(Photo by NICOLAS TUCAT / AFP)
Henüz bir yaşındayken babası evi terk etti. Onlarca yıl sonra, kendi kariyerine gölge düşürmeye başlayan kızının babasını günler içinde kapı dışarı ettiğinde, belki o sahnenin izi orada bir yerlerde duruyordu. Terk edilen bir bebek, terk eden bir kadın, alınan dersler ve görkemli bir siyaset kariyeri…
Giorgia Meloni, Avrupa’da aşırı sağ iktidarlarının öncülerinden, kendisine göre ise aşırı sağcı ifadesi rakiplerinin kendisini yıpratma çabasından başka bir şey değil. Kısmen haklı; çünkü Meloni’nin pusulası ideoloji değil, aslında birçok siyasetçi gibi iktidar hırsı ve seçim matematiği. Dostları değil, müttefikleri var. Son dönemde Trump’la köprüleri atması ve yaşadığı referandum yenilgisi sonrası tekrar dizayn etmeye çalıştığı seçim yasası ile gündemde. Ve bir de G7 zirvesinde duyurduğu üzere sigarayı bırakmış. Umarız kararında sebat eder diyelim.
Önce İtalya’nın en genç bakanı, sonra da ilk kadın başbakanının buralara nasıl tırmandığına bakalım.
Meloni de diğer siyasetçiler gibi koltuğunu ve iktidar hırsını ilk sıraya koyuyor. Bunda şaşıracak bir şey yok. Ancak yine de 3 yıl kadar önce, karizmasına zarar gelmesin diye uzun yıllar birlikte olduğu çocuğunun babası, gazeteci Andrea Giambruno’nu kapı önüne koyduğunda rakipleri biraz şaşırmış olsa gerek. Giambruno’nun kamera arkasında yaptığı uygunsuz ve cinsiyetçi konuşmaların basına sızmasının ardından, 8 yıllık ilişkisini günler içinde sonlandırmıştı. Zira, Meloni deyince akıllara 2019 yılındaki bir konuşmasından kesit geldi yıllarca: “Ben Giorgia’yım. Bir kadınım, bir anneyim, İtalyanım, Hristiyanım. Bunu benden söküp alamayacaksınız!” Meloni, destekçileri için geleneksel aile değerlerini, anneliği ve Hristiyan ahlakını siyasetinin merkezine koyan bir liderdi. (Kendisinin, Giambruno ile hiç evlenmemiş olduğu notunu düşelim) Partnerinin bu skandal konuşmaları, imajına kalıcı bir leke bırakma riski taşıyordu ve o, muhaliflerinin bu zaafı kullanacağını bildiği için ayrılıklarını duyurmak için çok beklemedi.
Düştüğü merdivenleri geri tırmandı
Meydan okumaktan çekinmeyen, yeri geldiğinde çocuğunun babasını kapı dışarı eden bu kadının aslında oldukça yaralı bir çocukluk hikayesi var.
Meloni, 15 Ocak 1977’de Roma’da doğdu ama doğduğu ve büyüdüğü yer aynı olmadı. Meloni, ablası ve ebeveynleri ile birlikte nispeten zengin bir mahallede yaşıyordu. Meloni daha 1 yaşındayken muhasebeci babasının evi terk edip Kanarya Adalarına yerleşmesi yetmezmiş gibi büyük bir yangın da evlerini kullanılamaz hale getirdi. Anne çareyi Roma’nın işçi sınıfı mahallesi Garbatella’ya taşınmakta buldu. Sicilyalı anne, iki kızını tek başına büyüttü. Zengin bir semtten arka mahalleye düşen bu küçük kız, gençliğinde Roma’nın ünlü gece kulüplerinden Piper Club’da garsonluk ve bakıcılık yaptı.
Meloni bir yandan da siyasi kimliğini arıyor, siyaset arenasında yer bakınıyordu. İtalya gibi bir ülkede Meloni’ye düştüğü merdivenleri tekrar tırmandıracak daha iyi ne olabilirdi?
15 yaşındaki Meloni, Mussolini yandaşlarının kurduğu neo-faşist İtalyan Sosyal Hareketi’nin gençlik koluna katıldı. Sosyal medyada sıkça görülen röportajını ise on dokuz yaşında, bir Fransız televizyonuna verdi. “Bence Mussolini iyi bir siyasetçiydi. Yaptığı her şeyi İtalya için yaptı. Ve son 50 yıldır siyasetçilerde böyle şeyleri görmedik.” derken oldukça samimi görünüyordu.
Gerektiğinde gömlek değiştirdi
Siyasette hızlı yükselen Meloni, henüz 21 yaşında Roma il meclisine seçildi, 2004’te gençlik teşkilatının ulusal başkanı oldu. 2008’de, Berlusconi hükümetinde 31 yaşında Gençlik Bakanı olarak savaş sonrası İtalyan tarihinin en genç bakanı unvanını aldı.
2011’de hükümet çöktüğünde koltuksuz kaldı. Hemen sonraki yıl ise post-faşist geleneğin iki emektarıyla birlikte kendi partisini, İtalya’nın Kardeşleri’ni kurdu.
