve Demokratik Toplum Süreci koordinatörlüğü gibi bir statüden bahsediliyor. Bu hızlı bir şekilde yasallaşabilir” diye kaydetti.
‘AİHM kararlarını uygulanması güveni arttırır’
“Umut hakkı”nın süreçten bağımsız olarak Türkiye’nin uygulaması gereken bir hak olduğunu söyleyen Veysi Eski, devamla şunları söyledi: “Bugün baktığımızda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM), ‘Umut Hakkı’ kararı ve Figen Yüksekdağ, Selahattin Demirtaş, Can Atalay’a dair kararları var. Ama uygulanmıyor. Bu kararların uygulanması sürece olan güveni arttıracak bir pozisyondadır. Bugüne kadar hükümetin bu konuda herhangi bir adım atmaması toplumdaki güvensizliği besliyor.”
‘Yeni mücadele formunun ilk adımı’
Veysi Eski, sözlerini şöyle noktaladı: “Bu aynı zamanda yeni mücadele formunda atılan ilk adımdan sonra herkesin özellikle demokratik çevrelerin üzerine çok büyük görevler düşüyor. Mücadeleyi bu çerçevede ileriye taşımak, Kürt sorununun demokratik çözümü ve Türkiye’nin demokratikleşmesi mücadelesinin bir parçası haline getirmek Türkiye’nin bütün sosyalistlerinin, demokratlarının, kadınların, gençlerin, Alevilerin, Kürtlerin önünde bir görev olarak görünüyor.”
Kaynak: MA
Kaynak: Yeni Yaşam Gazetesi
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***




































