Cezaevinden 32 yıl sonra tahliye olan Ahmet Başboğa, Ali Temel için; ‘Kendisini hiçbir zaman çaresiz görmezdi. Arkadaşlarına güç vermeyi çok iyi bilirdi. Savaşçılığa da bir sanatçı, edebiyatçı gibi, başarı, ciddiyet ve disiplinle bakardı’ dedi
Kürt kültür ve sanat çalışmalarının kurumsallaşmasına öncülük eden isimlerden Ali Temel’in (Selman), 13 Temmuz 1994 tarihinde Mêrdîn’in Şemrex (Mazıdağı) ilçesinde yaşamını yitirmesinin üzerinden 32 yıl geçti. Çocuk yaşta başladığı sanat çalışmalarını önce köylerde katıldığı düğünlerde ve arkadaş çevresinde, daha sonra ise siyasal mücadele içerisinde sürdüren Ali Temel, 1981 yılında tutuklanarak Amed Cezaevi’ne konuldu. 1990 yılında tahliye edildikten sonra ilk kaseti “Rozerîn”i Koma Çiya ile birlikte çıkaran Ali Temel, Özgür Ülke gazetesinin kültür sanat servisinde çalıştı.
Daha sonra PKK’ye katılan Ali Temel, 13 Temmuz 1994’te Şemrex’te çıkan bir çatışmada yaşamını yitirdi. Kemikleri Ekim 2013’te yapılan bir kazıda bulunan Ali Temel’in cenazesi, Nisan 2014’te Qoser’de (Kızıltepe) toprağa verildi. Ali Temel, Xûşka Zozan, Deşta Bismilê, Rozerîn, Bûka Kurda, Keçika Dersimê ve Şitla Azadî gibi önemli eserleri geleceğe miras olarak bıraktı.
Amed Cezaevi’nde iken tahta ve çorap lastiğinden yaptığı saz ile birçok bestesini ortaya çıkaran Ali Temel’i mücadele arkadaşı Ahmet Başboğa anlattı. 32 yıllık tutsaklığın ardından 11 Nisan 2025’te tahliye olan Ahmet Başboğa, Ali Temel ile birlikte 1991-1993 yılları arasında Kürdistan dağlarında mücadele etti. Ali Temel’i 1990’da cezaevinden çıktıktan sonra evlerine yaptıkları ziyaretle tanıdığını söyleyen Ahmet Başboğa, ikinci karşılaşmalarının bir yıl sonra Dêrika Çîyayê Mazî bölgesinde olduğunu kaydetti. Ahmet Başboğa, bu karşılaşmayı ise şu sözlerle anlattı:
“Onu askeri elbiselerle gördüğümde içimi ayrı bir heyecan kapladı. Artık aynı yolda, yan yana saatlerce birlikte olacaktık. Cezaevinden çıktığında onun okuduklarından ve bildiklerinden faydalanmak istiyordum. Ama şimdi farklıydı. Artık onunla birlikte mücadele edecektik. Onunla kalmak benim için büyük bir şanstı.”
‘Kendisine, yaratıcılık sembolü, verildi’
Ali Temel’in hem sanatçı hem de iyi bir savaşçı olduğunun altını çizen Ahmet Başboğa, “Çok güzel bir şekilde insanları güldürebilir, mutlu edebilirdi. Bir insanla yeni tanışsa bile sanki yıllardır onunla birlikte yaşamış, aynı sofrada yemek yemiş ve sohbet etmiş gibi bir hava oluştururdu. Konuşmalarında çok kibar ve inceydi. Kırıcı bir cümle kullanmamaya özen gösterirdi. Hatta onun bu duruşundan kaynaklı bir kongremizde kendisine ‘yaratıcılık sembolü’ verildi. Onunla yaşam güzeldi. Moralsizlik yoktu, sıkılmak yoktu ya da içinden çıkamayacağımız bir sorun yoktu. Onun yanında sürekli rahattık. Ali arkadaş gerçekten kitaplarda ve romanlarda anlatılacak bir insandır. Her şeyden önce gerçek bir Kürdologdu. Sazıyla bir sanatçı, konuşmalarıyla bir edebiyatçıydı. Kürt hissiyatı en üst mertebedeydi” ifadelerini kullandı.