Ancak bu parti Avrupa’da yükselen aşırı sağ rüzgarında yelkenleri yeterince dolduramadı. 2013 ve 2018’deki başarısız seçim sonuçlarından sonra Meloni direksiyonu kırmak için tereddüt etmedi. Faşist söylemlerden uzaklaştı, anti-demokratik rejimlere sempati duymadığını söyledi. Kendisine ve partisine yeni bir imaj çizdi. Rakiplerine göre ise bu sadece bir deri değiştirmeydi ve iskelet aynı kaldı. İtalya’da Meloni’nin parti ve etrafındakileri ehlileştirmede ne kadar samimi olduğu tartışıladursun, bu strateji 2022 seçimlerinde meyvesini verdi: Dört yıl önce yüzde dört oy alan parti, oyların yüzde 26’sını kazandı. Meloni, İtalya’nın ilk kadın başbakanı oldu. Şimdiye dek, iktidarda hem Avrupa hem de ülkesi için bir sorun olmasını bekleyenleri yanıltmayı başardı.
Trump’ın gözdesiydi
Meloni, Trump’ın eski Macaristan lideri Orban ile birlikte Avrupa’daki gözbebeklerinden biriydi. Orban’ın sonu Meloni’yi Trump’ın gözünde daha değerli kılabilirdi. Trump aylardır onu övgülere boğuyor, Avrupa’yı kasırga gibi vuran güzel bir kadın olarak niteliyordu. Meloni için Trump’a fısıldayan kadın deniyor, Brüksel’de Amerikan başkanını ikna edebilen nadir isimlerden biri olarak görülüyordu.
Ama olmadı, eski dostların arası bozuldu.
Kendisini Avrupa ile Trump yönetimi arasında bir köprü olarak konumlandıran Meloni ile ABD arasındaki ilişkiler, önce Orta Doğu savaşı sırasında gerildi: Meloni, birçok Avrupa ülkesi gibi İtalyan üslerini Amerikalılara açmayı reddetti. Nisan ayında ise Trump, Papa XIV. Leo’nun savaş karşıtı görüşlerine sert eleştiriler getirince, Meloni Papa’yı savundu ve Trump’ın hedefi oldu.
Bardağı taşıran son damla ise bu ay geldi: G7’nin ardından Trump, bir İtalyan televizyonuna Meloni’nin kendisiyle fotoğraf çekilmek için yalvardığını söyledi. Meloni ise cevapsız kalmadı: “açıklamaları tamamen uydurma” dedi ve uzun yıllar konuşulacak şu cümleyi söyledi: “Ben ve İtalya asla yalvarmayız.”
Hesapsız değil
Bu söylem öylesine söylenen hesapsız bir cümle değildi. Diğer Avrupa ülkelerinde olduğu gibi İtalya’da da Trump’ın pek sevilen bir figür olmadığını hatırlatmakta fayda var. İtalya’da toplumun yüzde 75’inden fazlası Trump’a karşı soğuk hisler beslerken diğer yandan Meloni’yi Papa’nın arkasında durmaya iten sebepler arasında da tabii ki Vatikan’a olan bakış var. İtalyan halkı yeni Papa Leo XIV’yı da tıpkı geçtiğimiz yıl vefat eden Papa Francis gibi toplumdaki en güvenilir insanlardan görüyor.
Diğer yandan Meloni’nin son dönemde tek kaybı bu değil. Kabinesinin en önemli reformlarından biri olarak görülen yargının anayasal revizyonu, bu yılın Mart ayındaki referandumda seçmenlerin yaklaşık %54’ü tarafından reddedildi. Yargıyı siyasallaştıracağı ve bağımsızlığı zedeleyeceği gerekçesiyle eleştirilen bu paket elinde patlayıp karizmasını çizerken birçok analiste göre yenilginin sebeplerinden biri de Trump ile olan aşırı yakın ilişkisiydi. Seçmenin Meloni’ye sandıkta Trump ile olan bağların bedelini ödetmek istediği yazılıp çizilmişti. Belki de bu dostluk, ona faydadan çok zarar getirmeye ve yük olmaya başlamıştı.
Yeni hesaplar
Referandumdan istediğini alamayan Meloni şimdi ise gözünü seçim sistemine dikti, yaklaşan genel seçimler öncesinde seçim yasasını kökten değiştirmek istiyor. Yeni sistemle oyların en az %40-42’sini alan ittifaka, mecliste çoğunluğu sağlaması için fazladan koltuk verilecek. Halkta destek oranının yüzde 40’ın üzerinde olduğunu sanırım söylemiştik! O, hükümet istikrarını sağlamayı amaçladıklarını söylüyor. Muhalefet ise bunun otoriterleşme yolunda bir başka oyun olduğu konusunda ısrarcı.
Trump’la köprüleri atması, partnerini terk etmesi, önceki seçimlerinde istediği rüzgârı bulamayıp direksiyon kırması, hüsran ile biten yargıyı dizayn etme çabası ve şimdi de seçim yasasını değiştirme girişimi… Aynı motivasyonun tezahürü: Gücü elde tutmak. Meloni için iktidarı bırakmak, sigarayı bırakmaktan daha kolay olmasa gerek.
Kaynak: Tr724
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***





