‘Yaşama bakışı estetikti, dili estetikti’
Ali Temel’in Diyarbakır 5 No’lu Askeri Cezaevi’nde baskılara karşı 17 Mayıs 1982 tarihinde bedenini ateşe veren Ferhat Kurtay’ı örnek aldığını söyleyen Ahmet Başboğa, Ferhat Kurtay’ın romanını yazmak gibi bir hayali olduğunu aktardı. Ali Temel’in ruhunda büyük bir estetik olduğunu dile getiren Ahmet Başboğa, “Yaşama bakışı estetikti, dili estetikti. Kendini bütün kötülüklerden arındırmıştı. Yıkıcı değil, yapıcıydı. Ali arkadaş, Esat Oktay’ın işkencelerine karşı bile esprili bir dil kullanarak arkadaşlarına güç veren bir kişiliğe sahipti. Yaşamı güzelleştiriyordu. Bir işkencecinin karşısında bile sanatsal ruhuyla hayatı güzelleştiriyordu. Yaşadığı işkencelerden bahsettiğinde sürekli susuzluğu anlatırdı. Bir defasında o kadar susadığını, susuzluğunu gidermek için cezaevi duvarlarını yaladığını, ardından dilinin şiştiğini anlatmıştı. Sanata olan sevgisinden dolayı tahtadan yaptığı sazını bazen cezaevi tuvaletinde çaldığını söylerdi” diye belirtti.
‘Kendisini hiçbir zaman çaresiz görmezdi’
Ali Temel’in en ağır koşullarda dahi çevresindekilere moral verdiğini belirten Ahmet Başboğa, Kürdistan dağlarında yaşadıkları bazı anıları şu şekilde anlattı:
“Bazen grubumuz 50-60 kişiydi ve sadece iki ekmeğimiz vardı. Ama o öyle şakalar yapardı ki insan açlığını unuturdu. Bir ara ayakkabım yırtılmıştı ve tellerle bağlamıştım. Bununla ilgili bile espriler yaparak çektiğim acıyı unutturmuştu. Kendisini hiçbir zaman çaresiz görmezdi. Bazen çok yorulurduk, bir esprisiyle bize yeniden güç verirdi. Arkadaşlarına güç vermeyi çok iyi bilirdi. Savaşçılığa da bir sanatçı ve edebiyatçı gibi, başarı, ciddiyet ve disiplinle bakardı. Bunların hepsi onda vardı.”
‘Ali arkadaş elleriyle bana o çeşmeden su içirmişti’
Cezaevinden tahliye olduktan sonra mücadele ettikleri alanlarda hep Ali Temel’i aradığını dile getiren Ahmet Başboğa, “Dışarı çıktıktan sonra hangi ağaca baktıysam sanki biraz daha ilerlesem Ali arkadaşı görecekmişim gibi oluyordum. Sanki hala beni bir ağacın ya da kayanın altında bekliyormuş gibi koşarak gidiyordum. Ama gittiğimde onu bulamıyordum. Bir gün yaralıydım. Kolum parçalanmış ve alçıdaydı. Çok yorgunduk ve geceydi. Bir çeşmenin başında durmuştuk. Ali arkadaş elleriyle bana o çeşmeden su içirmişti. Yıllar sonra aynı çeşmeye gittiğimde suyu içemedim. O gece aklıma geldi. Birlikte yürüdüğümüz her yerde onu hatırladım, sanki onu yeniden görecekmişim gibi” ifadelerini kullandı.
Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan tarafından başlatılan Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ne de değinen Ahmet Başboğa, “Bu süreç gerçekten Ali arkadaş ve diğer arkadaşların sürecidir. Onların verdiği mücadele sayesinde bugünlere gelindi. Çünkü Ali arkadaşın demokratik yönü öndeydi. Bu nedenle bu süreç, onun gibi değerli arkadaşların sürecidir. Keşke şimdi aramızda olsaydı” dedi.
Haber: Haşim Abak / MA
Kaynak: Yeni Yaşam Gazetesi
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***





































